Etiket: Kanserlerinin

  • ESGO, ‘Kadın Kanserleri’nin Önlenmesi’ Sempozyumu başladı

    Avrupa Jinekolojik Onkoloji Topluluğu (ESGO) ’Kadın Kanserleri’nin Önlenmesi Sempozyumu’ Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığı’nın ev sahipliğinde Antalya’da başladı. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, yılda 30 bin kadının kanserden öldüğünü söyledi.

    Üç gün sürecek olan organizasyon kapsamında düzenlenen basın toplantısına Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, ESGO Başkanı Prof. Dr. David Cibula, ESGO Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Gültekin, Türkiye Jinekolojik Onkoloji Derneği Eş Başkanı Prof. Dr. Ali Ayhan, Prof. Dr. Xavier Bosch, Prof. Dr. Jack Cuzick, Türkiye Kolposkopi ve Servikal Patolojiler Derneği Başkanı Prof. Dr. Kunter Yüce, Kanserle Dans Derneği Başkanı Esra Ürkmez, Türkiye Jinekolojik Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Macit Arvas, Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir katıldı.

    15 Temmuz vurgusu

    Konuşmasına 15 Temmuz’da halkın gösterdiği kahramanlıkla başlayan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, “Ülkemiz 15 Temmuz günü bir darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kaldı. Halkımız, tanklara, silahlara göğsünü siper etti. Türkiye’nin demokrasi yolunda ilerlemesini istedi. Bu bakımdan mücadeleyi veren şehitlerimize Allah’tan rahmet gazilere de acil şifalar diliyorum. Bakanlık olarak darbe girişimi ile ilişkin kişileri ayıklıyoruz. Türkiye’nin yolu bilim yoludur. Türkiye yoluna güçlenerek devam edecektir” dedi.

    “Türkiye’de 30 bin kadın kanserden ölüyor”

    Sağlık Bakanlığı olarak ilgi alanlarının başında kanser geldiğini ifade eden Müsteşar Gümüş, “Türkiye’de 30 bin kadın kanserden ölüyor. Bununla ilgili Türkiye’de kanserlerin branş bazında değerlendirmelerini yapıyoruz. Türkiye’de 100 bin kişiden erkeklerde 277, kadınlarda 188 kişide kanser görülüyor. Tabi kadınlarda meme kanseri birinci sırada yer alıyor. 18 bin kişi yılda meme kanserine yakalanıyor. Bakanlık olarak hedefimiz kanserde birinci planda iyi bir kayıt elde edebilmek. Bunların önleme programlarını sağlamak. Daha sonra erken teşhis imkanlarını sağlamak. Kanserle ilgili tüm basamakları Türkiye’de kurguluyoruz ve planlar yapıyoruz” diye konuştu.

    “Ulusal kanser programında güçlü ülkeler arasında yer alıyoruz”

    Türkiye’nin, Ulusal Kanser Programı ülkeleri arasında güçlü ülkeler arasında yer aldığını dile getiren Müsteşar Eyüp Gümüş, “Tüm bunlarla birlikte bakanlık olarak öncelikle veri toplamada Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkez’lerimizi (KETEM), kanser kayıtçılığını kullanıyoruz. Türkiye’de 81 ilimizde yüzde 100 kanser kayıtçılığı var. Doğru data ve veriyi elde etmek onunla ilgili politikalar geliştirilmesini sağlıyor. Bununla beraber erken teşhiste KETEM’lerimiz birçok ilde devreye girdi. Bundan sonraki süreçte kamu hastanelerimizde de aktif uygulamaya sokacağımız. Yani vatandaşların taranması, burada ortaya çıkacak olan erken teşhis ile elde edilen kanser aktif tedavisiyle yaşam sürelerinin artması hedeflenmektedir. Tamamıyla ücretsiz olarak yapılıyor kanser erken teşhis tarama merkezlerimizde. Şuan itibarıyla servükal ve meme kanser taramaları yapılıyor” şeklinde konuştu.

