Etiket: KALKINMA

  • İslamköy’deki Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi yakın tarihe ışık tutuyor

    9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’in memleketi Isparta İslamköy’de bulunan Demirel Külliyesi ile Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi, Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutuyor. Müze’nin Müdürü Osman Siviloğlu, “Bu müze sadece Süleyman Demirel’i anlatmıyor, Türkiye’nin nereden nereye nasıl geldiğini anlatıyor. Türkiye’mizin gelişmesi hakkında bilgi sahibi olunabilecek milyonlarca sayfadan oluşan kitaplar var” dedi.

    9. Cumhurbaşkanı Demirel’in 1949 yılında mühendis olarak devlet memurluğuna başlamasından itibaren, Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönem de dahil olmak üzere 2000’li yıllara kadar biriktirdiği, yaklaşık 6 milyon 400 bin parça eserin bulunduğu müze, ülkenin nereden nereye geldiği konusundaki somut örnekleri yansıtıyor.

    İslamköy’de 1990 yılında yaptırılan Şehriban Hatun Camii ile temelleri atılan ve Demirel Vakfı tarafından inşa edilen ‘Demirel Külliyesi’ çatısı altında kurulan Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi, 26 Ekim 2014 tarihinden bu yana ziyaretçilerini ağırlıyor.

    Demirel Külliyesi’nin yapımı o cami ile başladı

    Müzenin kuruluşu hakkında hakkında İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulundan Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Müdürü Osman Siviloğlu, “Müzemiz özel bir müzedir. Devlet bütçesinden değil, Demirel Ailesi’nin bütçesiyle ortaya çıkarılmıştır. 1990 yılında Şehriban Hatun Camii adıyla bir cami yapıldı, Diyanet İşleri Başkanlığına tahsil edildi ve şu anda da faal kullanılmaktadır. Bu külliyenin yapımı onunla başladı. Daha sonra müze binası 2000 yılında, kütüphane binası da 2002 yılında bitirildi. Burası 17 bin metrekarelik alandan oluşan bir külliyedir. 6 bin metrekare kapalı alan bulunmaktadır” dedi.

    Demirel’in 50 yıl boyunca biriktirdiği ve koruduğu 6 milyon 400 bin eser orada sergileniyor

    Demirel Külliyesi’ndeki çalışmaların halen daha devam ettiğini belirterek, Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi’nin kuruluş amacını anlatan Müdür Osman Siviloğlu, “Külliye henüz tamamlanmadı ve çalışmalar devam ediyor. Müze, Süleyman Demirel’in 1949 Ağustos’unda mühendis olarak devlet memurluğuna başladığından itibaren, derlediği, toparladığı, yıllarca Ankara’da çeşitli binalarda koruduğu, kolladığı 6 milyon 400 bin dolayında eşyalar oluşturulmuştur. Cumhurbaşkanımız Demirel bunu bir amaç için yaptı. Bir hedefi vardı. Bu müze, 2 önemli mesaj vermek için yapılmıştır, 2 önemli mesaj öğrenilsin diye yapılmıştır. İlk hedefi, kendi icraatlarını anlatmak, ikincisi de Türkiye’nin 1950’yi yıllardan 2000 yılına kadar nereden geldiğini göstermektir. Müze, yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçi almaktadır. Bu müze esas olarak şunu söylüyor; ‘Türkiye, 1950 başlarında nasıl bir ülkeydi, ne vardı, ne yoktu; 1950 sonrası Türkiye nasıl gelişti, nasıl değişti’. Müze, işte bunu gösterebilmek için yapılmıştır” diye konuştu.

