Etiket: Kanserini

  • Okul çağında aşı rahim ağzı kanserini önlüyor

    Kadınlarda sık karşılaşılan kanser türü olan rahim ağzı kanserinin, hastalığa yol açan virüse göre geliştirilmiş aşılarla yüzde 75 oranında önlenebildiği bildirildi.

    Avrupa Jinekolojik Onkoloji Topluluğu (ESGO), Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği, bölge üniversiteleri ile eğitim ve araştırma hastanelerinin kadın hastalıkları ve doğum anabilim dallarının katkılarıyla Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kışla Yerleşkesinde düzenlenen “2. Geleneksel Jinekolojik Onkoloji Toplantısı”, Türkiye’nin dört bir yanından uzmanları bir araya getirdi. 1-7 Nisan Kanser Haftası dolayısıyla gerçekleştirilen ve 2 gün süren toplantıda, kadın kanserleriyle ilgili dünyadaki son gelişmeler ele alındı.

    Açılış bölümünün ardından Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Ateş Karateke, Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Macit Arvas, Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalından Prof. Dr. Ali Ayhan, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezinden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Çelik ile birlikte basın mensuplarının karşısına geçen Rektör Ali Haberal, kanserle ilgili konuların tartışıldığı Kanser Haftasında, konunun en yetkili uzmanlarının “2. Geleneksel Jinekolojik Onkoloji Toplantısı” için Adana’da bir araya geldiğini ifade etti.

    Tüm kanser türlerinde koruyucu hekimliğin ön planda olması, tarama programlarının rutin olarak uygulanması gerektiğinin altını çizen Haberal, “Ülkemizde yaşadığımız en büyük eksiklik bu. Bugün bakıldığında dünyada sadece kadın kanserleri değil, tüm kanserlere yönelik gerek cerrahi gerek tıbbi açıdan her türlü tedavi imkanı var. Tanıya yönelik üst teknoloji cihazlar kullanılıyor. Bunların getirdiği hem maddi yük hem de yapılan işlemler sonucunda, hastanın ve hasta yakınlarının yaşadığı çok ciddi sorunlar var. İş ameliyat etmekle bitmiyor. Ameliyat sonrası alınacak olan ışın tedavileri ya da ilaç tedavileri, tümöre yaptığı tedavi etkisinin yanı sıra normal vücut dokularında da birçok olumsuzluklara neden olabiliyor. Bizim bugün ülke olarak yapmamız gereken, büyük hastaneler açmaktan ziyade bu işi koruyucu hekimlikle çözmek” diye konuştu.

    Kanserin sadece hekimlerin değil, tüm toplumun konusu olduğuna işaret eden Haberal, “Tüm yurttaşlarımız öncelikle tarama programlarına girmeli ve bu konuda sağlık kuruluşlarına birinci basamaktan olmak üzere başvurmalı. Sağlık Bakanlığımızın oluşturduğu KETEM organizasyonları bu konuda çok basit şekilde, Türkiye’nin birçok yerinde yaygın olarak ücretsiz hizmet veriyor. Tüm kadınlarımızın bu kurumlara müracaatlarında kendi sağlıkları açısından yarar vardır. Ben herkese kansersiz bir yaşam diliyorum” dedi.

    “Jinekolojik onkologlar çok önemli görevler üstleniyorlar”

    Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Ateş Karateke ise derneklerinin, 4 binin üzerinde üyesiyle kadın doğum branşının en üst derneği olduğunu belirterek, şunları söyledi:

    “Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği bizim en büyük gruplarımızdan birisi. Bu derneğimiz, kadın sağlığı ve özellikle gebe sağlığı konusunda topluma önemli katkılar sunuyor. Gebe hanımların ölümlerinde kanama önemli bir unsur. Kanama ile mücadelede jinekolojik onkologlar çok önemli görevler üstleniyorlar. Bu açıdan ülkemizdeki kadınların çok şanslı olduğunu düşünüyorum.”

