Etiket: kanserojen

  • İstanbul’da kanserojen içerikli binlerce oyuncak ele geçirildi

    İSTANBUL (İHA) – İstanbul’da polisin düzenlediği operasyonda yurda kaçak yollarla sokulan kanserojen madde içerikli binlerce oyuncak ele geçirildi. Sağlığa zararlı maddelerle yapılan oyuncakların el konularak imha edileceği öğrenildi.

    Edinilen bilgilere göre, kaçakçılık suçlarına karşı operasyonlarını sıklaştıran İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube ekipleri, Türkiye’ye yasadışı yollarla çocuk oyuncakları sokulacağı istihbaratını aldı. İddiaya göre İ.D. adlı bir şüphelinin kaçak oyuncak getirmeyi planladığının belirlenmesi üzerine çalışma başlatan kaçakçılık polisi, yapılan teknik ve fiziki takibin ardından gümrük kaçağı oyuncakların Gaziosmanpaşa’da bir depoya indirileceğini tespit etti. İ.D. adlı kaçakçıyı adım adım izleyen polis, operasyon kararı aldı. Yurda kaçak yollarla sokulan oyuncaklar iki ayrı tır’dan depoya indirildiği sırada baskın yapıldı.

    Kaçak oyuncaklar imha edilecek

    Operasyonda 25 bin oyuncak ele geçirildi. Oyuncakların sahibi olduğu belirlenen İ.D. yapılan operasyonda gözaltına alındı. Polisin düzenlediği operasyonda ele geçirilen kaçak oyuncaklar ise ön inceleme için laboratuvara gönderildi. Ürünlerin insan sağlığına zararlı ağır metaller ve kanserojen olarak değerlendirilen boya içerdiği tespit edildi. Sağlığa zararı tespit edilen söz konusu oyuncakların imha edileceği öğrenildi.

  • Kara isotta kanserojen madde tespit edildi

    Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferit Atasoy, Şanlıurfa isotunun geçirdiği aşamaları inceledi. Atasoy, yanlış yöntemle üretilen isotun kanserojen madde taşıdığını iddia ederek biberin fazla karartılmaması tavsiyesinde bulundu.

    Birkaç yıldır Şanlıurfa isotunun tüm evrelerini bilimsel olarak araştırma konusu yapan Prof. Dr. Ferit Atasoy, isotun endüstriyel ve geleneksel üretiminin tüm aşamalarında geçirdiği değişimi araştırdı.

    Kara isot zararlı

    Gıda mühendisleri olarak yaklaşık 5 yıldır isot üzerinde araştırma yaptıklarını söyleyen Prof. Dr. Atasoy, isotun özellikle üretim aşamasında çok fazla karartıldığında içerisindeki aroma bileşenlerinde oluşan çeşitliliğin arttığını ama bunun yanında bazı kanserojen maddeler ortaya çıktığını tespit ettiklerini belirtti.

    Mor renk isotun sağlıklı olduğu bilimsel olarak kanıtlandı

    Yaptıkları bilimsel çalışmalar sonucunda mor renk biberin sağlık açısından faydalı olduğunu tespit ettiklerini dile getiren Prof. Dr. Atasoy, “Bu çalışmanın sonucunda ev hanımlarına özellikle biberi fazla karartmamalarını tavsiye ediyoruz. İsot için en ideal ve sağlık açısından faydalı olan rengin, mor renk olduğu bilimsel çalışmalarımız sonucunda tespit ettik” dedi.

    “Çürümüş, ezilmiş biberleri kullanmayın”

    Özellikle hijyen konusuna dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, biber yapımında çürümüş veya ezilmiş biberlerin kullanılması veya toprakla temas etmesi durumunda, alfatoksin diye adlandırılan kanserojen madde varlığının arttığını belirtti. Depolamanın da önemine dikkat çeken Atasoy, isotun açıkta saklandığında içeriğindeki yararlı aroma bileşenlerinin kaybolduğunu belirterek, “Bu çerçevede yeni bir çalışma yapmaya başladık. Oksijenin depolama üzerinde olumsuz etkisinden dolayı vakumlu saklama ve ayrıca koyu renkli cam şişelerde isotun depolama koşullarını araştırıyoruz” diye konuştu.

    90’lı yıllardan sonra Şanlıurfa’ya göçün arttığını söyleyen Prof. Dr. Ferit Atasoy, farklı türden ve şehirlerden elde edilen biberler üzerinde de araştırmalarına devam ettiklerini belirtti.

