Etiket: Kararına

  • Çelik ihracatçıları ABD kararına tepkili

    ABD Ticaret Bakanlığı, yerli üreticilerin şikayetleri üzerine Türk inşaat çeliğine karşı başlattığı telafi edici vergi ve anti-damping soruşturmalarının ön kararlarını açıkladı. Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Namık Ekinci kararları haksız, yanlı ve politik bulduklarını belirtti.

    ABD Ticaret Bakanlığı, yerli üreticilerin şikayetleri üzerine Türk inşaat çeliğine karşı başlattığı telafi edici vergi ve anti-damping soruşturmalarının ön kararlarını açıkladı. Telafi edici vergi soruşturmasının ön kararına göre davaya taraf olan Türk firması için yüzde 3,47 oranında geçici marj hesaplandı. Anti-damping soruşturmasının ön sonucunda ise davaya taraf olan Türk firmalarına farklı oranlarda vergi hesaplandığını belirten Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Namık Ekinci, kararları haksız, yanlı ve politik bulduklarını söyledi. Ekinci, ABD Ticaret Bakanlığı’nda yapılacak savunmadan adil bir sonuç alınamaz ise bu kararlara Uluslararası Ticaret Mahkemesi ile Dünya Ticaret Örgütü nezdinde şiddetle itiraz ederek haklarını sonuna kadar arayacaklarını açıkladı.

    Telafi edici vergi soruşturmasının ön sonucunu değerlendirenÇelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu BaşkanıNamık Ekinci, “Telafi edici vergi soruşturması nihai kararının Mayıs ayı, anti-damping soruşturmasının ise Haziran ayı içerisinde açıklanması bekleniyor. ABD Ticaret Bakanlığı, ön kararda hesaplanan marjın gerekçesi olarak soruşturmaya taraf olan firmamızın dünya piyasa fiyatlarının altında bir fiyattan doğalgaz aldığını ve Türkiye doğalgaz piyasasının serbest piyasa şartlarını taşımadığını iddia ediyor. Ancak kıyaslamanın yapıldığı fiyatlar aşırı basitleştirilmiş bir yöntem ile hesaplanmıştır. Ayrıca ABD Ticaret Bakanlığı, yerli inşaat çeliği üreticilerinin yoğun baskılarından dolayı soruşturmayı çok kısa bir süre zarfında yürütmek ve ön sonuçları açıklamak durumunda kalmıştır. Bu sebeple, Bakanlığın açıklanan marjlar konusunda sağlıksız bir hesaplama yapmış olması kuvvetle muhtemeldir. Bunun en önemli kanıtı Bakanlığın doğalgaz kıyaslamaları konusunda soruşturma taraflarından ek bilgi talep etmiş olmasıdır. Firmamızın teşvik almadan ve piyasa fiyatlarından doğalgaz aldığını kanıtlayacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda sektörümüzün itibarını savunmaya firmamızla birlikte devam edeceğiz. Söz konusu firmamız 2013 yılında açılan telafi edici vergi soruşturması nihai kararında sıfır marjla çıkmıştı. Bu soruşturmanın nihai kararında da hesaplanan verginin sıfırlanacağına eminiz” dedi.

    “ABD’nin anti-damping ön kararı haksız, yanlı ve politik”

    Namık Ekinci, anti-damping ön kararı hakkındaki değerlendirmesinde ise şunları söyledi: “Anti-damping kararına ilişkin bilgi notunu incelediğimizde Türk üreticiler tarafından hesaplamada baz alınması talep edilen kriterlerin gerekçesiz ya da sudan gerekçelerle ABD Ticaret Bakanlığı tarafından reddedildiğini ve şikayetçi firmaların taleplerinin kabul edildiğini gördük. Bununla birlikte Bakanlığın son zamanlarda standart olarak hesaplamalarında hammadde fiyatlarındaki değişiklikleri göz ardı eden Cohen’s D test kullanması sebebi ile eksi damping çıkan birçok satışımız hesaplama dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla ciddi oranda marjlar ortaya çıkmıştır. Daha önceki birçok soruşturmada kanıtlandığı üzere Türk firmaları damping yapmamaktadır ve ABD’li üreticiler ihracatımızdan zarar görmemektedir. Son zamanlarda yerli sanayiyi korumak bahanesiyle yerli üreticilerin var olan yüksek kârlarını daha da artırmak adına hesaplamalarda ve soruşturma süreçlerinde marj çıkarmak amaçlı değişiklikler yapılmaktadır. Bu ara karar da maalesef böyle bir çalışmanın ürünüdür. Soruşturma süreçlerinin aşırı politize olması sonucu ne yazık ki bu haksız uygulamaları çok sık yaşıyoruz. ABD Ticaret Bakanlığı’nda yapılacak savunmadan adil bir sonuç alınamaz ise bu kararlara Uluslararası Ticaret Mahkemesi ve Dünya Ticaret Örgütü nezdinde şiddetle itiraz ederek hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Bu haksız, yanlı ve politik kararların değiştirilmesini sağlayacağız”.

