Etiket: Kadroya

  • Efsane başkandan efsane kadroya iftar

    Orduspor’un Süper Lig’de fırtına gibi estiği yılların kulüp başkanı Ergin Karlıbel, Ordulular’a o unutulmaz günleri yaşatan futbolcuları bir araya getirerek iftar yemeği verdi.

    Ergin Karlıbel’in Orduspor’da kulüp başkanlığı yaptığı 1976-80 yılları arasında 2. Lig’de şampiyon olarak Süper Lig’e çıkma başarısını gösteren, ardından başarılı sezonlar geçirerek 3 büyüklere kök söktüren, UEFA Kupası’nda Türkiye’yi temsil eden, Türkiye Kupası’nda Beşiktaş ile final oynayan ’efsane kadro’ iftar yemeğinde bir araya geldi. Atlıhan Otel’de gerçekleştirilen iftar yemeğine efsane kadrodan futbolcular Üstün Türközer, Güven Türközer, Erol Aydoğdu (Pele Erol), Yener Çelik, Turgay Güney (Çakal Turgay), Salih Aydoğan, Şükrü Bekiroğlu, Hikmet Bacınoğlu, Osman Çol, Hikmet Bacınoğlu’nun yanı sıra Turgut Kır, Sinan Bayraktar, Ali Şahin, Metin Akçevre, Atilla Yücel, Ali Göztepe, Fikret Ayabakan, Gürhan Bacınoğlu, Sebahattin Döner, masör ve malzemeciler katılırken, o dönemin teknik direktörü olan merhum Necip Cemal Gökalp hayırla yad edildi.

    İftar yemeğinde hasret gideren efsane futbolcu ve yöneticiler eski Başkan Karlıbel’e bu inceliğinden dolayı teşekkür ettiler. O dönemde forma giyip de rahatsızlıkları veya mazeretleri sebebiyle yemeğe katılamayanları futbolcuları da aralarında görmüş gibi kabul ettiklerini, vefat edenleri de hayırla yad ettiklerini belirten eski kulüp başkanı Ergin Karlıbel, “O dönemde Ordululara, Orduspor’un bir marka olduğunu göstermiştik. Dilerim ki, Orduspor içinde bulunduğu bugünkü durumdan kurtulur ve eski günlerine döner ve daha güzel günleri yaşarız” diye konuştu.

  • Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın: “Kadroya geçiş vaadini imza altına alacağız”

    Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Amalı, fakatlı cümlelere tahammülümüz yok artık. Kamuda görev yapan taşeron işçilerin, memur işi yapıp, işçi kadrosunda bulunanların, beklentilerinin zamana yayılmasını, üzerinde çalışılmasını değil, atılan imzaya sadık kalınmasını, kadroya geçiş vaadinin toplu sözleşmeyle imza altına alınmasını isteyeceğiz” dedi.

    Türkiye’nin en büyük emek hareketi olan Memur-Sen, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü Kütahya’da kutladı. On binlerce kişinin katıldığı 1 Mayıs kutlamaları Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Talepler Kütahya Zafer Meydan’ında dile getirilerek, emek, kardeşlik, dayanışma ve birlik mesajları verildi.

    Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “1 Mayıs’ta birlik mayasının yüreklere çalındığı, kardeşlik harcının inançla karıldığı, beylikten devlete geçiş kararının alındığı diyardayız. Tarihte, ilk toplu sözleşmenin yapıldığı yer olan Kütahya, kamu görevlilerinin ilk toplu sözleşmesini imzalayan Memur-Sen’i, Memur-Sen’lileri bağrına basıyor” dedi.

    “Anadolu’nun her yerini, her meydanını 1 Mayıs meydanı bildik”

