Etiket: Kandile

  • Gara’dan Kandil’e PKK’nın kaçırdığı oğlunu arıyor

    Şırnak’ın Cizre ilçesinde, oğlu Murat’ın 2014 yılında, henüz 14 yaşındayken terör örgütü PKK tarafından kaçırıldığını ve kamplarda zorla tutulduğunu belirten baba Ramazan Çümlek, Gara’dan Kandil’e dağ dağ gezerek, oğlunu aradı. Oğlunun kendisine gösterilmediğini ve kaçma girişimi nedeniyle Suriye’de hapiste tutulduğunu anlatan acılı baba, infaz edileceği haberini aldıkları oğlunun bırakılmasını istedi.

    Şırnak’ın Cizre ilçesinde terör örgütü PKK tarafından 11 Temmuz 2014’te kaçırılan 14 yaşındaki Murat Çümlek’in babası Ramazan Çümlek, geçen 3 yıllık sürede oğlunu aradı. Oğlunun peşinden önce Gara Dağı’na giden ve orada yaklaşık 6 ay kalan baba Çümlek, oğlunu bulamayınca oradan Kandil Dağı’na gitti. Acılı baba Kandil’de de evladını bulamadı. Ardından önce Mahmur’a sonra da Suriye’ye gidip dağ dağ, şehir şehir oğlunu aradı. Şimdi 17 yaşında olan oğlu Murat’ın kaçmaya teşebbüs ettiğini ancak yakalanıp, hapse atıldığını belirten baba Çümlek, oğlunun infaz edileceği bilgisinin kendilerine ulaştığını belirtti. Gözü yaşlı baba Çümlek, tek isteğinin oğlunun kurtarılması ve serbest bırakılması olduğunu belirterek, yardım istedi.

    “Hastaneye muayene olmaya gitti ama bir daha dönmedi”

    Oğlu Murat’ın kaza geçirdiğini ve geçirdiği kaza sonrası ayağına dört adet platin takıldığını söyleyen baba Çümlek, oğlunun koltuk değnek yardımıyla anca yürüyebildiğini ve hastaneye muayene olmaya gittikten sonra bir daha dönmediğini, arama faaliyetleri sonrası sonuç alamayınca oğlunun PKK tarafından kaçırıldığını öğrendiğini belirtti. Kaçırıldığı haberini aldıktan sonra eşiyle birlikte yollara düştüğünü anlatan Çümlek, “Biz Irak’a Gara kampına gittik. Orada sordurduk, ‘Burada mıdır değil midir?’ diye ama bize orada olmadığını söylediler. O kampta kalanlardan Serhat diye biri bana oğlumun orada olduğu bilgisini verdi. 6 ay boyunca orada kaldık. Ama ne yaptıysak çocuğumuzu bize göstermediler. Bize çocuğumuzu göstermeyince oradan Kandil’e gittik. Kandil’de ‘Allah, Peygamber için çocuğumuzu bize gösterin’ dedik ama ne dediysek çocuğumuzu göstermediler. Oradan da Mahmur’a geçtik. Mahmur’da 2 ay kaldık. Orada bir komutan vardı. Onun yanına gittik, ‘Bizim çocuğumuz burada ayağında dört tane platin var. Allah için, Peygamber için ne olur bize onu gösterin’ dedik ama ne ettiysek bize yine çocuğumuzu göstermediler. Kalktık oradan tekrar döndük Gara’ya. Orada bana oğlumun Suriye’ye gönderildiğini söylediler. Bunun üzerine kalktık oradan Suriye’ye geçtik eşimle” dedi.

    Oğlunun yardım telefonu üzerine tekrar gitti

    Eşiyle birlikte Suriye’de yaklaşık 2 ay kaldığını belirten baba Çümlek, oğlu kendilerine gösterilmeyince eve döndüklerini ifade etti. Eve döndükten bir süre sonra tek başına Suriye’ye geçtiğini kaydeden baba Çümlek, “Orada yine bir 2 ay kaldım. Til Semen’e, Til Birek’e, Til Alo’ya oradan da Menbiç’e kadar gittim. Ne yaptıysam yine bana çocuğumu göstermediler. Tekrar Cizre’ye döndüm. Aradan bir ay geçtikten sonra oğlum Murat bize telefon açtı. ‘Baba, Allah için, Peygamber için gel beni kurtar’ dedi. Kalktım tekrar ben Suriye’ye gittim. Bir Arap ile tanıştım o bana oğlumun Til Semen’de olduğunu söyledi. Bunun üzerine Til Semen’e gittim. Orada ‘Hevale Adil’ diye biri vardı. Ona durumu anlattım ama bana ‘Dünya yıkılsa da ben sana çocuğunu göstermem. Sen nereden biliyorsun senin çocuğun buradadır’ dedi. Ben de ‘Benim oğlum bana telefon açtı. Til Semen’deyim gel beni kurtar’ dediğini söyledim. Bunun üzerine oğlum benimle telefonla konuştuğu için onu hapse koydular. Tanıştığım Arap arkadaş oğlumun bana hapse atıldığını söyledi. Ben geri döndüm Cizre’ye. Burada CD’lere kaydettiğim mektubumu Murat Karayılan’a, Mustafa Karasu’ya, Cemil Bayık’a gönderdim. Çocuğumun hapisten çıkarılmasını talep ettim. Çocuğumu hapisten çıkardılar” diye konuştu.

