Etiket: Kalıntı

  • Sebzede kalıntı iddialarına Antalya’dan denetimli cevap

    Sebzede kalıntı iddialarına Antalya’da hem seralarda hem marketlerden alınan numunelerde yapılan denetimlerle cevap geldi. Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Mehmet Şen, “Antalya’da hasat öncesi ve hasat sonrası denetimlerimizde elde ettiğimiz sonuçlar gıda güvenilirliği yönünden endişe edilecek bir durumun olmadığını göstermektedir” dedi.

    Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü yetkilileri, Türkiye’nin örtü altı sebze yetiştirme üssü Antalya’da denetimler kapsamında, ismi en çok kimyasallarla anılan biber ve domates seralarındaki ürünlerden numuneler aldı. Seralara gelen Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Mehmet Şen ve beraberindeki yüksek ziraat mühendisleri ilk olarak üreticilerin üretici kayıt defteri üzerinden ne tür bir ürün yetiştirme yolu izlediğini tespit etti. Defterde herhangi bir kimyasal ilaç kullanılmadığı, biyolojik mücadeleyle zararlıların yok edildiği ve döllemede arıların kullanıldığı belirlendi. Her şeyin prosedüre uygun olmasına rağmen, biber ve domates seralarından belirli aralıklarla dalından koparılan ürünler numune poşetine alınıp, üreticinin bilgilerinin yazılı olduğu belgeyle mühürlendi. Ekipler, zincir market reyonlarından aldıkları domates ve biberleri de aynı şekilde poşetleyerek, Gıda Kontrol Laboratuar Müdürlüğüne götürdü. Burada yapılan ilk kontrollerde alınan numunelerde insan sağlığına zarar oluşturabilecek herhangi bir pestisit, kimyasal kalıntıya rastlanılmadı. Kalıntıya rastlanırsa, üreticiye idari para cezası, ürün geciktirme veya ürün imha gibi yasal işlemlerin uygulandığı bildirildi.

    “Ürün numunesi alındı”

    Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Mehmet Şen, saha çalışmaları kapsamında üretim yapan üreticileri hasat öncesi denetim çerçevesinde ürün numunesi aldıklarını kaydetti. Serada yaptıkları ilk gözlemlerde biyolojik mücadelenin ilk planda olduğunu gözlemlediklerini dile getiren Şen, “Bitki gelişim düzenleyicisi olarak arı tercih edilmişi. Üretici kayıt defterini incelemesinde hiçbir kimyasal kullanılmadığını, zararlı böceklere karşı, faydalı böcekler kullandığını gördük. Buna rağmen biz görevimiz gereği ürün numunesi aldık” diye konuştu.

    “Üreticiye zarar veriyor”

    Bir televizyon kanalında, kış aylarında örtü altında üretilen yaş meyve sebzede insan sağlığına zararlı kimyasallar kullanıldığı yönündeki söylemlerle ilgili olarak Şen şunları söyledi:

    “Ziraat mühendisi olarak maalesef bilgi sahibi olmadan fikir üreten kişilerin bu tür haberlerle hem tüketicinin kafasını karıştırıyor, hem de üreticiye zarar veriyor. Üreticilerimizin bir bir zahmetle yetiştirdiği ürünler zan altında bırakılıyor. Her şeyden önce Antalya, yaş sebze meyve üretiminde ülkemizin kalbi durumundadır. Antalya bugün, ülkemizin yıllık yaklaşık 49 milyon ton sebze meyve üretiminin, 5 milyon 750 bin tonla yüzde 12’sini ilimiz üretmektedir. Antalya’nın payı içinde bulunduğumuz örtü altı yetiştiriciliğidir.”

