Etiket: Kanserinde

  • Böbrek kanserinde İmmünoterapilerin önemi

    Böbrek kanserinde İmmünoterapilerin önemi

    Dünya çapındaki tüm yeni kanser vakalarının yüzde 2 ila 3 arasındaki kısmını oluşturan ve görülme oranı yükselerek her yıl binlerce insanın hayatını kaybetmesine veya düşük yaşam kalitesi ile hayatını sürdürmesine neden olan böbrek kanserinin tedavisinde immünoterapiler ile farklı tedavi kombinasyonları önemli yer tutuyor.

    Bu yıl 19-21 Eylül tarihleri arasında, pandemi nedeniyle dijital ortamda düzenlenen ESMO 2020 Kongresi’nde birçok kanser türü farklı bakış açıları ve yaklaşımlarla ele alındı. Katılımcılar tarafından en ilgi gören konulardan biri de immüno-onkoloji kombinasyon tedavisinin böbrek kanseri tedavisindeki rolüne ilişkin veriler oldu.

    Ankara Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Ürün kongrede böbrek kanseri tedavisine yönelik paylaşılan güncel sonuçların heyecan verici olduğunu dile getirdi.

    Ürün, kongrede öne çıkan bir bilimsel çalışma da immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın birlikte kullanımının böbrek kanserinin tedavisindeki rolünü ortaya koydu. Immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın birlikte kullanımının genel sağkalım ve tümör yanıtında olumlu sonuçlar ortaya koyduğu açıklandı. Ürün, toplam 651 hasta tedavisini kapsayan klinik Faz 3 çalışma sayesine tespit edilen bu olumlu tablonun böbrek kanseri tedavisi için önemli olduğunu belirtti. Bir başka immunoterapi kombinasyon çalışmasında göre iki farklı immüno-onkolojik tedavi kombinasyonu ile ileri evre renal hücreli karsinom (RHK) hastalarının yarısından fazlasının 4 yıl sonra da hayatlarını sürdürdüğü ortaya koyuldu.

    Her bilimsel çalışmanın böbrek kanseri tedavilerinin başarısında önemli rol üstlendiğini ifade eden Ürün, “Kongrede paylaşılan bilimsel çalışma sonuçları sayesinde metastatik renal hücreli karsinom tedavisinde önemli ölçüde ilerlemeler olduğunu görmek memnuniyet verici. Bulgular immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın ileri evre kanser hastalarının sağkalımını kayda değer ölçüde uzatma potansiyeline ve iki kat daha fazla progresyonsuz sağkalım faydasına sahip olduğuna işaret ediyor. Ayrıca sağlıkla ilişkili yaşam kalitesindeki artış da göz önünde bulundurduğumuzda immünoterapi ve hedefe yönelik bir ajanın birlikte kullanımına yönelik araştırmalarının sürdürülmesinin böbrek kanseri tedavisindeki gelişmelere büyük katkı sağlayacağını söyleyebiliriz” dedi.

  • Pankreas kanserinde erken teşhis hayati önem taşıyor

    SAMSUN (İHA) – Genel Cerrahi Uzmanı ve Onkoloji Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, dünyada en ölümcül dördüncü kanser olarak bilinen pankreas kanserinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı ve Onkoloji Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, pankreas kanseri, nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler verdi. Pankreas kanserinde erken teşhisin çok önemli olduğunu ifade eden Yol, pankreas kanserinin kansere bağlı ölüm nedenlerinde dünyada ilk sıralarda geldiğini belirtti. Prof. Dr. Serdar Yol, “Pankreas güçlü enzimlerin oluşturduğu sindirim suları yapar. Yemeklerden sonra yemekleri parçalamak ve sindirecek şekilde ince bağırsağa salınırlar. Kan şekeri seviyelerini kontrol eden hormonlar yapar. Pankreas, ’endokrin’ hücrelerinde hormon üretir. Bu hücreler, langerhans adacıkları olarak bilinen kümeler halinde toplanır ve kanda neler olup bittiğini izler. Daha sonra gerektiğinde doğrudan kan içine hormon salabilirler. Özellikle kandaki şeker (glikoz) seviyeleri yükseldiğinde hissedilirler ve bu olur olmaz hücreler hormonları, özellikle de insülini üretirler. İnsülin daha sonra vücudun kan şekeri seviyesini düşürmesine ve şekeri uzakta yağ, kas, karaciğer ve diğer vücut dokularına ’saklamasına’ yardımcı olur ve gerektiğinde enerji için kullanılabilir. Pankreas kanseri olan hastaların çoğu uzak organlara erken kanser yayılımı veya yaygın lokal tutulum nedeni ile tedavi edici cerrahiye aday değildir. Bu hastalar için ağrıyı giderici ve daha rahat bir dönem geçirmelerini amaçlayan cerrahi girişimler yapılır. Genel duruma ve beraberindeki hastalıklara bağlı olarak pankreas kanserinin vücutta diğer organlara yayılım gösterdiği hastalarda ortalama yaşam süresi 3 ile 6 ay arasındadır. Hastalık bölgesel bir yayılım gösterdiyse bu süre genellikle 6 ile 10 ay arasında değişmektedir” dedi.