    “Allah için çocuğumu kurtarın”

    Hapisten çıkarıldıktan bir hafta sonra oğlu Murat’ın kendisini telefonla aradığını ifade eden baba Çümlek, şunları kaydetti:

    “Serhat diye Diyarbakırlı bir arkadaşıyla birlikte kaçacaklarını ve benim de onları Şanlıurfa’da sınır boyunda beklememi istedi. Kalktım Cizre’den Urfa’ya kadar geldim. Bu süre içerisinde telefonu açtım ve kapatmasını söyledim. Bir anda telefonda ‘Baba valla ben yakalandım. Dört sefer ben kaçtım ama yakalandım. Bu beşinci seferdir yine yakalandım’ dedi. Yakalayıp Gire Spi’de hapse koymuşlar. Şimdi idam ile yargılanıyorlar. Bütün dünya liderlerine çağrıda bulunuyorum, Cumhurbaşkanımıza çağrı da bulunmak istiyorum, Allah için Peygamber için benim çocuğumu kurtarın. 14 yaşında benim çocuğumu kaçırdılar. Kobani hapsindedir Allah için çocuğumu kurtarın.”

  • Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki: “HDP’li belediye işçiye verdiği parayı elinden alıp Kandil’e gönderiyor”

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, HDP’li belediyelerin seçim öncesi geçici işçilerin maaşlarını 6 bin 300, diğerlerininkini 7 bin 500 TL’ye yükselterek, gariban işçiye bin TL’sini verip diğer kısmını ellerinden alıp direk Kandil’e gönderdiklerini söyledi.

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Zonguldak’ın Ereğli ilçesine gelerek belediyeyi ziyaret etti. Ereğli Belediyesi girişinde çiçeklerle karşılanan Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, daha sonra Ereğli Belediye Başkanı Hüseyin Uysal’ın belediyenin hizmetlerine yönelik sunumunu dinledi. Burada yaptığı konuşmasında HDP’li belediyelerin iyi niyetli olmadığını söyleyen Bakan Özhaseki, işçiye verdikleri parayı geri alıp direk Kandil’e gönderdiklerini kaydetti. Özhaseki, “Bu seçim öncesinde HDP’li belediye bir sözleşme yapıyor. Geçici işçilere 6 bin 300 TL veriyor, gerisine de 7 bin 500 TL veriyor. Arkadaşlar, devletin bütçesi imkan verse, bütün işçi arkadaşlarımıza 10 bin TL verse keşke. Belediyenin imkanları olsa 20’şer bin TL versek, dağıtsak. Ama niyet doğru değil. Akılda o iyi iş yok. O parayı geri ellerinden alıyorlar, bin TL’sini garibana veriyorlar, öbür tarafı elinden alıp yine Kandil’e gönderiyorlar. İşte tabii, onlara karşı da tavrımız tabi ki sert olacak. Başkanımızın iyi niyetine milletvekillerimizin, teşkilatımızın desteği, hükumetimizin desteği elbette başkanımızın yanında olacak” dedi.

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki konuşmasının ardından Kdz. Ereğli ilçesinde 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında oluşturulan deftere duygu ve düşüncelerini yazdı.

