Etiket: Kanaat

  • Bingöllü kanaat önderi FETÖ’nün önünün nasıl açıldığını anlattı

    Bingöllü kanaat önderi iş adamı Nihat Karaarslan, FETÖ’nün 1980 darbesi ve 28 Şubat döneminde ivme kazandığına dikkat çekti. Kararslan, FETÖ’cü polislerin okulların önlerinde sentetik uyuşturucu sattırdığını söyleyerek, “Oraya çocuklarını veren insanlar ister istemez FETÖ gibi düşünmeyen, başka inanç gruplarına sahip olan insanlar bile FETÖ’nün okullarına çocuklarını verdiler” dedi.

    İHA muhabirinin sorularını cevaplandıran Bingöllü kanaat önderi iş adamı Nihat Karaarslan, FETÖ’nün son 15 yılda güçlendiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını vurgulayarak, “FETÖ’yü son 15 yıla sığdırmak doğru değildir. 1960’la birlikte şekillendi Komünizmle Mücadele Derneği altında. 1980 darbesiyle birlikte FETÖ terör örgütü ve Apocular büyük bir ivme kazandı. Aslında FETÖ’yü son 15 yıla bağlamamız doğru değildir. Cumhuriyetin bütün geçmiş yıllarında vardır, 1960’ta Komünizmle Mücadele Derneği adı altında kendini şekillendirdi” ifadesini kullandı.

    Dini referansı yüksek gösterip FETÖ’nün şekillendirildiğini vurgulayan Karaarslan, “FETÖ’nün şekillenmesiyle birlikte Abdullah Öcalan ve çetesi de o dönem şekillendi. Birilerini Kürtler’in üzerine, birilerini de İslamiyet üzerine. Tabiri caizse birine adam öldürttüler, birine fetva verdirdiler. Toplumu dizayn edebilmek için bunu yaptılar” diye konuştu.

    FETÖ darbe dönemlerinde ivme kazandı

    “Bunların en büyük ivme kazandığı dönem 1980 darbesidir” diyen Karaarslan, “Çünkü, FETÖ’yü o dönem oraya getirene kadar bütün İslami örgütleri bypass ettiler. 1980’e gelene kadar da PKK ile bütün Kürt oluşumlarını yok ettiler. 1980 darbesinde ağır bir şekilde bütün İslami yapıları, cemaatleri yok edip ılımlı siyaset adı altında FETÖ’yü önümüze koydular. FETÖ ile Apo 1980 darbesiyle birlikte şekillendi. Türkiye’de ivme kazanmaya başlandı, zaman zaman kendi içlerinde paslaşıp işbirliği yapıyorlardı. 1990’lı yıllardan sonra Türkiye’de yeniden İslami yapı içerisinde küçük küçük medreseler, tarikatlar, cemaatler oluşurken FETÖ’de bir sıkıntı yaratıldı. 28 Şubat’la birlikte FETÖ alabildiğine büyük bir ivme kazandı, artık büyük bir güç oldu. 28 Şubat bu ülkede bir taşla birçok kuş vurdular. 28 Şubat olduğu zaman FETÖ alabildiğine bir güç sahibi oldu, çünkü hatırlarsanız 28 Şubat’tan sonra imam hatipler de dahil Necmettin Erbakan’a dahil hepsini kapattılar, FETÖ’nün okullarını açık tuttular. 28 Şubat, FETÖ’nün önünü açmaktı” açıklamasında bulundu.

    “Okulların önünde uyuşturucu hap sattılar”

    “Bunu yaparken devlet okullarını toplumda nasıl güçsüz gösterdiler?” şeklindeki soru üzerine Karaarslan şunları söyledi:

