Etiket: Kararını

  • GAÜN Senatosu’ndan Yahudi Ulus Devleti Yasası Kararını Kınama Bildirisi

    Gaziantep Üniversitesi Senatosu İsrail Parlamentosunun Yahudi Ulus Devleti Yasası Kararını Kınadı.

    GAÜN senatosu yayımladığı bildiride, “İsrail Parlamentosunda kabul edilen Yahudi Ulus Devleti Yasası, evrensel hukuk ilkeleriyle ve Birleşmiş Milletlerin yasal ve ahlaki sistemiyle çatışmaktadır. Bu yasa ile İsrail vatandaşı Filistinlilerin hakları yok sayılmakta, Arapça resmi dil statüsünden çıkarılmakta, İsrail’in işgal altında tuttuğu Kudüs şehri başkent olarak ilan edilmekte, 1948’de yerlerinden çıkartılan Filistinlilere geri dönüş hakkı verilmezken dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Yahudilere geri dönüş hakkı verilmekte ve Birleşmiş Milletler kararlarıyla hukuk dışılığı tescil edilmiş yerleşimler teşvik edilmektedir. Öte yandan yasada kendi kaderini tayin hakkının sadece Yahudilere yönelik bir hak olarak tanımlanması ise yalnızca Filistinliler açısından değil uzlaşma ve çözüm kültürüne, bir arada yaşama inancına sahip Yahudi vatandaşlar için de kabul edilebilir nitelikte değildir. Bilim insanları olarak İsrail Parlamentosu tarafından kabul edilen, fiili olarak Filistin’de sürdürülen işgale ve hukuk dışı uygulamalara yasal zemin hazırlanmasını ve iki devletli çözüm vizyonunun ortadan kaldırılmasını amaçlayan söz konusu yasayı kınıyoruz. İsrail’i temel insan haklarına, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler ilkelerine yönelik Türkçe, Arapça, İbranice, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Çince dillerinde saygılı olmaya davet ediyoruz” açıklamasında bulundu.

  • MHP Düzce Milletvekili Yılmaz Seçim Kurulunun kararını değerlendirdi

    DÜZCE(İHA) – MHP Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz, 24 Haziran seçimleri ile ilgili yapılan itirazların sonuçlanması ile ilgili yaptığı açıklamada “İl Seçim Kurulu, AK Parti’nin itirazının reddedilmesine karar verdi” dedi.

    Düzce’de 24 Haziran tarihinde yapılan seçimle ilgili sonuçlara yapılan itirazlar Seçim Kurulu tarafından değerlendirildi ve ret kararı verildi. MHP’den Düzce milletvekili seçilen Ümit Yılmaz kararı değerlendirerek “Biliyorsunuz önce İlçe Seçim Kurullarına itiraz etti AK Parti, bu İlçe Seçim Kurullarına itirazlar sonucunda merkez ilçede, Gölyaka ilçesinde ve Yığılca ilçemizde sayımlar tekrardan yapıldı. Geçersiz oyla bahane edilerek itiraz edildi. 3 ilçede yapılan yeniden sayımlar sonucunda artı 3 daha milletvekilliği oyu kazanmış olduk. Bana sorarsanız başından bu yana itiraz sürecinde söyledim, itiraz bu şekilde olmaması gerekiyordu. Hangi parti olursa olsun, tabi ki seçime itiraz etmeye hakkı var. Ama itiraz ederken belli başlı sandıklara, yani eksik gördükleri sandıklara, hata gördükleri veya şüphelendikleri sandıklara itiraz etmeleri gerektiğini söyledik. Ama 3 seçim kurulundaki arkadaşlar bütün sayımı gözden geçirmek zorunda kaldılar. Diğer ilçelerdeki seçim kurulu arkadaşlarımız ise itirazı gerektirecek bir sebep olmadığını çünkü ellerinde bir tutanak olmadığı beyanla itirazları reddettiler. Bugün sonuçlanan il itirazı sonucunda da İl Seçim Kurulu, ilçelerin aldığı karar neticesinde kararını itirazı reddetmesi yönünde verdi” dedi.

