Etiket: kalma

  • Bursasporlu taraftarlarının ligde kalma sevinci

    Bursa’da takımlarının ligde kalma savaşı verdiği Trabzonspor karşılaşmasını kafelerde izleyen Bursasporlu taraftarlar, maçın ardından büyük sevinç yaşadı.

    Spor Toto Süper Lig’in son haftasında deplasmanda Trabzonspor ile karşılaşan yeşil-beyazlı ekip, sahadan 2-1 galip ayrıldı. Bu sonuçla Gaziantepspor ve Adanaspor’un ardından ligden düşen son takım Çaykur Rizespor oldu. Bursaspor’un bu kritik karşılaşmasını Bursa’daki kafelerde büyük bir heyecanla takip eden taraftarlar, maçın ardından büyük coşku yaşadı.

  • Türk Gastroenteroloji Derneği’nden ‘Farkında ol, geç kalma’ hareketi

    Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) toplumsal farkındalık projeleri kapsamında, ‘Farkında ol, geç kalma’ sloganı ile yapılan Sindirim Sistemi Hastalıkları Bilgilendirme Programlarına Edirne’den başlandı. Programda, gastroenteroloji uzmanları tarafından, kolon kanserinin önlenebilir kanser türü olduğuna dikkat çekildi.

    Sindirim sistemi hastaları, hasta yakınları, halk ve bu hastalıkları takip-tedavi eden hekimlerin katıldığı halk toplantılarının ilk durağı Edirne oldu. Edirne Belediyesinin katkılarıyla Edirne Halk Eğitim Merkezinde yapılan panelde hekimler, ‘Gastroenterolog kimdir? Endoskopi nasıl yapılır? Kolon kanseri nedir? Nasıl bir hastalıktır? Kolon kanserinde erken tanı ve takipteki gerçek yeri nedir? gibi başlıklarda yaptıkları sunumları gerçekleştirdi. Panele ayrıca, Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, TGD İkinci Başkanı Prof. Dr. Kadir Bal, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Ertuğrul Tanrıkulu da katıldı.

    Dev kalın bağırsak maketi kuruldu

    ‘Farkında ol, geç kalma!’ sloganı ile yapılan Sindirim Sistemi Hastalıkları Bilgilendirme Programları kapsamında, Edirne Halk Eğitim Merkezi bahçesine kurulan dev kalın bağırsak maketi ile de kolon kanseri hakkında gün boyu ziyaretçilere bilgi verildi. Toplantıda ayrıca katılımcılara, TGD görevlilerince sindirim sistemi hastalıklarıyla ilgili bilgiler yer alan broşür dağıtıldı ve bir anket çalışması gerçekleştirildi.

    “Endoskopiyi eğitim görmüş olan gastroenterologlar yapmalıdır”

    Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı ve aynı zamanda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Bor, panel öncesi İHA’ya yaptığı açıklamada, “Endoskopinin başarısı ve hastanın endoskopiden rahatsızlık duymaması, kimin yaptığına, nerede yapıldığına, nasıl yapıldığına ve deneyimli bir yardımcı ekibinin olup olmamasına göre değişir. Endoskopiyi bu konuda eğitim görmüş olanlar yani gastroenterologlar yapmalıdır. Bu işlem, hekimin doğru teşhis koymasını ve sağlık sorununun tedavisinin planlamasını sağlamaktadır” dedi.

    “Kolonoskopiden korkmamaları gerekiyor”

    TGD Başkanı Prof. Dr. Bor, ’Farkında ol, geç kalma’ sloganı ile yola çıktıklarını dile getirerek, kanserde erken teşhisin önemine bir kez daha dikkat çekti. Prof. Dr. Bor, “Sağlık Bakanlığının gayet başarılı bir kolon kanseri tarama programı var. Bu program panelinde, 50 yaşında ve 60 yaşında insanlarımızın kolonoskopi yaptırmalarını öneriyoruz. Kolonoskopiden korkmamaları gerekiyor. Çünkü bu tür endoskopik işlemler bu işlerde son derece ehil olan 4 yıllık iç hastalıkları üzerine 3 yıllık Gastroenteroloji yan dalı yapmış olan meslektaşlarımız tarafından başarıyla yapılıyor. Bu konuda bir korku oluşturmaya gerek yok. Bu konuda unutulmaması gereken endoskopun yerini başka hiçbir girişim tutamaz. Gözümüzle görmek gibisi yoktur. Üstelik gözümüzle görmek dediğimiz yerden biyopsi dediğimiz çok küçük parçaları da alarak, bunları patolojide de inceletebiliriz veya kocaman tümörleri de bu endoskoplar aracılığıyla çıkartarak, kişiyi kansersiz bir hayat mutluluğu ile karşılaştırabiliriz” dedi.