    Kanseri azaltmanın yollarından birinin de genel kadın sağlığına özen göstermek olduğunu ifade eden Karateke, “Az kilolu olmak, spor yapmak, tarama programlarına katılmak kadın kanserlerini azaltmak için önemli bir unsur. Bunların yanında bazı kanserler vardır ki bu riskli grubu belirlemek ve bu riskli grup üzerinde daha çok çalışmak gerekebilir. Özellikle meme kanseri olduğu zaman, bunun diğer aile bireylerinde de olması. Kansere yol açan genler tespit edilebilmektedir. Bireylerin risk azaltıcı cerrahi dediğimiz, belli bir yaşa ulaştıktan sonra bu riskli organları alarak kanseri engellemek gibi yeni stratejiler var” şeklinde konuştu.

    “Kanser bütün dünyanın sorunu”

    Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Macit Arvas da, sağlık sorunları genel olarak ele alındığında, kanserden kaynaklı ölümlerin kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada geldiğini belirtti. Kanserin sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın sorunu olduğuna dikkat çeken Arvas, “Bizler hiçbir zaman birinci planda kanser tedavisinin peşinde değiliz. Çünkü önemli olan, kanseri kanser olmadan ortaya koyabilmektir. Bunun için halkın bilinçlendirilmesi son derece önemli. Neticede hasta kanser olduktan sonra önünüze geldiği zaman bizim işimiz çok daha zorlaşıyor” ifadelerini kullandı.

    Belirtilerin genellikle ağrı, akıntı ve kanama şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Macit Arvas, şöyle devam etti:

    “Bu belirtiler normal insanda da oluyor. Ancak, belirtiler kansere bağlıysa işimiz çok zor. Yani kanserin esas tedavisi her zaman cerrahi değil. Cerrahideki yeni yöntemler; robot olsun, laparoskopi olsun, açık cerrahi olsun, şunu bilmemiz gerekir ki bu üç yöntemin de sonucu aynıdır. Hiçbir şekilde sonuç değişmez. Bazıların konforu vardır, maddi açıdan problemi vardır. Bazılarının da konforu daha azdır ama sonuç yine aynıdır.”

    “Aşı konusu devlet politikası olarak ele alınmalı”

    Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalından Prof. Dr. Ali Ayhan ise kadın üreme organları kanserleri denildiğinde; rahim ağzı kanserleri, rahim içi kanserleri, yumurtalık kanserleri ve dış kısım olarak ifade edilen vulva kanserlerinin ön plana çıktığını kaydetti.

    Kadınlarda en sık karşılaşılan rahim ağzı kanserinin önlenebilir bir kanser türü olduğunu vurgulayan Ayhan, şöyle devam etti:

    “Bu kanserin nedenini bugün biliyoruz. Nedene yönelik yaklaşımlara baktığımız zaman aşılama sistemi denilen sistem var. Yani rahim ağzı kanserini yapan virüse göre geliştirilmiş aşılarla bugün için yüzde 70-75 önleyebiliyoruz. Dolayısıyla şöyle bir mesaj vermek istiyoruz. Biz rahim ağzı kanserlerini kız ve erkek çocuklarımıza okul çağında aşı yaptırmak suretiyle bugün için önleyebilir durumdayız. Ancak bu olayların devlet politikası olarak ele alınmasından yanayız. Aşılamada temel felsefe, cinsel ilişkiden önce olmasıdır. Artı genç yaşta aşı bir antijendir. Çünkü bu hastalık cinsellikle geçen bir hastalıktır. Virüsün taşınması aşı ile önlenmiş olur. Bu aşı kabaca 9-26 yaş arasında yapılabilir. İlerleyen yaşlarda da yaptırılabilir ama beklenti daha düşük olur. Ülkemizde aşılama şu anda bireye bağlı yapılıyor. Devlet şu anda aşılama programına girmiş değil. Herkes bilinçlendiği doğrultuda, kendi parasını vererek aşılama yapabilmekte. Orana bakıldığında, ülke bazında ele aldığımız zaman aşılama düzeyi düşük” ifadelerini kullandı.

