Etiket: Kalbinizi

  • “Grip kalbinizi vurmasın”

    Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Yalçın, “Birçok enfeksiyonda olduğu gibi gribal enfeksiyonlar da kalp krizini tetikleyebiliyor. Özellikle bilinen kalp damar hastalığı olan veya olma ihtimali yüksek riskli hastalarda gribal enfeksiyonlar sırasında kalp krizi oluşabiliyor” dedi.

    Medicana Çamlıca Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Yalçın, birçok enfeksiyonda olduğu gibi gribal enfeksiyonların da kalp krizini tetikleyebileceğini belirtti.

    Doç. Dr. Murat Yalçın, kalp hastası olanların, özellikle kış aylarında enfeksiyonlara dikkat etmesi gerektiğinin altını çizerek, “Enfeksiyonlar ile Kalp-Damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun zamandır biliniyor. Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi gribal enfeksiyonlarda da vücudun savunma mekanizmaları devreye giriyor ve inflamasyon dediğimiz yangı oluşuyor. Oluşan bu yangı kalp damarları üzerinde bulunan stabil plaklarda hasara neden olabiliyor, kan akışkanlığını veya kan damarlarının yüzeyini kaplayan endotel fonksiyonlarını bozabiliyor. Yine oluşan bu yangı tansiyon düzensizliklerine neden olabiliyor. Ayrıca gribal enfeksiyonların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlara bağlı tansiyon yükseklikleri oluşabiliyor. Sayılan tüm bu nedenler kalp-damar sistemi ile ilgili istenmeyen olaylara neden olabilir” dedi.

    Gribal enfeksiyonlar kalp krizini tetikler mi ve nasıl?

    Doç. Dr. Yalçın, birçok enfeksiyonda olduğu gibi gribal enfeksiyonların da kalp krizini tetikleyebildiğini söyleyerek, “Özellikle bilinen kalp damar hastalığı olan veya olma ihtimali yüksek riskli hastalarda gribal enfeksiyonlar sırasında kalp krizi oluşabiliyor. Enfeksiyonlar sırasında oluşan sıvı kayıpları, yüksek ateşe bağlı kalp hızı artışları, enfeksiyon sırasındaki tansiyon değişiklikleri ve virüslerin salgıladığı çeşitli toksinlere bağlı olarak kalp krizi tetiklenebiliyor. Enfeksiyon sırasında vücutta doku ve organların oksijen ihtiyacı artıyo. Artan bu oksijen ihtiyacını karşılamak için kalp daha fazla çalışmak durumunda kalıyor. Ancak özellikle bilinen kalp hastalığı olan bireylerde toksinlere bağlı olarak oluşan tansiyon düşüklüğü ve damarların yüzeyini kaplayan endotel’de meydana gelen bozukluklar sonucu kalp; hem dokuların hem de kendini yeterince besleyemeyebiliyor ve kalp krizi oluşabiliyor” ifadelerini kullandı.

    “Kalp rahatsızlığı olanlar enfeksiyonlara dikkat etmeli”

    “Kalp rahatsızlığı olan hastalarımızın özellikle kış aylarında enfeksiyonlara dikkat etmeleri gerekiyor” Doç. Dr. Yalçın, “Düzenli ve sağlıklı beslenmenin yanında düzenli el yıkanması ve hastalıklı kişilerle mümkün olduğunca az temasa dikkat etmeleri gerekiyor. Yıllık grip aşısı ve zatüre aşısı yapılması önemli bir koruyuculuk sağlıyor” dedi.

    Nasıl bir tedavi uygulanıyor?

    Doç. Dr. Yalçın tedavi hakkında şunları söyledi: “Enfeksiyona yakalanmış kalp hastaları tedavilerini mutlaka bir doktor önerisine göre yapmalı. Çoğu enfeksiyonlar viral kökenli olmasına rağmen maalesef uygunsuz antibiyotik kullanımı çok yaygın. Viral enfeksiyonlarda istirahat ve bol sıvı tüketilmesi önemli. Enfeksiyon tedavilerinde kullanılan ilaçların kalp-damar sistemi üzerine yan etkileri ve hastanın kullandığı diğer kalp ilaçları ile etkileşimleri olabiliyor. Bu nedenle muayene sırasında bu hastaların doktorlarına kalp hastası olduklarını ve kullandıkları ilaçları mutlaka belirtmeleri gerekiyor.”