    “Toplumda şöyle bir algı oluşturdular; 28 Şubat’tan sonra Türkiye’de bir kutuplaşma başladı. Yani, Cumhuriyet okuluna giden çocuklar mini etek giyinecek, pantolon giyinecek, saçları biryantin yapacak. Ama baktılar bu da yetmiyor, okulların önünde uyuşturucu hap sattılar. Sentetik dediğimiz hapları okulların önüne koydular. FETÖ’nün o zaman polis gücü olan ve şu anda çoğu yakalanan ve aranan organizenin ve narkotiğin başında olan insanlar okulların önünde torbacı diye tabir ettikleri insanları koydular ve oraya çocuklarını veren insanlar ister istemez FETÖ gibi düşünmeyen, başka inanç gruplarına sahip olan insanlar bile FETÖ’nün okullarına çocuklarını verdiler. Zaten FETÖ’nün de en büyük başarısı buydu. O öğrencilerin üzerinden zengin olan ailelerle ilişki kurup, o paraları daha rahat alabilmek. Bunun yanında Türkiye’de alabildiğine fuhuşu gözönüne getirdiler. Bu okullarla yetinmediler, önemli olan kolejlerde uyuşturucu içiliyor kasetlerini toplumda yaymaya başladı ve insanlar ürktü, korktu. Benim çocuğum, beyin olarak, ahlaki değerler olarak ben çocuklarımı en azından bunun okuluna gönderirim kendim yaparım. FETÖ çocukların üzerinde bu büyük güce sahip oldu. Bu çocuklar da kendini militan yapabileni militan yaptı, militan yapamadıklarını himmet adı altındaki araçlarla bunların hepsinin üzerinden geçti. İkinci bir husus da şuydu, 28 Şubat dediğimiz olay neydi; irtica ile mücadele. İrticanın ne olduğunu bilmiyorduk, bu ülkede beş vakit namaz kılan insanlara irticacı diyorlardı. Beş vakit namaz kılan insanlara yasak getiren sistem, o gün FETÖ’nün okullarını kapatmadı. FETÖ’nün okullarının önünü açtı. Bütün insanlar çocuklarını oraya vermek zorunda kaldılar. 28 Şubat sadece FETÖ’nün değil,aynı zamanda Öcalan’ın da önünü açtı.”

    O zamanki vesayet rejiminin “Türkiye’de tarikatlar, cemaatler yükselmiş biz bunlarla mücadele etmemiz lazım” dediklerini söyleyen Karaarslan, şunları kaydetti:

    “Sen buraya geri dön dediklerinde bir cep telefonu Bursa Cezaevine koymuşlar. Avukatlar cezaevine giriyorlardı. Cezaevinde Sabri Okla Muzaffer Ayata, Abdullah Öcalan’a telefon açıp bilgi veriyorlardı. Fethullah Gülen, 28 Şubat’la birlikte artık bir güç sahibi olmuştu. Bütün devlet kademelerine yerleşmişti.”

    FETÖ’nün ülkede Turancılığı kullanarak kendine sempati oluşturduğuna da dikkat çeken Karaarslan, “Turancılıkla bizim duygularımızı okşadı. Apocular bütün insanlara o günkü FETÖ yapılanması içinde olan, Komünizmle Mücadele Derneğine gelen insanlar Kürtlere sürekli baskı yapıp dağa göndermek zorunda kaldı. Birbirini besleyen iki zıt gruptu. Bütün dönemde FETÖ ile PKK işbirliği içerisinde aynı yerden besleniyorlar, aynı yerden gidiyorlar” diye konuştu.

    “Siz bunu söylediğiniz için sıkıntı yaşadınız mı?” sorusu üzerine ise Karaarslan, “Ben bireysel olarak benim başıma gelen mağduriyetler Türkiye’de kimsenin başına gelmemiştir. Ama ben bireysel mağduriyetlerimden dolayı onlara karşı verdiğim mücadeleyi hani onların gölgesinde bırakmamak için ben bu adamlarla mücadele ediyorum” dedi.

    Karaarslan, 17-25 Aralık’ta Türkiye’de ilk olarak televizyona çıkıp ’Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bu bir suikasttır, bu bir bypasstır, komplodur’ diye anlattıktan sonra, en son PKK, Öcalan’la FETÖ’nün mektuplaşmasını anlattıktan sonra kendisine Kurban Bayramı gecesinden itibaren şu an FETÖ’den cezaevine giren yargı görevlileri aracılığıyla çeşitli baskılar yapıldığını söyledi.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanaat Önderleri İle İftarda Bir Araya Geldi

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iftar yemeğinde bir araya geldiği Doğu ve Güneydoğu’dan gelen kanaat önderlerinden terörün ve destekçilerinin gerçek yüzünü bölge halkına ve yırt dışındaki irtibatlı oldukları kişi ve kurum temsilcilerine anlatmalarını istedi. Dokunulmazlıklarla ilgili düzenleme sonrasında teröre destek verenlerle ilgili harekete geçildiğini kaydeden Erdoğan, belediyelerle ilgili düzenlemenin Meclis kapanmadan hayata geçirileceğini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden gelen kanaat önderleri ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde iftar yemeğinde bir araya geldi. Beştepe’deki iftar yemeğine Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ile Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in yanı sıra Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de katıldı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan kanaat önderlerinin ağırlandığı iftara söz konusu bölgelerdeki STK temsilcilerinin ve akademisyenler ve İhsan Arslan, Zeki Ergezen ve Salih Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu bazı eski milletvekillerinin de davet edildikleri belirtildi.