    YSK’ya itiraz ile ilgili olarak ise Yılmaz “Ben AK Parti’nin kararını buradan öngöremem. Ama değerlendirmezlerse iyi olacağı düşüncesindeyim. Hem Cumhur İttifakı altında iyi olacağı kanaatindeyim, hem de Düzce için iyi olacağı kanaatindeyim. Çünkü bizde bu arkadaşlarımızla beraber çalışacağız. Bakanımızın yeni kurulacak kabinede görev alması için elimden gelen bir şey olursa can siperhane görev alacağım” diye konuştu.

    Yılmaz, açıklamasının ardından partilerin tebriklerini kabul etti.

  • Danıştay, balık çiftliğinin ÇED iptal kararını usulden bozdu

    Danıştay, balık çiftliklerinin her biri için ayrı dilekçelerle dava açılması gerektiğini belirterek, yerel mahkemenin kararını usul yönünden bozdu. ÇED davası yeniden görüşülüp karar verilecek.

    Ayvalık Sahilkent Mahallesi Engürü Sitesi önünde kurulan 2 adet balık çiftliği hakkında daha önce verilmiş olan “ÇED Gerekli Değildir” kararının iptali için Balıkesir İdare Mahkemesi nezdinde Ayvalık Tabiat Derneği adına 2016 yılında dava açıldı.

    Balıkesir İdare Mahkemesi, 2016/1138 Esas No’lu davada 22 Şubat 2017 tarihinde yaptığı bilirkişi incelemesi sonrası 12.05.2017 tarih ve K: 2017/ 6217 sayılı kararıyla Ayvalık sahilinde kurulmak istenen balık çiftlikleri için Balıkesir Valiliğinin verdiği “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararını hukuka aykırı bularak iptal etti.

    Balıkesir İdare Mahkemesi iptal gerekçesinde, “Farklı kişiler tarafından hazırlanan 500 ton/yıl kapasiteli dava konusu kültür balıkçılığı projeleri hakkında, davalı idarece her bir proje için ayrı ayrı değerlendirme yapmak suretiyle ‘Çevre Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir’ belgesi tanzim edilmiş ise de; aynı amaçla yapılması planlanan dava konusu tesislerin birbirine olan mesafesinin 893,48 metre olduğu hususunun bilirkişi raporu ile tespit edilmesi karşısında, söz konusu mesafenin yakınlığı ve bu projelerin işletilmeye başlamasıyla birlikte bölgede ekosistemin çeşitli çevresel etkilere maruz kalacağı da dikkate alındığında aynı bölgede faaliyette bulunduğu anlaşılan bu tesislerin çevresel etkileri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; yılda bin ton kapasiteye ulaştığı görülen söz konusu projelerin, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğine ekli EK-I Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesi kapsamında ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu’ hazırlanarak işlem yapılması gerektiğini” belirtti.

    Danıştay’ın aldığı kararla ilgili açıklama yapan Ayvalık Tabiat Platformu Yürütme Kurulu ise, “İki farklı işletme olarak görülse de başvuru tarihleri ile ‘ÇED gerekli değildir’ kararları aynı tarihli olan balık çiftliklerinin ne kadar ilginçtir ki üretim havuzlarının kuruluşu da aynı gün aynı gemi ile malzemeleri boşaltılarak gerçekleşti. Bu nedenle dava dilekçemizde; iki çiftliğin sahibinin aslında aynı kişi olduğu ve ÇED sürecinden muaf olmak amacıyla tonaja ilişkin iki çiftlik kurulduğu da kaygılandığımız noktalardandır. Bu nedenle iki çiftliğin birbirlerine yakınlığı ve toplam tonajın bölgeye etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir. ÇED gerekli değildir kararı bu nedenle de iptal edilmelidir’ demiştik. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dosya temyiz edildi. Danıştay 14. Daire Başkanlığı 21.11.2017 tarih ve K: 2017/ 6217 sayılı kararı ile Balıkesir İdare Mahkemesince verilen iptal kararını usul yönünden bozdu. Kararın gerekçesinde, Balıkesir Valiliğince 14.12.2012 tarihinde art arda verilen 12956 ve 12957 sayılı ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararlarının her biri için ayrı dilekçelerle dava açılması gerektiği ifade edildi” açıklamasında bulundu.

  • ABD Başkanı Trump, beklenen çelik ve alüminyum kararını açıkladı

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, çelik ve alüminyum ithalatına kota kararını uygulamaya koydu. Buna göre ABD’ye girecek Çelik yüzde 25, alüminyum ise yüzde 10 oranında vergilendirilecek. Bu karara uymayanlara ağır cezai yaptırımlar uygulanacak.