    “Sigara riski iki kat arttırır”

    Pankreas kanseri erken evrede belirti vermediği için önlem almanın da zor olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Yol, “Hastalık bulgu vermeye başladıktan sonra tarama testleriyle teşhis edilebilir. Beslenmenin, çevresel faktörlerin ve genetik özelliklerin pankreas kanseri üzerindeki etkisi sigara içmenin oluşturduğu etkiye oranla daha azdır. Sigara hastalıkla doğrudan ilişkili olup, riski iki kat artırır. En temel bulguları bulantı, iştahsızlık, kilo kaybı, mide çıkışında tıkanıklık, yavaş gelişen sarılık ve ağrıdır. Pankreas kanserine bağlı olarak görülebilen ve sırta vuran ağrı, genellikle hastalığın bölgesel yayılımının habercisidir. Hastalığın daha az görülen bulguları, ‘3 D’ olarak tanımlanabilecek ‘diyabet’ (şeker hastalığı), ‘diare (ishal)’ ve ‘depresyon’dur” diye konuştu.

    Hastalığın belirtilerinde erken teşhisin önemine de değinen Dr. Yol, şunları söyledi:

    “Pankreas kanserinin belirtileri arasında bulantı, iştahsızlık, kilo kaybı, yavaş gelişen sarılık, mide çıkışında tıkanıklık ve ağrı görülebilir. Pankreasın baş kısmına yerleşmiş kanserde, ağrısız sarılık ve büyük abdestin camcı macunu gibi açık renk olduğu görülür. Pankreas kanserine bağlı olarak görülebilen sırta vuran ağrı, genellikle hastalığın lokal yayılımının habercisi olup, genelde kanserin pankreasın gövde ve kuyruk yerleşiminde görülür ve hastalığın ilerlediğinin belirtisi olarak kabul edilir. Hastalığın daha az görülen belirtileri 3 D olarak hatırlayabileceğimiz diyabet (şeker hastalığı), diare (ishal) ve depresyondur. Pankreas kanserinde bu belirtiler de gözlenebilmektedir. Pankreas kanseri erken evrede teşhis edildiğinde tedavinin başarılı olma şansı daha yüksektir. Pankreas kanseri ameliyatları, cerrahinin en zor ve en sorunlu ameliyatlarından olup, özellikle ameliyat sonrası dönemde çıkabilecek komplikasyon riskleri nedeni ile hem cerrah hem de hastane imkanları yeterli özellikte olmalıdır.”

  • Akciğer kanserinde nefesten genetik analiz

    Ege Üniversitesi (EÜ) liderliğinde bir araya gelen bilim insanları akciğer kanserinin teşhisini soluk havası yoluyla yapabilecek önemli bir projeye imza attı. Akciğer kanserli hastalarda soluk havasında genetik analizlerinin yapılabilirliğini ortaya koyan çalışma Türkiye’de ilk, dünyada ise üçüncü proje oldu. Soluk havasının genetik analizlerde başarılı bir şekilde kullanabileceğini gösteren projenin ürüne dönüşmesi ile soluk havası sıvı hale getirilerek akciğer kanseri teşhis edilebilecek.

