Etiket: “Karadeniz’deki

  • Samsun Üniversitesi Orta ve Doğu Karadeniz’deki ilk TOEFL Sınav Merkezi Oldu

    Samsun Üniversitesi Orta ve Doğu Karadeniz’deki ilk TOEFL Sınav Merkezi Oldu

    “Nitelikli Toplum İçin Nitelikli Üniversite” hedefiyle çalışmalarını sürdüren Samsun Üniversitesi(SAMÜ), yaptığı başvuru ile TOEFL (Test Of English As a Foreign Language) sınavlarının yapıldığı merkezler arasına kabul edilerek Orta ve Doğu Karadeniz’deki ilk ve tek TOEFL Sınav Merkezi oldu.

    Türkiye’de sadece 16 ilde yapılan TOEFL sınavı artık Samsun Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından Samsun’da da yapılabilecek. Dünya genelinde İngilizce eğitim veren kolej ve üniversiteler tarafından lisans, yüksek lisans ve doktora programlarına ana dili İngilizce olmayan öğrencileri kabul ölçütü olarak kullanılan TOEFL sınavı, İngilizce dil yeterliliğini ölçmek amacıyla, Amerika’da New Jersey Eyaletinde bulunan Educational Testing Service (ETS) tarafından dünyanın pek çok merkezinde düzenleniyor.

  • ESKA Yönetim Kurulu Başkanı Şar: “Karadeniz’deki doğal gaz rezervi azmin, fedakarlığın ürünüdür”

    ESKA Yönetim Kurulu Başkanı Şar: “Karadeniz’deki doğal gaz rezervi azmin, fedakarlığın ürünüdür”

    Büyük ve güçlü Türkiye yolunda Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde büyük adımların atıldığını ifade eden ESKA Grup Yönetim Kurulu Başkanı Eren Şar,”Ülkemizle, devlet yönetimiyle hepimiz gurur duyuyoruz. Karadeniz’deki doğal gaz rezervi büyük bir çalışmanın, azmin, fedakarlığın ürünüdür.” dedi.

    Milli enerji, teknoloji, sanayi, üretim hamleleri ile Türkiye’nin daha da güçlendiğine vurgu yapan ESKA Yönetim Kurulu Başkanı Eren Şar: “Ülkemizle, devlet yönetimiyle hepimiz gurur duyuyoruz. Karadeniz’deki doğal gaz rezervi büyük bir çalışmanın, azmin, fedakarlığın ürünüdür. Ülkemizin her alanda tam bağımsızlık yolundaki çalışmaları, kazanımları geleceğimiz için büyük önem taşıyor. Dışa bağımlılığın azalması güçlü Türkiye yolunun perçinlenmesi anlamına geliyor. Türkiye, AK Parti ile başarıdan başarıya koşmaya, hayallerini gerçekleştirmeye devam edecektir. Artık hayallerini gerçekleştiren bir Türkiye var. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. İradesini yine gösterecek olan o güçlü millet biziz. O yüzden AK Parti tarafından Türkiye’de yapılmış yüzlerce, binlerce iş, yatırım, hizmet var. O da kazandığımız öz güvenin eseridir. Karadeniz’de bulunan doğal gaz yatağı ekonomik güvenliğimizi sağlam esaslara bağlarken stratejik gücümüze de güç katacaktır. Unutmayalım ki, enerji geleceğin stratejik anahtarıdır” dedi.

    Giresun’da yaşanan sel felaketinde yaraların kısa zamanda sarılacağını belirten Şar, ”Giresun ve bölge illerinde yaşadığımız sel felaketinde şehit olan kahramanlarımızla birlikte hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.” Dedi.

  • ATO Başkanı Baran, Türkiye’nin Karadeniz’deki doğalgaz keşfini değerlendirdi

    ATO Başkanı Baran, Türkiye’nin Karadeniz’deki doğalgaz keşfini değerlendirdi

    Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, Türkiye’nin Karadeniz’de büyük doğalgaz rezervi keşfetmesinin ülke geleceği için çok önemli bir müjde olduğunu belirterek, “Türkiye geleceğini enerji bağımsızlığının verdiği dinamizmle şekillendirecek” dedi.