    Tarihte 1 Mayısların olaylı geçtiğini hatırlatarak sözlerini sürdüren Yalçın, “1 Mayıs’ı emeğin hakkını haykırmak yerine kışkırtma ve provokasyon fırsatı olarak görenler olabilir. Kan, vandalizm, anarşizm üzerinden emeğin itibarına, dayanışma zeminine zarar verip, meydanları germek isteyenler olabilir. Biz paylaşmanın, hakça bölüşmenin erdemini anlatma derdindeyken çatışmanın, restleşmenin tezgahını kurmaya, yakmaya, yıkmaya, kırmaya, dökmeye odaklananlar olabilir. Haklarımızı artırmanın, kazanımları çoğaltmanın, çalışma şartlarını insanileştirmenin peşine düşmek yerine geçmişin acıları üzerinden zihinleri bulandırmaya yeltenenler olabilir. Marjinal gruplar 1 Mayıs’ı Taksim’e çıkma ayini görebilir. Aymazlık gösterip bazıları örgütlü gücü ideoloji değirmeninde öğütebilir. Biz bu tuzaklara düşmediğimiz için Anadolu’ya çıktık ve ülkenin her şehrini her meydanını 1 Mayıs Meydanı bildik. Memur-Sen olarak, Ne Taksim’i kutsamayı, Ne de 1977’de Taksim’de yaşanan acıyı yok saymayı da doğru bulmadık. ’1 Mayıs sadece Taksim’de kutlanmalı’ anlayışını haksız, ’1 Mayıs kesinlikle Taksim’de kutlanmamalı’ bakışını yersiz bulduk” değerlendirmesinde bulundu.

    “1 Mayıs 1977 Taksim olayları aydınlatılsın”

    “Buradan 1 Mayıs vesilesiyle hükümete ve siyasi partilere sesleniyorum” diyen Yalçın, şu çağrıda bulundu:

    “1 Mayıs 1977 olaylarını aydınlatacak Meclis Araştırma Komisyonu kurun, faili bulun, 1977 üzerinden alanları gerenlerin sermayelerini de ellerinden alın. Kim yaptı, kimler kan akıttı ise ortaya çıkarın. Gözyaşı dökenler ile kan dökenler birbirinden ayrılsın. Faili meçhul aydınlansın. Hayatını kaybedenlerin ailelerinin gönül huzuru sağlansın. Her 1 Mayıs öncesi haber başlıklarında ’Taksim ısrarı’ yerine, ’Emekçiler milli gelirin adil bir şekilde taksimini istiyor’ manşetleri yer alsın. Emek, hangi meydandan, hangi şehirden, hangi ülkeden ses verirse versin. Bakın biz Kütahya’dayız. Kütahya Zafer Meydanı’nda milletimizle, halkımızlayız. Emeğimiz, haklarımız, kazanımlarımız için buradayız. Daha önce de Ankara’da, Çanakkale’de, Diyarbakır’da, Konya’da ve Maraş’taydık. Emek dayanışmasını her yıl Anadolu’nun farklı bir ikliminde gerçekleştiriyoruz. Yeni, büyük, güçlü Türkiye iradesine destek için buradayız. 4. Dönem Toplu Sözleşme için kurulacak masaya getireceğimiz teklifleri deklare etmek için meydanlardayız.”

    “Toplu sözleşme masasında tekliflerimiz kazanıma dönüşmeli”

    Konuşmasında, Ağustos ayında yapılacak 4. Dönem Toplu Sözleşmesi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yalçın, “Toplu sözleşmede tekliflerimiz kazanıma dönüşmeli” diyerek, talepleri şu şekilde sıraladı:

    “İş güvencesi kırmızı çizgimiz 4/B’lilerin, 4/C’lilerin kadroya geçirilmesi en büyük hedefimiz. Amalı, fakatlı cümlelere tahammülümüz yok artık. Kamuda görev yapan taşeron işçilerin, memur işi yapıp, işçi kadrosunda bulunanların, beklentilerinin zamana yayılmasını, üzerinde çalışılmasını değil, atılan imzaya sadık kalınmasını, kadroya geçiş vaadinin toplu sözleşmeyle imza altına alınmasını isteyeceğiz. Ekonomik gelişmişlikten, refah artışından pay isteyeceğiz. Özel sektöre KDV indirimi ile bazı yüklerden muaf tutulurken, kamu görevlilerinin vergi matrahı ile maaf edilmesine hayır diyeceğiz. Türkiye’nin makro ve mikro ekonomik göstergelerinde sürekli bir iyileşme, yükselme ve artış var. Fakat kamu görevlilerinin ek göstergelerinde hala bir artış yok. Genç nüfusumuz bizi, hem bölgede hem de AB nezdinde avantajlı kılıyor. Anayasamız da, aile toplumun temelidir diyor. Eş ve çocuk yardımı hatırı sayılır rakamları bir türlü göremiyor. Yetkili sendika üyeleri ile diğer sendika üyeleri hatta sendika üyesi olmayan kamu görevlileri arasında hiçbir fark yok. Yetkili sendika olmanın ya da yetkili sendika üyesi olmanın farklılık oluşturmadığı sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık sistemini değiştirmeyi teklif edeceğiz. Toplu sözleşme ikramiyesinin yetkili sendika üyelerine artırımlı ödenmesini, yetkili sendikaya dayanışma aidatı verilmesini isteyeceğiz. Yapanın da, çatanın da, yatanın da aynı değerlendirildiği bir adaletsizlik kabul edilemez. Dayanışma aidatı gelmeli, örgütlü olanla örgütsüz olan, yetkili olanla yetkisiz olan ayrılmalı, üretim sektöründe nasıl ki patent hakkı ödeniyorsa, dayanışma aidatı da ödenmeli ve bedavadan geçinme dönemi bitmeli, adalet yerini bulmalı. Maaş zammına gelince. Enflasyona karşı koruyan değil, enflasyonun üstünde konuşlanan; Gerçekleşen enflasyon ile tahmini enflasyon verileri arasındaki makası kapatacak, erime riski oluşturmayan oran teklifleriyle masada olacağız. Taban aylıkta artış, emekliliğe etki eden tazminat yansıtma oranlarında yukarı yönlü bakış isteyeceğiz. 16 Nisan’da Türkiye’yi evet ile vesayetten kurtardık ama kamu görevlileri hala 1982 model, Kenan Evren patentli kılık kıyafet yönetmeliğinin vesayeti altında. Toplu sözleşme masasında; kılık-kıyafet serbest olmalı, kamu görevlileri nefes almalı diyeceğiz.”