    “ÜÇ TEHLİKEYE DİKKAT; MEZHEPÇİLİK, IRKÇILIK VE TERÖR”

    “Allah’tan isimleri ve amaçları ne olursa olsun, tüm terör örgütlerinin eylemlerinden, belasından ülkemizi ve milletimizi korumasını niyaz ediyorum” diyerek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Allah’ın etnik köken, inanç istismarı yapanları, dış güçler adına taşeronluk yapanları ıslah etmesini diledi. Erdoğan, “Şu mübarek günlerde kan döken, can alan hiç kimsenin bu milletle, bu topraklarla en küçük bir bağı olamaz. Aynı şekilde hemen yanı başımızdaki Suriye’de ramazan ayında kan akıtanlar, yalnızca Müslümanların değil, topyekun insanlığın düşmanıdır” dedi.

    Üç tehlikeye dikkat edilmesi gerektiğini yineleyen Erdoğan, “Bir, mezhepçilik. Bizim dinimizde mezhep ayrımı olamaz. Mezhepler bizim dinimiz değildir, sadece bir yoldur. İkincisi, ırkçılık. Rabbimizin, dinimizin men ettiği bir tehlike. Ne Arap’ın Arap olmayana, ne Arap olmayanın Arap’a üstünlüğü yoktur, üstünlük takva iledir. Buradaki hassasiyetimize de dikkat edeceğiz. Biz Kürt, Türk, Çerkez, Gürcü, Laz, Abaza, Arnavut’u ile velhasıl bu ülkede 79 milyon yaratılanı yaratandan ötürü sevenler topluluğu olarak, bir millet olarak birbirimizi seviyoruz. Üçüncüsü, terör. Bu iki yanlışa düşüldüğünde arkadan gelen terördür. Biz terörün karşısında dik durmaya devam edeceğiz. Asla teröre taviz veremeyiz ve teröristler kadar bizler gururla olmazsak, onurlu olmazsak, onların karşısına dikilmezsek bu ülkede büyük bir kırılma olur” diye konuştu.

    “KİM DER Kİ, BU COĞRAFYADA ASİMİLASYON İZİ VARDIR, VALLAHİ İFTİRA EDİYORDUR”

    Terör operasyonlarının kararlılıkla devam edeceğinin altını çizen Erdoğan, “Devletin görevini can güvenliğini, mal güvenliğini sağlamaktır. Namus güvenliği, neslin güvenliği, bunların hepsi devletin görevidir. Bu görevi yerine getirmek için bütün imkanlarımızla seferber olduk. Milletin huzurunu tesis etmek bizim asli görevimizdir. Yaşadığımız coğrafya, özellikle terör olaylarının yoğun olduğu bölgeler, bin 400 yıldır semalarından ezan sesinin eksik olmadığı İslam beldeleridir. Bu bölgelerde benim Kürt kardeşlerim, özellikle İslam medeniyetinin oralardaki yılmaz savunucuları olmuşlardır. Onlar kendi içinden Selahaddini Eyyubi’yi çıkartmışlardır. Bunu bir kenara koymak mümkün değildir. Selehaddini Eyyubi’nin nerelere, ne inançla dayandığı hepimizin malumudur. Kars’tan İzmir’e, Trabzon’dan Diyarbakır’a kadar tüm Anadolu, hangi meşrepten olursak olalım hepimizin bin yıldır kardeşçe yaşadığı, korumak için bedelini hep birlikte ödediği topraklardır.” diyerek, vatan topraklarının birliğine ve bütünlüğüne yönelik ciddi tehditler olduğunu belirtti.

    Millet olarak bin yıllık kardeşliği bozmayı amaçlayan bir oyun oynandığına dikkat çeken Erdoğan, “Bu coğrafyada yaklaşık bin yıldır, bilhassa son 600 yıldır hep aynı devletin çatısı altında yaşadık. Hiçbir ötekileştirmeye, asimilasyona, ayrımcılığa maruz kalmadan yüzlerce yıl boyunca inancımızı, kültürümüzü koruyarak aynı medeniyet çınarının altında hayatımızı birlikte sürdürdük. Bu uzun tarihi birlikteliğimizi bozmaya çalışanlar kimi zaman doğudan, kimi zaman batıdan, kimi zaman kuzeyden pek çok saldırıya, hücuma uğradık. Hepsine karşı da sesimiz sesimize, terimiz terimize, kanımız kanımıza karıyarak birlikte mücadele ettik. Böyle bir kader birlikteliği ile bugünlere geldik. Kim der ki, bu coğrafyada sömürgecilik izi vardır, vallahi yalan söylüyorlar. Kim der ki, bu coğrafyada asimilasyon izi vardır, vallahi iftira ediyordur. Kim der ki, bu coğrafyada ötekileştirme, ikinci sınıf insan veya vatandaş muamelesi yapma ayıbı vardır, vallahi bühtandır. Sorunlar, sıkıntılar elbette yaşanmıştır, hem de her dönemde yaşanmıştır. Ama bunların hiçbiri münhasıran bir kökene, bir meşrebe yönelik olmamıştır. Farklı dönemlerde, farklı sebeplerle ülkenin her köşesinde hemen kökenden her meşrepten insanlar sıkıntıya düşmüştür, dönem değişmiş sıkıntıların sebepleri ve muhatapları da değişmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde dikensiz gül bahçesi misali bir devlet yönetimine rastlayamazsınız. Tüm eksikliklerine ve hatalarına rağmen bu topraklarda hep birlikte kurduğumuz Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti coğrafyamızdaki en güçlü, en huzurlu devletlerdir” şeklinde konuştu.