  • Cenkler: “Her gün vücudumuza binlerce kanserojen madde giriyor”

    Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) bünyesinde dispanser hizmetleri veren “Smart Health Life Center” doktorlarından İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hüseyin Cenkler, beslenme alışkanlıklarının değiştirilerek, kansere karşı alınabilecek önlemleri açıkladı.

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hüseyin Cenkler yaptığı açıklamada, sağlıklı ve doğru beslenmenin, günümüzün en büyük sorunlarından birisi olan kanser ile savaşmada ve önlemede büyük rol oynadığını belirtti. Cenkler açıklamasının devamında, kanser hücrelerinin vücuttaki işleyişi ile ilgili açıklamasında ise şunlara değindi:

    “Kanser hücreleri 10 kat hızlı çalışır”

    “Kanser hücreleri oksijensiz ortamda çoğalırken, normal hücrelerimizden 10 kat daha hızlı çalışıyor ve sürekli şekere ihtiyaç duyarlar. Kansere yakalananların 1 deri 1 kemik kalmasının sebebi bütün yağların şekere dönüşmesi. Normal hücremiz 120 günde ölür ama kanser hücreleri sonsuza kadar yaşar. Kanser hücreleri normal hücrelerin aksine, karbondioksitli ortamlarda çoğalırken, oksijenli ortamda ise ölür.”

    “Şekeri kesmeliyiz, yiyecekleri sirke ve karbonatla kimyasallardan arındırmalıyız”

    Kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemek için de önerilerde bulunan Dr. Hüseyin Cenkler, “Önlem için bazı gıdalardan uzaklaşmamız gerekmektedir. Örneğin; ilk olarak şekeri kesmeliyiz. Un ve şekerli mamullerden uzak duracağız. Hiçbir şekilde rafine edilmiş bir yiyecek yiyip içmeyeceğiz. Amerika’da kanser cemiyeti hükümete şöyle bir öneride bulundu ve kabul edildi. İçinde sakarin olan yiyeceklerin kabında şöyle bir ibare var: ‘Hayvanlarda kansere yol açmıştır.’ Yalnız sakarin değil, früktoz ve bütün meyve şekerleri ile light ürünler tehlikelidir. Katkı maddeleri ilave edilmiş raflara girmiş hiçbir yiyeceği yemeyiniz. Uzun ömürlü ürünlerin hepsi için geçerlidir bu durum. Paketlenmiş gıdalar tehlikelidir. Genellikle kansere yakalananlar ömürlerini uzatmak için taş devri diyetini uygulamalıdırlar. Yani oranları dikkate alarak bol meyve ve sebze tüketmek gerekmektedir. Tabi ki meyve ve sebzelerimizi kimyasallardan arındırmak lazım. Bununla ilgili size bir formül önereceğim; bir cam kabın içerisine bir bardak su, bir bardak sirke, bir çay kaşığı karbonat yarım limon sıkıyoruz. Bu karışımın içerisine kullanacağımız sebzeleri yıkayıp daldırıyoruz ve yüzde 90’dan fazla kimyasalı arındırmış oluyoruz. Kesinlikle plastik kap olmayacak, cam kap olacak” diye konuştu.

    Cenkler son olarak da, “Yapılan çalışmalar gösterdi ki; her gün vücudumuza binlerce kanserojen madde giriyor. Eğer sistemimiz sağlamsa bunları def ediyor. Ama eğer sistemimiz çökerse o kanserle savaşan hücre sayısı azalır ve başımıza bela olur” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Doç. Dr. Alper Ata: “Günde 1 kadeh şarabın bile kanserojen etkisi var”

    Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Ata, “Günde 1 kadeh şarap, kanserden koruyor” iddiasının bir şehir efsanesi olduğunu belirterek, “Koruyucu değil, bilakis kanserojen olabilir” dedi.

    Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Ata, Mersin Halk Sağlığı Müdürlüğü’nde kanser hakkında yaklaşık 150 aile hekimine verdiği konferansta, kulaktan kulağa dolaşan yanlış bilgilere de değindi. Kimi zaman “Günde 1 kadeh şarap kanserden koruyor” şeklinde bir iddia duyduğunu belirten Doç. Dr. Alper Ata, böyle bir şey olmadığını belirterek, “Koruyucu değil, bilakis kanserojen olabilir” dedi. Doç. Dr. Ata, alkol ile kanser arasında doğrudan ilişki olduğunun altını çizdi.