  • Almanya ve Hollanda’nın skandal kararına Yalçın Topçu’dan tepki

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, 16 Nisan’da yapılacak olan referandum için etkinlikler düzenleyecek olan Bakanlara izin vermeyen Almanya ve Hollanda’yı eleştirerek, “PKK’lılara meydanlarda miting yaptırılıyor. Almanya’sı, Hollanda’sı, Belçika’sı hep birlikte, hep beraber ‘evet’e karşı ‘hayır’ın yanında saf tuttular. Şimdi Allah’ın izniyle 16 Nisan’da sandıktan öyle bir evet tokadı yiyecekler ki diğerinden beter olacak. Yüzde 60’a varan bir oy ile sesi Kandil’den ve Pensilvanya’dan duyulacak” dedi.

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu, BBP eski Genel Başkan Yardımcısı Hasan Hüseyin Bozok ve arkadaşlarının “Referandum İçin Evet” çalışmalarını yürütmek için açtıkları seçim bürosunun açılışına katıldı. Yenimahalle ilçesine bağlı Ragıp Tüzün Caddesindeki seçim bürosunun açılışına Topçu’nun yanı sıra Hasan Hüseyin Bozok, AK Parti Yenimahalle İlçe Başkanı Süleyman Alper İnceöz ve çok sayıda vatandaş katıldı. Burada halka hitap eden Topçu, evet mührünü vururken bir partinin hayrına veya faydasına değil, milletin ve ümmetin hayrına ve faydasına vurulacağını belirtti. Topçu, hayır propagandası yürütenlerin, 16 Nisan’daki referandumda evet çıktığı taktirde diktatörlüğe evet denildiğini savunduğunu belirterek, bu ifadenin tek izahının siyasi akıl tutulması olduğunu vurguladı.

    Topçu, 7 Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti’nin tek başına iktidara gelemediğini, hükümet kurulamadığı için de kendisinin bağımsız bakan yapıldığını hatırlatarak, “Hadi ben neyse başka kimi yaptı? 40 küsur yıldır elin adamına eşkıyalık yapan, bu memlekette Kürt’ün, Türkmen’in, Arap’ın, Arnavut’un, Alevi’nin evine ateş düşüren, elin eşkıyası Apo’nun itlerinin sözcüleri de hükümete girdi. Bu terör örgütünün sözcülerinin Bakanlar Kurulu’na oturmasının mümkünatı var mıydı? Kimin sayesinde oturdu bunlar? 16 Nisan’da inşallah ‘evet’ oylarınızla yerle bir edeceğiniz bu sistemin sayesinde. İşte siz bunu yok edeceksiniz. 16 Nisan’da yapacağınız bu” diye konuştu.

    “Bu mesele asla ve asla Erdoğan’ın meselesi değildir”

    “Bu evet, hayır ile ilgili birileri çıkmış ‘hayır diyenleri vatan haini ilan ediyorlar’ diyor. Hayır, öyle bir şey yok” diyen Topçu, şunları kaydetti:

    “Evet diyenler cennetlik değil, hayır diyenler de cehennemlik değil. Ama bir şey var bir şey. Onu söylemeden de geçemeyeceğiz. Hayır diyen vatandaşlarımıza ‘bak yanındaki arkadaşlarını iyi tanı’ diye bir şeyler söylenmek isteniyor. Yanına, yörene iyi bak. Kiminle yola gidiyorsun iyi bak. Sağında Kandil, solunda FETÖ var. Biz bunu söylemek istiyoruz. Yoksa neticede bu demokratik hak. Kimse onlara ‘cehennemliksiniz, vatan hainisiniz’ demiyor. O kadar Tayyip Erdoğan düşmanlığına kitlenmişsiniz ki, yanınızda kim var farkında değilsiniz, kiminle yolunuza çıktığınıza bakın diyoruz. Buradan bütün milletimize sesleniyoruz. Bu mesele asla ve asla Erdoğan’ın meselesi değildir. Bu mesele şimdi hepimizin, gelecekte de her doğanımızın meselesidir. Millet sandığa gittiği zaman kendi iktidarını doğrudan belirleyecek. 5 yıl sonrada bu millet isterse yine sandıkta alaşağı edecek. İktidarda çift başlılığı ortadan kaldıracak. Şuanda eğer işler doğru gidiyorsa Sayın Erdoğan’ın hem Meclis’e, hem hükümete, hem de kendinin yüksek liderliğinden dolayı 15 senedir işler iyi gitti. Sistemin sağlamlığından iyi gitmiyor.”

    “Korkuları rüyalarında bile iktidar yüzü göremeyecek olmalarından”

    Topçu, referandumda ‘hayır’ diyenlerin ‘evet’ çıktığı taktirde ülke bölüneceğini iddia ettiğini dile getirerek, “Nasıl bölünecek? Ülke bir sefer bu sandıktan öyle bir lider çıkaracak ki 50+1’i kucaklayan adam yönetime gelecek. Siz bizim aklımız ile mi alay ediyorsunuz? 50+1’i kucaklamak için bu ülkenin her bir rengi ile barışık olacak. Sadece mezhep üzerinden siyaset yaparsa asla ve asla iktidar yüzü göremeyecek. Aynı zamanda kör ideolojik bakışla sabah yatıp ‘laiklik’, akşam yatıp ‘irtica’ derse asla iktidar olamayacak. Sızıları işte bu yüzden. Çünkü bunlar bir örnek yaşadılar biliyorsunuz. Şimdi bunların, Kandil’in, Pensilvanya’nın bu korkuları, bu feryatlarının bir nedeni var. Çünkü artık bunlar rüyalarında bile iktidar yüzü göremeyecekler. Çünkü milletin 50+1’ini kucaklayan iktidar olacak. Bugün Tayyip Bey olur, yarın o anlayışta, o zihniyette kucaklayan olur. Ama bunlar bu kafada giderse senelerce olamazlar. Feryat bundan” değerlendirmesinde bulundu.

    Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 16 partinin ortaklaşa bir aday çıkardığını hatırlatan Topçu, “16 parti bir muhteremi önlerine koydular, o muhteremin adını da bu 16 partinin temsilcileri 3 ayda öğrenemedi. Peki şimdi bu Tayyip Erdoğan birbirine benzemeyen 16’nızı bir araya getirecek hangi kötülüğü yaptı? Ne oldu da size 16’nız birden karşısına dikildiniz? Bir baktık ki tıpkı şimdi olduğu gibi, şimdi de aynı şey oluyor. Ne kadar AB ülkelerinin anlı şanlı basın organları varsa Tayyip Erdoğan’ın hakkında olumsuz başlıklar atıyor. İyi de size ne? Biz seçiyoruz size ne oluyor? Anlaşılan o ki 16’sının arkasında dışarıda da 16 tane yardımcısı var. Netice 16 tane içeride, 16 tane dışarıda hepsi beraber oldular ve bölücü terör örgütünün sözcüsünün eline de bir saz verdiler, bizim al yıldızlı bayrağın önüne geçirip şirin çocuk olarak herkese lanse ettiler, 16 içeride, 16 dışarıda, Kandil orada, Pensilvanya orada, millet ile Tayyip bir tarafta. Onlar yüzde 48, Tayyip Erdoğan yüzde 52” şeklinde konuştu.

    Topçu, “Hollanda’sı, Almanya’sı buradan evet için oraya giden Bakanları konuşturmuyor. Ama PKK’lılara meydanlarda miting yaptırılıyor, onlar propagandalarını yapıyor. Almanya’sı, Hollanda’sı, Belçika’sı hep birlikte, hep beraber ‘evet’e karşı ‘hayır’ın yanında saf tuttular. Cumhurbaşkanlığı seçiminde dediğim gibi hepsi bir araya geldi. Atlantik ötesi, AB, içerideki, dışarıdaki, Kandil’i, Pensilvanya’sı hepsi bir araya geldi topu topu 48 oldu, milletin iradesi 52 oldu. Şimdi Allah’ın izniyle 16 Nisan’da sandıktan öyle bir evet tokadı yiyecekler ki diğerinden beter olacak. Yüzde 60’a varan bir oy ile sesi Kandil’den ve Pensilvanya’dan duyulacak” ifadelerini kullandı.