    “BİR GÜN BU TERÖR BUMERANG GİBİ DÖNER ONLARI DA BULUR”

    Almanya, Fransa ve Amerika’da yaşanan terör saldırılarına dikkat çeken Erdoğan, “Dünya farklı bir geleceğe doğru bir arayışın içinde yürüyor. Terörü savunmak mümkün mü? Ama hep şunu özellikle söyledik, teröre karşı amansız bir mücadele sürdüren Türkiye’ye sessiz kalanlar şunu bilmelidir dedik, bir gün bu terör bumerang gibi döner onları da bulur dedik, işte buyurun, daha da bulur. Sen eğer teröristlere yataklık yaparsan, teröristleri vermen gereken yere vermezsen, onların cezalarını vermez aksine onlara yataklık yaparsan, mali destek verirsen, onların paçavralarını AB binasının duvarlarına asmaya kalkarsan bilesin ki bunlar iyi günlerindir daha beter günlerin gelecektir. Biz damdan düştük, bunlar bunu görmedi. Son 14 yıldır geçmişte sancıları çekilen sorunların büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı, demokrasinin, hak ve özgürlük standartlarının yükseltildiği bir ülkede yaşıyoruz. Hep birlikte ülkemize sahip çıkmalıyız” ifadelerini kullandı.

    “BUGÜNLER ONLARIN İYİ GÜNLERİ, BUNLARIN BEDELİNİ ÖDEYECEKLER”

    Terör örgütlerinin ne bu ülkeyi ne de bu bölgeyi daha iyiye, daha güzele kavuşturmak gibi bir amaçlarının olmadığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Çoğunuz Güneydoğu bölgemizde yaşıyorsunuz, şu belediye hizmetlerinden memnun musunuz, altyapısından, üst yapısından memnun musunuz? Bunların derdi başka. Ben belediye başkanlığından geldim, çöp dağlarının hakim olduğu bir İstanbul’u devralmıştım, hava kirliliğinin hakim olduğu, alt yapısı tamamen felç bir İstanbul devralmıştım. Şimdi Güneydoğu’ya gittiğim zaman Güneydoğu çok daha berbat. Onların benim Kürt kardeşimin temiz bir şehirde yaşamasını istemiyor ki. Öyle bir derdi yok bunların. Onlar eline geçen parayı ‘ben Kandil’e nasıl ulaştırırım’ bunun gayreti içindeler. Bugünler onların iyi günleri, bunların bedelini ödeyecekler. Devlet bütün bunların arkasını takip ederek bunlara gerekli olan bedeli ödetecektir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sen terör örgütlerine çeşitli hilelerle gönderemezsin. Örgütlerin tüm derdi Türkiye’yi zayıflatarak, Türkiye’nin kendi vatandaşlarına ve dünyadaki tüm mazlumlara sahip çıkmasını, destek vermesini engellemektedir. Dünyada tüm gücünü zulümden, çatışmadan, savaştan, kandan alan karanlık bir ittifak vardır. Bu karanlığın gerisinde yüz yıllardır süren gizli açık sömürgecilik düzeni vardır. İnsani ve iktisadi kölelik vardır. Bu ittifakın emrine girerek ülkemizi ve bölgemizi bu güçlerin taşeronluğu altında yönetmek isteyenler, topraklarımızı kurtarmak değil sömürge haline getirmek, insanları köleleştirmek peşindeler. Suriye’de ister DAEŞ olsun, ister PYD, YPG, ister rejim hiç fark etmiyor, hangi bölgede hakimiyet sağlarlarsa sağlasınlar hepsinin aynı senaryoyu uyguladığını görüyoruz. İnsanların ellerinde avuçlarında ne varsa el koyuyorlar. Bununla yetinmiyor namuslarına tasallut ediyorlar, ardından baskı ile sindirme ile yurtlarından ettikleri insanların yerlerine kendi taraftarlarını yerleştiriyorlar, karşı çıkanları katlediyorlar, bunun adı zulümdür. İpleri aynı güçlerin elinde olan bu terör örgütleri ‘tavşana kaç, tazıya tut diyeceğimiz’ basit bir oyunla coğrafyamızı kana bulamayı sürdürüyorlar. Biz aynı senaryonun ülkemizde oynanmasına izin mi vereceğiz? DAEŞ içindeki yabancı teröristleri, bunların hangi ülkelerden geldiklerini sizlerde biliyorsunuz. Peki PKK ve PYD içindeki yabancı teröristleri biliyor musunuz? Çatışmalarda öne sürdükleri cahil gençler ölürken, bu işleri organize eden, araç gereç sağlayan, kaynak sağlayan, strateji belirleyen, hatta zaman zaman çakışmalara giren o yabancıların ne işi var oralarda. Batının değişik ülkelerinden gelenleri görüyorsunuz değil mi? Terör örgütünün güdümündeki partinin mensupları ülkemizde olduklarından daha fazla yurt dışında geziyorlar. Ülkemizde yaptıkları görüşmelerin kat kat fazlasını yurt dışında yapıyorlar. Mesele bu ülkenin meselesiyle sizin dışarıda ne işiniz var. Bir süredir terör örgütü de güdümündeki parti de bölgedeki hadiseleri uluslararası platformlara taşıyabilmek için uğraşıyor. Cizre ile ilgili bir kitapçık hazırlamışlar, utanmadan, arlanmadan, sıkılmadan devletin ilçeyi yakıp yıktığını, sivil vatandaşları öldürdüğünü öne sürüyorlar. Bölücü terör örgütü Cizre’de, Nusaybin’de, Yüksekova’da ve diğer ilçelerde suçüstü yakalanmıştır. Örgüt bu ilçelerde vatandaşlarımıza zulüm ederken, evlerini yıkarken, mallarını gasp ederken, çocuklarını ellerinden alırken devletin müdahalesi ile karşılaşmıştır. Olay bu kadar açıktır. Bunlar akıl almaz bir yüzsüzlük, ahlaksızlık ve haysiyetsizlikle kendi yedikleri haltları devlete mal ederek üste çıkmaya çalışıyorlar. Ziya Paşa’nın dediği gibi ‘siz herkesi kör, alemi sersem mi sanırsınız.’ Yanınıza aldığınız ve aynı projenin birer aktörü olmanın ötesinde karşılıkları bulunmayan kuruluşlarla milleti de dünyayı da kandırabileceğinizi mi sanıyorsunuz, o günler geride kaldı. Artık terör örgütüne ve uzantılarına karşı topyekun bir mücadele yürütüyoruz. Elinde silahı olan karşısında güvenlik güçlerimizi bulacak. Silahı ile can alanın arkasında duran siyasetçi, belediye başkanı, STK mensubu karşısında idari birimlerimizi, savcılarımızı, hakimlerimizi bulacak. Yurt dışında aynı yalanları pazarlamayı çalışanlar karşısında diplomatlarımızı, STK’larımızı bulacak. Hiçbir alan boş bırakılmayacak, hiçbir yalan gerçeğin ışığından kaçırılmayacak.”

