Etiket: Karalama

  • Apartta kız öğrencilerle tartışan işletmeci: “Yaptıkları çok büyük bir karalama”

    Apartta kız öğrencilerle tartışan işletmeci: “Yaptıkları çok büyük bir karalama”

    Antalya’nın Alanya ilçesinde bir apart otelde kız öğrencilerin odasına girip tartıştığı anların görüntüsü sosyal medyada tepkilere neden olan işletme sahibi İsmail Ak, kendisi için linç kampanyası başlatıldığını belirterek, “Yaptıkları çok büyük bir karalama. İnsanları ne olur bilmeden yargılamayın” dedi.

    Olay, 8 Mart saat 14.00 sıralarında Tosmur Mahallesi’ndeki yurt olarak kullanılan apart otelde meydana geldi. Apart otel işletmesi İsmail Ak, iddiaya göre Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi kız öğrencilerin kaldığı odaya girerek tartışmaya başladı. Tartışmada kızlardan biri İsmail Ak’ı cep telefonuyla videoya seçti. Yaşanan olayın videosu sosyal medyada yayılmasıyla tepkilere neden oldu. Tepkilerin ardından yetkililer harekete geçerek olayla ilgili soruşturma başlattı. Alanya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri de otele giderek inceleme yaptı. Ancak otelin korona virüs tedbirler kapsamında kapalı olduğu ve içerisinde kimse bulunmadığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı da devreye girerek soruşturma başlattı.

    “Bu öğrenci arkadaşlar Alanya’da bir mağazadan hırsızlık yapmış”

    Yaşanan anlatan olayı apart otel işletmecisi İsmail Ak, “Geçen sene 28 Kasım tarihinde bu öğrenci arkadaşlar Alanya’da bir mağazadan hırsızlık yapmışlar ve bunun üzerine Alanya Cumhuriyet Polis Karakolu’na ifade vermişlerdir. Bizler o gece bu öğrenci arkadaşlar karakoldayken saat gece 03.00’e kadar karakolda ’Genç oldukları için yanmasınlar geleceklerini karartmasınlar’ diye uğraştık hamile eşimle birlikte. Otelde kalan diğer öğrenci arkadaşlar bu kişilerden devamlı şikayette bulundukları için ’Ağabey bunlar hırsızlık yaptı sen bunları daha nasıl tutuyorsun at bunları’ diye bana geliyorlardı. Ben de bu arkadaşların hepsini odama çağırdım ve durumu anlattım, onlara şunu söyledim ’İnsanlar hayatlarında hata yapabilirler ama lütfen sizi arkadaşlara ve topluma kazandırmak için elimden geleni yapacağım’ dedim. Kapı önüne koymadım ama Gözüm üzerinizde. Lütfen insanlarla diyaloglarınızı iyi tutun dedim” dedi.

    “O kim oluyor ne karışıyor anamız mı babamız mı? diye bağırdı”

    Videonun çekildiği gün yaşananları aktaran Ak, öğrencilerin otelde besledikleri kedi ve köpek için kendisine şikayet geldiğini belirterek, “Ben de çalışan kat görevlisi G.E.’ye odalarına gitmelerini kedi ve köpeği barınağa teslim etmelerini söyledim. G. E. hanım odalarına gittiklerinde kızlar kapıyı açmamış ’müsait değiliz’ demiş. O da kapı önünde ’İsmail Bey kedi ve köpeği çıkarsın dedi ’ demiş. Bunun üzerine öğrencilerin biri ’O kim oluyor ne karışıyor anamız mı babamız mı?’ diye bağırmış ve personelim gelip bana anlattı. Ben de yanıma resepsiyon görevlisi O.E. ve G.E.’yi alarak odalarına gittim, kapıyı çaldım ses vermediler. Ben de ’İçerdesiniz kapıyı açın’ dedim. ’Müsait değilseniz 5 dakika sizi beklerim’ dedim. Kapıyı hayatımda hiç görmediğim bir kız açtı. Ben ona ’Sen kimsin’ dedim o da bana ’Sen kimsin’ diye bağırdı. ’Bu otelin işletmecisiyim seni kim aldı’ dedim odaya girdim. Birde baktım ki alkollü ortamda öğrenciler içki içiyorlar. Sinirlendim ’Size 5 dakika müsaade kediyi, köpeği ve arkadaşınızı çıkartın işinize gelmiyorsa hepiniz çıkın’ dedim. Alanya’da bulunan Cumhuriyet Polis Karakolu’na gittik. Orada ’Otelde Kimlik Bildirim Sistemi’ne (KBS) girilmemiş tanımadığımız bir kişi var şikayetçiyim’ dedim. Çünkü otellerde kimlik bildirim olduğunu biliyoruz onun için şikayette bulundum. Olay günü karakolda bana geldiler, ’Ağabey kusura bakma zaten bizim hırsızlıktan davamız var. Sen de şikayetçi olma bize 1 hafta müsaade et çıkalım’ dedi. Ben de bunun üzerine davacı ve şikayetçi olmadım. Üzerinden 1 ay geçmesiyle birlikte tüm sosyal medyada kamera görüntülerini yayınladılar ve hem ben hem de Alanya olarak zor duruma düştük” diye konuştu.