    Karadeniz’de gerçekleştirilen doğalgaz keşfiyle ilgili yazılı bir açıklama yapan ATO Başkanı Baran, Türkiye’nin Karadeniz’deki doğalgaz yatağı keşfinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ferasetli yönetimiyle yazılan bir başarı hikayesi olduğunu aktararak, “Türkiye’nin kendi enerji kaynaklarını kendisinin aramasına yönelik politikasının ne kadar doğru bir yaklaşım olduğu bugün aldığımız müjdeyle daha iyi anlaşıldı” ifadelerini kullandı.

    Doğalgaz keşfinin ekonomik, sosyal ve siyasi sonuçları olacağına dikkat çeken Baran, “Doğalgaz rezervi keşfi Türkiye’nin ‘mavi vatan’ politikası konusundaki kararlılığının meyvesi olmuştur” dedi.

    Türkiye’nin yıllık doğalgaz tüketiminin yaklaşık 50 milyar metreküp olduğunu, ilk aramada keşfedilen 320 milyar metreküplük doğalgaz rezervinin arama çalışmalarının devamında yükseleceğini belirten Baran, şunları aktardı:

    “Doğal kaynakları zengin bir coğrafyanın tam ortasında olmasına rağmen yıllarca bu kaynakları ithal ederek cari açık vermek zorunda bırakılan Türkiye, Cumhurbaşkanımızın başarılı yönetimiyle enerji konusundaki makus talihini yendi. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u keşfiyle çağ başlatan milletimiz, Fatih sondaj gemisinin keşfettiği doğalgaz rezerviyle önümüzdeki yüzyıla da damgasını vuracak. Türkiye’nin 2023 yılında kendi doğalgazını üretip kullanan bir ülke haline gelmesiyle ithalat faturamız azalacak. Enerjide ithalata bağımlı konumda olan ülkemiz için bu rezervin varlığı, arz güvenliği ve müzakere gücü açısından da önem taşıyacak.”

    İş dünyası olarak Türkiye’nin kendi enerjisini üretebilmesi için yapılacak çalışmalara her türlü desteği vermeye hazır olduklarını bildiren Baran, “Coğrafyasının zorluklarına rağmen mazlum milletlerin yanında olmayı sürdüren Türkiye, elde ettiği bu başarıyla gelecek yüzyılın yıldızı haline gelecektir. Ülkemize hayırlı uğurlu olsun” dedi.

  • Karadeniz’deki üç tür yunusun nesli tükenme tehlikesi yaşıyor

    Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (ZBEÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sözen, Karadeniz’deki üç tür yunusun neslinin tükenme tehlikesi yaşadığını ve bundan sonraki alınacak olan tedbirlerin yunusların korunmasına yönelik olduğunu ifade etti.

    Trabzon’da bir akademisyenin, Karadeniz’de canlı yaşamının normale dönmesi için kontrollü yunus avına izin verilmesi gerektiğine yönelik sözleri tepki gördü. Bülent Ecevit Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Mustafa Sözen, yunusların memeli hayvan olduğunu ve balıklar gibi yumurta ile çoğalmadığını 5 ila 15 yıl arasında eşeysel üremeye ulaştığını vurguladı.