    “Aşılanın, kansere yakalanmayın”

    Diğer önemli konunun ise tarama olduğuna işaret eden Ayhan, “Ülkemizde 30 yaşından itibaren her kadın, rahim ağzı kanseri, meme kanseri ve kolon kanseri açısından ücretsiz taranabilmektedir. Taramanın amacı erken tanıdır. Erken tanıda elde edilen sonuç nedir? Hasta bazında yüzde 70 oranında rahim ağzı kanserinden ölümü azaltmaktadır. Rahim ağzı kanseri konusunda vermemiz gereken iki mesaj var. Aşılanın, aşılandırın, yakalanmayın. İkincisi ise arama-tarama programına girin, erken teşhis olun; hastanelerde yatmadan, para ödemeden basit polikliniklerde muayene olarak işinize dönün” dedi.

    “Yumurtalık kanserinde erken tanı şu an için zor”

    Yumurtalık kanserleri konusunda bilgiler veren Prof. Dr. Hüsnü Çelik ise kanser tedavisinde en büyük avantajın erken tanı olduğunu, ancak yumurtalık kanserinde bunun pek mümkün olmadığını ifade etti. Yumurtalık kanserine yakalanan hastanın şikayetleri başladığında hastalığın üçüncü evreye ulaşmış olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti:

    “Biz bu hastalığın ancak yüzde 25’ini birinci ve ikinci evrede yakalayabiliyoruz. Üçüncü evre demek kanserin yayılması anlamına geliyor. Erken tanı çok önemli ama yumurtalık kanserlerinde erken tanıda pek yol alabildiğimiz söylenemez, bu dünya için geçerli. Yumurtalık kanserlerinde semptomlar genellikle hazımsızlık, şişkinlik, daha sonra karında kitlenin hissediliyor olması veyahut karında sıvı toplanması gibi durumlar. Bunlar da yüzde 70 hastanın ileri evrede olduğunu gösteriyor. Özellikle ailesinde kanser olanlar, genetik kanser taşıyıcılığı olanlar, mesela bir meme kanseri yoğunluğuna sahip ailenin üyesi olanlar yumurtalık kanseri açısından riskli gruptur. Bunların yakın olarak taranması gerekebilir ama yumurtalık kanseri için bugün kabul edilmiş bir tarama protokolü yoktur.”

  • Pankreas kanserini bitkilerle üç ayda yendi

    İzmir’in Buca ilçesinde yaşayan Hacı Etken, 2015 yılında yakalandığı pankreas kanserinden hastanedeki tedavisinin yanı sıra bitkisel tedaviyle 3 ayda kurtulduğunu söyledi.

    Geçtiğimiz yıl pankreas kanserine yakalanan 61 yaşındaki Hacı Etken, idrarında gördüğü kandan şüphelenip hastaneye gittiğini ve pankreas kanserine yakalandığını öğrendiğini söyleyerek yaşadığı süreci şöyle anlattı:

    “Bir gün idrarımı yaparken hafif kan geldiğini gördüm. Önceleri pek önemsemedim geçer diye düşündüm. Ama öyle olmadı. Her geçen gün daha da çok kan gelmeye başladı. Midem de bulanıyordu. Ne yesem çıkarıyordum. Hastaneye gidip durumu doktoruma anlattım. Birkaç tahlil istedi. Sonuçlar karşısında, ‘tahmin ettiğim gibi’ dedi. Sorunun pankreastan kaynaklandığını, bunun kanser olduğunu hemen tedaviye başlamamız gerektiğini söyledi. Öylede yaptık. Aradan 6 ay kadar geçmişti. Ancak sonuç değişmemişti. Bu dönemde komşum bana Ege Lokmanı tavsiye etti. Kendisi de bitki kürleriyle iyileşmişti. Bundan cesaret alarak Ege Lokman Şevki Güngör’e gittim. Yanımda götürdüğüm raporları bir süre inceledikten sonra korkmamam gerektiğini pankreas kanserinden çok sayıda kişinin bitkilerle iyileştiğini söyledi. Güngör’ün verdiği bitkisel ürünleri hiç aksatmadan kullandım. Aradan 3 ay kadar geçmişti. Tekrar hastaneye gidip tahlil verdim. Sonuçlar mükemmel çıkmıştı. Kanserden eser yoktu. Çıkan sonuç karşısında çok sevinmiştim. Kendisinden Allah razı olsun”