    “Gelsinler odanın halini içki şişelerini her şeyi görsünler”

    Ak, paylaşılan videonun öncesi ve sonrasının kesildiğini savunarak, “Bu videonun öncesi de var sonrası da ama keserek paylaşmışlar. Zaten dava açacağım ve mahkemede videonun tamamını isteyeceğim. Odalarına halen el sürmedik. Gelsinler odanın halini içki şişelerini her şeyi görsünler. Sözleşmede ’otelde alkol alınması otelden çıkış sebebidir’ diyor. Gençlere her zaman sahip çıkmaya çalışıyoruz. Benim de çocuklarım var. Sırf bu nedenle günlük 23 liraya konaklama, sabah ve akşam yemeği, elektrik, internet hizmeti veriyorum. Ben öğrenciler sorun yaşamasın diye okullar temmuz ayında açıldığında öğrencilerden para almayacağımı dahi söyledim” şeklinde konuştu.

    “Onların parasına ihtiyacım yok”

    Sosyal medyada kendisi için linç kampanyası başlatıldığını belirten Ak, insanların yargısız infaz yaptığını söyledi. Ak, “Bu olaya biraz karşılıklı olarak bakın. Ben durduk yere odaya girmişim. 80 tane oda var. Kızların, erkeklerin odaları, diğer otelimde odalar var. Ben bu işi 5 yıldır yapıyorum, kimsenin odasına bu şekilde girmedim. Ama ben bunlara söyledim. Haziran ve temmuz aylarında tekrardan ilerletilmiş bir eğitim başlayacak. O dönem için ailemle konuştuğumda o insanlardan ben para istemedim. ’Bedava kalabilirsiniz, bu da benim size güzelliğim olsun’ dedim. Turizmde 300-400 liraya gece başına kalan müşterilerden feragat ettim. Biz bu sene zaten turist almayacağız. Gelse de almayacağız. Zaten ekonomi olarak zor durumdayız. Bu bana ders oldu. Öğrencilere bu yol olsun, çocuklarımız ileride faydalı olsun diye elimizden gelen her şeyi yapmaya çalıştık. Ama yemin ediyorum ben bu insanlar hakkında hem maddi hem manevi dava açacağım. Gereken bütün yerlere avukatlarımla başvurduk. Bunlardan mahkemede maddi ve manevi tazminat alacağım. O parayı da burada gerçekten ihtiyacı olan çocuklara burs olarak vereceğim. Onların parasına ihtiyacım yok. Onlardan gelecek paraya da ihtiyacım yok. Yaptıkları insan olarak çok büyük bir karalama. İnsanları ne olur bilmeden yargılamayın” ifadelerini kullandı.

    “Yüksek tansiyon hastasıyım”

    Videonun yayınlanmasının ardından telefonlarının gece gündüz çaldığını ifade eden Ak, şunları söyledi:

    “Ben onlara neden kızdım biliyor musunuz? Dedim ki ’Arkadaşlar burası benim otelim, benim kanunlarım’ ama ben yüksek tansiyon hastasıyım fevri olarak davrandım o konuda özür dilerim ama oradaki görüntüyü görmüş olsaydınız o zaman onlara bana yapılanlardan daha fazla tepki gösterirdiniz. O videonun başını ve sonunu da koysunlar. Zaten yargı sürecinde isteyecekler onları. Bir insan durduk yere neden bağırsın?”

    Ak, ayrıcı odada kalan 3 kız öğrenci yurttan ayrıldıktan sonra boşalttıkları odadan bir şey almadığını, dava açacağı için de bir şeye dokunmadığını aktardı.

  • MHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım: “Karalama ile kötüleme ile siyasi kampanya olmaz”

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yaşar Yıldırım, belediye başkan aday adaylarına tavsiyelerde bulunarak, “Karalama ile kötüleme ile siyasi kampanya olmaz. Alanı karış karış, kapı kapı gezmemiz gerekir. Bir kişiye belki üç kere, beş kere gideceğiz” dedi.