  • Uzmanlardan gençlere “Kalbinizi kontrol altında tutun” uyarısı

    Ülkemizde ve dünyada en çok ölüme neden olan hastalıkların başında gelen kalp rahatsızlıklarının, yalnızca ileri yaş hastalığı olmaktan çıkıp genç yaşlarda da görüldüğünü belirten uzmanlar, ailesinde kalp hastalığı ve ani ölüm yaşayan bireylerin düzenli kalp kontrolünden geçmesini öneriyor.

    Göğüs ağrısı, eforla gelen tıkanma hissi ve kol uyuşması gibi belirtiler yaşanmasa bile, kalp ve damar hastalıkları riskinin günümüz koşullarında çok yüksek olduğunu ifade eden Medical Park İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Serkan Saygı, “Birinci derece yakınları arasında kalp-damar hastalıkları, kalp krizi, bypass öyküsü olan bireyler, tüm sporları rahatlıkla yapabilirler. Ancak bu kişiler düzenli olarak kardiyolog kontrolünde olmalıdır. Ailesinde aniden ölüm öyküsü olan kişilerde durum daha farklı. Kişinin annesi, babası veya yakın akrabaları genç yaşta ani ölümler yaşadıysa konuya daha detaylı bakılmalı. Çünkü bu ölümlerin yüzde 90’ından fazlası kalp kökenlidir. Ailesinde bu tarz ölümler olan bireyler efor gerektiren, yarışmalı, ağır sporlar yapmak istiyorsa kesinlikle efor testi, eko ve kardiyografik incelemeden geçmelidir. Bu kişiler özellikli hasta grubunu ifade eder. Bu tür ani ölümlerin genetik geçişli olduğu söylenebilir” diye konuştu.

    “Bel çevresine dikkat”

    Kalp rahatsızlıkların hastaları risklere göre sınıflandırdıklarını kaydeden Doç. Dr. Serkan Saygı, “Anjiyo, stent, bypass gibi tedavi amaçlı işlemler, yaşanan sorunların ardından uygulanıyor. Bu nedenle faydaları kısıtlı. Amacımız, bu yöntemlere gerek kalmadan sağlığı düzeltmektir. Burada sihirli bir formüle gerek yok. Bel çevresinin genişlememesi lazım. Genel olarak erkeklerde bel çevresi 102 kadınlarda 90 santimetrenin altında olması gerekiyor. Ayrıca haftada 4-5 gün tempolu yürüyüş öneriyoruz. Bunların yanında sigaradan kesinlikle uzak durulmalı” dedi.

  • Fazla kırmızı et kalbinizi vuruyor

    Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, fazla kırmızı et tüketiminin kalbi vurduğunu söyledi.

    Gebze Medical Park Hastanesinden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Kurban bayramı bazı kişiler için tatil yapmak ve dinlenmek için iyi bir fırsat anlamına gelirken; çoğunluğu oluşturan geleneksel bayramcılar için ise; akraba ziyaretleri, dostlar, arkadaşlar, misafirlikler demektir. Tercihler nasıl olursa olsun; değişmeyen bir şey var ki; bayramlar, tüm aile bireylerini bir araya getiren, sevgi ve mutluluğun göstergesi olarak simgelenen geniş sofraların kurulduğu günlerdir. Beraberinde bayramda yenen tatlılar, börekler ve tabi öğünlerde fazlaca tüketilen kurban etlerinin tüketimi artmaktadır” dedi.

    Vücudumuzun Yapı Taşlarından Biri: Protein

    Proteinlerin vücudumuzun yapı taşı olduğunu ve her insanın günlük olarak kilosu başına 1-1,2 gram kadar protein alması gerektiğini dile getiren Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Diyetimizin kaliteli protein kaynaklarından birisi kırmızı ettir. Vücudumuz etteki proteinin yüzde 80-90’ını kullanabilmektedir. Kırmızı et; iyi kalite hayvansal protein olmasının yanı sıra, demir, çinko, fosfor, magnezyum mineralleri ile B12, B6, B1 ve A vitaminleri içermektedir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içerikleri yüksektir. Görünür yağlar ayrılsa dahi kırmızı etin ortalama yağ içeriği %20’dir. Bu sebeple tüketilen miktar çok önem taşır. Vitamin ve mineraller vücudumuza enerji sağlamazlar ancak bu maddeler vücudumuzdaki bütün reaksiyonların kusursuz bir şekilde gerçekleşebilmeleri için gerekli olan maddelerdir. B12 vitamini de bu maddelerden bir tanesidir. Özellikle damar kalitesini artırmak ve hafızamızı güçlendirmek, sinir sistemimizi korumak için bu vitamine ihtiyacımız vardır. B12 vitamini kırmızı ette bol miktarda bulunmaktadır” diye konuştu.