    “Ürünler kontrol ediliyor”

    Antalya’nın 268 bin dekar örtü altı üretimle ülke genelinde yüzde 40 paya sahip olduğunun altını çizen Mehmet Şen, “Örtü altı üretimin, kontrollü tarımın yapıldığı, modern teknolojilerin kullanıldığı il olarak ulusal ve uluslararası pazarın ilgisini çekiyor. Antalya’da yetiştirilen ürünler ülkemizin ihtiyacını karşıladığı gibi 70’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. Hem iç hem dış piyasaya sunduğumuz ürünler gıda güvenilirliği yönünden kontrol edilmektedir. Şuan bu serada birincil üretim yerinden gıda güvenliği yapıyoruz. Bu denetimde üreticimizin biyolojik mücadele yaptığını görüyoruz. Maalesef o tür çıkan haberlerle hem üreticimiz hem ülkemiz tarımı olumsuz yönde etkileniyor. Bu tür bir haber yapılacaksa yeri Antalya’dır” diye konuştu.

    “Endişe edecek durum yok”

    Üreticinin eğer kimyasal kullanma durumu varsa bunu, bakanlığın ruhsatlandırdığı çevre dostu ilaçları seçme durumunun olduğunu kaydeden Mehmet Şen, “Üretici arı ve faydalı böcek kullanıyorsa zaten seçici ilaç kullanılmak zorundadır. Hiçbir ilaç gelişigüzel değil reçeteyle sunulur. Antalya’da hasat öncesi ve hasat sonrası denetimlerimizde elde ettiğimiz sonuçlar gıda güvenilirliği yönünden endişe edilecek bir durumun olmadığını göstermektedir” dedi.

    Şen, müdürlük olarak kentte iyi tarım uygulamalarının yaygınlaşması için büyük çaba harcadıklarını belirterek, Antalya’da kimyasal uygulamaların 2000’li yılların başında terk edildiğinin altını çizdi.

    “Emeğe darbe”

    33 yıldır Aksu’da tarımla uğraşan Gazanfer Özalp, 112 dönüm serada biber üretimi yaptığını söyledi. Ürettiği Kalifornia biberin yüzde 95’ini yurt dışına ihraç ettiğinin altını çizen Özalp, “Ülkemizde yüzde 5’lik bir piyasası var. Bunu da gönül rahatlığıyla tüketebiliriz. 10 yıldır zararlılara karşı kimyasal ilaç değil, faydalı böcekler kullanıyorum. Arı ile çiçeklerin döllenmesi yapılıyor. Yıkamadan bile dalından kopardığımız gibi tüketebiliriz. Keşke o asılsız haberleri yapanlar buraya gelsin baksın. Bunu ben emek hırsızı değil, emeğe darbe olarak görüyorum. Tüm çiftçileri zan altında bırakıyoruz. Bizde kendi ürettiğimizi yiyoruz. Tüm vatandaşlarımız gönül rahatlığıyla biberleri yiyebilirler” dedi.

  • Çukurovalı çiftçi sebze-meyve kalıntı analiz laboratuarı istiyor

    Yüreğir Ziraat Odası Başkanı (YZO) Mehmet Akın Doğan, Adana’da sebze-meyve kalıntı analiz laboratuarı kurulması için Vali Mahmut Demirtaş’tan destek istedi.

    Vali Demirtaş’ın konuya sıcak baktığını belirten Başkan Doğan, kurulacak laboratuarın Adana’nın önemli bir eksikliğini gidereceğini söyledi.

    YZO Başkanı Mehmet Akın Doğan, odada görevli ziraat mühendisleri ile birlikte Vali Mahmut Demirtaş’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette, başta işçi sıkıntısı olmak üzere bölge üreticilerinin çeşitli konulardaki talep ve beklentilerini aktaran Başkan Doğan, en önemli sorunlardan birisinin Adana’da sebze-meyve kalıntı analiz laboratuarı bulunmaması olduğu dile getirdi.