    1962’deki Ticaret Genişleme Yasası’nda 232’nci maddesine dayanarak ithalatı değiştirmeye yetkisini kullanan ABD Başkanı Donald Trump, ülkeye giren çelik ve alüminyum konusunda korumacı politikasını uygulamaya koydu. Söz konusu maddeye göre eğer bir “ulusal güvenlik tehdidi” bulunuyorsa, başkanın tek taraflı olarak ticaret politikasını Kongre eylemi olmadan değiştirmesine izin verdiği açıklandı.

    Beyaz Saray’ın Roosevelt Odası’nda çelik ve alüminyum işçilerinin yanında konuşan Başkan Trump, çelik ve alüminyum işçilerinin çağrısına yanıt vererek “Bugün Amerika’nın ulusal güvenliğini yabancı çelik ithalatına vergi getirerek savundum. Çelik çeliktir. Çelik yoksa bir ülken yoktur. ABD’nin metal endüstrisi haksız ticaret politikaları yüzünden perişan olmuştur” dedi.

    ABD ticaret açığının yılda 500 milyar dolar olduğunu belirten Trump, ülkesinin yurtdışı pazarlarında sattığı ürünlerine uygulanan vergilerin araştırılarak aynı oranda ABD’de uygulanacağı söyledi. Trump, “Biz sadece adalet istiyoruz, her şeyin karşılıklı olmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

    Kanada ve Meksika çelik ve alüminyum ithalatı kararından muaf tutulacak. Trump, Avustralya’yı, cezalardan bir çeşit muafiyet görebilecek müttefik ülkeler listesine ekledi. Meksika ve Kanada muafiyetlerinin Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşmasına (NAFTA) dayanılarak alındığı belirtildi. NAFTA yeniden müzakere edilmesi gerektiğini savunan Trump, “NAFTA’yı ya sonlandıracağız ya da yeniden yazacağız. Sanırım bir anlaşma yapacağız’ ifadelerine yer verdi.

    Diğer yandan, Ulusal Ekonomik Konsey Direktörü Gary Cohn, Başkan Trump’ın Salı günü ticaret cezalarını yürürlüğe koymayı planlamasından sonra istifa etmişti.

  • İbrahim Kalın, BM kararını sıcağı sıcağına Batuhan Yaşar’a değerlendirdi

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, “Kimse durup dururken Amerikan karşıtlığı yapmıyor. Trump yönetimi ’Biz büyükelçiliğimizi de taşıyacağız’ diyebilir, ama ABD’yi hangi ülke takip edecek, hangi ülke büyükelçiliğini Tel-Aviv’den Kudüs’e taşıyacak? Şuana kadar gördüğümüz kadarıyla bunu hiçbir ülke yapmayacak” dedi.

    TGRT Haber televizyonunda “Gündem Özel” programında İhlas Medya Grup Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, aynı zamanda New York’ta BM Genel Kurulunda Kudüs’ün mevcut statüsünün korunmasıyla ilgili tasarı teklifi oylaması gerçekleşirken, konuya ilişkin değerlendirmelerini aktardı.

    “3’te 2 çoğunluk bekliyoruz”

    Yaşar’ın Amerikan yönetiminin tehdidinin de altını çizmesine ilişkin değerlendirme yapan Kalın, “Biz 3’te 2 çoğunluğun sağlanacağını bekliyoruz. Çünkü Güvenlik Konseyine sunulan karar 15 ülkenin oylamasında, 14’e 1 çıkmış ve sadece Amerika’nın vetosuyla reddedilmişti. 14 ülke Kudüs konusunda mutabakat halinde hareket etti. Bu önemli bir kazanım, bunun bir yansıması olarak da, 3’te 2 çoğunluğun yani 129 ülkenin ’evet’ vermesi bekleniliyor. Tahminler yüzde 70 civarındaydı ama Amerika’nın presi neticesinde fireler muhtemelen olacaktır. Bazı ülkeler katılmayacağını, çekimser oy kullanacağını açıkladı” şeklinde konuştu.