    “Az da içilse etkisi var”

    Mersin’in Tarsus ilçesindeki Medical Park Hastanesi’nde görev yapan Doç. Dr. Alper Ata, zaman zaman kendisine konuyla ilgili sorular geldiğini belirterek, “Alkolün kanserden koruduğunu gösteren bir bilimsel çalışma sonucu yok. Tam aksine, araştırmalar gösteriyor ki kanserle alkol arasında doğrudan ilişki var. Alkol kullanan kişilerin kanser olma riski, kullanmayanlara göre daha fazla. Üstelik bunda miktarın az olmasının bir önemi yok. Düzenli içilen günlük bir kadeh kırmızı şarap ile ağız içi, özefagus, meme ve kalın barsak kanserleri riski artmaktadır. Günde bir kadeh şarap, koruyucu değil bilakis kanserojen olabilir. Günde 1 kadeh şarabın kanserden koruduğu iddiası, bir şehir efsanesi” diye konuştu.

    “Aşılar kanser yapmaz”

    Kanser hastalığı hakkında kendisine çok sorulan bir başka yanlış iddianın ise aşılarla ilgili olduğunu belirten Ata, kızamık, boğmaca ve tetanos gibi çeşitli hastalıklara karşı yapılan aşıların kanserojen etkisinin bulunmadığını ifade etti. Doç. Dr. Ata, güneş yanığının kanserojen etkisine de dikkat çekti. Özellikle çocuklardaki tehlikeye vurgu yapan Doç. Dr. Alper Ata, “Güneş yığında DNA hasarı oluşuyor. Özellikle çocukluk çağında yaşanan güneş yanıkları, kanserojen tehlikeyi daha da artırıyor. Bu nedenle bölgemiz gibi uzun süre güneş alan ve sıcak olan bölgelerde çocuklar güneşten iyi korunmalı” şeklinde konuştu.

    Buzdolabının etkisi

    Doç. Dr. Ata, konferansta kanserle ilgili şu bilgileri de paylaştı:

    “Mide kanseri 1930’lara kadar en çok ölüme yol açan kanserler sıralamasında ilk başlardaydı. Çünkü tütsülenmiş gıda tüketimi çoktu. Bu da mide kanserine yol açıyordu. Fakat 1930’larda buzdolabı kullanılmaya başlayınca insanlar gıdalarını tütsüleme zorunluluğundan kurtuldu ve mide kanseri 6’ncı sıraya düştü. ’Kanserden korunmak için ne yapmak lazım’ diye Amerikalılara sormuşlar, en çok ’sigaradan uzak durmak lazım’ yanıtı alınmış. Türkiye’de aynı soruyu sorunca en çok alınan yanıt ise ’erken teşhis önemli.’ Yani bizler ’ben kanser olmamak için bir şey yapmayayım, ama hekimler erken teşhisle beni tedavi etsin’ düşüncesindeyiz. Bu yanlış bir yaklaşım. Uyku, kanserden korunma konusunda önemli bir unsur. Çünkü DNA tamiri uykuda oluyor. Sağlıklı uyumazsak DNA tamiri sağlıksız oluyor. Bu da kanserin önünü açıyor. Akciğer kanseri 1960’larda sigara tüketiminin artmasıyla artışa geçip, 1980’li ve 1990’lı yıllarda zirve yaptı. Ama 2000’lerden itibaren sigara karşıtı kampanyalar ve yasaklamalar sayesinde yeniden düşüşe geçti. Obezite, özellikle meme ve kolon kanserinin önde gelen tetikleyicilerinden. Obeziteyle mücadele, birçok hastalık gibi kanser vakalarında da azalma sağlayacaktır. Erkeklerde en çok prostat kanserine, kadınlarda ise meme kanserine rastlanıyor. ABD’de kanser hastalıkları nedeniyle ilaçlarla ve diğer harcamalar için her yıl yaklaşık 100 milyar dolar ayrılıyor. Türkiye’de de sadece ilaçlara 4 milyar dolar veriliyor. Yaşlanmak, kanser olma riskini artırıyor. Bu bütün kanser türleri için geçerli.”

  • Sigara’dan Sonra En Önemli 2. Kanserojen: Hepatit B

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, Hepatit B virüsünün erken tanısının hastanın maddi ve manevi olarak hastalıklardan ve kanserden korunması için çok önemli olduğunu vurguladı. Dr. Habibe Duman, “Dünya Sağlık Örgütünün Hepatit B virüsünün ’Sigaradan sonra bilinen en önemli 2. kanserojen’ olarak tanımladığını hatırlattı.