    “NAMUSLULAR NAMUSSUZLAR KADAR CESUR OLMAZSA VAY HALİMİZE”

    Şuanda 11 ilçe ve 1 ilde operasyonlar neticesinde ortaya çıkan tablonun bu hali ile kalmayacağını belirten ve ilgili bakanların tüm ilçelerde alt yapı çalışmalarına başladıklarını belirtti. Erdoğan, “Buraları Temmuz’un başından sonraki dönemle mukayese edilemeyecek bir güzelliğe kavuşturacaklar. Atık su kanallarından yağmur suyu, içme suyu kanallarına varıncaya kadar bu bölgelerde her türlü adım atılacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın bu alanlarda yaptığı çalışmalar, TOKİ’nin yaptığı çalışmalarla yoğun bir şekilde oluşturulacak rezerv alanları dahil, buralardaki vatandaşlarımız isterlerse TOKİ’nin konutlarında yer alabilecekler, isterse kira bedellerini devlet kendilerine ödemek suretiyle kendileri eski yerlerinde oturmak istiyorlarsa oradaki inşaatların bitişini bekleyecek ve daha sonra kendi yerlerinde oturabilecekler. Ondan sonra televizyonların ekranlarında şunu göreceksiniz ‘böyleydi, böyle oldu.’ bunu yapacağız. Sizden de beklentimiz var, dik duracağız, dikleşmeyeceğiz” dedi.