    “ABD kararından vazgeçmezse gayrihukuki bir işlem yapmış olur”

    Bu tartışmanın Kudüs meselesinin ne kadar hassas olduğunu ve küresel bir nitelik kazandığını göstermesi bakımından önemli olduğunu aktaran Kalın, netice ne olursa olsun bu konunun takipçisi olunacağını kaydetti. “Evet” kararına rağmen Amerika’nın kendi kararından vazgeçmeyebileceğini de ifade eden Kalın, “Bu durumda BM kararlarıyla tescil edilmiş gayrihukuki bir işlem yapmış olur. Aslında şuanda da daha önceki Amerikan yönetimlerinin altına imza attığı bir kararı ihlal ediyor. Buradaki asıl mesele bizim neden tepki gösterdiğimizdir. Kudüs’ün tarihi ve dini gerçekleri göz önünde bulunduğunda hangi ülke tarafından olursa olsun tek taraflı olarak İsrail’in başkenti olarak ilan edilmesi, gayri hukuki ve tarihi gerçeklerle bağdaşmayan bir karar. Ayrıca bu durum iki devletin çözüm sürecini zora sokan ve Orta Doğu’daki barış sürecini de etkisiz hale getiren bir karar. Trump yönetiminin ’Biz yeni bir Orta Doğu barış süreci planı üzerinde çalışıyoruz’ şeklinde bir kararı varsa bu zaten ölü doğmuş bir plan demektir. Çünkü Filistin meselesindeki temel problem, barış için uygun bir zemin bulunup bulunmadığı değil, İsrail’in işgalidir. İsrail’in kurulduğu tarihten bugüne yaptığı onlarca eylemler, Gazze’ye saldırılar, işgal politikaları ve yerleşim politikaları neticesinde ortaya çıkan bir tablo var. Bu tablo ne Filistinlilerin iradesiyle, ne de uluslararası toplumun onayıyla ortaya çıkan bir tablo. İsrail’in özellikle ABD ile kuruduğu ittifak ve AB ülkelerinden aldığı destek neticesinde ortaya çıkmış bir tablodur bu. Cumhurbaşkanımız çeşitli vesilelerle bir harita paylaştı. 1947’den 67’ye ve bugüne dair olan o harita, Filistin’in asli topraklarının nasıl eridiğini gösteren bir ibret tablosudur aslında. Dolayısıyla işgal politikaları devam ettiği müddetçe, ne Kudüs, ne Filistin toprakları ne de Orta Doğu’da barış, istikrar ve huzurun gelmesi mümkün değil. İsrail’in yapması gerek işgal politikalarına son vermektir” diye konuştu.

    “ABD’nin kararındaki ‘hayır’ Filistin’in hatırlanması oldu”

    2010-2011’den beri terör olaylarından dolayı Kudüs meselesinin unutulmuş olduğuna dikkat çeken Kalın, “Belki Trump yönetiminin bu kararının en hayırlı neticelerinden birisi Filistin’in hatırlanmasına sebep olması. Türkiye aldığı inisiyatifle çok önemli bir öngörüde bulundu. Cumhurbaşkanımız hemen gerekli süreçlerin başlatılması talimatlarını verdi” dedi.

    Yaşar’ın Türkiye’nin İİT’de aldığı kararla bir yol haritası çizdiğini ve şuanda bu yol haritasının gereklerini yerine getirdiğini ifade etmesi üzerine Kalın, “Biz bu kararın yanlış olduğunu ifade ettik ama onlar yollarına devam ettiler. BM Genel Kurulundaki oylama önemli, eğer karar çıkarsa tarihi bir karar olacak ve tarihi bir ana şahitlik etmiş olacağız. Bu durum bizim açımızdan Yahudilik, İslam meselesi değildir, Kudüs meselesi işgal meselesidir” cevabını verdi.

    Konuyla ilgili gayri insanileştirme süreçleri işletildiğini belirten Kalın, Kudüs hadisesinde Amerika’nın tek başına kaldığını, bu nedenle de çok açık bir şekilde, diplomasi tarihinde görülmemiş bir nobranlıkla tehdit etmeye başladığını söyledi. Amerika yönetiminin “Biz bunları tek tek not alacağız, sizi cezalandıracağız” ifadelerinin BM’de işleri bu noktaya getirdiğinin altını çizen Kalın, “Kimse durup dururken Amerikan karşıtlığı yapmıyor. Trump yönetimi ’Biz büyükelçiliğimizi de taşıyacağız’ diyebilir, ama ABD’yi hangi ülke takip edecek, hangi ülke büyükelçiliğini Tel-Aviv’den Kudüs’e taşıyacak? Şuana kadar gördüğümüz kadarıyla bunu hiçbir ülke yapmayacak” dedi.

