Etiket: kanseri

  • Prof. Dr. Şuayib Yalçın: ’’Sindirim sistemleri kanseri, kanserlerin yüzde 50’sini oluşturuyor’’

    Uluslararası Gastrointestinal Kanserler Konferansı’nın basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Şuayib Yalçın, ’’Sindirim sistemleri kanseri, kanserlerin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor’’ dedi.

    Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü’nün desteği (UICC); Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği, Onkoloji Araştırmaları Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü işbirliği ile düzenlenen, Prof. Dr. Şuayib Yalçın’ın başkanlığındaki 8’inci Uluslararası Gastrointestinal Kanserler (sindirim sistemi kanserleri) Konferansı İstanbul’da başladı. 9 Aralık tarihine kadar sürecek olan konferansta sindirim sistemi kanseri ile ilgili her türlü bilimsel gelişmelerin ele alınacağı, en yeni tanı ve tedavi yöntemlerinin tartışılacağı bildirildi. Bilimsel programda 26 oturum, 3 uydu sempozyum, 3 sözel bildiri oturumu ve 1 kursun yer aldığı aktarıldı. Prof. Dr. Şuayib Yalçın, Prof. Dr. Tezer Kutluk, Prof. Dr. Philip Agop Philip ve Prof. Dr. Ilias Athanasiadis kongre ve kanser ile mücadele hakkında bilgiler verdi.

    ’’Sindirim sistemleri kanseri, kanserlerin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor’’

    Sindirim sistemleri kanserlerinin tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturduğunu aktaran Prof. Dr. Şuayib Yalçın, ’’Bu nedenle sindirim sistemi kanserleri önemli bir kanser gurubu. Kolon, kalın barsak, mide, yemek borusu, pankreas ve karaciğer kanserlerini birlikte düşünürsek diğer kanserlerden daha fazla ediyor. Bu kanserle aynı zamanda sindirim sistemiyle alakalı olduğu için oluştukları zaman ve ileri evrede insanın yaşam konforunu bozabilen kanserler. O nedenle bu kanserlerin erken tanınması, tedavi edilmesi ve korunulması önemli bir durum. Bu kanserler konusunda, son yıllarda sadece tıbbi alanlarda değil, cerrahisi, görüntülenmesi, radyoterapisi, biyolojisi ve tanısıyla ilgili monoküler testlerin gelişmesiyle birlikte neredeyse bilgi patlaması yaşadık. Bu önemli gelişmeleri, bu tür toplantılarla bir araya gelerek ve yorumlayarak tecrübelerimizi paylaşmış olduk’’ dedi.

    Toplumdaki kanser korkusuna değinen Prof. Dr. Yalçın, ’’Maalesef birkaç yıl öncesine kadar kanserden ölümler açıklamıyordu. Kullanılan kelime ise ’amansız hastalıktı’. Şu anda toplumda hasta ve hasta yakınlarında kanser kelimesinin bir mit gibi algılayıp, ölümle eş değer tutup ve bu kelimeleri kullanmamayı tercih ediyor. Hastaları ve hasta yakınları duygusal açıdan korumak için destek olmak lazım. Baş etmek için inkar etmemek lazım. Baş etmek için durumu kabullenmek ve bu kabul ile birlikte neler yapılmaması gerekiyorsa doğru kararlar alarak yürünmesi lazım’’şeklinde konuştu.

    ’’Ülkemiz tedavide iyi durumda’’

    Ülkemizde kanser tedavisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yalçın, ’’Ülkemiz hem bölgede hem de Avrupa’da hekim düzeyi, bilgi düzeyi ve çağdaş tedavileri adapte etme açısından çok iyi bir yerde. Ülkemizde her türlü kanser tedavisi yapılabiliyor. Türkiye’de ve dünyada aynı sorun var; hem bu testlerin maliyeti hem de ilaç maliyeti artmaya başlıyor. Ülkemize bu gerçekten ekonomik bir yük getirecek. Ancak sadece tüketiciysen sana yük getirebilir. Eğer bizler, tüketicilikten üreticiliğe geçebilirsek bunlarla ilgili planlamalar yaparsak maliyetler düşer. Bu sektörde gerçekten de herşey hazır, başlangıç vermek gerekiyor. Bilim insanları bunun için de hem toplumdan hem de devletten destek bekliyor’’ diye konuştu.

