Etiket: Kapsamında

  • Atılım Üniversitesi ’Sayp’ Kapsamında Savunma Sanayi Firmalarıyla Protokol İmzaladı

    Atılım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ, “Bizim pırıl pırıl gençlerimiz sayesinde, bu sadece bizim değil başka ülkelerinde belki, Amerika Birleşik Devletleri ya da başka benzer ülkelerin bilim hayatları gelişti, zenginleşti. Biz ise sadece doktoralı elamanlar kazanmış olduk sonuç itibarıyla. O da gönderdiğimiz kişiler eğer geri döndüyseler ya da dönerlerse. O açıdan lisansüstü programların sadece yurt dışında değil, yurt içinde de desteklenmesi son derece önemli” dedi.

    Atıllım Üniversitesi, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın Savunma Sanayi İçin Araştırmacı Yetiştirme Programı (SAYP) kapsamında Askeri Elektronik Sanayi (ASELSAN), FNSS Savunma Sistemleri, Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK), Roket Sanayi ve Ticaret A.Ş. (ROKETSAN), TUSAŞ Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş. (TAI) ve TUSAŞ Motor Sanayi A.Ş. (TEI)’den oluşan 5 savunma sanayi firması ve bir kurum ile işbirliği protokolü imza töreni gerçekleştirdi.

    “CİDDİ BİR ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTESİ OLMAK İSTİYORUZ”

    Program öncesi protokol hakkında bilgi veren Atılım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yıldırım Üçtuğ, “Üniversitelerin önemli görevlerinden bir tanesi de araştırma yapmaktır; sadece eğitim vermek değil. Dolayısıyla Atılım Üniversitesi olarak biz de bu konuda oldukça iddialıyız. Ciddi bir araştırma üniversitesi olmak istiyoruz. Araştırma üniversitesi olmanın önemli koşullarından bir tanesi de güçlü lisansüstü programları olması ve bu lisansüstü programlarında da nitelikli öğrencinin öğrenim görmesidir ancak bu sayede araştırmalar ortaya çıkar, yayınlar, projeler ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.

    Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve firmalarla yapacakları anlaşmaların kendilerine yeni bir kapı açacağını belirten Prof. Dr. Üçtuğ, “Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın ön ayak olduğu, Savunma Sanayi İçin Araştırmacı Yetiştirme Programı var. Biz bugün 6 firmayla TAI, TEI, ROKETSAN, ASELSAN, MKEK ve FNSS ile ortaklaşa lisansüstü programları yürütmek için, tez çalışmaları yapmak için bir anlaşma gerçekleştiriyoruz” şeklinde konuştu.

    “TEZLER DOĞRUDAN SAVUNMA SANAYİNİN İHTİYACI OLAN KONULARDA OLACAK”

    Bu anlaşma sonucunda firmaların üniversitede yürütülen lisansüstü çalışmalara ortak olacaklarını kaydeden Prof. Dr. Üçtuğ, firmaların kendi çalışanlarını bu programlara kaydettireceklerini ve yazılan tezlerin gelişi güzel konulardan seçilmemiş olacağını, doğrudan Savunma Sanayi’nin ihtiyacı olan konularda olacağını vurguladı. Prof. Dr. Üçtuğ, firmalara çok büyük bir katkı sağlanmış olacağını, üniversitelerin de nitelikli araştırmalar yapılabilir hale geleceğini belirtti.

    “HEM ÜNİVERSİTEMİZ İÇİN HEM FİRMALAR İÇİN SON DERECE YARARLI BİR PROGRAM”

    “Ülkemiz başka ülkelerde olduğu gibi büyük destekler vererek lisansüstü eğitimlerini almak için gençleri yurt dışına gönderiyor” diyen Prof. Dr. Üçtuğ, “Bunlar için de çok ciddi paralar, dövizler yurt dışına aktarılıyor. Bu anlaşmalar sayesinde Savunma Sanayinin ihtiyaç duyduğu elemanların yetişmesi için Türkiye’deki üniversiteler devreye girmiş olacak. Sonuç olarak hem üniversitemiz için hem firmalar için son derece başarılı, yararlı bir program” şeklinde konuştu.