    “İş güvencemiz kırmızı çizgimiz”

    İş güvencesinin kırmızı çizgileri olduğunun altını çizen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Kütahya Zafer Meydanı’ndan bir kez daha deklare ediyoruz; iş güvencesi Memur-Sen’in kırmızı çizgisidir. Emek ve Dayanışma Günü’nde bir kez daha haykırıyoruz. Çalışma mevzuatı üzerinde restorasyona evet, iş güvencesini deformasyona hayır. İş güvencesine; dokunulmasına da, iş güvencesinin yıpratılmasına da, bunun üzerinden kamu görevlilerinin hedef gösterilmesine de seyirci kalmayız. Tepkimizi verir, alanlara sığmayız. İş güvencesine yönelik her olumsuz adımı, emeğimize, helal ekmeğimize saldırı, taciz sayarız. Performans sistemi diyerek, başarı değerlendirme diyerek, surda gedik açma, iş güvencesi kalesinin altına tünel kazma çabaları varsa; o gediği açtırmayız, o tüneli kazdırmayız. Kaliteli kamu hizmetine, verimliliğe, etkinliğe dair her tür çabanın öncüsü ve paydaşı oluruz. Fakat bu kavramları ve sistemleri Truva atına dönüştürüp iş güvencesinin işgaline ve iptaline izin vermeyiz” ifadelerini kullandı.

    “Mülakata hayır, güvenlik soruşturmasına evet”

    Yalçın sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Siyaset ve bürokrasi, iş güvencesini yok etmenin değil, ihanete tevessül etmeyecek insanları istihdam etmenin peşinde olmalı. Bu yüzden, kamuya istihdamda güvenlik soruşturmasına tereddütsüz evet, fakat adil soruşturma yapılması kaydıyla. Bununla birlikte kamu hizmetine ilk defa alınmada mülakata kesinlikle ve kararlı bir şekilde hayır diyoruz. Çünkü mülakatta, adil davranılıp davranılmadığının denetlenemeyeceğini biliyoruz. Kamu işvereni, tekliflerimizi reddetmek için geçmişte mali disiplin ve bütçe imkanları başlıklarıyla gerekçe üretiyordu. 16 Nisan’daki ’Evet’lerle bu gerekçeler, gerçekle ilişkisi olmayan bu cümleler hükmünü yitirdi. Kamu işvereni, Toplu Sözleşme masasına, mali disiplin söylemine sığınarak değil, kamu maliyesine güvenerek oturmalı. Biz şimdi bahane kalmadı ’Evet’ diyeceğiz. Onlar da ’Evet’ demeli. Gelin kamu personel sisteminde de sessiz fakat ses getirecek bir devrim yapalım. Kamu görevlilerini mağdur eden kadro ve derece sınırlamalarını artık kaldıralım. İşçilikte geçen süreleri hizmetten sayalım. Ulaşım ve yemek giderini dahi karşılamayan ’fazla mesai ücreti’ni yükseltelim. Kıdem aylığında süre sınırlamasını kaldıralım, gösterge rakamını artıralım. Yemek yardımının doymaya, giyecek yardımının uygun elbiseyi almaya, yardımların tüm kamu görevlileri için olmaya ihtiyacı var. Emekli maaşı ve ikramiyesi emekleme dönemini geride bırakmalı. Yürüme bile değil, koşma evresine geçmeli. Emekli olunca aile ve çocuklar buharlaşmıyor ama maaşlar buharlaşıyor. Bu tezadı ortadan kaldıralım.”