    Müzedeki 9 kubbe ile tavandaki Samanyolu’nun bir anlamı var

    Müzenin özellikleri ve mimari yapısı hakkında bilgi veren Siviloğlu, şöyle devam etti:

    “Bu müzenin mimari projesinde şöyle bir özellik bulunmakta; bu yapı 9 adet kubbeden oluşuyor. Ortada büyük bir kubbe, yan dış cephede de 8 adet küçük kubbe bulunuyor. Kubbelerin anlamı, Demirel’in ünlü söyleminde ortaya çıkan, ‘Ben 6 kez gittim, 7 kez geldim, dokuzuncu Cumhurbaşkanı oldum’ ifadesini temsil ediyor. Bu küçük kubbelerin birisi giriş kubbesi olarak değerlendiriliyor, diğer geriye kalan 7 küçük kubbenin anlamı da, 7 kez Başbakanlık yapmasını ifade ediyor. Büyük kubbeye bakıldığında, Samanyolu görülmektedir, bu da sadece estetik oluştursun diye değil, o da rahmetli Cumhurbaşkanımızın bir konuşmasında söylediği ‘Bizim yaptıklarımıza yer de, gök de şahittir’ ifadesini temsil ediyor. İşte, bu müzede hem zemin, hem gök buluşturulmuştur. Bunun da böyle bir anlamı vardır. Külliye içerisindeki diğer evler de; doğdukları, büyüdükleri 1920 yılında yapılmış baba evidir. Orası da etnografik bir müzeye dönüştürülmüştür, 1970 yılına kadar kullanılmıştır ve terk edilmemiştir. İçerisindeki sergilenen eşyalar da Demirel Ailesi’nin kullandığı eşyalardır. Dışarıdan getirilip çoğaltma olmamıştır. Orası da 1920 yılından itibaren kullanıldığına dikkat edilirse; Türkiye’nin 1920 yılında neyi vardı, neyi yoktu, onları da orada görmek mümkündür. Demirellerin annesi Ümmühan Hanım 1979 yılında vefat etti. Öldüğü yıl da bu Anadolu evine hangi araç gereçlerle girmiş onları da görmek mümkün. Böylelikle Türkiye’yi de tanımak mümkündür.”

    “Bu müzeye gelip gezen insanlar, Türkiye’nin gelişimiyle ilgili binlerce, milyonlarca sayfayı ve kitabı okumuş olurlar”

    “Bu müzeyi bugün algılayabilecek 7-8 yaşından, şu anda ayağını sürüyerek gezebilen yaştaki insanlar, 80-90 yaşındaki insanlar bile mutlaka görmeli, gezmeli ve gezdirmeli” diyen Siviloğlu, “Çünkü, bu müze sadece Süleyman Demirel’i anlatmıyor, Türkiye’nin nereden nereye nasıl geldiğini anlatıyor. Türkiye’mizin gelişmesi hakkında bilgi sahibi olunabilecek milyonlarca sayfadan oluşan kitaplar var. Bir insanın ömrü bu kadar çok sayıda kitabı, sayfayı okumaya yetmez, zaman da ayırmazlar zaten. Ama bu müzeye gelip gezdiklerinde, insanlar o binlerce, milyonlarca sayfayı ve kitabı okumuş olurlar” şeklinde konuştu.

    Yaz döneminde ayda 5-10 bin ziyaretçi alıyor

    Müzenin özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi akınına uğradığını belirten Siviloğlu, “Müzemiz, kış aylarında en az ayda 2 bin, yaz aylarında ise özel törenler olmadığı takdirde 5 bin ile 10 bin arasında ziyaretçi almaktadır. Ben emekli kamu yöneticisi olduğum için kamu müzelerinin durumunu da biliyorum. Ülkemizde birçok kamu müzesi devlet müzesinden daha fazla ziyaretçi almaktadır” ifadelerini kullandı.

    Siviloğlu ayrıca, müzenin neden Isparta veya başka bir ilin merkezi bölgesinde değil de İslamköy’de açıldığı konusunda yöneltilen soruyu da şöyle yanıtladı:

    “Bu müze, Türkiye’yi anlamak için görülmeli dedik. Ama bu müze Ankara, İstanbul, İzmir’de veya Isparta merkezde olmuş olsaydı gelen ziyaretçiler bu müzenin verdiği mesajı somut bir biçimde anlayamazlardı. Çünkü, bu müzeyi bir fırçayla silmiş olalım, geriye bir köy kalmış olsun. Köyün kendisini bile gezdiğimiz zaman açık köy müze durumundadır. Çünkü, bu köy hem Osmanlı dönemini anlatmakta, hem de günümüz Anadolu köyünü ve Cumhuriyet döneminin köyü özelliklerini yansıtmaktadır. Müzemiz şunu söylüyordu; ‘Türkiye 1950 yıllarında nasıldı, bugün geldiği noktaya nasıl geldi, nasıl değişti? Ziyaretçi bu köyü gördüğü zaman; kerpiç ve 100-150 yaşında evleri görüyor. Ve içinde hala yaşayan insanlar var. Köyde bunun yanı sıra, bugünün de beton haremi veya çeşitli mimari özellikleri gösteren evler de bulunuyor. Genel olarak, ‘Demek ki bunlar, cumhuriyet ve demokratik sistem sayesinde gelişti, değişti’ diye somut görülebilsin diye müze burada kuruldu. Zaten merhum Şevket Demirel Bey de, 26 Ekim 2014 müzenin açılış töreninde de buna vurgu yapmıştı ve demişti ki; ‘Biz bu müzeyi isteseydik Ankara, İzmir, İstanbul ve Isparta’da da yapardık ama ziyaretçilerimiz bu müzenin verdiği mesajı bu köyde somut biçimde anlayabildiği gibi anlayamazlar’ demişti.”

  • Şanlıurfa’da yerelde kalkınma modelinin tanıtımı yapıldı

    Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi tarafından kentte yeni bir dönem başlatacak olan ’yerel kalkınmada Şanlıurfa modelinin’ lansman töreni gerçekleşti.

    Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan yerel kalkınmada Şanlıurfa modelinin lansman töreni Mehmet Akif İnan Konferans Salonu’nda yapıldı. Şehrin tarih, turizm, kültür, sanayileşme, insan kaynağı, değerlerinin fonksiyonlaştırılması anlamında planlanan modelin lansmanına milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, STK lar, gazeteciler, Büyükşehir Belediyesi üst yönetimi, Harran Üniversitesi Öğretim Görevlileri ve öğrencileri katıldı.

    Proje üzerinde detaylı bir şekilde çalışıldığını belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, “Şanlıurfa tarih, turizm, kültür, doğal kaynaklar ve daha bir çok alanıyla mükemmel bir şehir. Türkiye’nin en genç ili olarak işsizlik birinci sorunumuzdur. Sokakta her karşılaştığımız insan öncelikle Büyükşehir Belediyesi’nden iş talep ediyor. Esnafla bir araya geldiğimizde de kalifiyeli eleman bulamadıklarından yakınıyorlar. Tarihi şehre indiğimizde hangi yapının nasıl fonksiyonlandırılması gerektiğini, hangi fonksiyonun hangi eve nasıl verileceğini, geleneklerimizden geldiği gibi yaşar gideriz. Şanlıurfa büyüdü ve artık 2 buçuk milyon insanı olan bir şehir. Artık bir çok değeriyle UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girdi ve sırada o listeye dahil olacak tarihi alanlarımız var. Göbeklitepe’den başlayan süreç şimdi de Harran’ı da listeye ekleyerek Şanlıurfa’yı dünyaya tanıtmış olacağız. Halil-ür Rahman sur içi dediğimiz alan, müzik ve sıra gecesi de sırasıyla listeye girecek Allah’ın izniyle. Biz bütün kurumlarımızla birlikte hareket ederek yerelden Şanlıurfa’yı kalkındıracağımızı düşünüyoruz” dedi.

    “Şanlıurfa’ya sahip çıkmak hepimizin görevi”

    Şehrin turizm alanındaki potansiyeline değinen Çiftçi,”Karacadağ’a baktığımızda orayı zenginleştirecek bir yayla ve bazalt taşı var. Karacadağ kayak merkezi bölgeyi tek turizm merkezi haline getirecek. Ama başka bakış açıları oraların kendi haline bırakılması gerektiğini görüyor. Nissibi Köprüsü ile hükümetimizin en önemli projelerinden Adıyaman ile Siverek yakası birleştirilirken Takoran Vadisi’nin güzelliğini keşfettik. Yanı başımızda tarım uygun olmayan alanlarıyla Bozova sahili var. Burada sahil kent projesi yapılabilir. Ecdadımız mimarisine kendi kullandığı taştan hareketle gitmiştir. Bu proje tüm Şanlıurfalı kardeşlerimizindir. Urfalı mimar ve mühendis arkadaşlarımız çalışıyor. Ben bir akıl birliği ve farkındalık uyandırmak istiyorum. Ecdat taşı bulmuş biz farklı bakıyoruz. Elimizde ömürlük bir Nahit taşı var. Suyu ve güneşi gördüğünde mukavemeti artan, yazı serin kışın sıcak tutan, rezerve olarak en zengin ile sahibiz ama bu sektörü geliştirememişiz. Projelerimize Şanlıurfa Nahit taşını koyuyoruz” şeklinde konuştu.