    ”Suudi Arabistan ve Mısır’ın tavrı net”

    İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi’ne Mısır’ın Dışişleri Bakanı düzeyinde, Suudi Arabistan’ın bakan düzeyinde, BEA’nin de bakan yardımcısı düzeyinde katıldığını kaydeden İbrahim Kalın, “Katılım vardı, 57 ülkenin tamamı orada bir heyet başkanı ile temsil edildi. 33 hükümet ve devlet başkanı düzeyinde, birkaç tane başbakan yardımcısı, 17-18 tane bakan vardı. Katılım hem yüksekti hem de temsil düzeyi yüksekti” diye konuştu.

    Mısır’ın Kudüs konusundaki tavrının net ve olumlu olduğunu belirten Kalın, “Tasarıyı veren de Mısır. BM Genel Kurulunda biz Ürdün, Mısır, Filistin ve birkaç ülke daha Genel kurul başkanına gidip Mısır’ın o konudaki tavrı iyi” şeklinde konuştu.

    Suudi Arabistan ve BEA’ye ilişkin soruya cevap veren Kalın, “Çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. Başkan Trump bu kararından bir ya da iki gün önce Kral Selman Bin Abdülaziz’i arayıp ‘Ben bu açıklamayı yapacağım’ dediğinde divandan yapılan bir açıklama vardı, orada Kral Selman Başkan Trump’a bu kararın yanlış olacağını, yok hükmünde ve geçerliliğinin olmayacağını söylediği belirtiliyordu. Bu çok net bir tutum. Bunu Mahmud Abbas da İİT zirvesinde teyit etti: ‘Ben buraya gelmeden Kral ile görüştüm, Kral bana iki devlet çözüm dışında bir başka çözüm kabul etmiyoruz, Kudüs’ün tek taraflı olarak İsrail başkenti olarak kabul edilmesini biz asla kabul etmiyoruz.’ Suudi Arabistan’ın resmi tutumu bu. Daha görünür bir tutum sergileyebilirler miydi, bu onların kararı. Belki onlar bunu yeterli görüyor ama benim gördüğüm pozisyon itibariyle burada bir sapma yok. Bir takım spekülasyonlar dolanıyor, ‘Gizli anlaşma yaptılar, onun için sessiz kalıyorlar’ gibi. Bir tarafta yaptıkları resmi açıklamalar var. Bizim de Suudlu mevkidaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde tavırlarının net olduğunu ifade ettiler, aksi bir şey de görmedik” ifadelerini kullandı.

    “İsrail devletinin yanlış politikalarını eleştirmek antisemitizm değildir”

    BM’den çıkacak kararın belki bazı süreçlerin hızlanmasına vesile olacağını söyleyen Kalın, “İki devletli çözüm, Filistin’deki işgal politikalarının sona erdirilmesi, Filistin uzlaşı sürecinin tamamına erdirilmesi ve diğer adımların atılması konusunda yeni bir ivme, süreç başlatılabilir” dedi.