    “BİZİM PIRIL PIRIL GENÇLERİMİZ SAYESİNDE ABD YA DA BAŞKA BENZER ÜLKELERİN BİLİM HAYATLARI GELİŞTİ, ZENGİNLEŞTİ”

    Prof. Dr. Üçtuğ, imza protokolü kapsamında yaptığı konuşmasında ise, “Atılım Üniversitesi araştırmaya ve lisansüstü programlara çok büyük önem veriyor. Tabi lisansüstü eğitimin bir başka boyutu var, bu da üniversitelerin desteklenmesi. Atılım Üniversitesi özünde bir vakıf üniversitesi. Vakıf üniversitesi olduğu için de bir kaynağa ihtiyacı var; lisans ya da lisansüstü programlarını sürdürebilmek için. Ülkemizde bu açıdan bir bakıma da bir çelişki hep yaşandı ve yaşanageldi. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak, uzman elemanlar yetiştirmek için, öğretim görevlileri yetiştirmek için, doktoralı kişiler yetiştirebilmek için bu kişileri yıllardır ve yıllardır yurt dışına eğitime gönderdik. Bunun için bütçelerimizden çok büyük paralar ayırdık ve bekledik ki bu kişiler gitsinler, doktora eğitimlerini tamamlasınlar, yurda geri dönsünler. Tabi bu süreç içerisinde bilgi üretmeyi, bilim üretmeyi ve bu üretilen bilimin dünyanın hangi toplumuna yarayacağını çok göz önüne almadık. Bizim pırıl pırıl gençlerimiz sayesinde, bu sadece bizim değil başka ülkelerin de belki, Amerika Birleşik Devletleri ya da başka benzer ülkelerin bilim hayatları gelişti, zenginleşti. Biz ise sadece doktoralı elamanlar kazanmış olduk sonuç itibarıyla. O da gönderdiğimiz kişiler eğer geri döndüyseler ya da dönerlerse. O açıdan lisansüstü programların sadece yurt dışında değil, yurt içinde de desteklenmesinin son derece önemli olduğunu hep düşündük, ifade ettik. Bugün aslında bu konuda belki de bir devrime de tanıklık ediyoruz. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın öncülüğünde, ülkemizde de lisansüstü çalışmalar ve tezler desteklenecek” değerlendirmesinde bulundu.

    “SAVUNMA SANAYİ İÇİN ARAŞTIRMACI YETİŞTİRME PROGRAMINA ATILIM ÜNİVERSİTESİ’NİN DAHİL OLMASI GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI”

    Programın faydalarından bahseden Prof. Dr. Üçtuğ, “Oldukça kazan kazan modeli ve programı bu. Çünkü Savunma Sanayimizin gelişimi nitelikli elemanlara bağlı. Bu kişilerin lisans eğitimiyle sınırlı kalmaması gerekiyor, uzmanlaşmaları, araştırma yapmaları gerekiyor. Kişiler için önemli çünkü kendi değerlerine bu şekilde değer katacaklar. Savunma Sanayi İçin Araştırmacı Yetiştirme Programına Atılım Üniversitesi’nin dahil olması ve Savunma Sanayi alanında bu kadar önde gelen firmalarla işbirliği protokolleri imzalıyor olması gerçekten çok önemli bir dönüm noktası” diye konuştu.

    Protokol sonrası programa katılan firma temsilcilerine, Rektör Üçtuğ tarafından plaket takdim edildi.

  • Vali Deniz, Eşi Olcay Deniz İle Birlikte “Benim De Bir Evim Var” Projesi Kapsamında Yapılan Evleri Ziyaret Etti

    Ardahan Valisi Ahmet Deniz, eşi Olcay Deniz ile birlikte merkeze bağlı Değirmenli köyüne giderek, SYDV tarafından “Benim de bir evim var” projesi kapsamında yaptırılan evleri ziyaret etti.

    Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) tarafından Değirmenli köyünde “Benim de bir evim var” projesi kapsamında iki aile için yaptırılan evlerin inşaatı tamamlanarak sahiplerine teslim edildi. Vali Ahmet Deniz, eşi Olcay Deniz ile birlikte evleri ziyaret ederek, ailelerle görüştü, hayırlı olsun dileklerinde bulundu.

    Vatandaşlarımızın daha iyi şartlarda yaşam sürmelerini sağlamak, devlet olarak bizim öncelikli görevlerimizdendir diyen Vali Deniz, “Ardahan merkez ve merkeze bağlı köylerde 2015 yılında ‘Benim de bir evim var’ projesi ile ihtiyaç sahibi 73 vatandaşımıza yeni evler yaptık. Aynı proje ile Kaymakamlıklarımız tarafından ilçelerimizde de evler yapıyoruz. Vatandaşlarımız rahat bir kış geçirsin diye evlerimizi hızlı bir şekilde tamamladık ve sahiplerine teslim ettik. Bugün de Değirmenli köyümüzde iki ayrı ailenin sevincine eşlik etmek istedik. Vatandaşlarımızın mutluluğu bizim için her şeyden önemlidir. Vatandaşlarımızın yeni evlerinde mutlu ve huzurlu ömürler geçirmelerini temenni ediyorum” dedi.