    BBP eski Genel Başkan Yardımcısı Hasan Hüseyin Bozok ise, “Namlusunu milletine çeviren tanka selam durmayacağını haykıran şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’ndan, dikleşmeden dik durup ve ulvi stratejiler üreterek millete döndürülmüş tankların namlusunu tutup asli istikametine çeviren yeni Türkiye’nin lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a uzanan bir süreci, inşallah 16 Nisan gücün taçlandırmak namımıza bir namus borcudur. Yeni Türkiye’nin öncü ve onurlu mimarı Recep Tayyip Erdoğan’ın yalnız olmadığını haykırmak, onun kendini yalnız hissettiği yerde kendimizi öksüz bilmek namımıza bu vatanın yediğimiz ekmeğinin hakkını vermenin asgari şartıdır. İnanıyoruz ki bu vecibeyi 16 Nisan günü milli bir seferberlik halinde yerine getirecek olan milletimiz yeni yönetim sistemine ezici bir çoğunlukla ‘evet’ diyecek ve 17 Nisan sabahına Türkiye daha atletik, hızlı, kararlı güçlü ve vizyonlu bir şekilde uyanacaktır” dedi.

  • (Özel Haber) İran, Türk tırlarını mahkeme kararına rağmen 11 aydır bırakmıyor

    Mersin’den İran’a hurma götüren 9 tır, Bazargan Gümrük Kapısı’nda yaklaşık 11 aydır rehin tutuluyor. Sadece bir paletteki hurmada İsrail etiketi bulunduğundan dolayı tırları rehin alan İranlı yetkililer, bir ay önce mahkeme kararı çıkmasına rağmen tırları bırakmıyor. 9 tırdan 4’ünün sahibi olan Güleç Transport Genel Müdürü Ahmet Can, “2 mahkeme kararını da tanımadılar, arkadaşlarımız orada rehin tutuluyor. Dışişleri Bakanımızdan, Başbakanımızdan, Cumhurbaşkanımızdan yardım istiyoruz” dedi.

    Mersin Limanı’ndan 1 Nisan 2016 tarihinde aldıkları hurmaları İran’a götüren 9 tır, İran’da mahsur kaldı. Bazargan Gümrük Kapısı’nda bir tırda bir paletteki hurmanın üstünde İsrail etiketi bulan İranlı yetkililer, hurma taşıyan 9 tırın tamamını rehin aldı. Yaklaşık 11 aydır İran’da rehin tutulan tırlarla birlikte şoförler, kurtarılmayı bekliyor. 2 mahkeme tarafından tırların hurmalarla birlikte Türkiye’ye iadesi kararı çıkarken, İranlı yetkililer mahkeme kararını yok sayıp, tırların iadesini gerçekleştirmiyor.

    “9 tır hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, orada tutuluyor”

    Konuyla ilgili İHA muhabirine açıklama yapan Güleç Transport Uluslararası Nakliyat Genel Müdürü Ahmet Can, İran’da bekletilen 9 tırdan 4’ünün kendilerine ait olduğunu söyledi. Mersin Limanı’ndan İran’a sürekli taşıma yaptıklarını ifade eden Can, “Mersin’de faaliyet gösteriyoruz. Biz 11 ay önce Mersin Limanı’ndan İran’a gitmek üzere 4 tırımızı yükledik. Araçlarımızı buradan İran Bazargan Gümrüğüne gönderdik. Araçlarımız 1 Nisan 2016 tarihinden beri orada. 11 ay olmasına rağmen araçlarımız, şoförlerimizle beraber Bazargan Gümrük Kapısı’nda rehin tutuluyor. Sadece bir palette İsrail etiketinden dolayı. Bu etiketten dolayı mahkeme kararı ile araçlarımız rehin alındı. Bizim 4, başka firmaların da 5 tırı var. 9 tır orada mahsur durumda. Bu 9 aracın 9’u da hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, orada tutuluyor. Sadece bir palette çıkan bir etikete bakarak orada tutuyoruz. Olaydan sonra hemen hemen her yere başvuru yaptık. Şu anda Dışişleri Bakanlığımız konuyla ilgileniyor. İran’dan kaynaklı bir türlü sonuç alamıyoruz” diye konuştu.