    “Önce doktora gitmelerini öneriyoruz”

    Manisa Kırkağaç’ta bitkisel destek tedavisi ile çok sayıda hastanın şifa bulmasına yardımcı olduklarını belirten Ege Lokman Şevki Güngör ise pankreas kanseri ile ilgili edindiği bilgileri paylaştı. Güngör, “Sindirim sisteminde büyük sorunlara yol açan bu hastalık, insanın iştahını kesip bulantı, kusma, sırt ağrıları, halsizlik, yüzünde ve gözlerinde sarılık ve hızlı kilo kaybı şeklinde belirti vermektedir. Bunlar olduğunda mutlaka doktora gidip muayene olmalıdırlar. Hastaya yapılan tahlil ve tetkiklerde, pankreas teşhisi konmuş ise hızla iyileşmesi için hem tıbbi hem bitkisel destek almaları gerekir. Çünkü bu iki tedaviyi aynı anda uygulayan hasta, çok kısa sürede iyileştiğini görüyoruz” dedi.

    Bitkisel destek tedavisi alan kişinin karaciğerindeki değerlerinin birkaç ay içinde eski haline döndüğünü kaydeden Güngör, “Sarılık ortadan kalkarak, iştahı açılıyor ve hasta olan kişi yemek yemeğe başlıyor. Hasta psikolojik olarak da rahatlamış oluyor. Bunları hisseden hasta da iyileşeceğini düşünerek moral buluyor. Öncelikle şifayı Allah verir, biz vesileyiz. Bizim uyguladığımız bitkisel destek tedavisiyle çok sayıda kanser hastası iyileşti. Bize gelen hastalardan öncelikle mutlaka doktora gidip gerekli tahlillerini yaptırmalarını ve tıbbi tedaviyi mutlaka almalarını öneriyoruz” şeklinde konuştu.

  • Güneş deri kanserini tetikliyor

    Uzm. Dr. Yüksel Oltulu, “malign melanom” adı verilen deri kanseri hastalığının deri kanserleri içinde en ciddi hastalık olduğunu belirtti.

    Medical Park Samsun Hastanesi Dermatoloji Kliniğinden Uzm. Dr. Yüksel Oltulu “malign melanom” hakkında bilgi verdi. Dr. Oltulu, “Malign melanom deri kanserleri içinde en ciddi olanıdır ve deriye rengini veren melanosit adı verilen hücrelerden gelişir. Deride doğuştan var olan benler melanoma dönüşebildiği gibi, sonradan ortaya çıkan benler üzerinde de kanser oluşabilir. Vücudu kaplayan derinin herhangi bir yerinde görülebilir. Ben kanseri gelişmesinden birinci derecede çocukluk çağında güneş yanığı geçirmek sorumlu tutulmaktadır. Daha önce melanom teşhisi konan bir hastada ikinci bir melanom gelişme riski vardır. Ayrıca yakınlarında melanom tanısı varsa, bu kişinin melanoma yakalanma riski normal insanlara göre yüksektir” dedi.

    Hemen hemen herkesin vücudunda irili ufaklı benler bulunduğunu söyleyen Dr. Yüksel Oltulu, “Bunların büyüklükleri, kabarıklıkları ve renkleri farklıdır. Benlerde asimetri, sınır düzensizliği, renk değişikliği (benin birden çok renk içermesi), belirgin büyüme, iltihabi reaksiyon ya da kanama cilt kanserine işaret ediyor olabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre; deri kanserine bağlı ölümlerin büyük bir çoğunluğunu (yüzde 75) melanom oluşturuyor. Dünya genelinde yılda 160 bin yeni melanom vakası tespit ediliyor. Her yıl dünya genelinde 48 bin kişi melanom ile ilişkili nedenlerden dolayı hayatını kaybedebiliyor” diye konuştu.