    “Filistinliler uzun bir aradan sonra uzlaşı süreci işlettiler ve Filistin mutabakatını sağladılar. Hamas ile Fetih arasında, Gazze ile Batı Şeria arasında bir mutabakat sağlandı, şuanda geçici bir hükümet var, seçimlere dönük hazırlıklar yapıyorlar. Bu son derece önemli. Hem Filistinlilerin ulusal birliği açısından hem de yarın masaya oturacak heyetin milletten tam bir yetki alması anlamında son derece önemli. Bir diğer önemli konu, özellikle Batı ve İsrail basınında unutturulmak istenilen şey, O da Hamas’ın bu siyasi sürece meşru bir aktör olarak katılması. Geçtiğimiz yaz ayında Hamas yeni bir deklarasyon yaptı, 67 sınırları çerçevesinde bir Filistin devletinin kurulması için bu süreçte yer alacağını ifade etti. Bu Hamas’ın tarihi açısından da son derece önemli. Önemli bir ayrım daha yaptılar, ‘Bizim Yahudi insanlarla bir sorunumuz yok, bizim sorunumuz İsrail devletinin işgal politikalarıyladır.’ Orada bir semantik oyun var hep oynanan. ‘İsrail’i eleştirmek antisemitizmdir’ diye. İsrail devletinin yanlış politikalarını eleştirmek antisemitizm değildir. Birisi çıkıp insanı sırf Yahudi olduğu için eleştiriyorsa, saldırıyorsa, yaralıyorsa, öldürüyorsa, Razilerin yaptığı gibi, o antisemitizmdir. Antisemitizm bir Avrupalı ideolojidir. Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Bizim tarihimizde antisemitizm yoktur. Antisemitik olan kişiler, gruplar, tutumlar olmuş olabilir, bunlar yanlıştır, reddedilmelidir. Bir insana sırf Yahudi olduğu için suçlamak, kötü gözle bakmak, dünyanın bütün kötülüklerini ona yıkmak reddedilmeli. Biz Yahudilerle yüzlerce yıl barış içinde yaşadık. 1492’de İspanyol orduları gelip, Yahudileri ve Müslümanları İspanya’dan, Endülüs’ten kovdukları zaman o Yahudilere de kucak açan yine biz olduk. 1492’de yeni bir Yahudi diasporası başladı, bunların bir kısmı Cezayir’e, Tunus’a geldi, bir kısmı İstanbul’a geldi. Yani Osmanlı topraklarına geldi. Yüzlerce yıl Osmanlı idaresinde barış içinde yaşadılar. Kudüs’te aynı şekilde 1187’de Selahattin Eyyübi Kudüs’ü aldığı zaman ilk yaptığı şeylerden bir tanesi Kıbrıs’ta sürgünde olan hahambaşını tekrar Kudüs’e geri getirmek olmuştur” açıklamasında bulundu.

    “Trump yönetiminin izlediği politika değişmedi, Obama döneminden devraldıkları politikayı daha da güçlendirerek devam ettiler”

    ABD’nin Türk vatandaşlarına vize konusunu 2019 yılına ertelemesini değerlendiren Kalın, “Yaptığımız görüşmelerin neticesini yansıtan bir karar değil bu. Bunun çok daha erkene alınması gerekirdi. Bu konuda epey görüşmeler oldu. Görüşmelerimiz devam edecek. Biz ABD ile ilişkiler gerilsin, sürekli bir gerilim olsun arayışı içinde asla değiliz. Başkan Trump göreve geldiğinde de ilk temaslar, Cumhurbaşkanımızın görüşmeleri, telefon ve yüz yüze görüşmeler, hem NATO’da iki önemli müttefik olan Türkiye ve ABD’nin ilişkilerini karşılıklı çıkar ve saygı esasında yürütmesi üzerine kurmayı arzu ettik. Fakat, PYD ve YPG noktasında Trump yönetiminin izlediği politika değişmedi, Obama döneminden devraldıkları politikayı daha da güçlendirerek devam ettiler. Bizim ulusal güvenliğimize açık tehdit olan PKK’nın Suriye kolunu desteklemeye devam ettiler. Bu konuda anlaşmamız mümkün değil. Biz bunu ifade ettik. İkinci olarak FETÖ konusunda bir adım atmadı Trump yönetimi. Biliniyor, FETÖ’nün elebaşından onlarca militanına kadar hepsi Amerika’da ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Türkiye aleyhine her türlü propaganda faaliyetini yürütüyorlar. Amerikan sistemini maniple ediyorlar. Bu konuda da çağrıda bulunduk, delilleri önlerine koyduk, hakkında tutuklama kararı olan kişilerin iaresini istedik ama maalesef bu konuda da herhangi bir adım atılmadı. New York’da da dava meselesi devam ediyor. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda demek ki Amerikan sistemi içinde tıkanan bazı şeyler var. Bir tarafta Amerikan Başkanı bize ‘ilişkileri düzelteceğiz, daha iyi noktaya getireceğiz’ diyor, ama öbür tarafta sistem başka türlü işliyor. Bunun somut örneklerinden bir tanesi sayın cumhurbaşkanımızın 24 Kasım’da Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde gördük. O görüşmede Sayın Trump ‘YPG’ye bundan sonra silah verilmeyecek’ açık ve net bir şekilde bunu söyledi, hepimiz duyduk, telefonun başındaydık. Cumhurbaşkanımız da ‘müttefikliğimize yakışan da budur, bunun takibini yapacağız’ dedi. ‘Hiç endişen olmasın, ben generallerime talimat veriyorum, bunu durduruyoruz’ dedi. İki gün sonra Pentagon açıklama yaptı, ‘Hayır, YPG’ye silah yardımımız devam edecek.’ Başkan başka bir şey söylüyor, sistem başka türlü işliyor” dedi.