    Ürünler başka illere gönderiliyor

    Adana’nın Türkiye’nin en önemli tarım merkezi konumunda olduğuna dikkat çeken Başkan Doğan, “Tarımın başkenti diyoruz ancak bölgemizde ürünlerimizin analizini yaptırabileceğimiz bir laboratuarımızın bulunmaması üreticimiz için ciddi sorun teşkil ediyor. Bölge üreticilerimiz genellikle Mersin ve Antalya’daki laboratuarlarda ürünlerini analiz ettiriyor. Ancak Mersin ve Antalya’da sadece 300 etken madde tespit edilebiliyor. Bu da yetersiz kaldığı için ürünlerimizi daha detaylı inceleme için 600 etken maddeye bakan Manisa’daki sebze-meyve kalıntı analiz laboratuarına gönderiyoruz. Numune başına ise indirimli olmak üzere 150 TL ödüyoruz. Birden fazla numune gönderildiği için çitçimizin sırtına ekstra bir yük bindiriyor” dedi.

    Her üründe numune zorunlu

    Turfanda sebze ve meyve üretiminin gerçekleştirildiği Yüreğir’de iyi tarım uygulamaları yapıldığına dikkat çeken Başkan Doğan, şunları söyledi:

    “İyi tarım uygulamalarıyla üretim yapan çiftçilerimiz hasat dönemine yakın her üründen numune alarak analiz yaptırmak zorunda. Bu nedenle Çukurova Kalkınma Ajansı’nın da desteğiyle Adana’ya bir laboratuar kazandırmak istiyoruz. Adana’ya böyle bir laboratuarı kazandırdığımız taktirde bölge çiftçimizin de çok önemli bir sorununu çözüme kavuşturmuş olacağız.“

    Vali Demirtaş’tan destek sözü

    Yüreğir Ziraat Odası’nın çalışmalarını yakından takip ettiğini ve başarılı bulduğunu belirten Vali Demirtaş ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Adana’nın önemli bir tarım kenti olduğuna dikkat çeken Vali Demirtaş, sebze-meyve kalıntı analiz laboratuarı bulunmamasının ciddi bir eksiklik olduğunu kaydetti. Böyle bir laboratuarın Adana’ya kurulması için her türlü desteği vereceğini ifade eden Vali Demirtaş, “Adana’da neden böyle bir laboratuar olmasın. Siz projeyi hazırlayın ben onaylarım” diye konuştu. Vali Demirtaş, işçi sorunun çözümü için de gerekli çalışmaları yapacaklarının müjdesini verdi.

    Sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleriyle sıkça bir araya gelmeye özen gösterdiklerini dile getiren Vali Demirtaş, üreticilerin sorunlarının çözümü ve beklentilerinin yerine getirilmesi konusunda ellerinden gelen gayreti göstermeye devam edeceklerini söyledi.

  • Daire Başkanı Şahin: “Kalıntı, uluslararası sahada rakibi elemek için savaş şekline dönüştü”

    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Bitki Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Murat Şahin, herkesin üzerine düşen görevi hakkını vererek yapması halinde kalıntı sorunu yaşanmasının mümkün olmayacağını belirterek, “Kalıntı, uluslararası sahada rakibi elemek için savaş şekline dönüştü” dedi.

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) AB Bilgi Merkezi tarafından “Avrupa Birliği’nde Gıda Güvenliği ve İzlenebilirlik” konulu konferans düzenlendi. Zirai tarım ilaçlarının yanlış kullanımı sonucu oluşan kalıntının insan sağlığına ve ihracata etkilerinin masaya yatırıldığı konferans, MTSO’da yapıldı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Bitki Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Murat Şahin’in de konuşmacı olarak yer aldığı konferansa, akademisyenler, gıda mühendisleri, ihracatçılar ve üreticiler katıldı.