    MHP Tokat İl Başkanlığı tarafından düzenlenen Genişletilmiş İl Divan Toplantısı, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yaşar Yıldırım’ın katılımı ile bir otelde yapıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından MHP Tokat İl Başkanı Onur Çalışkan açılış konuşmasını yaptı. MHP Tokat Milletvekili Yücel Bulut, MYK üyesi Volkan Dudu, MYK Üyesi Özgür Bayraktar’ın yanı sıra çok sayıda partilinin katıldığı toplantıda kürsüye gelen MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, yaklaşan yerel seçimleri değerlendirdi. MHP’nin bir köprünün kilit taşı olduğunu ifade eden Yıldırım, “MHP bu ülkenin geleceğidir. MHP bu ülkenin birliğini, beraberliğini, güvenliğini ve geleceğini hep ön plana almıştır bütün suçlamalara, saldırılara, yanlış anlamalara rağmen. Cumhur İttifakı devam etmektedir. Cumhur İttifakı ile ilgili attığımız imzanın arkasında duruyoruz. Ama zaman zaman yanlış anlaşılan, tam anlaşılamayan bazen yanlış argümanlar kullanılmaktadır. Efendim geçenlerde gördük ’Türkçülük ırkçılık’ denildi. Sayın genel başkanımız dedi ki; ’Türkçülük ırkçılık değildir’, bunu yanlış biliyorsunuz. Niye? Çünkü biz hiç ırkçı olmadık” dedi.

    Yaklaşan yerel seçimler sürecinde belediye başkan aday adaylarına da tavsiyelerde bulunan Yıldırım, ”Sakın ola ki hiçbir aday adayı olan arkadaşımız diğer aday adayı olan arkadaşımızla ilgili menfi bir şey söylemesin. Yarın söylediğimiz önünüze gelir. Kim getirir, rakibiniz getirir. Arkadaşınıza kötü bir şey söylersiniz o aday olduğu zaman da rakipleriniz gelir derki sizin arkadaşınız böyle söyledi. Onun içindir ki kimseye kötü bir şey söylemeyin. Rakibinize de söylemeyin. Belediye başkan adaylarına tavsiyemiz; ’Ben bu belediye başkanlığını hepinizden iyi yaparım.’ Bu kadar. ’Herkes iyi yapar ama ben çok iyi yaparım.’ Karalama ile kötüleme ile siyasi kampanya olmaz. Alanı karış karış, kapı kapı gezmemiz gerekir. Bir kişiye belki üç kere, beş kere gideceğiz” diye konuştu.

    Yapılan konuşmaların ardından İl Divan Toplantısı partililerin sorularının yanıtlanması ile sona erdi.

  • “Palm yağı konusunda büyük bir karalama kampanyası var”

    GİMDES Başkanı Büyüközer, son dönemde basında adı sıkça geçen palm yağı üzerine açıklama yaptı. Büyüközer, Avrupa’nın Malezya ve Endonezya ekonomisine darbe vurma art niyeti olduğunu söyledi.

    Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, son dönemde basında adı sıkça geçen palm yağı üzerine açıklama yaptı. 2016 Mayıs’da EFSA’nın (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) yayınladığı yağ raporunun, son bir haftadır bütün basın yayın organlarına yeni bir habermiş gibi, sanki hedefte palm yağı varmış imajı ile ima edilerek yüzde 85’lik ana üretici durumunda olan Malezya ve Endonezya ekonomisine darbe vurma art niyeti yattığını söyleyen GİMDES Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer: “Avrupa bunu hep yaparak bugüne gelmiştir. 50’li yıllarda Avrupa ürünü olan margarini toplumumuza kabul ettirmek için tereyağımız üzerinden oynanan oyunların ve yine 60’lı yıllarda da Avrupalı üreticilere rakip oluyor, margarinin yayılmasını engelliyor diye zeytinyağımız üzerinde benzer oyunlarla Türkiye ekonomisine darbe vurmaya çalışıldığını hatırlamak durumundayız” dedi.