    Ege Üniversitesi liderliğinde 5 ülke, 9 üniversite ve 14 fakülteden 28 araştırmacı bir araya gelerek akciğer kanserinin nefes yoluyla teşhisini sağlayacak projeye imza attı. TÜBİTAK 1003 proje destek programı kapsamında devam eden ve ilk aşaması başarı ile tamamlanan proje ile Türkiye’ye akciğer kanserinin teşhisinde yeni bir yöntem kazandırılacak. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, projede görev alan araştırmacılarla EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliğinde düzenlenen toplantıda bir araya geldi. Ege Üniversitesinin liderliğinde yine bir ilke imza atıldığını belirten Rektör Prof. Dr. Budak, ‘‘Bu projede görev alan multi-disipliner araştırma ekibi içerisinde kimya, genetik, biyokimya ve matematik bilim dallarından ve diğer üniversitelerden araştırıcılarımız soluk havasından DNA parçacıklarını izole eden bir yöntem geliştirdiler. Ülkemizde bir ilke imza attılar. Bu yöntemin akciğer kanseri teşhis ve tedavisinde çığır açacağını düşünüyoruz. Akademisyenlerimizi bu başarılarından dolayı tebrik ediyorum. Ege Üniversitesinin bu alandaki başarı hikayeleri durmaksızın devam edecektir. Projede görev alan tüm akademisyenlerimize teşekkür ediyorum. Yürüttüğümüz projeler ile ülkemizde ve uluslararası arenada daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum” diye konuştu.

    Disiplinler arası örnek çalışmaya imza atıldı

    Akciğer kanserinde en uygun tedavi seçeneğinin belirlenebilmesi için, hastalığın gerçek zamanlı moleküler yapısının ortaya konmasının önemine değinen Proje Sorumlusu EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Göksel, “Proje kapsamında Türkiye’de ilk defa sürdürdüğümüz çalışmalar ile akciğer kanserinin tanı ve izlenimde soluk havasını sıvı hale getirip genetik analizlerini yaptık. Dünyada bu konuda İsrail ve Finlandiya’dan bilim insanları çok aktif çalışma yürütüyorlar, Bizler de ülkemizde bu konuyu ilk defa başarılı bir şekilde ortaya koymuş olduk’’ dedi.

    Projede temel, uygulamalı ve tıp bilim dallarından bilim insanlarının görev aldığını vurgulayan Prof. Dr. Göksel, ‘‘Bu proje farklı disiplinlerin bir arada yürüttükleri ender projelerden biri. TÜBİTAK da projemizi çok destekledi ve 1 milyon 800 bin TL destek verdi. Bu kapsamda 28 araştırmacı ortak olarak çalıştık. Projemizin tamamlanmasıyla özellikle akciğer kanserinin izleminde soluk havası analizi ile elde edilen veriler ışığında, hastanın eş zamanlı genetik haritasını çıkarıyor olacağız. Bu harita ile tedaviyi yönetebileceğiz. Projenin en büyük etkisi bu olacak. Dokudan ve kandan bu analizi yapabiliyoruz. Ama soluk havasından bu analizi yapmak ülkemiz için bir ilk olacak” ifadelerini kullandı.

    Soluk havası ile analiz hem hızlı ve ucuz

    Projenin sağlayacağı diğer avantajlar konusunda da bilgi veren Prof. Dr. Göksel, şöyle konuştu:

    “Bu yöntem ile sonuçlar daha hızlı çıkacak. Çünkü hastadan soluk havası alma işlemi 10 dakika sürüyor. Biyopsi yapmadığımız için maliyet de düşecek. Biyopsi yapmanın ciddi maliyeti var. Soluk havası almanın ise bir maliyeti yok. Cerrahi biyopsilerde özellikle hayati riskler de yaratıyor. O nedenle böyle risksiz, kolay ve ucuz bir materyal ile çalışabilmek büyük bir avantaj sağlayacak. Bunu sürekli yapabileceğiz. Yani tedaviden sonra da yapabileceğiz. Akciğer kanserinin tanı ve takibindeki genetik analizlerde soluk havası kullanımı oldukça umut vaat ediyor. Muhtemelen önümüzdeki yıllarda bu analizi hastanemizde rutin olarak uygulanabilir hale getireceğiz.”