    Yapılan açıklamanın bilimsel hatalar içerdiğini ifade eden Sözen, yunusların hızlı bir şekilde üremesinin söz konusu olmadığına dikkat çekti. Sözen, “Benim asıl uzmanlık alanım Türkiye’nin memeli hayvanlarıdır. Ancak Zonguldak’ta görev yaptığım için son 3-4 yıldır özellikle yunus gözlemlerine başladık. Gezerken gördüğüm ölü yunusları görmekle başladı. Hatta şu anda bir doktora öğrencim Zonguldak çevresindeki yunusların gözlemlenmesi, kıyıya vurmuş ölü yunuslardan doku örnekleri alarak ölüm nedenlerinin araştırılması hem de davranışlarının gözlenerek ölüm nedenlerinin ortaya konulması ve sonraki dönemlerde korunması için çalışmalar yapıyoruz. Bunları yaparken de Karadeniz bir göl gibi iç deniz şeklinde. Buna çevre olan ülkeler var. Çalışmayı yaparken bu gruplarla da sıkı diyaloga başladık. İstanbul Üniversitesi’nden Arda Tomay hoca var. Ukrayna’dan, Gürcistan’dan görüştüğümüz ekip var. Dolayısıyla bu konuda epeyce bilgi, birikimimiz oldu. Basında iki gün önce yunusların özellikle hamsileri tükettiği, bir yunusun günde 70 kilogram kadar hamsi tükettiği ve bunların kontrollü şekilde avlanması gerektiğinde bir haber gözüme çarptı. Haber açıkçası beni oldukça şaşırttı ve içinde ciddi bilimsel hatalar vardı. Birincisi yunuslar balık değil ve memeli hayvanlardır. Düşünüldüğü gibi hızlı bir şekilde üremesi söz konusu değildir” diye konuştu.

    “Yetişkin ölümleri popülasyonlara çok ciddi zarar vermektedir”

    Afalina, Liman Yunusu ve Tırtak türünde Karadeniz’de üç yunus türünün olduğunun altını çizen Prof. Dr. Mustafa Sözen, “Karadeniz’de üç tane yunus türü var. Bunlardan birincisi Afalina türüdür. Sürü halinde ve oynarken sudan sıçramasını seven bir memelidir. 500 kilograma kadar ulaşabiliyor. Karadeniz’deki en büyük tür budur. 500 kilogramlık bir Afalina olsun günlük tüketimi 20 kilogramdır. İki tür daha Karadeniz’de yunus var. Bunun bir diğeri liman yunusudur. Kıyılara en çok yaklaşan ve liman içine girer. En büyüklerinin erginlerinin boyu 1.5 metre ve 60 kilogramı geçmez. En büyüğünün tükettiği balık miktarı 6-7 kilogramdır. Popülasyonun tamamı da en büyüklerden meydana gelmez. Genci vardır, yaşlısı vardır, çocuğu vardır. Diğer yunus türümüz kıyıya çok fazla yaklaşmayan çok hızlı olan ve yüzerken sıçrayan bir türdür. Tırtak, boyları 2.5 metreye kadar ulaşabiliyor. Ağırlıkları da 136 kilograma kadar ulaşabiliyor. Bunlar da en büyükleri ancak 6-7 kilogram kadar balık tüketebiliyorlar. Bunlar balık değildir, yumurta ile çoğalamazlar. İnsanlar gibi her seferinde sadece bir yavru yapabiliyorlar. Bunlardan bir tanesinin eşeysel olgunluğa ulaşması türüne göre 5 ila 15 yıl arasında değişebiliyor. Besin zincirinin tepesinde olan yırtıcı hayvanlar oldukları için hiçbir yırtıcı hayvanın üremesi çok hızlı değildir. Bir aslan, kartal çok hızlı üreyemez. Üreme hızları çok yavaş olduğu ve eşeysel üreme süreleri uzun olduğu için özellikle yetişkin ölümleri popülasyonlara çok ciddi zarar vermektedir. Karadeniz kapalı bir deniz olmasından dolayı buradaki üç yunus türü de Karadeniz’in dışına çıkmıyorlar. O yüzden bu popülasyonların tamamı Karadeniz’deki korunmasına bağlıdır. 1920’lerden 1970’lere kadar bu yunuslar ticari bir şekilde avlanmış. Bu popülasyonlar daha sonra ciddi miktarda azaldığı için hem de Dünya Doğayı Koruma Birliği tarafından bu türlerden iki tanesi nesli tehlikede olduğu için o büyük olan türümüz Afalina ve Liman Yunusu” diye ifade etti.

