Etiket: Kafkassam

  • KAFKASSAM Başkanı Dr. Oktay:

    Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (KAFKASSAM) Dr. Hasan Oktay, “Cerablus operasyonu Türk Ordusunu kumpas ve darbe süreçlerine ve yıpratılma süreçlerine rağmen, Türkiye’ye karşı gelebilecek her türlü tehdide karşı dimdik ayakta olduğunun mesajıdır” dedi.

    KAFKASSAM Başkanı Dr. Oktay, Türkiye- Rusya ilişkilerinin bozulduğu 24 Kasım’dan bu güne başdöndürücü bir gündem yaşandığına dikkat çekerek, “Rusya, İran’ın yönlendirmesiyle Suriye’de İŞİD mevzilerini bombalarken birkaç sefer Rus uçakları Türkiye hava sahasını ihlal etmişti. İlk ihlale Türkiye gerekli diplomatik cevabı verirken NATO’dan da olaya tepki göstermesini bekledi. Batı bloğu bu süreçte Türkiye’yi yalnız bıraktığı gibi Türkiye’nin egemenlik haklarını savunma ilkesiyle karşı karşıya kalmasının önünü açtı. 24 Kasım’da Rus uçağı tekrar Türk hava sahasını ihlal edince uçağın düşürülmesi söz konusu oldu” ifadesini kullandı.

    “Buraya kadar her şey normaldi ve Türkiye egemenlik haklarını NATO’ya rağmen savunmuştu” diyen Oktay şöyle devam etti:

    “Oysa 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra Türkiye Rus uçağını düşürenlerin emri Amerika’dan aldığını ifade etti. Bu tehlikeli sürece sürüklenen Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirip hatta savaştıracak alt yapı büyük bir incelikle örülmüş iki lider Putin ve Erdoğan bu tezgahı son anda farkettiler.” Haziran ayı başında Erdoğan’ın Putin’e aralarındaki buzları eritecek girişimi yapıp mektup yazınca 15 Temmuz’un da aslında farkında olmadan düğmesine basılmasının önünü açmış olduğunu vurgulayan Dr.Oktay şunları söyledi:

    “ Türk ordusu içerisindeki bir grup asker isyana kalkışınca Türkiye bir darboğaza girdi. Kısa zamanda herşey kontrol altına alınmış olmasına rağmen ordu büyük bir moral bozukluğu ve itibar kaybına uğradı. Güvenlik zaafları ve kışlaların etrafı kraldan fazla kralcı FETÖ yapısına destek olan bir kısım belediyeler tarafından kapılarına kamyonlar yerleştirilmesi orduyu iyice çöküntüye sevkettiği görüşü ön plana çıktı. Bu atmosferde Cerablus operasyonu stratejik, psikolojik ve askeri bağlamda iyi planlanmış ve zamanlanası mevcut şartlarda iyi yapılmış bir operasyondur. Asker halkın gözünde bitirilmek istenirken bir hamle yaparak bu cendereden kolay çıktı. Cerablus hamlesi Salim Müslüm’den yeni bir Barzani çıkmasını engelleme operasyonudur. Aynı zamanda bu operasyon yapılırken Barzani’nin Türkiye’de olması operasyonun Kürtlere değil Suriye’deki terör gruplarına karşı yapıldığını göstermiş oldu. Cerablus operasyonu Türkiye’nin Suriye masasına oturma hamlesidir. Suriye’nin toprak bütünlüğü sözkonusu edilerek terör gruplarının federatif heveslerini bitirmiştir. Cerablus operasyonu Türk Ordusunu kumpas ve darbe süreçlerine ve yıpratılma süreçlerine rağmen, Türkiye’ye karşı gelebilecek her türlü tehdide karşı dimdik ayakta olduğunun mesajıdır. Bu manada Cerablus operasyonunu yöneten komutanların (2. Ordu Komutanı ve Özel Kuvvetler Komutanı) FETÖ darbesini bertaraf eden esas kişilerden olması da bu manada yeterince anlamlıdır. operasyon Türkiye’nin bekası için hayati önemdedir. Bu boyutu ile gelecekteki Türkiye’nin Irak veya Suriye’ye dönüşmesine karşı stratejik bir hamledir. Bu aşamada Cerablus operasyonunun stratejik hedeflerine ulaşması hayati anlamda çok önemlidir. Türkiye IŞİD’i terör örgütü olarak görerek ve Suriye’ye girişini bu legal zemin oluşturarak uluslararası meşruiyet sorununu çözmüş, PYD gibi farklı saplantılara kapılan grupları da hizaya getirmiştir. Bu hareketin Kürtlere karşı değil terör gruplarına karşı yapıldığı ifade ederek uluslararası hukuk zemininde elini güçlendirmiştir. En önemlisi ordu artık operasyon yapamaz diyen düşmana korku dosta ise güven vermiş, 5 bin yıllık Türk tarihinin en önemli olaylarından biri gerçekleşmiş oldu.”