    “2 mahkeme kararını tanımadılar, arkadaşlarımız orada rehin tutuluyor”

    Hurmalardan İran yetkililerinin numune de aldığını kaydeden Can, şöyle devam etti:

    “Analize götürdüler, baktılar. Bunun dışında mahkeme kararı dediler. Mahkeme kararı da yaklaşık 1 ay önce çıktı. Mahkeme, bu araçların hurmalarla birlikte geldiği ülkeye iade edilmesine karar verdi. Ancak gümrük ve orada istihbarat ’bu mahkeme kararını da tanımıyoruz’ dediler, araçlarımızı, şoförlerimizle birlikte orada rehin tutuluyorlar, mahsur bırakıyorlar. İranlı yetkililer bir üst mahkemeye başvurdu. Üst mahkeme de bu araçların geldiği ülkeye hurmalarla birlikte iade edilmesine karar verdi. Bu sonuç çıkmasına rağmen tırlar geri bırakılmadı. 2 mahkeme kararını da tanımadılar, arkadaşlarımız orada rehin tutuluyor. Neden dolayı bekletiyorlar, gerekçe de yok. Biz Dışişleri Bakanımızdan, Başbakanımızdan, Cumhurbaşkanımızdan yardım istiyoruz. Bu işi çözemesek bizim şoförlerimiz orada çok zorluklar çekiyor ve çok sıkıntılar içindedir. Bize bir el atmalarını istiyorum.”

    “Şoförlerimiz eksi 20 dereceyi bulan soğuklarda yaşam mücadelesi veriyorlar”

    Şoförlerin durumunun da artık iyice kötüleştiğini kaydeden Can, “Şoförlerimiz çok zor şartlarda yaşıyorlar. Şoförlerimiz eksi 20 dereceyi bulan soğuklarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Artık araçların ısıtıcıları çalışmıyor. Yiyecek, içecek ihtiyaçlarını çok zor şartlarda karşılayabiliyorlar. Bizim de artık gücümüz tükendi. Bu şoförlerimizin ailesine de biz bakıyoruz. Biz de zor durumdayız. Bir an önce bu araçların bırakılmasını istiyoruz. Zaten mal sahibi de ürününden vazgeçti. ’Yeter ki bu şoförler, bu araçlar geri bırakılsın’ diyor. Biz diyoruz ki malları orada imha edin ya da soğuk hava deposuna alın orada bekletin, tırlarımızla birlikte şoförlerimizi geri bırakın” dedi.

  • “Evet” kararına uymayan MHP’li başkan görevden alındı

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Samsun İl Başkanı Taner Tekin, genel merkezin kararına uymayan MHP İlkadım İlçe Başkanı Av. Ali Korkmaz’ın görevden alındığını açıkladı.

    MHP Samsun İl Başkanı Tekin, Korkmaz’ın kendi sosyal paylaşım sayfasında paylaştığı yazı yüzünden görevden alındığını belirterek, “Milliyetçi Hareket Partisi İlkadım İlçe Başkanı ve Yönetim Kurulu, İlçe Başkanının kendi şahsi sosyal medya hesabından yapmış olduğu açıklamanın partimizin genel politikası ile aykırılığı sebebiyle, Genel Merkezimizin kararına istinaden bugün itibari ile görevine son verilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi kurumsal bir siyasi partidir, Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Genel Merkez Divan Kurulu, Merkez Yürütme Kurulu, İl ve İlçe Teşkilatlarıyla bir bütündür. Bu uyumun bozulması ve Av. Ali Korkmaz beyin kişisel görüşünün parti teşkilatlarımızla bir ilişkisi söz konusu değildir. MHP İlkadım İlçe Başkanlığı’na en kısa sürede yeni atama yapılarak kamuoyuna duyurulacaktır” dedi.

    “Koltuğa ihtiyacım yok”

    Görevden alınan MHP İlkadım İlçe Başkanı Av. Ali Korkmaz ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Anayasal değişiklikle ilgili görüşlerimin genel merkez yönetimiyle çelişmesi nedeniyle görevden alınmış bulunmaktayım. Hayatım boyunca bana verilen emaneti verene karşı kullanmadım. Bu yüzden bu tasarrufu normal karşılıyorum. Muhalif değilim hiç olmadım ama muhaliflerden daha sert eleştirilerim oldu, yine olur. Ama bana göre muhalefet bu ülkede ‘sen kalk ben oturayım’ davasına dönmüştür. Düşünce ve ifade hürriyetime düşkünlüğüm nedeniyle bu gelişme benim için de olumludur. Kimseye kırgın kuskun değilim. İdeallerime koltukla sahip olmadım taşımak için de koltuğa ihtiyacım yok.”