    “Türk Ceza Kanunu’na göre suçtur, hapis cezası karşılığı vardır”

    Yunusların Karadeniz’deki popülasyonlarının aşırı azalmasına bağlı olarak Türkiye’de bu türlerin avlanmasının yasak olduğunu belirten Prof. Dr. Sözen, “Karadeniz’deki popülasyonlarının aşırı azalmasına bağlı olarak Türkiye’de bu türlerin avlanması yasaktır. Eğer siz nesli tehlike altındaki hayvanı veya bitkiyi yok ederseniz TCK’da kabahat değil direk suçtur. Ve hapis cezası olarak karşılığı var.

    Eldeki bütün verilere göre bu yunus popülasyonlarının Karadeniz’deki sayısı çok az ve azalmakta olduğunu gösterdiği için ve Türkiye’de Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin nesli tükenme noktasındaki türleri korumasına taahhütte bulunurken, eldeki hiçbir bilimsel veri olmadan bunların sayılarının çoğaldığı ve öldürülmesinin demek ve beslendikleri balık miktarları belli iken 70 kilogram hamsi tükettiği gibi bilimsel gerçeklerle hiç ilgisi olmayan rakamlar ortaya koymak, bu yüzden bunları öldürelim gibi söylemler ortaya konursa bu çeşitli nedenlerle yunusları öldürmeyi düşünen insanlar için gerekçe haline gelir. İnsanların bunları öldürmesi için gerekçe haline gelir. Bütün balıkçıları ve denize açılan bütün insanlarımızı uyarmak istiyorum. Karadeniz’deki üç yunusun nesli tehlikededir. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından korunan türlerdir. Bunların avlanması kesinlikle yasaktır. Tam aksine alınacak olan tedbirlerin bu üç türün korunmasına yöneliktir” diye belirtti.

    Sözen ve ekibi, geçen yıl Zonguldak’ın Filyos beldesinde gözlem yaptıkları sırada balıkçıların yunusları tüfekle öldürdüğünü fotoğraf çekerek tespit etmiş ve yunusların öldürülmesi kamuoyunda geniş yer bulmuştu.

  • Öztürk: “Karadeniz’deki balıkları yunuslar bitirmiyor”

    İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı(TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, Karadeniz’le özdeşleşen yunusların balık stoklarını azalttığı iddialarının ‘balıkçı efsanesi’ olduğunu belirterek, “Tam tersine yunuslar balıkları önüne katıp kıyıya sürer. Sahillere ölü vuran yunusların üzerinde yapılan araştırmada yüzde 80’inin midesi boş çıkıyor” dedi.

    Karadeniz’de yunusların aşırı çoğalarak, ticari değeri yüksek hamsi, palamut, lüfer gibi balıkları yemesiyle balık stoklarının azaldığı iddialarının tamamen spekülasyon olduğunu belirten Prof. Dr. Bayram Öztürk, bu inanışın tamamen balıkçı efsanesi olduğunu belirtti. Öztürk, “Eski balıkçılar denizde yunus sürüsü gördüklerinde birbirlerine, ‘payını bana satar mısın?’ diye pazarlık yaparlardı. Bilirlerdi ki yunuslar birçok balık türünü önüne katıp kıyıya sürecek balıkçılar da daha az masrafla kolayca balık avlayacaklar. Yunuslar çoban köpeklerinin görevini yaparlardı balıkçılara. Şimdiki balıkçılar ise konudan bihaber spikerlere Karadeniz’deki balıkları yunusların bitirdiklerini söylüyor. İki balıkçı arasındaki fark eskisinin farkında olmadan ekolojik bilgisini kullandığı, yenisinin ise, ekolojiden haberdar olmamasıdır” diye konuştu.