    YPG’nin Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit teşkil etmesi durumunda Türkiye’nin gereğini yapacağını belirten Kalın, “Bizim sınır güvenliğimize ve ulusal güvenliğimize tehdit teşkil olduğu noktada YPG Suriye topraklarında veya başka yerde bizim için meşru hedeftir. Afrin’de olur, Mümbiç’te olur, başka yerde olur. Daha önce de vurduk. Biz izin almayız, gereğini yaparız. FETÖ konusunda bizim tavrımız bellidir. Bunlar bu ülkeye ihanet etmiş. 250 insanımızı şehit etmiş, 2 bin 193 insanımızı gazi etmiş bir ihanet şebekesidir. Bunlara karşı dünyanın her yerinde mücadelemizi ne pahasına olursa olsun devam ettireceğiz. Burada Amerikalılar böyle düşünüyor diye bizim geri adım atmamız sök konusu değil. Bir de bunlara Kudüs meselesi eklendi. Bütün bölgeyi ilgilendiren bir konu” diye konuştu.

    “Amerikan yönetiminin de atması gereken adımlar var”

    Batuhan Yaşar’ın vize konusuna Türkiye’nin bir karşı adım ile ABD’ye cevap verip vermeyeceğini sorması üzerine Kalın, “Bunun müzakereleri devam eder. Arkadaşlarımız teknik olarak bakıyorlar. Biz ne Türk vatandaşlarının ne Amerikan vatandaşlarının zarar görmesini istemeyiz. Bu ilişkileri düzeltme noktasında bir takım adımlar atılacaksa Amerikan yönetiminin de atması gereken adımlar var. Burada biz iyi niyetimizi hala muhafaza ediyoruz ama bizim ulusal güvenliğimizi tehlikeye sokan bir hususu, gelişme söz konusu olduğunda orada tavrımızı net bir şekilde koyarız, daha önce koyduğumuz gibi. Biz şimdi Rusya ve İran ile bir Astana sürecini yönetiyoruz. Amerika yok o sürecin içinde. Biz en başta dedik ki, Cenevre süreci üzerinden bunu yürütelim. Belli bir bütünlük ve tutarlılık içinde yürütelim ve siyasi geçiş süreci ile ilgili neticeyi, ateşkesi ve diğer konuları burada çözelim. Cenevre süreci netice üretemedi, hayatiyetini yitirdi. BM’nin temsilcisi de açıkça söyledi, ‘Ben bir şey yapamıyorum’ dedi. Buna paralel olarak yürüyen bir Astana süreci var, netice üretmeye başladı. En azından ateşkes sağlandı. Biz Rusya ve İran ile Suriye konusunda her noktada anlaşıyor muyuz, hayır. Eset konusunda görüş ayrılığımız var” şeklinde konuştu.

    “Suriye’nin geleceğinde Esed gibi bir liderin bir rolü, pozisyonu olamaz”

    Bazı basın organlarında Türkiye ile Esed’in tekrar yakınlaştığı iddialarını da değerlendiren Kalın, “Hayır. Esed rejimi ile ilgili tavrımız son derece net Suriye’nin geleceğinde Esed gibi bir liderin bir rolü, pozisyonu olamaz. Çünkü Esed Suriye halkını birleştirecek meşruiyetini yitirmiştir. Kendi halkının kanına girmiş. 6-7 yıldır bu kadar insanın ölümüne sebep olmuş. Kimyasal silahlar, varil bombaları kullanmış birisinin Suriye’nin geleceğini inşa etmesi mümkün değil. Biz bunun için uğraşacağız. Siyasi geçiş sürecini bütün Suriye halkının katılımıyla, çoğulcu bir şekilde hayata geçirme noktasında çabamızı biz devam ettireceğiz. Amerika ile ilişkiler noktasında bunu konuşuyoruz. Bizim Amerikan yönetimine de söylediğimiz, gelin siz de burada bir katkı sağlayın, ama orada da Amerikan yönetiminde birçok tutarsızlığın olduğunu görüyoruz. Bir dönem ‘Bizim önceliğimiz Esed rejimi değil, DEAŞ.’ Diyorlar ki, ‘Esed kalabilir, yok kalmamalı’ gibi böyle yönetim içende de tutarsızlığın, farklı görüşlerin sürekli süreçleri zora soktuğunu da görüyoruz. Kudüs meselesi Amerikan yönetimini epey bir zora soktu, şimdi o yüzden böyle bir şantaj diliyle pres uyguluyorlar. Demek ki kendilerini hakikaten büyük bir köşeye sıkıştırdılar, o yüzden ‘Bu baskı yoluyla ülkeleri ikna edebilir miyiz’ diye son hamle olarak bu yola başvurdular ama bazı ülkeler de diyorlar ki ‘Böyle bir tehdit ve şantaj ile bize gelirseniz biz daha da kararlı bir şekilde gidip evet oyu kullanırız’ diyorlar” açıklamasında bulundu.