    “Bu proje seçim vaadi değil”

    Şanlıurfa için ilkleri hayata geçirdiklerini aktaran Çiftçi “Turizm noktasından doluluk yüzde 100 ü aştı. Biz şimdi meclis olarak sur içindeki tüm yapılara otel yapma hakkını verdi. Bizim projemizde sur içi butik otel olarak kullanılabilir. Türkiye’nin en büyük lisanslı deposunu burada yaptık. Hem hububata anlamında hem de pamuk anlamında güzel bir adım attık. Kalkınma modelini birlikte tartışacağız. Bunun bir seçim vaadi olmadığını da söylemek istiyorum. Şanlıurfa her zaman AK Parti’nin yanındaydı. Her zaman en üst noktada rey verdi. Önümüzdeki seçimlerde de en fazla reyi vereceğine inanıyorum. Bizim derdimiz Şanlıurfa’nın kendisi. Genç beyinlerle, sizin evlatlarınızla ve katkılarınızla bir model geliştirmeye çalışıyoruz. Bu modele doğru yürüyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Yerel Kalkınmada Şanlıurfa Modeli lansman sunumunu yapan Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi AR-GE Şube Müdürü Raşit Dedeoğlu da, “Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanımız Nihat Çiftçi’nin talimatı ve vizyonu ile Yerel Kalkınmada Şanlıurfa Modeli başlatılmıştır. Yerel kalkınmada Şanlıurfa modelinin içerisinde yatırım, üretim, markalaşma, pazarlama, AR-GE, inovasyon ve yazılım, istihdam, değerlerin yaşatılması, yaşam standartlarının arttırılması ve geleceğin Şanlıurfa’sı söz konusudur. Yerel Kalkınma Modeli için AR-GE çalışmaları bir yıl içerisinde tamamlanmış, fizibilite raporları tüm teknik detayları ile hazırlanmıştır. Ayrıca bütün çalışmalarımızda uzmanların da görüşleri alınmıştır” diye konuştu.

  • Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Şahin: “İhracatta seferberliği başlatalım”

    Trakya Kalkınma Ajansı tarafından desteklenen Lüleburgaz Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen Lüleburgaz Dış Ticaret Okulu Toplantısı lansmanı gerçekleştirildi. Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin “Tabiri caizse ihracatta seferberliği başlatalım” dedi.

    Lüleburgaz’da Topçu Restoran’da düzenlenen toplantıya Lüleburgaz TSO Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Cebelli, Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, oda yöneticileri ve Lüleburgaz’da faaliyet gösteren firmaların temsilcileri katıldı.

    Toplantıda konuşan ve bu programları 3 yıldır takip ettiklerini kaydeden Mahmut Şahin, “Yaklaşık 3 yıldır takip ettiğimiz, yaptığımız özellikle Çorlu’dan başladık ardından Çerkezköy’de düzenledik şimdi sanayinin bir diğer kalbi Lüleburgaz’dayız. Sadece Çorlu yada Lüleburgaz’dan değil Trakya’nın tamamından işadamlarının katılımıyla bir program düzenleyelim dedik adını da dış ticaret okulu olarak belirledik” dedi.