    Melanoma dönüşme riski en yüksek olan displastik benler olduğunu söyleyen Dr. Oltulu, “Bu benlerin en büyük özelliği, melanoma dönüşme riskinin en yüksek olduğu benler olmalarıdır. Displastik benler, bireysel ya da ailesel olarak ortaya çıkabilir. Genellikle 10 yaş civarında fark edilir. Yaşla birlikte doku bozukluğu sayısı artabilir. Tek lezyon olabildiği gibi çok sayıda da görülebilir. Fakat melanom, kendiliğinden normal görünen deri üzerinde de gelişebilir” şeklinde konuştu.

    Uzm. Dr. Oltulu, “Güneş ve ultraviyole ışınları vücuttaki benlerde melanom ve diğer deri kanserlerinin oluşumunu tetikliyor. Özellikle ailesinde deri kanseri olanlar ve beyaz tenli kişiler cilt kanserleri açısından risk altında olduğundan kesinlikle güneş banyosu ve solaryumdan kaçınmalı ve yüksek koruma faktörü içeren güneş ürünlerini yaz, kış kullanmalıdır. Melanom, en sık deride (yüzde 95) rastlanır. Mukozalar, tırnak yatağı, göz ve melanosit bulunan dokularda da ortaya çıkabilir. Erkekte en sık gövdede, kadında en sık bacaklarda gözleniyor. Kadınlarda, erkeklere oranla daha sık görülüyor” ifadelerini kullandı.

    Otulu şu bilgileri verdi: “Erken tanı konulan melanom hastaları, genelde başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Melanom ilk saptandığında mutlaka cerrahi olarak çıkarılmalı ve sistemik olarak hasta taranmalıdır. Melanomun boyutları değişiklik gösterebilir. Küçük bir leke halindeyken bile birçok organa yayılmış olabilir. Bu yüzden erken tanı, teşhis ve tarama melanom için çok önemlidir. Doku bozuklukları cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra diğer doku tutulumlarına göre tedavi ve takip planı yapılır. Hastalığın seyri çıkarılan kitlenin derinliği ve yayılımı ile yakın ilişkilidir. Ancak kitlenin kalınlığının yanı sıra; kanserin yeri, büyüme hızı, başka dokulara yayılımı yaşam süresini etkileyen faktörlerdendir.”

  • Güneşten korunarak cilt kanserini önleyin

    Güneş ışınlarına korunmadan, sakıncalı saatlerde maruz kalmak cilt için tehlike arz ediyor. Kişiler, son yıllarda artan çeşitli koruma faktörlü ürünler ile tamamen güneş ışınlarından korunduğunu düşündüğü için saatlerce güneşleniyor. Ancak ne yazık ki güneşten tamamen korunmak için bu ürünler yeterli olmuyor. Son yıllarda cilt kanserlerinde artış görülmesi, alınan önlemlerin yetersizliğiyle açıklanıyor. Acıbadem Kayseri Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Gökçe Tümtürk, cilt kanserine maruz kalmamak için güneşten bilinçli bir şekilde korunmanın yollarını ve alınabilecek önlemleri anlattı.

    Bilinçsiz güneşlenme risk oluşturuyor

    Cilt kanseri oluşmasına yol açan faktörler arasında bilinçsiz güneşlenmek ilk sırada yer alıyor. Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında maruz kalınan bilinçsiz güneşlenme, sonraki yıllarda cilt kanseri için önemli bir risk oluşturuyor. Dr. Ayşe Gökçe Tümtürk, sigara ve alkol tüketimi, yanlış beslenme gibi yaşam biçimlerini benimsemiş kişilerde cilt kanseri riskinin daha yoğun olduğunu ifade etti. Radyoterapi almış kişilerin de daha dikkatli olması gerektiğini söyleyen Dr. Tümtürk, “Bunun yanı sıra, kronik yara veya yanık izleri olan, arseniğe veya ağır metallere maruz kalmış, geçirdiği sedef hastalığı nedeniyle puva tedavisi görmüş, doğumsal olarak çok sayıda ve büyük boyutta benleri olan kişiler de risk altında bulunuyor” dedi.