    Kalkınma Bakanlığına başvuruda bulunuldu

    TÜBİTAK 1003 başlığında yürütülen projede ön çalışma sonuçlarını değerlendiren bilim insanları DNA analizinde soluk havasının kan ve doku örnekleri ile oldukça yüksek benzerlik gösterdiğini belirledi. Projenin kapsamını geliştirmek için Kalkınma Bakanlığına başvuruda bulunuldu. Projede görev alan bilim insanları ise şöyle:

    Prof. Dr. Tuncay Göksel, Doç. Dr. Levent Pelit, Prof. Dr. Cumhur Gündüz, Prof. Dr. Erdem Göker, Doç. Dr. Özlem Göksel, Prof. Dr. Ufuk Yılmaz, Prof. Dr. Ali Veral, Prof. Dr. Türkan Yiğitbaşı, Doç. Dr. Füsun Pelit, Prof. Dr. F. Nil Ertaş, Prof. Dr. Hasan Ertaş, Doç.Dr. Emin Karaca, Doç. Dr. Asude Durmaz, Doç. Dr. Ayça Aykut, Ar. Gör. Aslı Tetik Vardalı, Doç. Dr. Femin Yalçın, Doç. Dr. Arif Gürsoy, Doç. Dr. Burak Ordin. Prof. Dr. İlhan Öztop, Prof. Dr. Oğuz Kılınç.

    Proje Danışmanları ise şu şekilde:

    Prof. Dr. Lygıa Therese Budnik (Almanya), Prof. Dr. Nir Pelled (İsrail), Dr. Baback Gharizadeh (ABD), Prof. Dr. Patrick Pauwels (Belçika), Prof. Dr. Yasemin Baskın, Prof. Dr. Durmuş Özdemir, Prof. Dr. Hülya Ellidokuz, Prof. Dr. M. Özgür Çoğulu.

  • Meme kanserinde risk danışmanlığı

    Medicana Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersoy Taşpınar, meme kanseri riskinin yüksek olduğu ülkelerde ‘risk analizi ve danışmanlığı’nın rutin sağlık hizmetlerinden sayıldığını söyledi.

    Taramanın meme kanserine bağlı ölüm oranını yüzde 30 oranında azalttığını ifade eden Op. Dr. Ersoy Taşpınar, “Ölüm oranının azalmasında kanser hakkında bilgilerin artması ve dolayısıyla erken teşhis etkili olmaktadır. Erken teşhis, zamanında yapılacak tedavi ile hastalığın tamamen yok edilme şahsını yükseltiyor. Teşhisi erken konulabilen, dolayısıyla tedavi şansı daha yüksek olan kanserler arasında kadınlarda meme kanseri ve rahim ağzı kanseri geliyor. Tedaviler sonrasında 5 yıl boyunca sağ kalma ihtimali 1. safhada yüzde 100’lere yakınken, 4. evrede yüzde 20’dir. Bu sebeple erken teşhis önemlidir” dedi.

    Taşpınar, “Bugün dünyada meme kanseri riskinin yüksek olduğu ülkelerde ‘risk analizi ve danışmanlığı’ rutin sağlık hizmeti içerisinde yerini almaktadır. Bu ünitelerde kadınların rasyonel risk ölçümleri yapılmakta ve risk seviyesine göre tavsiyelerde bulunulmaktadır. Yapılacak tavsiyeler, takip sıklığı, takipte ne tarz testlerin kullanılacağı, hayat ve beslenme önerileri, gerekirse genetik test yaptırması ve gerekirse koruyucu ilaç tedavisi ve ameliyat yapılmasıdır. Mesela artık tarama aracı olarak uygun hastalarda MR kullanılabilmekte. Ancak neticede herkese MR ile tarama yapmak da uygun değil. MR ile tarama önerilecek kişileri bile bu bilgisayar programı destekli görüşmeler ile anlayabiliyoruz. Etkin risk azaltıcı yöntemler arasında ilaçlarla koruma ve koruyucu ameliyatlar yer almaktadır. Risk danışmanlığı konusu kanser tedavisi ile ilgili kılavuzlarda da yerini almıştır. Meme kanseri için risk analizi bugün iki şekilde yapılmaktadır. Birincisi genetik yatkınlığı işaret etmeyen, çok kuvvetli aile öyküsü olmayan kadınlar için bazı risk ölçüm yöntemlerinin kullanıldığı analiz yöntemidir. Diğeri ise kuvvetli aile öyküsüne sahip kişilere uygulanan aile soy ağacı aracılığı ile yapılan genetik mutasyon olasılığı hesaplanması ile gerekenlere genetik testlerin yapılmasını içeren karmaşık analiz yöntemidir” dedi.