    Erdoğan kanaat önderlerine seslenerek, “Sizler buraların kanaat önderlerisiniz, sizin duruşunuz birçok şeyi değiştirir. Namuslular namussuzlar kadar cesur olmazsa vay halimize. Bunu yapacağınıza inanıyorum. Bölgede yaşanan hadiseler sadece devletin, hükümetin değil, bölge halkı başta olmak üzere milletimizin tamamının meselesidir. Bu sıkıntıların çözümü için herkesin görev alması, elini taşın altına koyması gerekiyor. İşler sadece devlete havale edildiği zaman gecikebiliyor, istenildiği gibi yürüyemeyebiliyor. Devlet kendi yapacağı işleri elbette kendisi yürütecek, asıl kılcal damarlara, iç dokulara, derinlere sizler nüfuz edeceksiniz. Van depremini yaşadık. Özellikle o dönemde Başbakan Yardımcısı olarak koordinatörlük görevi Beşir Bey’deydi. O bölgede depreme yönelik yaptığımız yatırım eski para ile 6-7 katrilyonu buldu. Yeni şehirler kurduk orada. Az önce bir kardeşim Erciş’ten bahsetti, kusura bakma vebali sizde. Erciş’e girerken orada Van gölüne nazır, göl demeyelim, deniz diyelim, yapılan konutlar oraya bambaşka güzellik getirdi. Edremit’e geliyorsunuz, Edremit’ten baktığın zaman Van denizine başka bir güzellik görüyorsun. Hastaneleri, şehir içindeki düzenlemeleri ile başka güzelliğe kavuştu oralar. 1,5 senede 17 bin konut inşa edildi. Bu irade Güneydoğu’yu rahatlıkla çözer, devletimizin bu iradesi var. Sizler her yerdesiniz, sizler milletin ta kendisisiniz. Siz her yerde hakkı ve hakikati anlatırsanız ne örgütün ne de güdümündeki yapıların yalanları karşılık bulamayacak kendi ellerine yüzlerine bulaşacaktır. Bir dönem örgütün ve kurduğu paralel yapıların bölge insanı ve sizler üzerinde ciddi baskılar oluşturduğunu biliyorum. Bu dönem geride kaldı. Devlet meseleyi kimsenin burnu kanamadan çözsün diye her türlü çabayı göstermeye gayret ediyor” diye konuştu.

    “ELLERİ KOLLARI SİLAHLA, BOMBA İLE DOLU OLARAK KARŞINIZA DİKİLEN KİŞİLERLE MUSAFA YAPMAK ELİNİZİ UZATAMAZSINIZ”

    Terörle mücadele şehitlerin olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Şuanda yaklaşık 600 civarında şehidimiz var, 8 bin civarında etkisiz hale getirilen terörist var.” açıklamasında bulunduktan sonra tek millet, tek devlet ve tek bayrak vurgusu yaptı. Erdoğan, “79 milyon tek milletiz. Kürt, Türk, Laz, Çerkez hep beraber tek millet olarak yürüyeceğiz. Türk Türklüğü ile Kürt Kürtlüğü ile övünsün. Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e üstünlüğü yok. Hepsi takva ile. Birbirimizi Allah için seveceğiz. Bizim et ve tırnak gibi olduğumuzu unutmayacağız. Tek bayrak, bizim bayrağımızın rengi şehidimizin kanı, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehidimizin kendisi. İkinci bir alternatif tanımıyoruz. ‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer üstünde ölen varsa vatandır.’ Aksi taktirde olmaz, 780 bin kilometrekare ile bu ülke dek vatandır. Tek devlet, devlet içinde devlet asla. Çıkarmışlar bir paralel devlet, ne paralel devleti, böyle bir şey söz konusu olamaz. Bizim tek devletimiz var, Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bu örgüte silah bıraktırmak için çalışması gerekenlerin kendileri ellerine silah almışlar. Elleri kolları silahla, bomba ile dolu olarak karşınıza dikilen kişilerle musafa yapmak elinizi uzatamazsınız. Onlara anladıkları dilden konuşmak gerekirdi, öyle yaptık. Güvenlik güçlerimizin operasyonları sırasında masum insanlarımızın zarar görmemesi için kendi hayatları pahasına ne kadar titiz davrandığını iyi biliyorsunuz” şeklinde konuştu.

    “BELEDİYELERLE İLGİLİ DÜZENLEMEYİ DE MECLİS KAPANMADAN ÇIKARTMIŞ OLACAĞIZ”