    “İnsanlarımızın kolon kanserinden kurtulmasını hedefliyoruz”

    Türk Gastroenteroloji Derneği İkinci Başkanı ve aynı zamanda Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Bal da, panel öncesi İHA’ya yaptığı açıklamada, “Derneğimiz bu ay özellikle kolon kanserine önem veriyor. Derneğimizin amacı halkımızı bilinçlendirmek ve yüzde 90 oranında önlenebilir olan bir kanser türü olan kolon kanserinden insanlarımızın kurtarılmasını sağlamak. Bu nedenle Türk Gastroenteroloji Derneği olarak ilk toplantımızı Edirne’de yaptık. Bundan sonra sindirim sistemi ile ilgili olarak toplantılarımız farklı şehirlerimizde yapılacak” ifadelerini kullandı.

    “Türk Gastroenteroloji Derneği kentimize gelerek bizleri çok mutlu etti”

    Edirne Belediye Başkan Yardımcısı ve Edirne Tabip Odası Başkanı Dr. Ertuğrul Tanrıkulu ise “Türk Gastroenteroloji Derneği bu toplantıyı Edirne’de yapmak isteklerini bize bildirdiklerinde çok sevindik. Çünkü bilgi sahibi olmamız gerekiyor, önce fark etmek zorundayız ve geç kalmamak zorundayız, halkımızı bilinçlendirmek adına bütün toplantılara destek veriyoruz” diye konuştu.

    TGD 8 ilde halkla buluşacak

    Öte yandan, panelde Türk Gastroenteroloji Derneği’nin toplam 768 üyesi olduğu, bu kadar az sayıda gastroenteroloji uzmanının 78 milyon kişilik ülke nüfusunun sorunlarını ve endoskopi ihtiyaçlarını karşılayamayacağına dikkat çekilirken, bu nedenle daha gerçekçi planlamalar yapılması gerekildiği vurgulandı. Türk Gastroenteroloji Derneği olarak sindirim sistemi hastalıkları ile ilgili toplantıların Türkiye genelinde 8 farklı şehirde yıl sonuna kadar aralıklarla tamamlanacağı belirtildi.

    Türk Gastroenteroloji Derneği tarafından, Abbott’un koşulsuz desteği ile düzenlenen ‘Sindirim Sistemi Hastalıkları Bilgilendirme Programı’nda, Türkiye’nin farklı şehirlerinde yapılacak halk bilgilendirme toplantıları ile sindirim sistemi hastalıklarının toplumdaki farkındalık seviyesini yükseltilmesi ve kamuoyunun dikkatinin çekilmesi hedeflendiği bildirildi.

  • (Özel Haber) GDO’ya karşı, ninelerinden kalma ekşi maya ile doğal ekmek üretiyorlar

    Türkiye GDO’lu ekmeği tartışırken, Bursa’da Nilüfer Belediyesi köy kadınlarına destek olup doğal yöntemlerle ekmek üretimini ve bunların kadın dernekleri vasıtasıyla Bursalılarla buluşmasını sağlıyor. 30 kadın derneğinden 9 tanesi taş fırınlarda ekşi maya ile köy ekmeği üretirken, bunlar taze bir şekilde günlük olarak Bursalılara ulaşıyor. Yaylacık Mahallesi’ndeki kadın derneği üyelerinin, ninelerinden kalma ekşi maya ile ürettikleri doğal köy ekmekleri de giderek daha fazla talep görmeye başladı.

    Bursa’nın Nilüfer ilçesinde fabrikasyon ekmekleri tüketmek istemeyen vatandaşlar, Nilüfer Belediyesinin desteğiyle üretime geçen kadın derneklerinin hiçbir katkı maddesi kullanmadan ürettiği doğal köy ekmeklerine yöneldi.