    ’’Dünyada 6 milyondan fazla sindirim sistemi kanserleri olan insan var

    Kanser rakamlarına değinen Prof. Dr. Tezer Kutluk, ’’Bütün dünyaya baktığımız zaman 18 milyon civarında kanser görünüyor. Bu rakamın 6 milyondan fazlası sindirim sistemi kanserleri. Dünyanın bütün ülkelerinde kalın barsak ve rektum kanserleri 18 milyon kanserin 1,5 milyon kadarını oluşturuyor. Buna 1 milyon kadar mide kanseri eklerseniz 18 milyon kanserin 2,5 milyonu sindirim sistemi kanseri olarak ortaya çıkıyor. O nedenle sindirim sistemi kanserlerine karşı korunabilecek strateji varsa korunun, erken tanı yorsanız tanıyın ve tedavi edebiliyorsa tedavi edin stratejisi üzerinde dünya bu savaşı yürütüyor’’ ifadeleri kullandı.

    ’’Ülkemizde yaklaşık 100 bine yakın sindirim sistemi kanseri olan insan var’’

    Prof. Dr. Kutluk sözlerini şöyle sonlandırdı: ’’Ülkemize baktığımız zaman çocuk ve erişkin olmak üzere yaklaşık 200 bin kanser görülüyor. Bu rakam içinde sindirim sistemi kanseri yarısına yakının kapsıyor. Kalın barsak kanserine baktığımız zaman tarama yöntemleriyle erken tanısı mümkün. 50 yaşını aşan kandın ve erkeklerde tarama yöntemleri erken tanı ile hayat kurtarıyor. Beslenme ve yaşam tarzında yapılan düzenlemeler, karın barsak kanserinden bir miktarda korunmak mümkün’’.

    Prof. Dr. Philip Agop Philip ise şöyle konuştu: ’’Kanserlerden korunmak mümkün. Toplumun ve bireylerin bu konuda eğitilmesi gerekiyor. Sigara, alkol, hareketsizlik kansere neden olan başlıca unsunlar. Bunlardan uzak durmak gerekiyor’’.

    Toplumda olan kanser savaşına destek çıkılmasını gerektiğini belirten Prof. Dr. Ilias Athanasiadis, ’’Genç nesilleri korumak gerekiyor. Çünkü zararlı hayat alışkanlıklarına daha yatkın oluyorlar. Gençleri sağlıklı yaşam tarzı konusunda desteklemek gerekiyor’’ dedi.

  • Motosiklet sevgisiyle kanseri yendi şimdi Avrupa turuna çıkmayı planlıyor

    Antalya’nın Alanya ilçesinde yaşayan ve yaklaşık 2 yıldır lenf kanseriyle mücadele eden doğuştan bedensel engelli Pınar Yılmaz, motosiklet tutkunu kardeşi İlayda’nın aşıladığı motosiklet sevgisiyle kanseri yendi. Enfeksiyon riski ve kemoterapinin verdiği yorgunluk sebebiyle çoğu zaman odasından çıkamayan turizmci Pınar Yılmaz bugün bambaşka biri oldu. Pınar Yılmaz, 2 yıl önce maskesiyle ve kemoterapi sebebiyle dökülen saçlarıyla kaçamak bindiği motosikletle bugün Avrupa turuna çıkmayı planlıyor.