    Amacımız özellikle Türkiye’nin ihtiyacı olan ihracat yapma ülkeye döviz kazandırma noktasında diyen Şahin, “Şu an bu kritik dönemde bu işin çok önemli olduğunu düşündüğümüzden dolayı bu programı yapmak istedik. Tabiri caizse ihracatta seferberliği başlatalım. Ben ihracat yapmak istiyorum ama benim elemanım yok diyene biz yardımcı olalım. Elemanım var ama bilmiyor diyene öğretelim. Ülkelerde durum nedir, pazarlar nasıl gelin sizi fazla yormadan nerede ne olduğunu gösterelim. Sizin için tüm ülkeleri görmek incelemek bire bir ilgilenmek analiz etmek ciddi zaman kaybı oluşturuyor. Dünya artık bilgi çağı, siz oturduğunuz yerden internetten hangi ülkenin ne kadar un aldığını kaç paradan aldığını görebiliyorsunuz. Oraya kimlerin mal verdiğini hangi aralıklarda verdiğini görebiliyorsunuz” diye konuştu.

    Lüleburgaz Dış Ticaret Okulu Programı

    Lüleburgaz Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen ve Trakya Kalkınma Ajansı’nca desteklenen Lüleburgaz Dış Ticaret Okulu konusunda yapılan bilgilendirmede ise, “Trakya bölgesinde büyük, orta ve küçük ölçekli birçok firmamız yer almakta ve bu firmalarımızın birçoğu ihracata adım atmaya çekinmektedir. Bu firmalar gerek personel eksikliği, gerek bilgi eksikliği, gerekse ihracat teşvikleri hakkında bilgi eksikliği sebebiyle çekinceler yaşamaktadırlar. Dış Ticaret Okulu olarak adlandırılan programımız iki ana basamaktan oluşmaktadır. İlk basamak teorik bir eğitim olmak üzere, firmalar bu eğitimde, Uluslararası pazar araştırma yöntemleri, Pazar, Müşteri ve Rakip Analizinde İnternetin Kullanımı, Lojistik ve Tedarik Zinciri Yönetimi, İhracat Mevzuatı, İthalat Mevzuatı, Gümrük İşlemleri, Dış ticaretin finansmanı ve ödeme şekilleri, İhracatta Krediler ve finansman araçları, İhracatta Devlet Yardımları konularında bilgiler veriliyor.

  • BTSO Başkanı Burkay: “Enflasyonla mücadele güçlü kalkınma hamlesinin yolunu açacak”

    Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, ‘Enflasyonla Topyekûn Mücadele’ programını desteklediklerini belirterek, “Kalkınma hedeflerimizin önündeki en büyük engel yüksek enflasyondur. Seferberlik ruhuyla başlatılan güçlü mücadelenin başarıya ulaşacağına inancımız tamdır” dedi.

    BTSO Yönetim Kurulu Başkanı Burkay, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan enflasyonla mücadele programına ilişkin değerlendirmede bulundu. Başkan Burkay, “Enflasyonu tetikleyen temel ürünlerdeki fiyat indirimleriyle beraber, iç piyasadaki hareketlilik yeniden sağlanacaktır. Diğer taraftan özel sektörümüzün üretim maliyetlerinin dengelenmesi, finansmana erişim ve vergi alanında yapılan düzenlemeler, enflasyonla mücadeleyle birlikte iş dünyamızın elini güçlendirecektir” ifadelerini kullandı.

    Ekonomi yönetiminin toplumun tüm kesimleriyle istişare ederek gerçekçi hedefler ortaya koyduğunu belirten İbrahim Burkay, şunları kaydetti:

    “İş dünyamızın önündeki en büyük engellerin başında fiyat istikrarsızlığı bulunuyor. Bu kapsamda enflasyon sepetindeki ürünlere uygulanacak yüzde 10’luk indirimler oldukça önemli. Bununla birlikte firmalarımızın üretim maliyetlerini düşüren ve işletmelerimize finansmana erişim kolaylığı sağlayan uygulamalar da piyasalara moral ve motivasyon aşılamıştır. İstişare kültürü ile iş dünyamızın beklentilerini hayata geçiren Hazine ve Maliye Bakanımız Berat Albayrak’a ve hükümetimize teşekkürlerimizi sunuyorum. Topyekûn mücadele gerektiren enflasyon programına Bursa iş dünyamızın da gerçekleştirecekleri indirimlerle en yüksek düzeyde katkı sağlayacaklarına yürekten inanıyorum.”