    Büyüközer sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle hazırlanmış 500 ton (zehirli zeytinyağı skandalı) davasının sanıkları olarak İzmir Sulh Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri’nde süratle yargılanarak beraat eden bir şirketin sahipleri olan ve yüksek dereceli mason oldukları söylenen iki yahudi kardeş delil yetersizliği ileri sürülerek beraat ettirilmişlerdir. Geçmişi yaklaşık 10 yıl öncesine dayanan palm yağı GİMDES denetçilerinin araştırmalarına göre günümüzde birçok üründe kullanılıyor. Marketlerde ürünlerin hemen hepsinde rastlamanız mümkün. Ancak 10 yıl öncesine kadar palm yağının yerine mısır özü yağı soya yağı kullanılıyordu. Mısır ve soya yağında ise dünyanın en büyük üreticisi ülke olarak ABD’nin çıkması tezgahın kaynağını açıklamaktadır. Öte yandan palm yağı hakkındaki olumsuz haberlerin yayılmasıyla üreticileri de telaş sardı. 50’li yıllarda tereyağ, 60’lı yıllarda da zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin uğradığı karamsarlığın bir benzerini yaşayacağız. İçeriğinde palm yağı olan binlerce ürün piyasada halen raflarda. Bu karamsarlığın ekonomomize büyük bir tahribat yapmasından önce devletin süratle gerekli tedbirleri alması elzemdir. 2016 yılı itibari ile Malezya ve Endonezya toplamda yüzde 85’lik oranla palm yağının ana üreticileridir. 5,6 yıl öncesinde yüzde 40’lık oranla batının kontrolünde olan mısırözü yağı ilk sırada yer alıyordu. Günümüzde ise neredeyse tamamen pazarını kaybetmiş durumdadır” ifadelerini kullandı.

    Palm yağı için zararlı olup olmaması keyfiyeti, sıcak presle elde edilen bütün yağlar için geçerli bir keyfiyet olduğunu söyleyen Büyüközer: “Bu keyfiyet bütün yağlar için kullanım şartlarına göre değişir. Palm yağı dahil bütün bitkisel yağlarda istenmeyen toksiklerin açığa çıkmasına neden olan 200 derecelik sıcaklığa maruz kalma durumu diğer bütün yağlarda da aynı etkiyi göstermektedir. Bu yağ Malezya, Batı ve Orta Afrika ile Endonezya gibi Müslüman ülkelerde tarımı yaygın olarak yapılan yağ oranı yüzde 50 olan yağlı meyvenin pulp kısmından ve çekirdeğinden elde edilen ve oda sıcaklığında yarı katı olan bir yağdır. Gıda sanayinde diğer yağlara göre ucuz olması sebebiyle sıklıkla kullanılmaktadır. Pişirme yağı olarak, çeşitli hazır gıdalarda kullanılmakta olup, FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) ve WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) ortak kuruluşu olan uluslararası CODEX Allimentarius Komisyonu tarafından, 17 yemeklik yağ çeşidinden biri olarak da kabul edilmektedir. GİMDES ’palm yağına’ ve ’palm yağının’ kullanıldığı ürünlere diğer kritik noktaları sağlamak şartıyla sertifika vermeye devam edecektir” dedi.

  • Asimed Başkanı Eğilmez: “İftira Ve Karalama Kampanyasının Müsebbibi Olan Ermeni Diasporasının İki Temel Amacı Var”

    Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Yrd.Doç.Dr. Savaş Eğilmez, Ermenilerin her yıl 24 Nisan’da dünyanın dört bir yanında sözde soykırımı anan törenler düzenleyip, çeşitli faaliyetlerde bulunduklarını belirterek, “En önemli amaçlarından biri; dünyanın önde gelen ülkelerinde 24 Nisan’ın Ermenilerin sözde soykırıma uğradıkları gün olarak kabul ve ilan edilmesidir.” dedi.