    Kanaat önderlerinden iki konuda yardım istediğini belirten ve örgütün ve uzantılarının gerçek yüzünü millete ve bölge halkına sürekli anlatmalarını isteyen Erdoğan, “Sizler sadece kendiniz değilsiniz, sizler binleri, on binleri temsil ediyorsunuz. Öyleyse temsilcisi olduğunuz kardeşlerinize bunu anlatmanız gerekir. Bunların ellerindeki belediyelerin ne yaptıklarını anlatmama gerek kalmıyor. Biz halka hizmeti hakka hizmet kabul ettik, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu unutmadık. Kim hangi yanlışı yaparsa yaptık onunla hukuk devleti sınırları içinde mücadele edilmesi gerekiyor ve bunu yapacağız. Devlet olarak bu istismarların önüne geçmek için gereken yasal düzenlemeleri çıkartmaya başladık. Dokunulmazlıkları kaldırdık. Ne diyordu terör örgütünün arkasında olduğu parti, ‘getirilin dokunulmazlıkları kaldıralım.’ Peki şimdi niye kaçmaya başladınız? Çünkü bu bir suçluluğun ifadesidir. Arabasının arkasında terör örgütüne silah taşıyanlar bu ülkede milletvekili olamaz. Tabutlarda silah taşıyanlar bu ülkede milletvekili olamaz. Sözde mezarlarda yargı ofisleri kuranlar bu ülkede samimi olamaz. Örgütün emrine girmiş olan siyasetçi görünüşlü elemanları çok yakında yargının önüne çıkacak, hesabı verecekler. Belediyelerle ilgili düzenlemeyi de Meclis kapanmadan çıkartmış olacağız. Bunun ardından belediyelerin de örgütün birer şubesi gibi çalışmalarının önüne geçmiş olacağız. Diğer hususlarda da benzer tedbirleri alıyoruz, alacağız. Bu gelişmelerin üzerinizdeki baskının ortadan kalkmasına sağlayacağına, görüşlerinizi rahatça ifade etmenize, çalışmalarınızı rahatça sürdürmenize imkan vereceğine inanıyorum. Sizlerden ikinci ricam şudur, bölgede yaşanan olayların gerçek yüzünü yurt dışında irtibatta olduğunuz, yurt dışından gelerek sizinle irtibata geçen ve sizin bizzat irtibata geçeceğiniz kişilere, kurum temsilcilerine aktarmanızdır. Biz devlet olarak bunu yapıyoruz ama benzer bilgileri bölge halkının temsilcilerinin vermesi etki derecesini artıracaktır. Bu konuda sizlere inanıyorum, sizlere güveniyorum. İnşallah terörün son bulduğu, huzurun ve refahın hakim olduğu yeni Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Sizlere görüş, düşünce ve taleplerinizi yazacağınız bir form dağıtıldı. Bir çok zarfları az önce topladık. Bu formda ifade edeceğiniz hususları arkadaşlarımız yakından takip edecekler. Burada bulunan bakan ve bürokrat arkadaşlarımızla ilgili olanlar hemen şimdi kendilerine aktarılacak. Diğer konularda muhataplarına en kısa sürede ulaştırılacak ve değerlendirilmeleri sağlanacaktır” ifadelerini kullandı.

  • Başbakan Yıldırım, Erzincan’da Kanaat Önderleri Ve STK Temsilcileriyle Bir Araya Geldi

    Erzincan’da kanaat önderleri ve Sivil Toplum Kuruluş (STK) temsilcileriyle bir araya gelen Başbakan Binali Yıldırım, terörün Türkiye gündeminden düşeceğini belirterek, “Terör bu ülkenin başının belasıdır. 40 yıldır süren beladır. Bunu başımıza saranlar milli değildir, yerli değildir” dedi.

    Başbakan Yıldırım, Erzincan Valiliği ve Erzincan Belediyesi tarafından Park Masal Düğün salonunda kanaat önderleri ve STK’lara yönelik düzenlenen akşam yemeğine katıldı.

    Erzincan Valiliği ve Erzincan Belediyesi tarafından düzenlenen yemekte konuşan Başbakan Binali Yıldırım, teröre ve paralel yapıya dikkat çekti.

    Başbakan Binali Yıldırım, “Can Erzincan’ın güzel insanları. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum” diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bugün bakan arkadaşlarımızla aranızdayız. Erzincan’ın kanaat önderleriyle, STK’larla sizlerleyiz. STK’lar şehrin ağırlık ölçeğidir. Erzincan özel bir şehir. Erzincan sevdam depreşti. Erzincan’ın farklı özellikleri var. Mücadele arzusunu kaybetmeyen Erzincan. Kardeşliğin, birliğin, beraberliğin en güzel şekilde yaşatıldığı bir şehirdir Erzincan. Alevi’nin, Sünni’nin bir arada yaşadığı şehirdir Erzincan. Bugün ülkemizde amansız bir mücadele veriyoruz. Güneydoğu’da verilen mücadele ülkemizin bekası için verilen mücadeledir. Şehit Tamer Meriç bu ülkenin bölünmemesi için hayatını feda etti. Bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Artık ülkemizde bu acılar bitsin, mücadelemizi, çocuklarımızın daha güzel bir gelecek elde etmesi için sarfedelim. Terör bu ülkenin başının belasıdır. 40 yıldır süren beladır. Bunu başımıza saranlar milli değildir, yerli değildir. Bunlar geçmişte bizi Alevi, Sünni birbirimize kırdırmaya çalıştılar. Bu terör belasını Türkiye’nin gündeminden çıkaracağız. Yavaş yavaş hepsi temizlendi, ilçelerde bunların belini kırdık, kırsalda da bunları yok edeceğiz. Dürümlü mezrasında o 16 masum Kürt vatandaşımızın ne günahı vardı? Hunharca katlettiniz. Bu ülke çok badireler atlattı, Çanakkale’de yazdığımız destan Sarıkamış cephesinde verdiğimiz mücadele ne için bayrak için.”