    Engelli gence asansör sözü

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Ereğli Belediyesi’nden AK Parti Kdz. Ereğli İlçe Teşkilatı binasına geçtiği sırada önüne çıkan Yasin Çiçek isimli genci dinledi. Bakan Özhaseki, engelli genç Yasin Çiçek’in Yalı Caddesi’ndeki köprüde bulunan asansörün çalışmadığını ve asansörün tamir edilip çalıştırılması isteğini olumlu karşıladı. Bakan Özhaseki, Kdz. Ereğli Belediye Başkanı Hüseyin Uysal’a asansörün derhal onarılıp tamir edilmesi talimatını vererek, tüm masrafını da kendisinin karşılayacağını ifade etti. AK Parti Kdz. Ereğli İlçe Teşkilatı girişinde çiçeklerle karşılanan Bakan Özhaseki, daha sonra partililerle bir araya geldi. AK Parti Kdz. Ereğli İlçe Başkanı Fatih Çakır, teşkilat binasında yaptığı konuşmada yerel seçimlerde ‘alınamaz’ denilen belediyeyi aldıklarını, referandum, 7 Haziran ve 1 Kasım genel seçimlerinde Türkiye ortalamasının üzerinde oy aldıklarını söyledi. İlçede sağlık yönünden bir sıkıntı yaşanmadığını dile getiren Çakır, ulaşım noktasında ise Zonguldak-Ereğli karayolu ile Ereğli Devrek Karayolu’nun ihalelerinin yapıldığını, çiftli eğitim yapılan ilçeye her yıl 3-4 okul ilave ederek bu sorunu da çözmeye çalıştıklarını anlattı.

    Bakan Özhaseki ise konuşmasında Ereğli ile ilgili olarak üzerine ne düşüyorsa yapmaya hazır olduğunu ve bunun açık bir senet olarak kabul edilmesini istedi. Bakan Özhaseki konuşmasının ardından Kdz. Ereğli ilçesinden ayrıldı.

  • Fatma Şahin: “Kandile atmadığı bombayı Cumhurbaşkanımıza atmaya geldiler hain şerefsizler”

    Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), darbe girişiminde kahramanlık hikayeleri olan kadınları bir araya getirdi. Kısıklı’da düzenlenen programa katılan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, darbeci askerleri sert bir dille eleştirerek, “Ben zannediyorum ki Cumhurbaşkanımızı korumaya geldiler. Kandile atmadığı bombayı Cumhurbaşkanımıza atmaya geldiler hain şerefsizler” dedi.

    KADEM Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinin önünde düzenlenen demokrasi nöbetinde, 15 Temmuz gecesi darbe girişimine karşı koyan kadınları bir araya getirdi. Gece boyunca süren nöbette darbe girişimine karşı mücadele eden kadınlar yaşadıklarını anlattı. Programa Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak, KADEM Başkanı Sare Aydın katıldı.

    “Kandil’e atmadığı bombayı, Cumhurbaşkanımıza atmaya geldiler”

    Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin, darbe girişiminin yaşandığı gün İstanbul’da olduğunu söyledi. Bir televizyon programında girişimi kanal çalışanlarından öğrendiğini belirten Şahin hemen Gaziantep’e dönmek için Atatürk Havaalanına doğru yola çıktığını kaydetti. Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o esnada helikopteriyle Atatürk Havaalanına inmek üzere olduğunu öğrendiğini sözlerine ekledi.

    Yolda giderken darbecilerin vatandaşlara karşı ateş açtığını gördüğünü üzülerek söyleyen Şahin, “Bir taraftan Cumhurbaşkanımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Bir taraftan F-16’lar alçaktan uçuyor. Ben zannediyorum ki Cumhurbaşkanımızı korumaya geldiler. Kandile atmadığı bombayı Cumhurbaşkanımıza atmaya geldiler hain şerefsizler” ifadelerini kullandı.

  • Uçaklar Kandil’e gidiyor demişler

    Paralel Terör Örgütünün darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından günlük hayat normale dönerken, yeni ayrıntılar da ortaya çıkmaya başladı.

    Üs yetkililerinin, uçakların kalkmasına tepki gösteren halka ’’Kalkan uçakların bombalamalarla ilgisi yok. Buradan kalkan uçaklar Kandil’ deki PKK kamplarını bombalamaya gidiyor’’ şeklindeki yanlış bilgiler verdikleri öğrenildi.

    Darbenin başladığı gece Kazan’da bulunan 4. Ana Jet Üs Komutanlığındaki hareketlilik, bölgedeki sivil halkın dikkatinden kaçmadı. Ankara’da bombalama eylemlerini gerçekleştiren F-16 savaş uçakları ve helikopterlerin Akıncı Üssünden kalktığının anlaşılmasının ardından halk kalabalık gruplar halinde Üssün nizamiyesinde toplandı ve uçakların kalkışını engellemeye çalıştı. Ancak bu sırada askerlerin ateş açması sonucu 7 kişi hayatını kaybetti, 59 kişi de yaralandı.

    Kazan halkının bir kısmı burada uçaklara engel olmaya çalışırken Üssün hemen yanındaki Kışla ve Fethiye Köyleri başta olmak üzere civar köylerden gelen vatandaşlar görüş alanını daraltarak uçakların kalkışını engellemek için, araba lastikleri, saman balyaları ve ekili arazileri ateşe verdiler.

    Kazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk, darbe girişiminin başarısızlığa uğramasında Kazan halkının canını hiçe sayarak kendilerini mermilere siper ederek, uçakların önüne piste yatarak ve yaktığı ateşlerle uçakların kalkmasına engel olmak için gösterdiği mücadelenin de etkisinin büyük olduğunu söyledi.

    Ertürk “Biz oraya gidene kadar üsten 25 uçak kalkarken, biz gittikten sonra 3 uçak kalkabilmiştir. Kazanlılar Çanakkale ve Kurtuluş savaşı ruhuyla mücadele ederek bir kahramanlık destanı yazmıştır” dedi.

    Fethiye Mahallesi Muhtarı Halil İbrahim Gürağaç da o gece yaşananları anlatırken kendilerine üs yetkilileri tarafından kalkan uçakların bombalamalarla ilgisi olmadığını, Kandil’e operasyona gittiğini söylediklerini belirtti.

    Gürağaç, ’’Ancak biz buna inanmadık tabi. Kaldı ki darbe gecesinin gündüzünde de, ertesi gün hafta sonu tatili olmasına karşın uçuş görevlilerini de göndermemişler, onlara da ’akşama Kandil’e operasyon var’ demişler” şeklinde konuştu.

    Kışla Mahallesi Muhtarı ve Kazan Muhtarlar Derneği Başkanı İsmail Çetin de muhtarlar olarak milli iradeye yapılan saldırıya karşı mücadele ettiklerini ve meslektaşları Ahi Mahallesi Muhtarı Ali Anar’ı bu uğurda şehit verdiklerini belirterek, ’’Başta muhtarımız olmak üzere bu uğurda hayatını kaybeden bütün Kazanlı şehitlerimiz için gelecek kuşaklara da kalacak bir anıt yapılmasını istiyoruz’’ diye konuştu.

  • Başbakan Davutoğlu: “İsterse Kandil’e Gidip Çayını İçsin Bu Senarist”

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, Sırrı Süreyya Önder’in “kaçak çay” sözlerine atıfta bulunarak, “Gitsinler çaylarını kimle içeceklerse içsin, isterse Kandil’e gidip çayını içsin bu senarist” ifadelerini kullandı.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, Sırbistan ziyareti öncesi düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    “SUR’U, CİZRE’Yİ HENDEKLERLE ZİNDAN YERİNE ÇEVİRENLERDEN HESAP SORSUNLAR”

    Davutoğlu HDP ile yapacağı görüşmenin iptaline ilişkin bir soru üzerine, “Ben seçim sonrasında hiçbir ayrım yapmadan herkesle görüşeceğimizi ifade ettim. Buna sadık kalarak randevu talebinde bulundum. Ama randevu talebinden sonra hadi öncekileri diyebiliriz siyasi polemiktir ya da alışkanlıklarıdır. Maalesef eskiden beri terörü mazur görüyorlardı. Randevu talebinden sonra aynı tutumu sürdürmeleri, hakaretamiz bir şekilde birkaç gün sonra kendilerini ziyaret edecek misafire saygısızlık ifade eden açıklamalardan sonra onları muhatap almam, şahsi olarak da, bulunduğum makam olarak da doğru değil. Ben muhatabımda iki hususiyete önem veririm. Her şeyde anlaşmazlığa düşebiliriz. Niyette samimiyet, üslupta ve yöntemde de ciddiyet önemli. Bu randevuyu talep eden ülkeni başbakanı ve 49.5 destekle aslında böyle bir diyaloğu da o desteğe dayanarak yapmış bir başbakan. Benim hayatımda kimseye nezaketsizlik yaptığım görülmemiştir. Bana karşı nezaketsizliği de içime sindireceğimi birisi zannediyorsa, buna da izin vermem. Şahsen tevazu gösterimi ama destek aldığım millet adına tevazu göstermem. Anayasayı konuşmak için gideceğim, sanki böyle bir gündem yokmuş gibi benden hesap soracaklarını ima edecek şekilde efendim ‘Sur’da, Cizre’de şunları soracağız’. Bana hesap soracaklarına Sur’u, Cizre’yi hendeklerle, barikatlarla zindan yerine çevirenlerden hesap sorsunlar. Hesap soramıyorlarsa sussunlar. Hem teröre destek verecekler, hem kendileri ile anayasa konuşmaya gelecek olan başbakana şart koşacaklar” diye konuştu.