    Medilife Beylikdüzü Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, dünyada 350 milyon kişinin Hepatit B virüsü Taşıyıcısı olduğunun hesaplandığını ifade ederek, “Her yıl 50 Milyon kişinin bu virüsle temas ettiği kabul ediliyor. Türkiye’de ortalama her yüz kişiden 4-5 kişinin bu virüsle temas ettiği fark etmeyi unuttuğumuz bir gerçek. Peki, bu hastalığın tanısı zor mu konuluyor? Medilife Beylikdüzü Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, “Hepatit B AİDS’ten 100 kat daha bulaşıcıdır. Türkiye’de de sık görülen bir virüstür. Önemli olan erken tanımaktır. Eğer erken tanınmazsa ve tedavi edilemezse sinsice ilerler. Sonra karaciğer sirozu ve daha sonrada karaciğer kanserine dönüşebiliyor” dedi.

    “BULAŞMA YOLLARININ ÖĞRENİLMEMESİ YAYILMAYI ARTTIRIYOR”

    Bulaşma yollarının öğrenilmemesinin hastalığın yayılmasını arttırdığına dikkat çeken Dr. Habibe Duman, ”Deri bütünlüğünün bozulduğu her türlü durum, mikroplu kan ve vücut sıvılarının bedenin iç yüzeyine teması, mikrobu taşıyan kişi ile cinsel ilişkiye girmek, enjektor-ilaç hazırlama gibi malzemelerin ortak paylaşıldığı damar içi ilaç kullanımı, mikrobu taşıyan anneden doğma, infekte kişinin kanı veya acık yarası ile temas etme, virüsün bulaştığı iğnenin batması veya kesici delici alet yaralanması, mikroplu kişinin jilet, ustura, tırnak makası, diş fırçası gibi kesici-delici/kanla temas edebilecek malzemelerini paylaşma, hemodiyaliz, akupunktur yoluyla hastalık bulaşabilir” diye konuştu.

    “SİGARA’DAN SONRA EN ÖNEMLİ 2. KANSEROJEN”

    Hepatit B virüsünün erken tanısının hastanın maddi ve manevi olarak hastalıklardan ve kanserden korunması için çok önemli olduğunu vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, Dünya Sağlık Örgütünün Hepatit B virüsünün “Sigaradan sonra bilinen en önemli 2. Kanserojen” olarak tanımladığını hatırlattı.

    Yeni teknolojiler Hepatit B virüsünün tanısını koymayı çok kolay hale getirdiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, “Bu hastalığın tanısı laboratuar imkanları açısından çok kolay. Basit bir kan alma işlemiyle elde edilen serum örneğinden anti-HBs, HBsAg, HBeAg, anti-HBc, anti-HBc IgM, anti-HBe, HBV DNA gibi doktorların sizin durum ve şikayetlerinize uygun testlerin yapılması mümkün” ifadelerini kullandı.

    “AŞISI VAR VE ETKİN”

    Duman, bulaşması çok kolay olan ve tanısı yaygınlaşan Hepatit B virüsü ile savaşta Hepatit B aşısının çok önemli olduğunu belirterek, “Bu aşının yanında ilaç tedavisi de bu hastalık ile mücadelede oldukça önemlidir. Erişkin yaş grubunda 0, 1 ve 6 aylarda yapılan üç doz aşılama ile 40 yaş altı sağlıklı erişkinlerde; birinci dozdan sonra yüzde 30 – 55, ikinci dozdan sonra yüzde 75, üçüncü dozdan sonra da yüzde 90’dan fazla oranda koruyuculuk oluşmaktadır” şeklinde konuştu.

    “GEBELERDE ÇOK DAHA TEHLİKELİ”

    Hepatit B virüsü taşıyan gebelerin yüzde 90’ından daha fazlasında gebelik sırasında bebeklerine bu virüsün bulaştığını vurgulayan Dr. Habibe Duman, daha sonra şunları kaydetti:

    “1998 yılında başlanan Üniversal Hepatit B aşılaması ile tüm yenidoğan bebeklere doğumu takiben ilk saatlerde Hepatit B aşısı uygulanmaktadır. Fakat hastanede doğum yapmayan kadınların Hepatit B aşısı olmadan doğan çocuklarına virüs yerleşmekte ve sinsi bir şekilde çok büyük bir oranda hastalığa yol açmaktadır. Hepatit B tespit edilen annelerin ise doğumdan önce mutlaka tedavi edilmesi ve doğan çocuğa da ilk 8 saat içinde Hepatit B aşısının ve Hepatit B ilacının yapılması bebeği hastalıktan korumak adına mutlaka gereklidir. Hepatit B aşısı, çocuk doğduğunda birinci ayda ve altıncı ayda 3 doz halinde yapılmalıdır.Bunun yanında, doğan çocuğun birinci sene sonunda hepatit B testlerinin yapılması ve testlere göre tedavisinin mutlaka yapılması gerekmektedir.”