  • Tuğba Özay ‘Umutlu Yarınlar’ Projesi Kapsamında Van’da

    Ünlü manken Tuğba Özay, Van’da ‘Umutlu Yarınlar Projesi’ kapsamında düzenlenen yardım kampanyasına katıldı.

    Manken Tuğba Özay, ‘Umutlu Yarınlar Projesi’ yardım kampanyası kapsamında Van’a geldi. Yardımın yapılacağı Nurşin, Yumrutepe ve Derebeyi Köyü İlköğretim okullarını ziyaret eden Özay, burada çocuklarla kartopu oynadı. İlk defa bir sanatçının ekibiyle birlikte bir yardım kampanyasına katıldığını belirten Özay, bunun da kendilerini mutlu ettiğini söyledi. İlk defa Van’a geldiğini ifade eden Özay, Işığın doğudan yükseldiğini ve bu ışığı büyütmek için herkesin beraber hareket etmesi gerektiğini söyledi. Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan olayların ve kargaşanın herkesi çok üzdüğünü vurgulayan Özay, “Batı kesinlikle Doğu’ya sessiz kalmamalıdır. Ülkemiz Türküyle, Kürdüyle bu güzel kardeşlerimiz, çocuklarımız ve geleceğin aydınlık yüzleriyle kardeşçe yaşamak durumundadır. Bugün batıdaki insanlar doğuya gelmeli ve buraları görmelidir. Sadece oturduğumuz yerden bir takım söylemlerde bulunmak yetmiyor. Birlik olmak gerekiyor. Kardeşlik duygularını birlikte ekmeliyiz, diye düşünüyorum. Sevgiyi çoğalttıkça barış, huzur, kardeşlik ülkemize gelecektir. Bu çocuklar hiç biri bir birine, “Sen oralı mısın, buralı mısın, neye inanıyorsun demiyor. Onlar bunları bilmiyor. Bu çocuklar, sadece saf ve masum bir şekilde gülüyorlar. Bu yüzden bugün burada olmaktan dolayı çok onurlu, gururlu ve mutluyum” dedi.

    Proje Koordinatörü Aylin Koç ise, Van’da ikinci yılına giren Umutlu Yarınlar Projesi’nin doğudaki öğrencilere umut olduğunu vurgulayarak, “Projemizin ikinci yılında, ünlü sanatçı Tuğba Özay, yardım kampanyamıza katılarak hem maddi hem de manevi destekte bulundu. Kampanyamıza verdikleri desteklerden dolayı Tuğba Özay ve proje destek grubu tubistlerine, ayrıca bize yardım gönderen Gümüşhane Üniversitesi personeli ve öğrencilerine teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından beraberindekilerle öğrencilere hediyelerini dağıtan Özay, Van Kedi Evi’ini ziyaret ederek, burada Van kedileriyle oyun oynadı. Daha sonra Bak Hele Bak’ta Van kahvaltısını yapan Özay, Van’dan ayrıldı.

  • Suriye Acil Durum Müdahalesi Kapsamında Çocuk Koruma Projesi

    Kilis’in Elbeyli Konteyner kentinde, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu ve Türk Kızılay’ı arasında imzalanan işbirliği anlaşması çerçevesinde Suriye Acil Durum Müdahalesi Kapsamında Çocuk Koruma Projesi hayata geçirildi.