    “Sahile vuran yunusların yüzde 80’inin midesi boş çıkıyor”

    Karadeniz’deki toplam yunus miktarı 1930’larda ise 1.5-2 milyon olarak bildirilirken günümüzde sadece 100 binler mertebesinde olduğunu kaydeden Prof. Dr. Öztürk, yunusların balık stoklarını azalttığı iddialarının bilimsel gerçeklerle uyuşmadığını vurgulayarak şu bilgileri verdi: ”Yunuslar günde ortalama olarak 5-10 kg balık yer. Bu hayvanların gıdalarının en az yüzde 90’ını balıklar oluşturur. Uzatma ağlarına takılıp ölen yunusların mide muhteviyatı incelendiğinde midelerin yüzde 80’i boş olduğu görülüyor. O halde, Karadeniz ekosisteminin bozulmasından bu hayvanlar da etkileniyor. Yani Karadeniz’deki balıkları yunuslar bitirmiyor. Ana neden, balık stoklarındaki azalmadır. Son veriler Karadeniz’den Marmara’ya ve Marmara Denizi’nden Karadeniz’e geçen yunus sürülerinde azalmalar olduğunu gösteriyor.”

    ”1940’lı yıllarda yunus avcılığı revaçtaydı”

    Bir dönem Karadeniz’de yunus avcılığının revaçta olduğunu hatırlatan Öztürk, Rusya, Romanya ve Bulgaristan’ın 1966’da yunus avcılığını yasakladığını, Türkiye ise 1983’e kadar devam ettiğini vurguladı. 1940’’lı yıllarda Türkiye’de yunus avcılığı için balıkçılara tüfek dağıtıldığını kaydeden Öztürk, “1948’den 1983 yılına kadar balıkçı kooperatiflerine 500 kadar tüfek ile 750 bin kadar mermi dağıtıldı. Ülkemizin 1983 yılına kadar avladığı yunus miktarı hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamakta ancak bu sayının her yıl için 30 bin birey civarında olduğu tahmin ediliyor. Avlanan yunuslar işlenerek un ve yağ yapımında kullanıldı. Yunus yağı başta D vitamini ilaçları için iyi bir hammaddedir. Türkiye’den sonra en fazla avcılık ise eski Sovyetler Birliği’nde yapıldı. Karadeniz’de ‘Difrin’ olarak bilinen ve kazanlarda yunus kaynatma işi uzun zamandır artık yapılmıyor” bilgilerini aktardı.

    “Yunus gösteri merkezleri esir kampı gibi”

    Türkiye’deki yunus gösteri merkezlerine dikkat çeken Öztürk, bunların ‘yunus esir kamplarına’ benzettiğini ifade etti. Öztürk, yunusların asil bir hayvan olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Son zamanlarda ülkemizin birçok yerinde yunus gösteri merkezleri açıldı. Bu merkezler için gereken hayvanlar ya ithal edildi veya bizim denizlerimizden yakalandı ve adeta esir kamplarına yani gösteri merkezlerine götürüldü. Denizden yakalananların bir kısmı öldü, bir kısmı yaralandı. Yakalanıp gösteri merkezlerine getirilenlere ise havuzlarda gösteri yaptırılarak esir ticaretine devam ediliyor. İstanbul’dan Alanya’ya kadar en az on adet gösteri merkezi var. Bunların kapatılmasıyla ilgili kampanyalar devam ediyor. Bazı turizm acenteleri ve çevreci gruplar bu konuda eylemler yapıp turistlerin dikkatini çekerek destek bekliyorlar. Ama gösteri merkezlerinde sadece yunuslar değil, foklar ve deniz aslanları gibi hayvanların çoğunun yaşam koşulları kötü. Bence bütün yunuslara özgürlük gerekir. Havuz gösterilerinde kullanılan ve denizden yakalanan yunuslar modern esirler veya kölelerdir. Esirlik, engin denizlerde yaşamaya alışmış bu soylu hayvanlara hiç yakışmıyor. Yunus görmek isteyen doğada görsün. Bir de ‘yunus terapisi çocuklara faydalıymış, psikolojik sorunlarına iyi geliyormuş’ gibi bir inanış var. Bilimsel bir kanıt olmadıkça bu tez esir tacirlerinin bir uydurmasıdır.”