    Tarih boyunca insanlık onuru ile yaşamış, mazluma, sıkıntıya düşene, yardım isteyene dostluk ve barış elini uzatmış Türk milletine karşı, son yıllarda dünya kamuoyu nezdinde büyük bir iftira ve karalama kampanyası başlatıldığını ifade eden Yrd.Doç.Dr. Savaş Eğilmez, “Özellikle I. Dünya harbinde birçok felakete maruz bırakılan Türk insanı ne yazık ki tamamen kasıtlı, tarihi gerçeklerle örtüşmeyen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü parçalamaya yönelik saldırılara maruz kalmaktadır. Uluslararası hukukun ve insan haklarının en temel hakkı olan “kendini savunma hakkı” bile Türkiye ve Türkler söz konusu olunca hiçe sayılmaktadır. Bütün bu iftira ve karalama kampanyasının müsebbibi olan Ermeni diasporasının iki temel amacı vardır. Bunlardan birisi Ermeni toplumunu dünya kamuoyunun gündeminde tutmak, ikincisi de sözde soykırım masalları doğrultusunda varlıklarını devam ettiren onlarca vakıf, kilise, parti, dergi ve yayın evlerine bağışlar sağlayarak, bunlardan rant elde etmektir. Diasporanın faaliyetlerinde elde ettiği başarının iki önemli sebebinden birisi; Avrupa ve Amerikan kamuoyunda, yalan ve yanlış bilgilerle Türklere karşı büyütülen önyargı ile ortaya çıkan bozuk Türk imajı sayesinde diaspora yürüttüğü faaliyetlerle dünya politikasına yön veren ülkelerin kamuoyunda çok ciddi bir destek sağlamıştır. Bu başarının ikinci sebebi ise; diaspora özellikle 1960 yıllardan sonra birçok argümanı kullanarak önemli faaliyetlere imza atarken, Türk tarafı bu faaliyetleri izlemek ve kuru kuruya kınamakla kalmıştır. Kısacası bizim bugüne kadar izlediğimiz strateji çökmüştür. Sorunun çözümü ortadır; Diasporanın beslendiği bataklık kurutulmalıdır. Yani dünya kamuoyuna yıllardır pompalanan yanlış bilgiler mutlaka düzeltilmeli ve diaspora dünyada yalnız bırakılmalıdır. Ermeniler her yıl 24 Nisan’da dünyanın dört bir yanında sözde soykırımı anan törenler düzenleyip, çeşitli faaliyetlerde bulunmaktadırlar. En önemli amaçlarından biri; dünyanın önde gelen ülkelerinde 24 Nisan’ın Ermenilerin sözde soykırıma uğradıkları gün olarak kabul ve ilan edilmesidir. Türk milleti olarak tüm istediğimiz uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler ilke ve kararlarının eşit ve adil şekilde uygulanmasıdır. Bir olayın soykırım olarak tanımlanması için hangi şartların oluşması gerektiğine dikkat etmeden, peşin hükümle hareket etmenin hukuki ve meşru dayanağı yoktur. 1915 ve sonrasında yaşananlara bakma gereği duymayanların, Ermenilere soykırım yaptığımıza ilişkin iddia ve kararlarını, haksız, ahlaksız ve iftira olarak kabul edip şiddetle reddediyoruz. Bütün devletleri ve vicdanıyla hükmeden herkesi, Ermeni komitacılarının ve saplantılarının esiri olan diasporanın, bitip tükenmeyen kin ve nefretlerine alet olmamaya, hakkaniyete, adalete ve tarafsızlığa davet ediyoruz.” diye konuştu.

    Yrd.Doç.Dr. Savaş Eğilmez, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “1887’de Rus Ermenileri tarafından, Cenevre’de sosyalist eğilimli, militan Hınçak, 1890’da ise Tiflis’te aşırı terör, isyan, mücadele ve bağımsızlık yanlısı Taşnak Komiteleri kurulmuştur. Bu komitelere, “Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtarılması” hedef olarak gösterilmiştir. Önceden titizlikle yapılan planlara uygun olarak Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan Ermeniler kışkırtılmaya başlanmıştır. Hemen arkasından da Türklerin genç, yaşlı, kadın-erkek demeden katledildiği isyanlar başlamıştır. Osmanlı hükümeti, Ermenilerin çıkardığı isyan ve yaptığı katliamlar karşısında, Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni halkının ileri gelenlerine “Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını” bildirmiştir. Ancak, olayların durmak yerine giderek yoğunlaşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına yönelik saldırıların artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.

    Bu nedenle, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticileri devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. İngiliz diplomatlar, Amerikalı temsilciler, Fransız görevliler kendi devlet merkezlerine gönderdikleri mesajlarda, tutuklananların çete liderleri olduğunu resmi olarak beyan etmişlerdir.

    Diaspora Ermenilerinin her yıl “Sözde Ermeni soykırımının yıldönümü” diye andıkları 24 Nisan, işte bu ayrılıkçı grupların ve çetelerin liderlerinin tutuklandığı tarihtir ve yer değiştirme uygulamasıyla uzaktan yakından ilgilisi yoktur.

    İsyanların Osmanlı kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna propaganda maksatlı olarak “Müslümanlar, Hıristiyanları katlediyor” mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek uluslararası bir sorun niteliği kazanmıştır.

    Bu yılda, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, dernek olarak 24 Nisan 1915 tarihinde neler yaşandığını, mektup vasıtasıyla Amerika ve Avrupa büyük elçiliklerine, bu iki kıtanın önde gelen sivil toplum örgütlerine, önemli medya kuruluşlarına anlatmaya çalıştık. Hatta ermeni diasporasının amirali sayılan Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA)’ne de belki bu sefer azda olsa yüzleri kızarır diye gönderdik.”