    Kırmızı etin doymuş yağ asitleri ve kolesterol açısından oldukça zengin olduğun ifade eden Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük, “Ancak kırmızı etin az tüketilmesi kadar aşırı tüketilmesi de zararlıdır. Fazla tüketim; aşırı kilo almaya, kolesterol yüksekliğine, kalp ve damar hastalıklarına, tansiyon yükselmesine ayrıca bazı karaciğer ve barsak hastalıklarına yol açabilir. Kırmızı et, sindirimi zor bir besin olduğu için gereğinden daha fazla tüketilmesi durumunda midede şişkinlik ve hazımsızlık gibi şikayetler de görülebilir. Kırmızı eti haftada 2-3 defa 200-300 gr kadar tüketmek gereksinimlerimizi karşılamaya yetecektir” diye konuştu.

    Uzman Diyetisyen Aslıhan Küçük demir gibi sağlam vücut için kırmızı etin sebzelerle pişirilmesi önerisinde bulunarak, açıklamasını şöyle sürdürdü; “Demir, vücudumuz için besinler ile alınması elzem olan mineraldir. Eksikliğinde halsizlik, uyku hali, baş dönmesi, mide bulantısı gibi sorunların yaşandığı kansızlık tablosu ile karşılaşılmaktadır. Beslenmemizde en iyi demir kaynağı nedir diye baktığımızda en zirvede kırmızı eti görmekteyiz. Ülkemizde diyetin tahıllara dayalı olması nedeniyle yetişkin erkeklerde günde 10 mg, kadınlarda 15-18 mg, gebe kadınlarda ise 27-30 mg demir tüketimi önerilmektedir. Diyetimizde kırmızı etin olmadığı durumlarda bu gereksinimi karşılayabilmemiz oldukça zordur.

    Etlerin sebzelerle birlikte pişirilmesi veya sebzelerle birlikte tüketilmesi besin çeşitliliğinin sağlanmasına katkıda bulunduğu gibi sebzelerde bulunan C vitamininin etlerde bulunan demir, çinko ve magnezyumun emilimini, vücutta kullanılmasını arttırmaktadır.

    Saçlarınız ve tırnağınız için kırmızı et tüketin!

    Başta protein olmak üzere, vitamin ve mineraller açısından zengin olan ve beslenme zincirinde hayati bir yer tutan kırmızı et, vücudun günlük ihtiyacını karşılamanın yanı sıra, saç, cilt ve tırnak sağlığı açısından da son derece önemlidir. Yeteri kadar kırmızı et tüketmeyen kişilerin saç ve tırnakları cansızlaşır, incelir, cildi sağlıksız bir görünüm almaktadır.”

  • Kalbinizi Korumak İçin Doğru Beslenin

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, kalp sağlığının korunmasında doğru beslenmenin öneminin büyük olduğunu belirterek, balık, ceviz, muz, domates, yeşil çay, kırmızı biber, enginar, üzüm ve çekirdeğinin tüketilmesi gerektiğini söyledi.

    Kalp sağlığında etkili olan doğru beslenme yöntemlerini hakkında konuşan Beslenme ve Diyet uzmanı Yeşim Özcan, sağlıksız beslenmenin, birçok hastalığa davetiye çıkardığına dikkat çekerek, kalp hastalıklarını da ciddi ölçüde tetiklediğini söyledi. Beslenmeyle doğrudan bağlantılı olan hipertansiyon, kolesterol, obezite ve şeker gibi sağlık sorunları kalp sağlığını tehdit eden hastalıklar arasında yer aldığını belirten Özcan, “Her yıl mutlaka 1 kez kan değerlerinin kontrol ettirilmesi gerekiyor. Kolesterol, trigliserit, homosistein, kan şekeri ve kan basıncı düzeyleri kalp ve damar sağlığı hakkında bilgi veriyor. Kan basıncı değerinin normalde 120/80 mmHg ve altında olması gerekiyor. Hipertansiyon sorunu olan kişilerin tuz tüketimini kısıtlaması gerekiyor. Kilo, kalp ve damar sağlığı için önemli bir faktör olduğundan, fazla kilolu kişilerin diyetisyen desteği alarak ideal kilosuna ulaşması gerekiyor” dedi.