    Çakır: “Ürünleri gönül rahatlığıyla ihraç edemiyoruz ve tüketemiyoruz. En önemli sebebi tarım ilacı”

    Konferansın açılış konuşmasını yapan MTSO Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Sefa Çakır, kendisinin de bir ihracatçı olduğunu belirterek, bölge olarak üretim miktarı ve çeşitlilikle Türkiye için ürün yetiştirmekle kalmadıklarını, tüm dünyaya ihracat yaptıklarını vurguladı. Çakır, “Bu ürünleri, ihracat yaparken de tüketirken de gönül rahatlığıyla ihraç edemiyoruz ve tüketemiyoruz. Ülkemizin bu gücünü maalesef kullanamıyoruz. Bunun en önemli sebebi tarım ilacı. Doğanın kendi içinde bir döngüsü var. Biz daha çok üretim için bu döngüyü bozuyoruz. Bunu daha çok ilaç ve daha çok gübre ile telafi etmeye çalışıyoruz. Sonuçta ortaya kirlenen topraklar ve yer altı suları, ihraç edilemeyen kalıntılı ürün ve en önemlisi sağlığı bozulan insanımız kalıyor. Bu işte hepimizin çok fazla sorumluluğu var. Doktorun yazdığı reçete ile sadece o ilacı alan hasta etkileniyor ama ziraat mühendisinin yazdığı ve üreticinin attığı o ilaçla yüzlerce kişi etkilenebiliyor. Bunun vebali çok büyük” diye konuştu.

    Kalıntı nedeniyle birçok ihracatçının da mağduriyeti olduğuna işaret eden Çakır, “Örneğin, yurt dışındaki büyük marketler bizden bir tır kiraz istiyorlar. Biz buna sözleşme yapamıyoruz, çünkü 1 tır kirazı 20 üreticiden alıyoruz. İçinden bir üreticinin kirazında kalıntı çıktığı zaman bu kirazı imha etmek zorunda kalıyoruz. Değeri 100 milyon liradan fazla. Bu da bizim ihracattaki gücümüzü düşürüyor. Üreticilerin çok emek vererek yetiştirdiği ürünlerin karşılığının geri dönmesi gerekiyor. Artık savaşları topla tüfekle değil, kalıntılar nedeniyle ürünlerini sana sattırmayarak yapıyorlar. Kalıntı kontrolü kolay değil, bunu çok iyi biliyoruz. Onun için biz de elimizi taşın altına koyuyoruz. Yapılması gerekenler konusunda hem Bakanlığımızın hem üreticimizin her zaman yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Bakanlıktan beklentilerini de dile getiren Çakır, şu anda yürürlükte olan ama istendiği gibi çalışmayan, reçeteyi yazan ile ilacı satanın aynı olduğu reçeteli ilaç sisteminin değiştirilmesini istedi. Bu sistemde yanlış ve fazla ilaç kullanıldığını düşündüklerini vurgulayan Çakır, “Ayrıca, bölgemizde üretimi çok olan ve çok ilaca maruz kalan sert çekirdekli meyvelerin de biyoteknik mücadele teşvik sistemine alınmasını talep ediyoruz. Hedefimiz, bu güzelim topraklarımızı gereksiz ilaç ve gübreyle çoraklaştırmadan sağlıklı, bereketli ürünler yetiştirmek ve ihraç etmektir” şeklinde konuştu.

    Şahin: “Kalıntı, uluslararası sahada savaş şekline dönüştü”

    Daha sonra kürsüye çıkan Bitki Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Şahin ise “Türkiye’de Tarımsal Üretimde Zirai Kalıntı ile Mücadele ve İhracata Etkileri” başlığı altında, zirai kalıntı sorununun önüne geçilmesi için Bakanlığın yaptığı çalışmalar ile üretici ve alıcının yapması gerekenleri anlattı. Şahin, herkesin üzerine düşen görevi hakkını vererek yapması halinde kalıntı sorunu yaşanmasının mümkün olmadığını dile getirdi.

    Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü olarak bu alanda çok yoğun çalışmaları olduğunu belirten Şahin, köylülerin zirai ilaç için ‘zehir atmaya gidiyoruz’ dediklerine dikkat çekerek, şunları söyledi:

    “Öncelikle bunun bir zehir olduğunu hepimizin bilmesi lazım. Ne kadar tehlikeli ve hassas bir işle uğraştığımızın farkında olmamız lazım. Bu, bugünün meselesi değil, uzun yıllardır tarım ilacı kullanımı, kalıntı sorun olarak görülüyor. Ancak, gün geçtikçe bu artık bazı uluslararası sahada savaş şekline dönüştü. Sizi, rakibinizi elemek için kullanılmaya başlandı. İhracata giden ürünümüzü önemsemiyor anlamında değil, yüzde 5-6’larda. Bizim kendimiz, çocuğumuz, ailemiz daha önemsiz değil. Onun için bizim toplam tüm üretimimizin sağlıklı olması lazım. Bunun için de Bakanlık olarak biz birçok çalışma yapıyoruz. Sadece Bakanlık değil, tüm taraflar üzerine düşeni yaparsa bir yol kat edebiliriz.”

    Bitkisel üretimde kalıntı sebeplerini 5 başlık altında toplayan Şahin, bu sebepleri şöyle sıraladı:

    “Tavsiye dışı ve yasak pestisit kullanımı. Doz aşımı. Doz aşımı, bilgisizlikten çok ‘atarsam daha çok sonuç alırım’ yaklaşımından kaynaklanıyor. Temel sorunlardan biri bu. Ayrıca, uygun olmayan makine kullanımı, kalibrasyon ayarının yapılmaması da doz aşımına neden oluyor. Diğer sebeplerden biri de ilacın ilgisiz kişiler tarafından uygulanması. Etiket bilgilerine uyulmaması ve uygulama ile hasat arasında geçmesi gereken süreye uyulmaması da diğer sebepler.”

    “Denetimler sonucu, kalıntı oranı 2014’te yüzde 17 azaldı”

    AB ve G8 ülkelerinde ruhsatlı olmayan bitki koruma ürünlerinin Türkiye’de ruhsatlandırılmadığını ifade eden Şahin, Bakanlığın insan, bitki ve çevre açısından uygun bulunan ürünleri ruhsatlandırdığını söyledi. Şahin, “Ruhsatlandırmada dünyadaki hassasiyet neyse bizde de aynı hassasiyet var. AB ülkelerinde kullanımdan kalkmış 181 adet aktif maddeyi içeren zirai ilaç bizde de yasak. Hangi ilaç ne kadar dozda, hangi hasatlıkta uygulanacak ve bekleme süreleri ne kadar, bu şartlara uyulması halinde kalıntı olması mümkün değil” dedi.

    Mutlaka işi bilene yaptırmak gerektiğinin altını çizen Şahin, 2012’den bu yana Bakanlık olarak hasat öncesi pestisit denetimi yaptıklarını kaydederek, bu denetimler sonucunda meyve ve sebzede kalıntı oranının 2013’te kalıntı yüzde 39, 2014’te yüzde 17’lik azaldığını dile getirdi.

    “Onaylanması halinde önümüzdeki yıl şeftalide destekleme verebiliriz”

    MTSO Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Sefa Çakır’ın taleplerine de yanıt veren Daire Başkanı Şahin, Bakanlığın ticareti yapan satıcının ticari kaygı ile davranabileceğini göz önünde bulundurarak, ısrarla ve çok baskı yapılmış olmasına rağmen reçete yazanla bayide zirai ilaç satanı ayrı tuttuğunu belirtti. Şahin, “İlaç satıcıları reçete yazamaz ama uygulamada var olduğu söyleniyor. Bunlarla ilgili denetimler yapılıyor, zaman zaman büyük cezalar da kesiliyor ama uygulamada varsa gözden geçirmeliyiz. Öte yandan, sert çekirdekli meyvelere destek talebinde ise turunçgilde veriyoruz, sert çekirdeklide vermiyoruz. Bakanlıkça ruhsatlı ürünlere destekleme veriyoruz, yoksa Bakanlık kendisi ile çelişir. Şeftalide bu sene yeni ruhsat aldı. Destek bütçelerini bir önceden belirlediğimiz için bu yıl veremiyoruz ama onaydan geçmesi halinde önümüzdeki yıl şeftalide destekleme verebiliriz” diye konuştu.