  • Kafkassam Başkanı Dr. Oktay, Güney Azerbaycan’daki Türk Ayaklanmasını Değerlendirdi

    Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (KAFKASSAM) Başkanı Dr. Hasan Oktay, Güney Azerbaycan’da bir televizyon kanalında Türklere yönelik sözlerin ardından çıkan olaylarla ilgili, “İran devleti farkında olmadan ateşle oynuyor. 35 milyon Türkün yaşadığı İran rejimini ayakta tutan Farsların azınlıkta yaşadığı bir coğrafyada karşılıklı saygı ve hoşgörünün olması temel şart” dedi.

    KAFKASSAM Başkanı Dr. Oktay, İran’ın son günlerde ateşle oynadığını belirterek, “Bundan 7, 8 yıl evvel İran’da yaşayan Türkler hakkında ’kara böcek’ benzetmesi yapılmıştı. İran basınında şimdi ise bir TV programında ’Türkler tuvalet fırçasıyla ağızlarını temizler’ cümlesi kullanıldı. İran basınında sansürün yoğun olduğu bir dönemde böyle ağır hakaretlerin çıkması gözden kaçma şeklinde açıklanıyor. İran devleti farkında olmadan ateşle oynuyor. 35 milyon Türkün yaşadığı İran rejimini ayakta tutan Farsların azınlıkta yaşadığı bir coğrafyada karşılıklı saygı ve hoşgörünün olması temel şart. Bu prensibe dikkat edilmezse İran uluslararası müdahalelerin kaçınılmaz olduğu bir ülkeye çevrilebilir” ifadesini kullandı.

    Dr. Oktay, İran’ın sosyal refahı ve adaleti tüm coğrafyaya yayamazsa önümüzdeki günlerde büyük sıkıntılar yaşayabileceğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “İran anayasasına göre Türklerin sosyal ve anadilde eğitim meselesini gözden geçirmelidir. Eğer böyle bir hareket yapmayıp Fars şövenizmi ile Türkler hakkında bu tür aşağılayıcı yayın, davranış ve tutuma devam edilirse gelecek 10 yılda İran coğrafyasında Fars azınlığın yönettiği İran’da büyük tehlikeler baş gösterebilir. Türkler anayasal haklarını isteme konusunda gerekli taleplerini hukuki sınırlar içerisinde talep etmeye başlayacaklardır. İran şövenist tutumlardan, baskıcı davranışlardan vazgeçip sosyal adaleti, gelir dağılımı politikalarını tüm coğrafyaya dengeli yönlendirmelidir.”

    “Gelecek 10 yıl ’İran’ diye bir devletin, ’Şii’ diye bir rejimin varlığı tartışılacaktır” diyen Dr. Oktay, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Din adına yönetim dine isyana dönüşecektir. İran Fars şövenizmi, Şia’ya karşı nefret ve bunu yapacak olanlar başta bu baskıcı tutumdan rahatsız olan Fars kökenli aydınlar ve halk olacaktır. İran’dan kaçan binlerce Fars kökenli aydın halk İran rejiminin geleceğini tehlikeye sokmaktadır. Rejim böyle bir sıkıntı ile karşı karşıya iken Türkler hakkında böyle yayınlar yapılması kabul edilir bir davranış değildir. İran Türkleri demokratik zeminde hak ve hukukunu arayacaktır. Bu hak arayışını görmemezlikten gelmek artık çok geç olmuştur. İran değişim ve dönüşümü gerçekleştirip sosyal adaleti ve anayasal vatandaşlık hukukunu uygulayarak, Türkler ile ilgili tutumundan vazgeçmelidir. Gelecek 10 yıl İran için çok zor geçecektir.”