    Açık tenlilerin daha dikkatli olması gerekiyor

    Cilde renk veren pigment hücrelerine melanin deniyor. Hücre çekirdeğinin koruyucu şemsiyesi gibi görev gören melanin, ultraviyole ışınları maruziyetinde hücreyi kanserojen etkiden koruyor. Melanin yoğunluğu az olan açık tenli ve kızıl saçlı kişilerin diğerlerine göre güneşten daha iyi korunmaları gerektiğini söyleyen Dr. Tümtürk, alınması gereken önlemleri şu sözlerle anlattı:

    “Güneşten korunmak için güneş kreminin yanı sıra, şapka, güneş gözlüğü ve sıkı dokumalı açık renk giysilerin tercih edilmesi önem taşıyor. Bunun yanı sıra son yıllarda giderek yaygınlaşan, güneş ışığının teknolojik cihazlarla daha yoğun şekilde yansıtıldığı solaryumdan da uzak durmak gerekiyor. UV radyasyonu yayan solaryum cihazlarında ışığın şiddeti ve tipi kontrol edilebilir olsa da, kanserojen ve cilt yaşlanma sürecini hızlandıran etkiler bulunuyor. Aşırı güneş ışınlarına maruz kalmak ciltlerde elastikiyet kaybına neden olabiliyor. Ailede cilt veya başka bir kanser hastalığı geçirmiş olduğu bilinen kişilerin daha dikkatli davranması tavsiye ediliyor.”

  • Kadınlar Meme Kanserini Kendileri Teşhis Edecek

    Nilüfer Belediyesi, meme kanseri konusunda önemli bir projeyi hayata geçirdi. Bir ilk olan “kendi kendine meme muayene modeli” kadınlara tanıtıldı.

    Nilüfer Belediyesi, Dünya Kanser Gününde önemli bir çalışmayı daha hayata geçirdi. Uludağ Rotary Kulübü iş birliğiyle, Genel Cerrahi ve Kanser Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Erol Aksaz’ın yaptığı “kendi kendine meme muayene modeli” Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile eşi ve Nilüfer Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürü Seden Bozbey’in katıldığı toplantıda kamuoyuna tanıtıldı. “Bir kez dokun” sloganıyla hayata geçirilen projenin tanıtım toplantısında konuşan Bozbey, “kendi kendine meme muayene modeli”nin hem halkın bilinçlenmesi, hem de erken teşhis açısından önemli olduğunu vurguladı. Nilüfer Belediyesi’nin koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik çalışmalarda Türkiye’de her zaman örnek olduğunu kaydeden Başkan Bozbey, “Her yıl milyonlarca ölüme sebep olan ve pek çoğu önlenebilir olan bir hastalığa karşı toplumu bilgilendirmek yöneticilerin sorumluluğu. Biz de dünyada ve ülkemizde görülen en önemli sağlık sorunlarından biri olan meme kanseri konusunda halkımızı bilinçlendirmek, erken teşhis edilmesini sağlamak için böyle bir projede yer aldık” dedi.

    Bozbey, “Kendi kendine meme muayenesi 20 yaşından sonra her kadına her ay tavsiye ediliyor. Biz de projemizin adını “bir kez dokun’’ olarak belirledik. Arzumuz hiç olmazsa kadınlara bir kez bile olsa muayeneyi yaptırmak. Günümüzde meme kanserini hekimler değil kadınlar yenecektir. Destek olun, farkında olun, bir kez dokunun diyoruz” diye konuştu.

    Genel Cerrahi ve Kanser Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Erol Aksaz, “Ülkemizde meme kanseri sıklığında son 20 yıl içinde yaklaşık iki buçuk kat artış söz konusu. Hastalığı tamamen engellemek mümkün değil ama erken teşhis konulan vakalarda çok güzel başarılı sonuçlar almak söz konusu. Erken teşhis hayat kurtarır” dedi.

    2440 Bölge Rotary Federasyonu Başkanı Reha Akın da dünyada ilk kez Nilüfer’de hayata geçirilen projeyi tüm Türkiye’de hatta dünyada yaygınlaştırmak istediklerini, bunun için uluslararası Rotaryler ile işbirliği içinde olacaklarını belirtti. Akın, Nilüfer Belediyesi’ne desteklerinden dolayı teşekkür etti.