    “ANAYASAYI TARTIŞIRIM AMA TÜRKİYE’NİN BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜNÜ KİMSE İLE TARTIŞMAM”

    Başbakan Davutoğlu dün DTK’nın yaptığı açıklamaları da hatırlatarak, “Dün benim randevu talebini reddetmem sonrasında DTK diye hangi yasal zemine oturduğu belli olmayan bir yapının açıklamalarını da gördünüz. Hani Türkiyelileşmekten bahsediliyordu. Hani Türkiye toplumunun parçası olacaklardı. 7 Haziran’da bu samimiyetsiz beyanlara inanan ve bu partiye oy veren vatandaşlarıma sesleniyorum. Hesap sorun bunlardan. ‘Siz Türkiye’yi bölmeye dayanan bir proje için alet mi ettiniz bizim oylarımızı’ diyerek hesap sorması lazım vatandaşların. Samimiyetle inanıyorum aslında PKK’ya taviz vermeyecek bir çok insan ve aydın HDP’ye o dönemde oy verdi. Anayasayı herkesle tartışırım ama Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü kimseyle tartışmam. Hendeği ve barikatı savunanlarla tartışmam. Her şeyi konuşurum ama o hendek ve barikatları kaldırmak için canın ortaya koyan Mehmetçiğin kanını kimseyle tartışmam. Bu niyet meselesi. Niyetleri sahih değil. Ne konuşacağız o zaman” şeklinde konuştu.

    “İSTERSE KANDİL’E GİDİP ÇAYINI İÇSİN BU SENARİST”

    Demirtaş’ı ve Sırrı Süreyya Önder’i sert bir dille eleştiren Davutoğlu, “Niyet sahih olmadığında dahi bir müzakere yürütürsünüz. Ama karşınızdakinde ciddiyet ararsınız. Biz bir film senaryosu çeviriyor değiliz, Türkiye ateş çemberi ortasında, yüzlerce askeri, polisimizi şehit vermişiz. Yok çay içecekmişiz de, kaçak çaymış da. Gitsinler çaylarını kimle içeceklerse içsin, isterse Kandil’e gidip çayını içsin bu senarist. Türkiye ateş çemberi içinde olacak, beyefendi kaça çaydan bahsedecek, ben de o masaya oturacağım öyle m?. TBBM’ye gelen herkes bu milleti temsil etmenin ciddiyetini taşıyacak. Gece ürettiği esprilerle bizimle istihza edeceğini düşünenler önce ciddiyet testinde geçecekler. Ya samimi ve ciddi olurlar tüm kapılarımız açık olur. Ya da samimiyetten uzak dururlar, ciddiyeti unuturlar, o zaman da onlara hadlerini bildiririz. Siyaset nezaket ve samimiyet meselesidir. Bütün bunları iki gün içinde dinlendikten sonra onların kapısına gideceğimi düşünüyorlarsa ya beni ya bu milleti tanımıyorlar. Önce söylediklerinden vazgeçecekler. Yemin ettikleri. Evet doğru görmüyoruz ama hepimiz anayasal düzen içinde çalışıyoruz. Ben az önce söyledim anayasayı değiştireceğiz. Ben 12 Eylül anayasası ile yaşamaktan zillet duyuyorum. Ama o değişene kadar o anayasal düzen içinde nerede olduğumuzun farkında olmamız lazım. HDP bir siyasi parti midir? Siyasi parti ise, siyasi parti gibi davranacak. Terör örgütünü sözcüsü ise ve Türkiye’yi bir şekilde bir takım oyunların içine düşürecek piyon ise o zaman ona göre muamele görür” ifadelerini kullandı.

    “KİMLER ADINA KONUŞUYORLARSA, GİTSİNLER ONLARLA MASAYA OTURSUNLAR”

    2011 seçimleri sonrasında da benzer bir dönem yaşandığını hatırlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “2011 seçimleri sonrasında da bunları yaşadık. Ülke yeni bir anayasa hazırlığındayken ne yaptı bu PKK, Silvan saldırısı ile terörü başlattı. HDP sessiz kaldı. Yine özerklik tartışması başlattılar. Her seçim sonrasında millet yeni bir ufka yönelirken bunlar terörü ve Türkiye’nin birliğini bütünlüğünü tartışmaya açıyorlar. Baktılar ki bunların dışarıdaki akıl hocaları Türkiye istikrar döneminde ve bu dönemde demokratik bir anayasa yönelecek, bu zemini yok etmek için tekrar harekete geçtiler. Kimler adına konuşuyorlarsa gitsinler onlarla masaya otursunlar. Benimle masaya oturacaklarsa önce anayasal düzen içinde işlev gören ciddi ve samimi bir siyasi parti olduklarını ispat etsinler. Bu ciddiyeti gösterene kadar bizden muhatap bulamazlar”