    Kalp sağlığını tehdit eden bir diğer unsurun hareketsiz yaşam olduğunu söyleyen Diyetisyen Yeşim Özcan, yürüyen merdivenler, asansör ve arabaların hareket etme alanını kısıtladığını belirtti. Özellikle merdivenlerden inerken, yürüyen merdiven ve asansörün tercih edilmemesi gerektiğini söyleyen Özcan, şu önerilerde bulundu:

    “Hareketli yaşam kalp hastalığı gelişme riskini azalttığından dolayı kendinize haftalık yürüyüş hedefleri koyun. Haftada en az 3 gün boyunca 30 dakikalık yürüyüşler yapmanız hem kendinize hem de kalbinize iyi gelir. Kalp sağlığı için tüketilen yağ ve miktarı çok önemli. Yağ tüketirken başta zeytinyağı olmak üzere özellikle doymamış, yani sıvı yağların tercih edilmesi gerekiyor. Hayvansal yağlar, kuyruk yağı, iç yağ gibi doymuş yağlardan kötü kolesterol artışına sebep olduğu için uzak durulması gerekiyor. Dolayısıyla bu yağları içeren hazır gıdalar, hamur işleri, marketlerdeki atıştırmalık tatlı ve tuzlu ambalajlı gıdalardan tüketmemek gerekiyor. Beslenmede lif miktarının artırılması lazım. Bu, lif yönünden zengin olan meyve ve sebzeler ile sağlanabiliyor. Günde 4-5 porsiyon meyve ve sebze tüketerek yeterli derecede lif alınabiliyor. Bunun yanı sıra yulaf, tam tahıllı ekmek ve kuru baklagiller de lif yönünden zengin olan diğer besinler arasında yer alıyor. Tahıllardaki posa, yağ emilimini düzenlerken, kan şekerinin de yavaş yükselmesini sağlayarak damar tahribatını engelliyor.”

    KIRMIZI ET YERİNE BALIK TÜKETİN

    Omega-3 yönünden zengin olan balığın kalp sağlığını korumada ilk sırada yer aldığını ifade eden Özcan, “Kırmızı et tüketimini azaltıp bunun yerine haftada en az 2 kez balık yenmelidir. Salam, sucuk, sosis ve sakatat gibi gıdalardan da uzak durulması gerekiyor. Süt ve süt ürünleri içerdiği kalsiyum açısından kalp ve damar sağlığını koruyor. Ancak bunları tüketirken az yağlı olanlardan tercih edilmesi önem taşıyor. Yemeklerin kızartma yöntemiyle pişirilmesi alınan yağ miktarını artırıp kullanılan yağ kalitesini düşürdüğünden, ızgara, fırın, az yağda soteleme, buharda pişirme ve haşlama gibi sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmesi öneriliyor. Kapl sağlığı için olmazsa olmaz besinler ise, ceviz, muz, domates, yeşil çay, kırmızı biber, üzüm ve çekirdeği ve enginar” dedi.

  • Sekiz Adımda Kalbinizi Koruyun

    Acıbadem Adana Hastanesi doktorlarından Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Batur, tansiyon ve şeker hastalığı, sigara, alkol kullanımı, kolesterol yüksekliği, hareketsiz yaşam ve fazla kiloların kalp sağlığını bozduğunu belirterek, kalp sağlığının ihmale gelmeyeceğini söyledi.

    Prof. Dr. Batur, yaptığı açıklamada, sağlıklı bir kalbe sahip olmak için yapılması gerekenleri anlattı.

    Yüksek tansiyona yol açan nedenlerin başında fazla kilonun geldiğini belirten Batur, “Koroner kalp hastalığı, kalp yetersizliği ve inme için risk oluşturan fazla kilolardan kurtulmak, özellikle karın bölgesinden zayıflandığında kan basıncını düşürerek kalbin boyutlarını da küçültüyor” dedi. Prof. Dr. Batur, ilaç kullanmadan yalnızca tuz tüketimini keserek de yüksek tansiyonun normal seviyeye gelebileceğini söyledi.