    “Tütün ve obezite konusunda önemli mücadele veriyoruz”

    Tütün ve obezite konusunda önemli mücadele verdiklerini ifade eden Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Bundan sonraki süreçte özellikle etkin tedaviler gündemde olacak. Ancak önleme ile ilgili de bugün 2 risk faktörü var. Tütün ve obezite ile mücadele… Türkiye tütünle mücadelede çok etkin rol oynadı. Kanun düzenlemeleri, algı yönetimi, vatandaşların bu konuda bilgilendirilmesiyle beraber tütün kullanımında ciddi azalmalar meydana geldi. Son yıllarda biraz artış olsa da akciğer kanserinde erkeklerde yüzde 10’a varan azalmalar görüyoruz. Tabi bunun uzun dönem sonuçlarını takip etmek lazım. Kadınlarda akciğer kanserinin Türkiye’de arttığını görüyoruz. Kadınlarda da tütünle mücadele konusunda daha aktif olmamız gerekiyor. Sağlıklı bir kadın popülasyonu ülkenin geleceği için çok önemli. Obezite ile mücadele başka bir alanı oluşturuyor. Toplumumuzda Avrupa ve Amerika’ya baktığımızda benzer oranda bir obez nüfus var kadın popülasyonunda. 2 kadından biri obez durumunda. Obezite özellikle birçok kanserin sebebini oluşturuyor. Bununla ilgili mücadele Sağlık Bakanlığımızın ana hedeflerinden bir tanesi. 1 milyon bisiklet kampanyası başlatarak burada fiziksel aktiviteyi öne alacak politikaları da geliştiriyoruz.”

    Gültekin: “Türkiye’de bir yılda 75 bin kansere bağlı ölüm oluyor”

    Türkiye’de bir yılda 75 bin kansere bağlı ölüm gerçekleştiğini dile getiren ESGO Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Murat Gültekin, son beş yıldır ölüm nedenleri incelendiğinde kansere bağlı ölümlerin ortalama yüzde 20 sabit gittiğini ifade etti. Gültekin, “Bu kapsamda dünyada şu anda dünya verilerine bakıldığında bir numaralı ölüm nedeni kanserdir. Ülkemizde kanserden ölüm ikinci sırada, kalp hastalıklarından sonra geliyor. Yılda 75 bin ölümün 30 bini kadınlarda diğer kalanı ise erkelerde görülüyor. Kanserde birinci sırada akciğer kanseri yer alıyor” diye konuştu.

    Türkiye’deki kadın kanserlerinin Avrupa ve gelişmiş ülkelere göre daha düşük olduğunu dile getiren Gültekin, “Kadınlarda ilk on kansere bakıldığında meme kanseri birinci, rahim beşinci, yumurtalık kanseri yedinci, rahim ağzı onuncu sırada yer alıyor. Bu kanserlerin büyük bölümü, tütün ve obeziteyle mücadeleyle önlenebilir. Meme kanseri ve rahim ağzı kanseri yüzde yüz önlenebilir” dedi.

    Xavier Bosch: “40 milyon genç kız aşı oldu”

    18 milyon kızın halk sağlığı problemi olduğunu dile getiren Dünya Sağlık Örgütü merkezinden Prof. Dr. Xavier Bosch, dünyada rahim ağzı kanseri için 40 milyon genç kızın aşı olduğunu söyledi. Bosch, aşıyla kızların on yıl süreyle her türlü enfeksiyona karşı korunduğunu belirtti.

    Kutluk: “Kanserin dünyaya maliyeti 1.2 trilyon”