    Marmara Üniversitesi işletme mezunu İlayda Yağmur Yılmaz, asker bir ailenin kızı olması nedeniyle çocukluğunun büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu illerinde geçti. Lise öğrenimini Ankara’da tamamlayan İlayda, üniversite eğitimi için annesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Çeşitli spor dalları ile de uğraşan İlayda Yağmur Yılmaz’ın hayatı 7 yıl önce bir ağabeyinin motosikletine artçı olarak binmesi ile değişti. Kısa süre içinde motosikletin tüm özelliklerini öğrenen ve kullanmayı da başaran İlayda, ailesini güçlükle ikna ederek ilk motosikletinin sahibi oldu. Yaklaşık 7 yıldır motosiklet kullanan ve Türkiye Motosiklet Federasyonu tarafından düzenlenen Pist Şampiyonası’nda mücadele eden İlayda Yağmur Yılmaz, bir taraftan hayallerinin peşinden giderken diğer taraftan da lenf kanserine yakalanan turizmci ablası 31 yaşındaki Pınar Yılmaz’ın 2 yıl süren tedavi sürecine destek oldu. Doğuştan bedensel engelli olmasından dolayı güçlükle yürüyen ve motosikletle hayatı değişen abla Yılmaz, 2016 yılında yakalandığı lef kanserini bu tutkuyla yenmeyi başardı. Pınar Yılmaz, 2 yıl önce maskesiyle ve kemoterapi sebebiyle dökülen saçlarıyla bindiği motosikletle bugün uzamış saçlarıyla Avrupa turuna çıkmayı planlıyor.

    “Onu mutlu ve keyifli hissettiren her şeyden uzak kaldı”

    Motosiklet tutkunu İlayda Yağmur Yılmaz, 7 senedir motosikletin hayatında olduğunu belirtti. Motosikletle yaşama tutunduğunu aktaran Yılmaz, “Bütün hayallerimi motosiklette yönelik planlıyorum. Motosiklet en büyük tutkum ve yaşama sevincim. Ablamın tedavi sürecinde motosiklet büyük bir rol oynadı. Tabii ki tıbbi tedavi çok önemli, doktorlarımız katkısı çok büyük ama bunun yanında ablam mesela enfeksiyon riskinden dolayı hiçbir şekilde dışarıya çıkamıyordu. Bu da onu moral olarak çöküntüye uğratıyordu. Biz sürekli ablamın yanındayız ama morali yüksek tutması için ne yapabilirim diye düşündük. Onu mutlu ve keyifli hissettiren her şeyden uzak kaldı. Ben de durum böyle olunca doktorlarımız dışarıya çıkmasına biraz karşı çıksa da ablama maskesini takıp, üzerine kask takarak çok gezdirdim onu. Dışarıya çıktığımız süreçlerde gördüm ki 10 dakikalık kaçamak bile ablama çok daha iyi geliyordu” dedi.

    “Çok sabrettik, azmettik, inandık ve umudumuzu hiç kaybetmedik”

    Motosiklete bindiği zamanlar ablasının çok mutlu olduğunu hatırlatan İlayda Yılmaz, tedavi sürecinde doktordan izin alarak ufak kaçamak yaptıklarını aktardı. Yılmaz, “Ablam çok zorlu kemoterapi süreci geçiriyordu. Kemoterapinin 2-3 hafta sürdüğü oluyordu ve çok canı yanıyordu. O zaman ben yanında refakatçi olarak kaldığımda ‘Abla bak dayan, 5 gün kaldı, 3 gün kaldı. Buradan çıkınca motosiklete bineceğiz’ gibi şeyler söylüyordum. Ablam için de motivasyon kaynağı oluyordu. Ablam 3 gün sonrasını beklediği için daha kolay atlatıyorduk bu süreci. O süreçte de bir hayali vardı. Motosikletle Avrupa turu yapmayı istiyor. Şu anda da onun hazırlıklarını yapıyoruz, doktorlarımız da izin verdi. Çok sabrettik, azmettik, inandık ve umudumuzu hiç kaybetmedik. Onun için bir tutkunuz olsun ve onunla kendinizi hayata bağlayın vazgeçmeyin” diye konuştu.

    Motosiklet sevgisiyle kanseri yendi

    Yaklaşık 2 yıl önce lef kanseriyle savaşı başladığını belirten doğuştan bedensel engelli Pınar Yılmaz, kardeşinin desteği ve onun kendisine aşıladığı motosiklet sevgisiyle kanseri yendiğini söyledi. Yılmaz, “Şu an 3 aylık kontrollerim devam ediyor ve kanseri yendim. O süreç çok zordu, enfeksiyondan dolayı motosiklete binmekte zorlanıyordum. Bu benim için daha başka bir sınavdı ama kaçamak yaptığımız zamanlar oldu tabii ki, itiraf ediyorum. Şu an kardeşimle keyifli bir şekilde onun acısını çıkartıyorum. İnşallah çok daha güzel günler bizi bekliyor” şeklinde konuştu.