  • Bayraktar: “Biberde kalıntı iddiaları tamamen asılsız”

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, biberde, domateste, salatalıkta kalıntı iddialarının tamamen asılsız olduğunu bildirerek, “Hiçbir bilimsel veriye dayanmadan, sadece biberin kırılıp kırılmamasıyla ilgili haberler, hem ülke ekonomimize hem gecesini gündüzüne katarak, yağmur, çamur, kar, kış demeden üretim yapan çiftçimize zarar vermekten başka işe yaramıyor” dedi.

    Bayraktar, yaptığı açıklamada, bazı televizyon kanallarında biberde raf ömrünün uzatılması amacıyla kimyasal kullanıldığı iddialarının yer aldığı ve biberin bükülerek kırılıp kırılmamasına bakılarak kalıntı olduğu yönünde haberler yapıldığını vurguladı.

    “Çok beklediği için zor kırılan ve esnekleşen biberler”

    Aslında çok beklediği için zor kırılan ve esnekleşen biberlerin kimyasal kalıntı taşıdığı için ihraçtan geri dönen ürünler olduğu ve iç piyasada tüketildiği iddialarının hiçbir bilimsel temele dayanmadığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

    “Odalarımızdan alınan bilgilere göre, örtü altında yapılan üretimde, hastalık ve zararlılarla yapılan mücadele, Gıda Tarım Hayvancılık İl ve İlçe Müdürlüklerinde görev yapan konu uzmanı mühendislerle, yine aynı konuda görevli tarım danışmanları tarafından yapılan teşhislere dayanarak, Bakanlık tarafından ruhsatlandırılarak tavsiye edilmiş ilaçlarla ve talimatlara uygun dozlar kullanılarak yapılmaktadır. Kullanılan ilaçlarda ilaç etiketi üzerinde yazılı son ilaçlama tarihi ile hasat arasındaki süreye uyulmaktadır. Ürün, ilaç kalıntısı kalmaması için zamanından önce kesinlikle hasat edilmemektedir. Taze Meyve ve Sebzelerde Hasat Öncesi Pestisit Denetim Programı Uygulama Talimatı gereğince; hasat öncesi kalıtı denetimleri yapılıyor; kalıntı tespit edilmesi halinde üreticiye idari para cezası, hasat geciktirme veya imha işlemleri uygulanıyor. Bitki koruma ilacı kullanılan ürünler hasat edildikten sonra, piyasaya sürülmeden önce numuneleri alınmaktadır. Gerekli kalıntı analizleri yapılmaktadır. Bu kalıntı analizleri yapılmadan, bu analizlerden temiz çıkmadan ürünler pazara sürülemez. Biberlerin kırılıp kırılmadığına bakılarak yapılan değerlendirme, tamamen bilimsellikten uzak ve analiz sonuçlarına, bilgi ve belgeye dayanmayan açıklamalardır. Yapılan haberler, halkı yanlış yönlendirmektedir. Kamuoyunu yanıltmakta, üreticilerimizin ürettiği kaliteli ürünleri karalamakta, piyasada biberin üretici fiyatını ve pazar değerini düşürmektedir. Bu gibi haberler, ihracat bağlantısı yapıp, karını katlamak için yurt içindeki üretici fiyatını düşürmek isteyenlerin manipülasyonu gibi görünmektedir.”