    Nilüfer’in kırsal mahallelerinde kadınların istihdamını artırmak ve sosyal hayata katılımlarını sağlamak amacıyla Nilüfer Belediyesi desteğiyle kurulan 30 kadın derneğinden 9’u taş fırınlarda ürettikleri köy emekleri ile hem kendilerine ek bir gelir sağlıyor, hem de çok sayıda kişiye doğal ekmek yeme fırsatı sunuyor. Nilüfer Belediyesinin desteği ile yapılan taş fırınlarda köy ekmeği üreten kadın derneklerinden biri olan Yaylacık Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği üyelerinin, başta köy ekmeği olmak üzere ürettiği doğal ürünler büyük ilgi görüyor. Kadınlar her gün yaptıkları katkısız köy ekmekleri ile hem damak tatlarına hitap ediyor hem de gelir elde ediyor.

    Ninelerinden kalma mayalar ile ekmek üretiyorlar

    Sabahın 5’inde uyanıp ekmek hamuru için kolları sıvadıklarını belirten Yaylacıklı kadınlar, “Un, tuz, ekşi maya ve ılık su ile hamuru yoğurduktan sonra 2,5 saat bekletiyoruz. Tabi bu ekşi maya ninelerimizin kullandığı mayalar. İçinde hiçbir katkı maddesi yok. Daha sonra hamurumuz kabardıktan sonra tek tek tartarak, ekmek teknelerine koyup 2 saat de orada bekletiyoruz. Dana sonra önceden odun ateşiyle yaktığımız fırınımızda ekmeklerimizi 1 saat pişiriyoruz. Her gün pişirdiğimiz doğal köy ekmeklerini bakkallara, lokantalara ve telefon ile sipariş verenlere satıyoruz. Kazandığımız paraları aylık olarak paylaşıyoruz. Kazandığımız parayı da evimiz için ya da kendimiz için harcıyoruz. Kendi kazandığımız parayı harcamak ayrı bir mutluluk. Bize bu fırsatı sunduğu için Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e çok teşekkür ediyoruz” dedi.

    Doğal ürünler sadece ekmek ile sınırlı değil

    Erişte, tarhana, salça, turşu, reçel ve buna benzer ürünleri de üretmeye çalıştıklarını belirten kadınlar, “Biz ürettiğimiz ürünlerde hiçbir katkı maddesi kullanmıyoruz. Yani ailemize, çocuklarımıza ne yediriyorsak onu vatandaşlarımız için üretiyoruz. Bütün ürünlerimiz doğaldır. Malzeme olarak ise en iyisini ve bol bol kullanıyoruz. Bizim ürettiğimiz ürünleri, ekmekleri alanlar çok memnun kaldığını, bir daha ürün alırken bol bol almalarından anlıyoruz. Özellikle ekmek için tekrar arayıp teşekkür edenler ve bir daha almaya geldiklerinde 2-3 tane alan oluyor. Ekmeğimizin içerisinde hiç bir katkı maddesi bulunmuyor. Aklımıza bile gelmedi. Baştan hafta bir gün ekmek yaparken, artık haftanın 2 günü çift diğer günleri tek sefer fırını yakıyoruz. Ekmek yetiştiremiyoruz desek yeridir” diye konuştu.

    Doğal ürünlerle yapılan ev yemekleri parmak ısırtıyor

    Ekmek yapmanın yanı sıra ürettikleri ürünlerle ev yemekleri yapan kadınlar, Nilüfer Belediyesinin desteğiyle mahallede açtıkları lokantada da kendi ürünleri ile yaptıkları yemeklerle büyük ilgi görüyor. Lokantada dönüşümlü çalışan Yaylacık Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği üyeleri artık iş hayatına da alışmış durumda. Lokantaya da ev yemeği lezzetini taşıdıklarını belirten kadınlar, “Derneğimizin işlettiği lokantada da ev yemekleri yaparak mahalle esnafına ve gelen misafirlerimize hizmet ediyoruz. Biz artık festivallerde de yerimizi alıyoruz. Ürünlerimizi tanıtıyoruz. Ama imkan tanındığında farklı bölgelere de stant açabiliriz. Ne kadar çok vatandaşa doğal ürün ulaştırabilirsek biz o kadar mutlu oluruz” dedi.