    Kanserin dünyaya maliyetinin 1.2 trilyon olduğunu dile getiren Dünya Kanser Kontrol Örgütü Başkanı Tezer Kutluk ise, her yıl 15 milyon kanserliden 9 milyonunun öldüğünü söyledi. Kutluk, “2 önemli nedenimiz var kanserle barışmak için. Bir tanesi her yıl 15 milyon kişi kansere yakalanıyor. 15 milyon büyük bir rakam ama 9 milyonu hayatını kaybediyor. Bir taraftan çare bulduğumuzu, bir taraftan da insanlar ölmeye devam ediyor. Dünyanın problemi sadece sayı değil. Kanserin maliyeti de arttı. Dünyaya kanserin maliyeti 1.2 trilyon olan bir rakam düzeyine çıktı. O nedenle zengin fakir demeden bütün ülkelerin sorunu bu. Birçok dernek var. Her gün toplantı, aktiviteler yapılıyor. 15 milyon insan kanser oluyor 9 milyonu ölmeye devam ediyor. Önemli olan kanserle ilgili olan eşitsizlikleri ortadan kaldırmak. Bunları azaltmak ve stratejileri yaygınlaştırmak lazım. Kanserleri devletlerin ülkelerin ajandasına sokmalıyız. 1990’lardan sonra stratejik olarak uygulayan ülkelerde kanser ölümleri ucunu aşağıya doğru döndürdü. Gelecek ne gösteriyor bize. Eğer böyle devam ederse 2025 yılında 15 milyon olan kanser vakası sayısı 20-22 milyon kanser ölümleri olacak. Biz hemen harekete geçersek bugün olan 9 milyon ölümü yarısını önleyebiliriz” dedi.

  • Kolorektal Kanserlerinin Belirtileri

    Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Özgür Altmışdörtoğlu, kolorektal kanserlerde, endoskopik incelemenin asıl tanı yöntemi olduğunu söyledi.

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Özgür Altmışdörtoğlu, içinde bulunduğumuz Kanser Haftası dolayısıyla, kolorektal kanserler, belirtileri, tarama, tanı, tanı sonrası uygulamalar, kolorektal kanser gelişimindeki risk faktörleri ve yaşam şeklinin risk faktörleri ile ilişkisi hakkında bilgiler paylaştı.

    Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’ne açıklamalarda bulunan Dr. Özgür Altmışdörtoğlu şöyle konuştu: ‘’Kolorektal kanserler, kolon (kalınbağırsak) ve son bağırsak (rektum) kanserlerini içeren hastalık grubudur. Makat girişinden sonraki ilk 15 cm’lik kısım rektum (son bağırsak) ve daha ileri kısımlar için kolon (kalın bağırsak) tanımı kullanılır. Erkeklerde daha sık olmakla birlikte, Avrupa verilerine göre her 20 erkekten birinde ve her 35 kadından birinde hayatının bir döneminde bu kanser tipiyle karşılaşma riski vardır. Kolorektal kanserler gelişmiş ülkelerde ve şehirlerde yaşayanlarda daha sık görülmektedir. Hastalık genel olarak 50 yaş ve üzerinde sık olmakla birlikte 40 yaş altında oldukça nadirdir.’’

    KOLOREKTAL KANSER GELİŞİMİ İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ NEDİR?

    Açıklamalarına şu şekilde devam eden Altmışdörtoğlu, ‘’Bugün kolorektal kanserlerin nasıl geliştiği ile ilgili çok net verilerimiz olmasa da, bazı risk faktörlerinin bu kanser tipinin gelişimini hızlandırdığı ya da gelişme riski arttırdığını bilmekteyiz. Ancak hiçbir risk faktörü tek başına kanser gelişmine yol açmamaktadır. Bugünkü bilgilerimiz ve tüm kanserler için de geçerli olan, kanserin multifaktöriyel (çoklu faktörler) sebepler sonucunda geliştiğidir, yani tek bir nedenden ötürü kanser gelişmez. Yüzde 80 hastada sporadik denilen rastlantısal şekilde gelişmekte ve grupta aile öyküsü bulunmazken, yüzde 20 hastada heredite (kalıtsal) yani aile geçişli nedenlerle hastalık gelişmektedir’’ diye konuştu.

    Hastalığın gelişiminde başlıca rol alan risk faktörlerini sıralayan Altmışdörtoğlu, ‘’Diyet, kolorektal kanser gelişiminde en önemli risk faktörüdür. Özellikle kırmızı et, işlenmiş et ürünleri gibi yüksek yağ içerikli ürünler, lifli gıdalardan (sebze, meyve, kepek gibi) fakir beslenme ve yoğun alkol tüketimi bu hastalığın gelişme riskini arttıracaktır. Obezite (şişmanlık) ise bir başka risk faktörüdür. Hareketten ve spordan uzak, az hareketle karakterize bu yaşam tarzı riski arttırır. Tip II Şeker Hastalığı da kanser riskini arttıran bir diğer sebeptir. Hemen tüm kanserlerde etken olarak gördüğümüz sigara kolorektal kanserin öncü lezyonu poliplerin gelişime yol açarak riski arttırır. Yaş ilerledikçe kolorektal kanser görülme sıklığı da artar. Daha önceden geçirilmiş kolorektal polip öyküsü olması, daha önce kolorektal kanser öyküsü olması, ailede kolorektal kanser öyküsü olması durumlarında ve lenfoma, testis kanseri ve endometrium (rahim kanseri) geçirenlerde bu hastalığın gelişme olasılığı daha yüksektir. Ülseratif kolit ve Crohn Hastalığı olanlarda risk yüksektir’’ diye konuştu.