    Proje geçici koruma yönetimi altında yaşayan okul çağındaki çocukların ve gençlerin tamamının güvenli, katılımcı, kapsayıcı bir eğitime ve gelişimi destekleyici etkinliklere katılımını sağlayarak, 4-18 yaş aralığındaki çocukların dayanma ve uyum güçlerini arttırmayı hedefliyor. Ayrıca proje ile çocukların yaşamlarına istikrar ve süreklilik anlayışını yeniden yerleştirerek kapsamlı eğitim ve eğlence etkinliklerini gerçekleştirileceği alanlara erişimin kolaylaştırması amaçlanıyor. Proje kapsamında Elbeyli Konaklama Tesislerinde faaliyetlerine devam eden ve çocuk dostu alanlarda görev yapan gençlik çalışanları tarafından, çadırkent içinde yer alan Yavuz Sultan Selim Geçici Eğitim Merkezinde etkili iletişim ve yöntemleri hakkında seminerler veriliyor. Türk Kızılay’ı yetkilileri sinevizyon eşliğinde yaptıkları sunumda, “Toplum içinde var olma, kendini doğru ifade etme, toplumda rahat hareket edebilme ancak içinde var olduğumuz toplumu tanımak ve anlamaktan geçer. Dolayısıyla ve özellikle kamp yaşamında kişiler arası iletişimde ortak anlayış oluşturma, ’ben’ yerine ’biz’ kavramının geliştirilmesi insanların birbirini daha iyi tanıması ve empati anlayışı ile yaklaşmaları açısından etkili iletişimin rolü çok büyüktür. Bireylerin birbirleri ile sağlıklı ilişkiler kurması, o toplumu meydana getiren bireylerin iyi ilişki kurma konusundaki ilkeleri, iletişimi engelleyen ve kolaylaştıran unsurları bilmelerine ve yaşamlarında uygun zaman ve yerde kullanmalarına bağlıdır. Uygun iletişim yöntemini benimseme ve bunu doğru olarak kullanma hem kişisel ilişkilerde hem de toplumsal yaşamda önemlidir. Etkili iletişim yöntemini benimsemek ve ilişkilerimizde doğru olarak kullanabilmek için bireysel çabanın yanında, bunun kurallarını da bilmek gereklidir. Böylece bu seminerler de ulaşmaya çalıştığımız hedef olan; bireyler arasında oluşabilecek gerginlik ve çatışmalar oldukça azalır, yanlış iletişimden kaynaklı zaman kayıplarında da aynı doğrultuda azalma olur. Sağlıklı bir toplumun temeli atılmış olur” ifadeleri yer aldı.

  • Doç. Dr. Öztürk: “Her Doktor Ya Da Uzman Mesleki Etik Kapsamında Kendi İşini Yapmalı”

    Diyetisyen Doç. Dr. Barış Öztürk, “Her doktor ya da uzman mesleki etik kapsamında kendi işini yapmalı” dedi.

    Sağlık, beslenme, teknoloji, güvenlik, eğitim gibi toplumsal gereksinimlerin her toplumda bu hizmetleri sunacak meslekleri gerektirdiğini belirten Doç. Dr. Barış Öztürk, “Mesleğimiz toplumsal gereksinimlerden doğmuştur ve gereksinimler ölçüsünde her geçen gün yeni meslekler ortaya çıkmaktadır. Sağlık, beslenme, teknoloji, güvenlik, eğitim gibi toplumsal gereksinimler her toplumda bu hizmetleri sunacak meslekleri gerektirmektedir. Meslek icra eden kişinin sadece kendi doyumu için değil, aynı zamanda toplumun yararı için yaptığı bir uğraştır. Bir hekim mesleğini sadece hizmetinin karşılığında aldığı para için değil, insanlara sağlıklarını kazandırmak için de yapar. Örneğin bir öğretmen okuma yazma öğretmenin ve insan yetiştirmenin mutluluğunu hayat boyu hisseder” diye konuştu.

    Günümüzde sağlıklı yaşam kavramının ve sağlığa bakış açısının hastalıkların tedavisi odaklı değil, hastalıkların önlenmesi odaklı olarak gelişimini sürdürdüğünü anlatan Diyetisyen Doç. Dr. Barış Öztürk, “İnsanlar artık uzun bir yaşam sürmenin yanında kaliteli yaşamak için mücadele etmekte, sağlıklı olmanın yanında güzel bir görünüme sahip olmak için her yolu denemektedirler. Bu ihtiyaçlara paralel olarak sağlık mesleklerinin sayısı her geçen gün artış göstermekte ve yeni çıkan sağlık meslekleri için yeni yasalar geliştirilerek mesleki tanımlamalar yapılmaktadır. İnsan tedavisinde ekip çalışmasının önemi tüm dünyada vurgulanmaya devam etmekte hekimlik mesleğinde uzmanlık dalları hatta yan dal uzmanlıklarının sayısı her geçen gün artmakta ve tıbbi uygulamalardaki karar ve yetki mekanizması tek merkezli olmaktan çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelere paralel olarak ülkemizde de sağlık meslekleri arasındaki çalışma disiplini hekim merkezli olmaktan çıkarak tüm sağlık profesyonellerinin etkin olduğu ve söz sahibi olduğu, yetki karmaşasından arınarak maksimum fayda elde etmeye yönelik bir yapıya dönüşmektedir. Teknikerlik düzeyindeki sağlık mesleklerinde de aynı şekilde sağlık teknikeri kavramı ortadan kalkarak yerini anestezi teknikeri, diyaliz teknikeri, patoloji teknikeri, ağız ve diş sağlığı teknikeri gibi çok sayıdaki yeni mesleklere bırakmakta ve branşlaşma her geçen gün artış göstermektedir” dedi.