    “Motosiklet bir aşkmış ve hayata tutunma sebebimmiş”

    Kardeşinin ilk motosiklet kullanmaya başladığında çok korktuğunu aktaran abla Yılmaz, onun bile binmesini istemediğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Kardeşimin tek bir cümlesi beni motosiklette yakınlaştırdı. Kardeşim ’motosiklet bir aşktır bence bir denemelisin’ dedi. Denedikten sonra ben artık İlayda ’gel ben seni değil motosikleti özledim’ demeye başladım. Motosiklet gerçekten bir aşkmış ve hayata tutunma sebebimmiş bunu gördüm, bunu yaşadım. Çok zorlu bir süreç geçirdik ama dualarla moralle ve sevdiklerimle geçti. Bu hastalıkla savaşan insanlara da şunu söylemek istiyorum. Vazgeçmeyin, çünkü gerçekten siz vazgeçerseniz o noktada bitiyor. Sevdiklerinize, sevdiğiniz şeylere en önemlisi hayata sarılın ve gülmekten asla vazgeçmeyin. İşte o zaman zafer sizin oluyor” ifadelerini kullandı.

  • Meme kanseri sonrası yüz güldüren tedavi

    Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrah Doç. Dr. Karaca Başaran, meme rekonstrüksiyonu tekniklerinin son yıllarda ciddi anlamda iyileştiğini söyledi.

    Meme kanserinin Amerika Birleşik Devletleri’nde kadınlar arasında en yaygın kanser olduğunu belirten Doç. Dr. Karaca Başaran, “Bir kadının yaşamı boyunca invazif meme kanserine yakalanma riski 8’de 1’dir. Meme rekonstrüksiyonu, mastektomi (kanser nedeniyle meme organının alınması) veya doğuştan olan meme kayıpları sonrası meme organının tekrar oluşturulduğu cerrahi işlemdir. Bir kadının meme rekonstrüksiyonu hakkındaki kararını birçok değişken etkilese de en yaygın motive edici faktör, meme kanserinden sonra yapılan mastektomi ile bir veya her iki memenin alınmasıdır” diye konuştu.

    Meme rekonstrüksiyonu tekniklerinin son yıllarda ciddi anlamda iyileştiğini dile getiren Doç. Dr. Başaran, “Örneğin Amerika Birleşik Devletlerin’de meme kanseri hakkındaki farkındalık, sigorta şirketlerinin büyük çoğunluğunun meme rekonstrüksiyon prosedürlerini geri ödeme kapsamına almasına neden olmuştur. Araştırmalar rekonstrüktif meme cerrahisinin meme kanseri sonrası yaşamlarına devam eden hastalar üzerinde pozitif duygusal ve psikolojik etkisi olduğunu göstermiştir. Bu prosedür hastaya meme kanseri ile olan travmatik mücadelenin bittiğine dair bir his verebilmektedir” dedi.

    Rekonstrüktif cerrahi teknolojisindeki gelişmeler sayesinde meme rekonstrüksiyonunda birçok seçenek olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karaca Başaran, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Üç ana teknik, meme protezleri, hastanın kendi vücut dokusu (otolog doku) veya bu iki tekniğin kombinasyonu olarak özetlenebilir. Cerrahınız, ilk muayene sırasında detaylı bir tıbbi değerlendirme yapar ve sizin rekonstrüktif cerrahi amaçlarını dikkatle dinler ve sonrasında meme rekonstrüksiyon cerrahisi için size özel tedavi planını açıklar. Meme rekonstrüksiyonu mastektomi ile aynı anda yapılabilir (eş zamanlı rekonstrüksiyon) veya daha sonra yapılabilir (ertelenmiş rekonstrüksiyon). Meme kanserine bağlı mastektomi planlanıyorsa mastektomi sonrası rekonstrüksiyon seçeneklerini hekiminizle görüşmeniz çok önemlidir. Böylece cerrah gelecekte yapılacak rekonstrüktif cerrahi için daha iyi bir temel hazırlayan spesifik mastektomi tekniklerini kullanabilir. Meme rekonstrüksiyonu kısmi veya total mastektomiler için yapılabilir. Artık Amerika Birleşik Devletleri’nde meme kanseri nedeniyle memesi alınacak her hasta, yasal olarak ameliyat öncesi bir plastik cerrah tarafından değerlendirilmek zorunda. Bu tip bir ameliyat olma dönemindeyseniz bu konularla ilgilenen uzman bir plastik cerraha danışın lütfen.”