    KOLOREKTAL KANSER GELİŞİM RİSKİNİ NELER AZALTIR?

    Kolorektal kanser gelişim riskini azaltan durumlara da değinen Altmışdörtoğlu, ‘’Sebze, meyve ve tam tahıllı ürünlerin kullanılması, fiziksel aktiviteler yapılması, şayet kullanım için sakınca yoksa, kullanılan aspirin kanser öncülü olan polip gelişimini azaltarak koruyucu etki gösterir’’ ifadelerinde bulundu.

    KOLOREKTAL KANSERİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Kolorektal kanserlerde erken evrede klinik belirtilerin çok özgül olmadığını ve bu nedenle tarama programı önemli olduğunu dile getiren Dr. Özgür Altmışdörtoğlu kolorektal kanser risklerini ise şu sözlerle anlattı: ‘’En sık ilk semptom bağırsak alışkanlıklarında değişikliklerdir. Dışkıda mikroskobik veya gözle görülür kanama olması en sık doktora başvurma sebebidir. Karında genel huzursuzluk hali olması, gizli ya da aşikar kanama nedeniyle sürekli yorgunluk hissi ve ileri evrelerde izah edilemeyen kilo kaybı da bu kanser türünün belirtileri arasında yer alır.’’ Özellikle bayan hastalarda aynı anda ikinci bir kanser olarak meme, yumurtalık ve endometrium (rahim) kanseri ile karşılaşılabilineceğinin de altını çizen Altmışdörtoğlu, bunun sebebini kanserlerin sebeplerinin ortak olmasına bağladı.

    KOLOREKTAL KANSERİN TANI AŞAMASI

    Kolorektal kanserlerin tanı aşamasında öncelikli olarak tam bir fizik muayene yapılması gerektiğini belirten Altmışdörtoğlu, ‘’Endoskopik inceleme (Kolonoskopi-Rektosigmoidoskopi, bu hastalıkta asıl tanı yöntemidir ve ışıklı bir aletle bağırsak içine bakılması işlemidir. İşlem öncesi ağrı kesiciler ve hafif bir sedasyon (Merkezi sinir sisteminin orta dereceli bir baskılanması olup hastanın uyanık, rahat ve sakin bulunması durumu) ile işlem hasta açısından konforlu hale getirilir, bu nedenle işlem esnasında ağrı ve gerginlik hali görülmez, anestezideki gibi tam bir bilinç kaybı olmadığından işlem sonrası kısa sürede hastaneden taburcu olunur. Endoskopi ile çıplak gözle tüm lezyonlar görülebilir ve polip varsa çıkartılabilir, kanser ya da kanser şüphesi olan kitlelerden biyopsi alınır. Diğer bir yol ise radyolojik incelemelerdir. Bu kapsamda yapılan BT (Bilgisayarlı Tomografi) kolonografi, her hastada yapılan rutin bir işlem değildir. Sanal kolonoskopi olarak da bilinen yöntemdir. Özellikle tümörün bağırsakta tıkanma yapması sonucu kolonoskopinin yapılamadığı durumlarda, cerraha ameliyat öncesi yol göstericidir. Evreme amaçlı yapılan tomografiden farklı bir yaklaşımdır. Çift kontraslı kolon grafisi ise baryum ve hava ile bağırsaklar doldurularak yapılan tetkiktir. Özellikle kolonoskopinin gelişmesi ve yaygınlaşması nedeniyle tarihsel bir önem taşımakta olan eski bir yöntemdir. Laboratuarlarda yapılan rutin kan testleri de yine tanı için kullanılabilir. Bnun yanı sıra CEA adı verilen tümör belirteçlerinin ölçülmesi hastalığın gidişi ya da takipte kullanılır. Histopatolojik inceleme ile alınan parçanın iyi ya da kötü özellikte olup olmadığını incelemek amacıyla yapılan ve asıl kanser tanısı koyduran yaklaşım da tanı için kullanılan bir yoldur’’ diyerek sözlerini sürdürdü.