    Kalp sağlığının korunmasında kan şekeri, iyi-kötü kolesterol ve kan basıncı gibi değerlerin belirli seviyelerde tutulmasının önem taşıdığını belirten Batur, özellikle hamileler, kilolu kişiler ve 40 yaş üzerindeki bireylerin düzenli olarak kan şekerini ölçtürmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Batur, şeker hastalığının kalbin en büyük düşmanlarından biri olduğunu bu nedenle, herhangi bir belirti olmasa bile herkesin yılda bir kez şeker ölçümü yaptırmasını önerdi.

    “SİGARA VE DUMANINDAN UZAK DURUN”

    Damar sertliğinin temel sebeplerinden olan sigaranın, kalp hastalığının başlıca risk faktörlerinden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Mustafa Kemal Batur, “Uzun süre sigara içmek, damar sertliğindeki daralmadan bağımsız olarak koroner arter daralması ve kalp kası hastalığına yol açabiliyor. Sigara dumanının kalp kası üzerine direkt zehirleyici etkisi de araştırmalarda kanıtlandı. Sigara içmese de pasif içici olan kişilerde de aynı risk söz konusu olabiliyor. Bu sebeple sigara kullanmayan kişilerin de sigara içilen ortamda bulunmamaları gerekiyor” diye konuştu.

    Alkollü içeceklerin az miktarda tüketildiği takdirde kalp sağlığına yararlı olabileceğine ait kimi söylemler bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Batur, tüketilen alkolün miktarının 1-2 kadehi geçince kalp-damar problemlerine yol açtığını, her gün içki tüketmese de bazı günler fazla miktarda içenlerde alkole bağlı kalp-damar hastalıklarına sık rastlandığının unutulmaması gerektiğini söyledi.

    TAZE BESİNLERİ TERCİH EDİN

    Özellikle 35-40 yaş üzerinde aşırı beslenme kalp rahatsızlıklarını tetikleyebildiği için yaşın ilerlemesi ile birlikte günlük olarak daha az kalori almak ve daha fazla kalori tüketmenin hedeflenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Batur, şunları kaydetti:

    “Diyette hazır ve raf ömrü uzatılmış gıda yerine taze besinler, taze sebze-meyveler, bakliyat gurubu besinler, tahıl ve hayvansal ürünlerin dengeli bir şekilde tüketilmesi ve her gün en az 2,5 litre su içilmesi gerekiyor. Az yağlı, özellikle hayvansal yağ ve margarin türü doymuş yağlardan uzak duracak şekilde besin tüketilmesi kalp sağlığı açısından yararlı.”

    İnsan vücudunun temel yaşamsal fonksiyonlarını su ve tuzun birlikte düzenlediğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Kemal Batur, “Vücutta su dengesinin korunmasında ve besinlerin hücre duvarından geçişinde rol oynayan tuzun, belirtilen orandan fazla tüketilmesi çeşitli sağlık sorunlarına yol açıyor” dedi.

    Aşırı tuz kullanımının hipertansiyona neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Batur, bundan korunmak ve sağlıklı bir yaşam sürmek için Dünya Sağlık Örgütünün de günlük olarak tüketilmesi gereken tuz miktarını 5 gram olarak önerdiğini aktardı.

    DÜZENLİ SPOR YAPIN

    Egzersiz yaparken vücut kasları, kalbin pompaladığı kandan oksijeni çekerek enerji ürettiğini söyleyen Prof. Dr. Batur, “Egzersizi düzenli yaptığımız sürece kaslar, içlerinden geçen kandan daha çok oksijen çekme kapasitesi geliştiriyor. Böylece, kalbin hızlı atarak kaslara yüksek miktarda kan pompalama görevinde bir rahatlama oluyor. Ancak, egzersizin yararlı olabilmesi için düzenli yapılması gerekiyor. Böylece kas aynı miktardaki kandan daha çok oksijen çekebildiğinden kalp üzerindeki yük azalıyor” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Batur, stresin kan basıncını artırarak yüksek tansiyona neden olabileceğine dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Artan kan basıncı kalp damarlarının duvarlarına baskı yapıyor, hasara neden oluyor. Günümüz koşullarında stresi hayatımızdan tamamen çıkarmak mümkün olmasa da bu konuda bir uzmandan destek almak, düzenli spor alışkanlığı edinmek stres düzeyini azaltmaya yardım ediyor. Bu nedenle stresle baş etmeyi, iyimser olmayı öğrenmek ve keyif alınan sosyal ortamlardan uzak kalmamak gerekiyor.”