    “İmha parası alınıyor”

    TZOB Genel Başkanı Bayraktar, iç piyasaya sürülecek ya da ihraç edilecek herhangi bir üründe kalıntı çıkması halinde, bu ürünlerin imha edildiğini bildirerek, “Kalıntı nedeniyle ihraçtan dönen ürünlerin iç piyasaya sürülmesi mümkün değildir. Hatta imha işlemi için de tır başına para alınmaktadır” dedi.

    Bayraktar, tüketicilerin hiçbir kuşkuya kapılmadan biberinden domatesine, salatalığına her türlü sebze ve meyveyi rahatlıkla tüketebileceğini bildirdi.

  • Koyun otlatırken tarihi kalıntı buldu

    İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı Kurucuova Köyü yakınlarında koyun otlatan Akif Geniş, tesadüf eseri 2 bin yıl öncesine ait olduğu düşünülen bir kilisenin ya da hamamın tavanını buldu. Ayasuluk Tepesi olarak bilinen bölgede çocuk yaşlardan bu yana koyun otlattığını belirten Geniş, tepede eski dönemlere ait çok sayıda kalıntıyı gördüğünü söyledi.

    İzmir Ödemiş’te koyun otlatan 38 yaşındaki Akif Geniş, Kurucuova Köyü yakınlarında 2 bin yıl öncesine ait olduğu düşünülen bir kilisenin ya da hamamın tavanının buldu. Geniş, bölgeye zaman zaman müze yetkilileri ile arkeologların gelip gittiğini belirtirken, Arkeolog Prof. Dr. Veli Sevin, “Bu alanın yakınında yeni ortaya çıkmış olan kuyu görünümlü yeni kalıntının büyük dinsel kompleksin bir parçası, bir şapel olması mümkündür. Meselenin tam olarak anlaşılabilmesi için bu alanda geniş çaplı bir yüzey araştırması ve arkeolojik bir temizlik çalışması gereklidir” diye konuştu.

    “Koyunlar çöküntüye düştü”

    Yaşadığı olayı anlatan Akif Geniş, “Koyunları otlatırken tepelik alanda bir gürültü duydum. Hemen o tarafa yöneldim. Koyun seslerini takip edince bir yerde çöküntü olduğunu ve koyunların buraya düştüğünü gördüm. Bir koyun telef oldu, diğerlerini kurtardım. Çöküntüyü görünce, buranın eski dönemlerden kalma bir yapının çatısı olduğunu anladım. Bu ya bir kilise ya da bir hamam idi. Hemen durumu müze yetkililerine bildirdim. Burada içinde 5-10 bin kişilik tiyatronun da bulunduğu büyük bir yerleşim yeri varmış. Benim gözlemlerime göre su sarnıcı bile var. Kale duvarları gibi duvarlar ve binlerce işlenmiş taş, mermer ve tuğla var” dedi.

    “Araştırılması gerekiyor”

    Arkeolog Prof. Dr. Veli Sevin ise “Anılan yeri biliyoruz. Yetkililere konuyla ilgili bilgiler verdik. Gazete ve dergilerde de yazılar yazdık. Eski adı Ayasuluk olan Türkönü Köyü ile Kurucuova arasında kalan Neikaia antik kentinin akropolünde, burayı 1926 yılında ziyaret eden Alman din bilgini Victor Schultze’ye göre Küçük Asya’nın en şaşaalı kiliselerinden biri yer alıyordu. Günümüzde defineciler tarafından kısmen tahrip edilmiş bulunan bazilikal planlı bu yapının zemini mozaiklerle kaplıdır. Bu alanın yakınında yeni ortaya çıkmış olan kuyu görünümlü yeni kalıntının da bu büyük dinsel kompleksin bir parçası, bir şapel olması mümkündür. Nitekim kilisenin yakınında eski bir şapelin varlığından söz edilmektedir. Meselenin tam olarak anlaşılabilmesi için bu alanda geniş çaplı bir yüzey araştırması ve arkeolojik bir temizlik çalışması gereklidir” ifadelerini kaydetti