  • Başkan Yıldırım’dan YÖK kararına tepki

    Sağlık-Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Yıldırım, Yükseköğretim Kurumu’nun (YÖK) Açıköğretim sistemindeki 4 yanlışın 1 doğruyu götürmesine ilişkin aldığı karara tepki gösterdi. Yıldırım, “Açıköğretim bir işe girme yarışı değil, eğitim yöntemidir. Birçok kişiyi mağdur eden bu kararı YÖK’ün derhal kaldırması gerekir” dedi.

    YÖK’ün 18 Mart’ta aldığı karar gereğince 2016-2017 öğretim yılından itibaren Anadolu Üniversitesi, (AÜ) Açıköğretim sistemindeki iktisat ve işletme fakültelerinde, sınav sonuçlarının değerlendirilmesi sırasında çoktan seçmeli sorularda, 4 yanlışın 1 doğru cevabı eksiltmesi kararı AÜ Senatosunca onaylandı. Bu karara tepki gösteren Başkan Özgür Yıldırım, “Hem diğer sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan hem de eğitim almaya çabalayan kişileri mağdur eden ve adaletsizliğe yol açan bu kararın kaldırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    “Öğrenciler umutsuzluğa sürüklenecek”

    YÖK’ün aldığı bu kararın birçok kişiyi mağdur edeceğini söyleyen Yıldırım, sınavlarda 4 yanlışın 1 doğruyu götürmesi uygulamasından vazgeçilmesini isteyerek, “AÖF bir eğitim yöntemidir. Kişiler burada işe girmek için değil, okul okumak için çabalıyorlar. Başlatılan bu uygulama ile doğru bilinen sorular dahi yanıtlanmayacak ve öğrenciler umutsuzluğa sürüklenecektir. YÖK’ün bir an önce bu uygulamaya dur demesi gerekiyor. Örgün eğitim sisteminde bile 4 yanlış 1 doğruyu götürmezken, uzaktan eğitimde bu tip bir uygulamaya geçilmesi yersiz. Bu mantık dışı kararın bir an önce kaldırılmasını talep ediyoruz. Hem çalışıp bazı sorumlulukları üstlenen hem de eğitim hayatına devam eden kişilere haksızlık yapılmaktadır. Yanıtlar yanlışsa yanlış kalsın, doğru yanıtları etkilemesin” şeklinde konuştu.

    “Kazanılmış hakkımızı değersizleştiremezsiniz”

    “Toplu sözleme kazanımımız olan lisans tamamlamayı değersizleştiren üniversiteleri de kınıyoruz” diyen Yıldırım, şunları söyledi:

    Lisans tamamlamada bölümlerindeki harç parası 785 TL olması akıllara, toplu sözleşme kazanımımız olan lisans tamamlamayı değersiz kılmaktadır. Lisans tamamlamaların uzaktan eğitimle olacağının söylenmesi daha sonra açıköğretime çevrilmesi Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi harç bedeli olarak 785 TL olması da ayrı bir soru işaretidir. 4 yanlış bir doğruyu götürüyorsa, burada iyi niyetin olmadığı, sırf sınıf tekrarı yapılması adına yapılmış bir üniversitelere gelir kapısı haline getirilmesini kabul etmiyoruz.”

    “Kabul edemeyiz”

    Anadolu Üniversitesinde harç bedeli 235 TL iken İstanbul Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesinde harç bedeli olarak 785 TL vermenin lisans tamamlama okuyanlara yapılan büyük haksızlık olduğunu kaydeden Yıldırım, “Aradaki uçurum düzenlenmesini Anadolu Üniversitesi ne verilen harç bedeli miktarına çekilmesini talep ediyoruz. Çalışan sağlık personelleri çoluk çocuğunun rızkından artırıp okul bitirmeye çalışırken şartları zorlayarak sınıf tekrarı yapmaları beklentisi akıllara ’acaba üniversitelerin lisans tamamlamayı gelir kapısı olarak mı görüyorlar?’ sorusunu getiriyor. Böyle bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir” ifadelerini kullandı.