    Köy kadınları öz güvenlerini geri kazandı

    Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e bol bol dua eden kadınlar, “Biz desteklerini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederiz. Çünkü biz birer ev kadınıydık. Şimdi yaptığımız ürünlerle para kazanıyoruz. Kendi öz güvenimizi geri kazandık. Yeri geliyor biz eşlerimiz ve çocuklarımıza para veriyoruz. Hiçbir zaman parasız kalmıyoruz. Kazandığımız parayla da daha fazla sosyal hayatın içine giriyoruz” şeklinde konuştu.

  • Mevsimlik işçilerin hayatta kalma mücadelesi

    Türkiye’deki turp ihtiyacının yüzde 70’inin karşılandığı Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde turp hasadında çalışan tarım işçileri yaşam mücadelesi veriyor.

    Sabah hava aydınlanmadan başlayan turp işçilerinin mesaisi tam 12 saat sürüyor. Hayatlarını idame ettirmek için çalışan tarım işçisi kadınların her birinin farklı bir hikayesi var.

    Kış sebzesi olan turpun hasadı işçilerin sabah saat 05.00’te kalkıp 06.00’da araca binmeleriyle başlıyor. kimileri hasta eşlerini evde bırakıyor, kimileri çocuklarını, kimileri yaşlı anne babalarını. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan turp işçileri, günlük 50 tl’ye kışın soğukta, yağmurda, çamurda suyun içerisinde 12 saat boyunca ekmek mücadelesi veriyor.

    Sabah saat 06.00’da işçileri toplayıp işyerine götürdüğünü söyleyen elçi Hanifi Görgel, “Sabah saat 6’dan akşam 7’ye kadar o soğuk suyun içinde zor şartlarda çalışıyorlar, hiçbir sosyal güvenceleri, garantileri yok. Yıkama alanındaki çay taştığı zaman çok tehlikeli şartlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Sabah erkenden kalkıp çocuklarını okula gönderiyorlar. Ve hemen işe gitmek zorundalar. Akşam geç geldikleri için tekrar yemek yapmaya vakitlerinin olmadığından kahvaltıyla geçirmek zorunda kalıyorlar. Aldıkları 50 TL bunları kurtarmıyor; kiminin beyi, kiminin çocukları, hastada olsada işe gitmek zorundalar” dedi.

    Mevsimlik işçi olarak çalışan Hacer Atikarslan ise, “Kocam rahatsız. Başka geçineceğimiz hiçbir şey yok. Yerim yurdum yok, aldığım para kurtarmıyor. Kocam astım hastası, başka çaremiz çıkarımız yok. Zor şartlar altında çalışıyoruz. Çok aşırı derecede soğuk, geçim zor, yetmiyor yetiştiremiyorum tek başımayım. Kocamın ayağı kırık, mağdur. Bir şey yapamıyorum, çaresizim” diye sızlanıyor.

    “Sabah Saat 6’da gidip akşam 6’da evimize dönüyoruz. Çok zor şartlar altında çalışıyorum hastayım, bel fıtığım var” diyen tarım işçisi Hacer Uludağ da “Allah yardımcımız olsun. Çalışmak zorundayım” şeklinde konuşuyor.

    Hacer Uludağ’ın eşi Garip Uludağ ise; “Şeker hastasıyım, tansiyon, kalp var. İki sefer anjiyo oldum. Yaşadığımız evde bu ahşap ev, yıkılmak üzere biraz ucuz olduğu için başka yere çıkamıyoruz” diye dert yandı.

  • Batıda kara kış, Samsun’da yazdan kalma gün

    Türkiye’nin batısında kara kış etkisini gösterirken, Samsun’da 21 dereceyi bulan hava sıcaklığı nedeniyle yazdan kalma bir gün yaşandı.

    Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası Başta İstanbul, Bursa ve İzmir olmak üzere birçok ili etkisi altına aldı. Ülkenin batısı kara teslim olurken, Samsun’da ise termometreler 21 dereceyi gösterdi. Havanın güzel olmasını fırsat bilen Samsunlular kendilerini sahil, park ve hayvanat bahçesi gibi yerlere atarak güneşin tadını çıkardı. Bazı hayvanlar da sıcak havayı fırsat bilerek güneşlendi.

    Meteorolojiden alınan bilgiye göre Samsun’da hava sıcaklığı bu geceden itibaren hissedilir derecede düşecek. Hava sıcaklığının yarın 3-5 derece arasında olacağı ve yoğun kar yağışının beklendiği öğrenildi.