    Taşpınar, “Risk danışmanlığı ile ilgili çeşitli bilgisayar programlarıyla değerlendirmeyi tavsiye ediyoruz. Risk değerlendirmesi sonunda kendisine 5 yıl boyunca meme kanserine yakalanma riskini ve riski azaltmak için yapabileceği şeyleri içeren bir rapor veriyoruz. Bu rapora göre kendisine sadece beslenme, hayat tarzı değişiklikleri, kontrol sıklığı, taramalarda hangi testlerin kendisi için daha faydalı olacağı gibi bilgiler yer alabileceği gibi, çıkan sonuçlara göre genetik test yaptırması gerektiği veya koruyucu amaçlı tedavi alması veya koruyucu ameliyat olması gerektiği gibi tavsiyeler yer alabiliyor” şeklinde konuştu.

  • Meme kanserinde erken tanı hayat kurtarır

    Eskişehir Özel Ümit Hastaneleri Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İbrahim Dolu, meme kanseri hakkında bilgi verdi. Meme kanserinin görülme oranının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Dolu, kadınlarda rahim kanserinin görülme riskinin 38’de 1 iken, meme kanseri görülme riskinin 7’de 1 olduğunu söyledi.

    Meme kanserinin risk faktörlerinden söz eden Dolu, “Meme kanserinde çeşitli risk faktörleri vardır. Bunlardan ilki daha önceden memenin birinde geçirilmiş kanser tedavisidir. Bir diğer önemli faktör ise ailede meme kanseri öyküsünün varlığıdır. Östrojenin ilaç olarak kullanımı, 12 yaştan önce erken adet görme ve 55 yaştan sonra geç menopoza girme, ilk doğumun 30 yaştan sonra olması da meme kanseri faktörleri arasında yer alır” dedi.

    HANGİ BELİRTİLER ÖNEMLİ?

    Meme kanserinin belirtilerini anlatan Op. Dr. İbrahim Dolu, bunların kitle, ağrı, meme başında akıntı, meme üzerindeki deride ödem, portakal kabuğu görünüm ve komşu lenf bezlerinde büyüme olduğunu söyledi. Dolu, ağrının meme kanseri belirtileri arasında çok yaygın olmadığını, en önemli belirtinin portakal kabuğu görünüm ve meme derisindeki değişim olduğunu vurguladı.

    NE KADAR SIKLIKLA DOKTORA GİDİLMELİ?

    Meme kanserinde de tüm kanser türlerinde olduğu gibi erken tanının hayat kurtaracağının altını çizen Dolu, doktorun hastasının hikayesini, şikayetlerinin dinlemesinin erken tanı için ilk basamak olduğunu söyledi. Op. Dr. İbrahim Dolu, bunun yanı sıra mamografinin ve gerekli durumlarda biyopsinin tanı için uygulanan yöntemler olduğunu ifade etti. Kendi kendine muayenenin önemine vurgu yapan Dolu, “Tüm bunların yanında en önemli erken tanı yöntemi kendi kendine muayenedir. Banyoda ya da ayna karşısında yapılacak birkaç dakikalık kontrol ile bunu uygulamak mümkün. Ele gelen bir kitle hissedildiğinde mutlaka doktora başvurulmalı. Ağrı ile ilgili yanlış bir kanı var. Ağrı olması şart değil. Ağrı bizim meme kanseri tanısında aradığımız belirtilerden değil” dedi.

    Op. Dr. İbrahim Dolu, son olarak, 40 yaş üzerindeki kadınların hiçbir belirti olmasa dahi 2 yılda bir mamografi çekilmesi gerektiğini, ailesinde meme kanseri hikayesi olan kişilerin ise her yıl doktor muayenesine gitmesi gerektiğinin altını çizdi.