    “Milli menfaatler söz konusu olduğu zaman iktidar ve muhalefet partileri ortak, milli, yerli bir duruş sergileyebilmeli”

    İç politikaya ilişkin de konuşan Kalın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun üslup ve tavrını değerlendirdi. Kalın, “Reel siyaset üretemeyenler bu tür fiktif konular üzerinden suyu bulandırmaya çalışıyorlar. Cumhurbaşkanımız da ifade etti, bu belgelerin bir gerçekliğinin olmadığı zaten uzmanlar da baktılar. Türk siyasetinin özellikle şu kritik dönemde, içeride dışarıda bu kadar hassas ve tarihi gelişmeler yaşanırken bu tür meseleler üzerinden rehin alınmaya çalışılması Türk siyaseti açısından da ana muhalefet açısından da aslında çok nahoş bir tabloyu işaret ediyor. Ana muhalefet Kudüs konusunda güzel bir tavır sergiledi, Meclis Kudüs meselesinde tam bir birlik içinde hareket etti. BEA’ye tepki gösterdiler. Özlediğimiz tablo bu. Milli menfaatler söz konusu olduğu zaman iktidar ve muhalefet partileri ortak, milli, yerli bir duruş sergileyebilmeli. Siyasetin doğası gereği görüş ayrılığı alabilir. Burada iki şey var, birincisi, hakikaten yaptığınız muhalefetin makul gerekçelere dayanması gerekir. İkincisi, bunun bir üslubunun olması gerek. Belli nezaket kuralları içinde yapılması gerekir. Aman zaman bu kuralların ihlal edildiğini görüyoruz. Daha fazla bağırarak, daha kerih cümleler kullanarak daha etkili olacağınızı düşünüyorsanız zaten bence usul, erkan noktasında bir eksiklik vardır” dedi.

    MHP Lideri Bahçeli’nin cumhur ittifakı önerisini değerlendiren Kalın, “AK Parti Genel merkezindeki arkadaşlarla MHP’deki mevkidaşları ile bu konuyu görüşüyorlar. Daha seçimlere var, nasıl bir şekil alacak, benim bildiğim somutlaşmış, adı konulmuş bir formülden ziyade bir genel konsensüsten bahsediliyor, bunun şekli şemali nasıl olacak onu genel merkezler kendi aralarında konuşarak bir noktaya getirirler. Türkiye dünyaya açık bir toplum, dışarıda yaşananların içeride siyasetin konusu olması gayet normal Türkiye’deki siyasi gündemin dışarıya yansıma gayet normal. Biz dünyaya kapalı bir toplum değiliz. Bu doğru kullanılırsa Türk siyasetini de canlı tutan bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ekonomik meselelerimiz, göç meselesi, şehirleşme, eğitim, sağlık gibi konularda aksayan bir şey varsa muhalefet bunları ortaya koyar, doğru yapılan şeyler varsa da bunları taktir eder. Sadece siyasi polemik üretmek için, iktidara, Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, bakanlarımıza saldırmak için bir takım eksik bilgilerle saldıralar yapılıyorsa zaten kamuoyunda bunun bir karşılığının olmadığını da görüyoruz. Adalar konusu yeni bir konu mu, AK Parti döneminin konusu mu? Bu bugünün konusu değil ki, bunun altında şuan ki AK Parti yönetiminin imzası yok ki” diye konuştu.