    Almanya Parlamentosundan çıkan soykırım kararına tepki gösteren Başbakan Binali Yıldırım, “Bugün bize soykırım dersi vermeye çalışanlar 50 sene Afrika’da kaldılar o insanlara dillerini unutturdular. Bizim tarihimizde sömürü yok, bizim tarihimizde insanlık var, insana saygı var. Şeyh Edebali demiş ya ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Bunların Türkler 1915’de soykırım yapmışlar demesi bu bir tarihi yalandır. Erzincan’da diri diri insanları yakan Ermeni çetelerini hatırlayın. Türkler soykırım yaptı diyeceğinize Bosna’yı, Hocalı’yı hatırlayın. Maksat başka, maksat Türkiye canlanmasın. Türkiye eski Türkiye değil. 14 yıldır devam eden istikrarla güvenle milletin hizmetinde yürüyor” diye konuştu.

    “O PARALELCİLERİ KAÇTIKLARI YERE KADAR KOVALAYACAĞIZ”

    Konuşmasında FETÖ/ Paralel Terör Örgütüne de değinen Başbakan Yıldırım, “Bir de bizim Paralel terörümüz var. Bize dost görünen bunları 17 Aralık’ta gördük. Devletin imkanlarını kullanıp devlete kumpas kurmaya çalışacaksınız. Hiçbir devlet kendi içinde devlet olamaya çalışanlara izin vermez, müsaade göstermez. Her türlü hukuksuzluğun hesabını bunların burunlarından fitil fitil getireceğiz. O paralelcileri kaçtıkları yere kadar kovalayacağız” şeklinde konuştu.

  • Suriyeli Kanaat Önderleri, Belediye Başkanı Kara’yı Ziyaret Etti

    Suriyeli Kanaat Önderleri, Kilis Belediye Başkanı Hasan Kara’yı ziyaret ederek, son günlerde yaşanan terör olaylarını kınadılar.

    Kilis’teki Suriyeli Kanaat Önderlerini Belediye Başkanı Hasan Kara, Belediye Konukevinde ağırladı. Suriyeli kanaat önderleri yaptıkları ortak açıklamada, “Biz Kilis’teki Suriyeliler olarak ve Türkiye’nin değişik illerinde son günlerde sayısı artan terörist faaliyetleri ve neticesinde gerçekleşen can ve mal kayıpları, bizleri derinden üzüp içimizi acıtmaktadır. Yapılan bu terörizmin Türkiye’ye olduğu kadar, bizlerde kader ortağı olan Suriyelilere de yönelik olduğunu, kardeşliğimize yapılan bir hunharlık ve canilik olduğunu, teröristlerin amaçlarının bu büyük millete diz çöktürmek olduğunu, ama amaçlarının boşa çıkacağını bu asil milletin geçmişinden biliyoruz. Yapılan bu menfur terörist cinayetlerinden, canlarını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diler kederli ailelerine ve akrabalarına sabrı cemil niyaz eder, büyük Türk milletine ve hükümetine taziyelerimizi bildiririz. Bir daha yüce Allah’tan tekrarlanmaması için dua ediyoruz” dedi.

    Belediye Başkanı Hasan Kara ise Suriyeli Kanaat Önderlerine teşekkür ederek, “Terör saldırılarını gerçekleştirenleri nefretle kınıyorum. Bu hainler emellerine ulaşamayacaklardır. Suriyeli kardeşlerimizin zor günlerden geçtiğimiz şu günlerde bizlerin yanında olduklarını ifade etmeleri bizleri son derece mutlu etmiştir” diye konuştu.

  • Kanaat Önderi Seyda Molla Mahsum Hayatını Kaybetti

    Bitlis’in Adilcevaz ilçesinin önde gelen şahsiyetlerinden olan ve hayatını İslam’a adayan Nakşibendi Şeyhi Mahsum Şentürk (Molla Mahsum) hayatını kaybetti.

    Adilcevaz ilçesinde yaşayan kanaat önderi Nakşibendi Şeyhi Seyda Molla Mahsum Şentürk, tedavi gördüğü Mersin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Yetiştirdiği molla ve hafızlarla hizmet eden Nakşibendi Şeyhi Seyda Molla Mahsum Şentürk’ün vefatı ilçe ve bölgede büyük üzüntüyle karşılandı. Şentürk’ün hayatını kaybettiğini öğrenen talebeleri ilçeye akın etti. Seyda Molla Mahsum Şentürk, Ahlat’ta bulunan Abdurrahman Gazi Türbesi’nde defnedildi.