  • Meme kanseri erkekleri de vuruyor

    Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Hamdi Koçer, meme kanserinin erkeklerde de yaklaşık yüzde 1 oranında görüldüğünü söyledi. Erkeklerde meme kanserine dikkat çeken Dr. Koçer, “Erkeklerde bu kadar az görülmesinin 2 nedeni, erkeklerde meme dokusunun nispeten azlığı ve erkeklerin hormonal yapısının kadınlardan farklı olmasıdır. Erkeklerde meme kanseri daha çok 60 yaş üstünde görülür. Çok az erkek hastalığın farkına varır ve bu nedenle hastalık tanısı kadınlara göre daha geç konur. Bu nedenle kanser tanısı konduğunda hastalık genellikle ilerlemiş olur ve tedavisi de zorlaşır” dedi. Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Hamdi Koçer, erkeklerde kanser bulgusu olarak en yaygın görülen belirtinin meme dokusunda kitle olduğunu kaydederek şu bilgileri verdi:

    “Diğer bulgular, memenin boyutunda, biçiminde veya üzerindeki deride değişiklikler, meme ucunun görünümünde değişiklikler, meme ucunda akıntı, memede ülserler, meme ucu veya etrafında ürtikerdir. Meme ağrısı meme kanserinde nadiren ve hastalığın ileri evrelerinde görülebilir. Erkeklerde meme bölgesinde büyüme veya hassasiyet her zaman kanser belirtisi değildir. Jinekomasti adı verilen hormonal bir hastalık da buna neden olabilir. Jinekomastiye kandaki östrojen (kadınlık hormonu) seviyesinin artması veya androjen (erkeklik hormonu) seviyesinin azalması neden olur. Ancak, memenizde herhangi bir değişiklik veya kitle fark etmeniz halinde, derhal doktorunuza başvurmanız gerekir. Meme kanseri geçmişi olan yakın bir akrabanız varsa, meme kanserine yakalanma riskiniz daha yüksektir. Birden fazla akrabada hastalığın görülmesi, bu akrabaların hastalandığında 40 yaşının altında olması veya her iki memesinde de hastalık görülmesi hallerinde risk daha da artar. Ayrıca östrojen seviyesi yüksek veya androjen seviyesi düşük erkeklerde ya da Klinefelter sendromu gibi nadiren görülen bir genetik rahatsızlığı olanlarda da kanser riski yüksektir. Daha önce görülen radyasyon tedavileri gibi nedenlerle yüksek düzeyde radyasyona maruz kalmış olmak da meme kanseri riskini artırır.”

    “Normalin dışında bir şey fark ederseniz doktora başvurunuz”

    Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Hamdi Koçer, hastalığın tanısı hakkında şöyle konuştu:

    “Erkek meme kanseri şüphesi halinde mutlaka ilgili bir doktora başvurmalısınız. Meme kanserini jinekomastiden (memenin anormal şekilde şişmesi) ayırmak üzere ilk önce titiz bir fizik muayene yapılır ve hastanın öyküsü dinlenir. Memede şüpheli bir kitle saptanması halinde yapılması gereken kadınlardaki tetkiklere benzer: Meme ultrasonu ve veya mamografi. Bu tetkiklerden sonra gerekli görülen olgularda iğne biopsisi yapılır. Meme kanseri kesin tanısı ancak histopatolojik tetkikle ortaya konabilir. Tedavi seçenekleri teşhis edildiğinde kanserin ne kadar ilerlemiş olduğuna bağlıdır. Erkeklerde genellikle lumpektomi (sadece kitlenin alınması) yapılması mümkün olmaz çünkü memede çok az doku vardır ve kanser genellikle meme ucuna yakındır. Genelde mastektomi (tüm memenin alınması işlemi) operasyonu yapılır. Sıklıkla hastalıklı bölge yakınındaki lenf bezleri de (örneğin koltukaltındakiler) kanserin yayılmış olma ihtimaline karşı alınır. Bunun sonrasında başka tedavilere ihtiyacınız olup olmadığına uzman karar verir, bu tedaviler kapsamında radyoterapi, kemoterapi, hormon terapisi veya Herceptin sayılabilir. Meme kanserinde en sık görülen komplikasyon kanserin vücudun diğer bölgelerine de yayılmasıdır. Kanserli hücreler; akciğerler, kemikler, karaciğer, beyin ve koltukaltlarındaki lenf bezleri gibi bölgelere sıçrayabilir. Kanser tedavisi hastalık erken ve başka bölgelere sıçramadan teşhis edildiğinde daha etkilidir. Bu nedenle fark ettiğiniz kitle ve başka belirtilerin olabildiğince kısa zamanda doktora başvurmanız çok önemlidir.” Meme kanserinden korunmanın garantili bir yolu olmamakla birlikte, erken tanının kanserin yayılmasını engelleyebildiğini ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Hamdi Koçer, “Özellikle ailenizde meme kanseri öyküsü varsa, memelerinizin nasıl göründüğünü ve dokunduğunuzda nasıl hissedildiklerini bilmeniz önemlidir. Normalin dışında bir şey fark ederseniz doktora başvurunuz. Sağlıklı bir yaşam tarzı benimseme kanser de dahil olmak üzere pek çok hastalığın görülme riskini azaltabilir. Bunun için sigara bırakılmalı, alkol ölçülü alınmalı, az yağlı beslenmeli ve lifli gıdalar, sebze ve meyve bol tüketilmelidir. Düzenli egzersiz de işe yarayacaktır” diye konuştu.

  • Meme kanseri 20’li yaşlara indi

    Meme kanseri oranın dünyada giderek artış gösterdiğini belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayfer Kamalı Polat, 25 yaşında meme kanseri vakalarıyla da karşılaştıklarını söyledi.

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi Türk Tıp Öğrencileri Birliğinin bu yıl 7’ncisini düzenlediği meme kanseri farkındalık eğitiminde konuşan Doç. Dr. Ayfer Kamalı Polat, meme kanseri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Meme kanseri konusunda toplumda bilinç düzeyinin arttığını dile getiren Doç. Dr. Ayfer Kamalı Polat, bilincin artmasına paralel olarak erken tanı oranının da arttığını ifade etti. Polat, bilinç düzeyinin artmasıyla ve erken tanı sayesinde hastaların tedavi imkanına kavuştuğunu söyledi.

    “Erken tanı tedavi için önemli”

    Meme kanseri konusunda toplumda farkındalığın her geçen gün arttığını belirten Doç. Dr. Ayfer Kamalı Polat, “Bu anlamda hastalar da bilinçli bir şekilde düzenli aralıklarla kendilerini kontrol ediyorlar ve düzenli klinik kontrollerine devam ediyorlar. Erken tanıda kişinin kendisini muayenesi ve hekimle işbirliği içinde kontrollerini sürdürmesi önemli. Bu kontrollerde herkes için yaş ve mevcut risk durumu da göz önünde bulundurularak uygun radyolojik görüntüleme yöntemleri ve uygun takip planı oluşturulabiliyor. Meme kanseri konusunda çeşitli kuruluşların yaptığı farkındalık etkinlikleri var. Biz de hekimler olarak bu konuda toplum bilincini artırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bu yıl 7’ncisini düzenlediğimiz farkındalık etkinliğinde öğrencilerimize bir kez daha danışmanlık yapmaktan mutluyum. Onların bu konudaki hassasiyeti ve yaptıkları bu gönüllü sosyal çalışmalar gurur verici. Toplumda meme kanseri konusunda bilinç arttığında erken tanı oranı da artıyor. Şu bir gerçek ki meme kanseri, tüm dünyada artan sıklıkla önemli bir sağlık sorunu olarak gündemimizde yer alıyor. Erken yaşta meme kanseri vakalarıyla da karşılaşıyoruz. Meme kanserinde 40 yaş üstünü risk grubunda olarak değerlendirmekle beraber 30 yaş altında, 25 yaşta da tanı alan hastalarımız var. Erken tanı oranın artması tedavide başarı oranını da artırıyor” dedi.