  • Bakan Turhan: “Bölgesel kalkınma için ülkemizi demiryolu ağıyla örmeye çalışıyoruz”

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, “Bölgesel kalkınma, farklılıklarının en aza indirilmesi, geri kalmışlığın, yoksulluğun, gelir dağılımı adaletsizliğinin ortadan kalkması, ancak daha çok insana ve ülkeye ulaşmakla mümkün. Demiryolu bu vasıtalardan biridir ve ülkemizin her bir yanını modern demiryolu ağlarıyla örmek için gece gündüz çalışıyoruz” dedi.

    Sosyal Kooperatif Eğitim ve Tanıtım Treni Töreni Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un katılımlarıyla gerçekleştirildi. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Bakan Turhan, toplumsal açıdan son derece anlamlı sosyal kooperatifçilik projesinin tanıtımını gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bakan Turhan, “Ülkemizde bir yandan cumhuriyetimizi yeni bir yönetim sistemiyle tahkim ederek daha fazla üretmenin, kalkınmanın mücadelesini verirken, diğer yandan küresel oyunları bozarak bölgemize huzur, istikrar ve refah kazandırmanın çabasını yürütüyoruz” diye konuştu.

    “Bölgesel kalkınma daha çok insana ulaşmakla mümkün”

    Dünyanın içinde bulunduğu sürecin dikkate alındığında, yarınların bugünlerden daha emin olacağı konusunda ne yazık ki çoğu kimsenin pek iyimser olmadığını ifade eden Turhan, bu kapsamda millet olarak safları sıklaştırmak ve çok çalışmak gerektiğini, devlet olarak da millet olarak da güçlü, kudretli olmak gerektiğini vurguladı. Aksi halde bu coğrafyada başka türlü var olunamayacağını, yol alınamayacağını belirten Turhan, “Farklı coğrafyalarda yaşayıp da gönlü bizimle olan milyonlar var. Onlara karşı olan sorumluluklarımızı da güçlü ve kudretli olmadan yerine getiremeyiz. O nedenle bir tarağın dişleri gibi safları sıklaştırmak, her bir ferdimizi kucaklamak ve çok çalışmak zorundayız. Elbette safları sıklaştırmanın da pek çok yolu ve yöntemi var. İşte bugün burada toplanmamıza vesile olan sosyal kooperatifçilik bunlardan biridir. Malumunuz, sosyal kooperatifler özellikle imkanı fırsatı az olan grupların çalışma hayatına entegrasyonunun sağlanması gibi toplumsal sorunlara çözümler üretmeyi hedeflemektedir. Konu bu gruplar olunca hassasiyetimiz bir yerine bin artmaktadır. Çünkü bizim için aslolan insandır. Dili, inancı, cinsi, yaşı, sosyal statüsü, engel durumu ne olursa olsun, aslolan insanımızdır, milletimizdir. Bu bilinç, bizi biz yapan değerlerin başında gelmektedir. Millet olarak her bir ferdimize her daim bu bilinçle bakmak ve daha fazla sahiplenmek durumundayız. Bugün buradan hareket edecek olan treni de işte bu bilincin bir nişanesi olarak görmek gerekir” şeklinde konuştu.

    İki hafta boyunca şehirlere uğrayacak trenin, dezavantajlı insanlarla o şehrin aydınlarını, ileri gelenlerini ve STK temsilcilerini bir araya getirerek umut tohumlarını toprakla buluşturacağını söyledi. Projede, demiryolunun tercih edilip, TCDD Taşımacılık’ın yer almasını da ayrıca önemsediğini dile getiren Turhan, “Bölgesel kalkınma, farklılıklarının en aza indirilmesi, geri kalmışlığın, yoksulluğun, gelir dağılımı adaletsizliğinin ortadan kalkması, ancak daha çok insana ve ülkeye ulaşmakla mümkün. Demiryolu bu vasıtalardan biridir ve ülkemizin her bir yanını modern demiryolu ağlarıyla örmek için gece gündüz çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından bakanlara maket tren takdim edildi. Ardından Ankara Garı’nda bulunan Sosyal Kooperatif Eğitim ve Tanıtım Treni, ilk durağına varmak üzere bakanlar eşliğinde yolculandı.