    Sağlık mesleklerindeki branşlaşmanın sağlık hizmetlerinin kalitesini arttırdığını ve tıbbi hataları azalttığını söyleyen Doç. Dr. Öztürk, “Sağlıklı yaşamın önemli bir bileşeni olan beslenme ve diyetetik konusunun popülaritesi son günlerde giderek artmakta ve bu popülarite ticari kaygıları da beraberinde getirmektedir. Ülkemizde beslenme ve diyetetik konusunda kimin yetkili olduğu, beslenme danışmanlığı ve tıbbi beslenme tedavisini kimin uygulayacağına açıklık getiren bir yasa ve yönetmelik olmasına rağmen konunun çekiciliğine kapılan başka meslek mensupları da bu konuda konuşmayı kendilerine hak görmekte ve hatta çeşitli basın organlarında ’bu diyetisyenin işi değil’ gibi söylemlerde bulunmaktadırlar. Bu meslek grupları arasında kardiyolog, aile hekimleri, kalp-damar cerrahları, biyokimya uzmanları, endokrinologlar, kimyagerler, beden eğitim öğretmenleri, hemşireler, fizik mühendisleri ve hatta lise mezunları, estetisyenler saymakla bitmez. Amacım hiçbir meslek grubunu karalamak ya da eleştirmek değil. Altını çizmek istediğim husus, nasıl ki bir diyetisyenin kalp hastalığında ilaç tedavisi vermesi, bu konuda yazı yazması, basına demeç vermesi yanlışsa, kardiyoloğun da beslenme konuşması yanlıştır. Tıp hekimlerinin meslekleri ile ilgili olduğu için zaman zaman bazı genel beslenme bilgisi vermeleri normal karşılanabilir fakat beslenme konusunda spesifik bilgiler vermek kesinlikle diyetisyenliğin alanına girmektedir. Aksi takdirde topluma sunulan yanlış bilgiler toplum tarafından denenmekte ve gereğinden fazla yağ tüketimi, protein tüketimi, karbonhidrat tüketiminin neden olduğu insülin direnci, metabolik sendrom ile kalp damar hastalıklarının, diyabetin, obezitenin yayılmasına sebep olmaktadır. Diyetisyenliğin mesleki eğitimi her meslekte olduğu gibi spesifik konuları içermekte ve bu konuda eğitim almayan kişilerin bu konuda konuşmaları halk sağlığı açısından kısa ve uzun vadede sakıncalar doğurmaktadır. Diyetisyenlik mesleki eğitimi temel biyolojik ve tıp eğitiminin yanında Nutrisyonel biyokimya, beslenme antropometrisi, besin kimyası, beslenme epidemiyolojisi, besin mikrobiyolojisi, tıbbi beslenme tedavisi, çocuk hastalıklarında beslenme, halk sağlığı gibi başlıca dersleri ve bu derslerle ilgili laboratuvar, klinik, saha ve hastane uygulamalarını kapsamaktadır. Tıp fakültesi müfredatlarında beslenme konusunda tek bir ders bile bulunmamaktadır. Diğer mesleklerin eğitiminde ise bu veya benzeri derslerin okutulmadığı bilinmektedir. Buna rağmen neden bu konuda bazı meslek mensuplarının konuşmakta ve hatta tedavi vermekte, profesyonel hizmet sunmakta ısrar ettiği tartışmalı bir konudur. Aslında tartışmalı demek bile yanlış. Yukarıda bahsettiğim konu sadece diyetisyenlik mesleği için de geçerli değildir. Diğer meslek grupları da bu olumsuzlukları yaşamakta ve mücadeleyi sürdürmektedir. Ben de bir diyetisyen ve diyetisyen yetiştiren bir öğretim üyesi olarak kendi mesleğimde yaşadığım sıkıntıları dile getirmek istedim. Sonuç olarak ’herkes kendi işini yapmalı’ mesajı ile tüm topluma ulaşmasını diliyorum” ifadelerini kaydetti.