    KOLOREKTAL KANSERLERDE TARAMA AŞAMASI

    Kolorektal tümörlerin, prostat, meme ve serviks (rahim ağzı) kanserinde olduğu gibi tarama ile hastalık ilerlemeden erken evrede tespit edilen bir tümör tipi olduğunu vurgulayan Altmışdörtoğlu, ‘’En sık 50 yaşından sonra görülürler, bu nedenle tarama 50 yaşında başlar ve 1-2 yıllık aralıklarla ortalama 74-75 yaşa kadar sürdürülmelidir’’ dedi.

    KOLOREKTAL KANSER TANISI KONULDUKTAN SONRA NELER YAPILIR ?

    Tanı aşamasının ardından öncelikle hastalığın hangi evrede olduğunun belirlenmesi gerektiğini söyleyen Altmışdörtoğlu, ‘’Bu amaçla ultrason (USG), tüm vücut tomografisi (BT), Magnetik rezonans (MRI) ve pozitron emisyon tomografisi ( PET-BT) gibi yöntemler kullanılır. Evrelemedeki amaç, benzer evrelerdeki etkin tedavi yöntemlerinin daha önceden belirli olması ve tedavinin buna göre uygulanması amacıyla yapılır. Böylece aşırı tedavi uygulamaları ya da eksik tedavi uygulamaları önlenmiş olur. Kolorektal kanserlerin tedavisinde ana tedavi cerrahidir. Kemoterapi ya da radyoterapi gibi tedavi yaklaşımları adjuvan dediğimiz tamamlayıcı yaklaşımlardır. Radyoterapi lokal bir tedavi olup sadece uygulandığı alanda etki eder ve hastalığın aynı yerde tekrar etme olasılığını sıfıra yakın şekilde engeller. Kemoterapi ise sistemik bir tedavi olup dolaşıma karışmış ve başka yerleşmiş olan radyolojik tetkiklerde görülemeyen mikroskobik hastalığı yok etmek amaçlı uygulanır. Özellikle rektumda yerleşmiş, ameliyatla tam çıkarılamayacak büyüklükte ya da ameliyat öncesi tetkiklerde lenf nodlarına yayılım gösteren kanserlerde ya da anüse yakın tümörlerde, neoadjuvan tedavi denilen ameliyat öncesi radyoterapi ve kemoterapi uygulamaları ile tümörün küçülmesi, makatın korunması amacıyla yapılabilir. Diğer kanser tiplerinden farklı olarak karaciğere sirayet etmiş tek ya da birbirine yakın metastazlarda ameliyat içinde ayrıca karaciğerdeki yayılım-metastaz odakları da ameliyatla çıkartılır’’ diye konuştu.

    Dr. Özgür Altmışdörtoğlu son olarak hastalıkla ilgili şunları söyledi: ‘’Hastalığın ilk belirtileri belirsiz ve sinsi seyirli olduğundan 50 yaşından sonra tarama programına katılmak en önemli yaklaşımdır. Tümör belirteçleri (CEA gibi) tarama amaçlı kullanılmaz, tanı ve takipte kullanılan bir laboratuvar testidir. Her hastaya evreleme yapılarak tedavisi düzenlendiğinden her hastanın tedavisi aynı evreler haricinde farklılık arz edecektir. Rektum kanserinde radyoterapi çok sık kullanılırken, kolon kanserinde çevredeki riskli organlar nedeniyle çok nadir vakada radyoterapi uygulanmaktadır. Düzenli yapılacak egzersiz ve sebze-meyve ağırlıklı beslenme başta kolorektal kanserler olmak üzere çoğu kanser tipi için koruyucu özellik taşımaktadır.’’