    “Memura siyaset hakkı ve grev istiyoruz”

    Yalçın, konuşmasında, memura siyaset hakkı ve grev istediklerini vurguladı. Yalçın, “Gelin memura siyaset hakkını verelim. Referandumda gençlere meclisin yolunu açtık. Meclis kapısının memura da açalım. Kamu görevlilerine yönelik siyaset yasağını da, memura grev yasağını da kaldıralım. İşçi isen siyaset hakkın var. Memursan siyaset hakkın yok. Böyle bir şey olabilir mi? Allah aşkına. Memur-Sen olarak, ’Memur-Sen’e Davet, Tercih Evet’ derken, evet irademizi salonlardan alanlara, sandıklara aktarırken aynı zamanda paketin eksikliğine vurgu yaptık ve bu paket ülkeye istikrar getirir ama siyasette kalite ’Memura Siyaset Hakkı’ verilerek olur dedik. Türkiye’nin gelecek hikayesini destanlaştıracak bu değişime onay veren milletimize bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz” diye konuştu.

    “16 Nisan’da kazanan Türkiye oldu”

    16 Nisan’da yapılan ve yüzde 51.4 “Evet” tercihiyle sonuçlanan referandumu değerlendiren Yalçın, şöyle konuştu:

    “16 Nisan’daki evet sadece yerel vesayeti bitirmedi. Küresel vesayetin fay hatlarını da titretti. Evet’ler sadece Anayasayı değiştirmekle kalmadı, küresel çetelerin, içimizdeki lejyonerlerin kirli tezgahlarını da bozdu. Referandum sürecinde içeride kurulan tezgahları, dışarıda yürütülen kirli kampanyaları, ihanette ve bölücülükte ortaklığı hepimiz gördük. Almanya ve Hollanda’nın ırkçı tavrını, demokrasi kisveli faşizmini müşahede ettik. Terör örgütlerine sahne kuranları, Cumhurbaşkanına, Bakanlarına, milletvekiline engel çıkaranları, Türkiye’ye kin ve nefretini kusanları hem milletimiz hem de tarih kaydetti. Referandumda hayır diyen hiçbir vatandaş kaybetmedi. Hayır çıkması için kamp kuran, kamplaşma ve kutuplaşma senaryoları yazan ülkeler, örgütler, sahte müttefikler, vesayetçi muhterisler kaybettiler. Uluslararası çeteler, millet iradesine şaibe şalı atmaya, AGİT heyeti diye Kandil heyetini dünyaya yutturmaya kalktılar. Peki, sonuç ne oldu? Elbette ki avuçlarını yaladılar. 16 Nisan’daki irade sadece küresel vesayet odaklarını rahatsız etmedi. Kestane pazarında yetiştirip, ihanet pazarına sürdükleri Fetanyahu’nun tansiyonu da fırlattı. Kandil’de taşları yerinden oynattı. PKK’nın, FETÖ’nün, DAEŞ’in, DHKP-C’nin heveslerini kursaklarında bıraktı. Evet’ler sadece terör örgütlerini kudurtmadı. AB’sinden, ABD’sine, Hollanda lalesinden, İskandinav tilkisine, Almanya’nın Merkel’ine Brüksel sinsisine, hepsine okkalı bir Osmanlı tokadı vurdu. Referandum sürecinde yaşadıklarımız yanında yanı başımızda Suriye’de, Irak’ta yaşananlar, Filistin’de, Arakan’da yaşananlar tarihin bizi çağırdığını gösteriyor. Mazlumların, mahzunların, açlıkla, susuzlukla imtihan edilenlerin, kaynakları sömürülenlerin bizi beklediğini gösteriyor. İnsanlığın, kadim medeniyetimizin değerlerine, inanç iklimimize ihtiyacı var. Dünyanın, hakkı üstün tutan, adaleti esas alan, zulme karşı dirayeti, mazluma merhameti kuşanan yeni bir düzene, küresel adaleti işleten bir sisteme ihtiyacı var. Akılla, idrakle, şuurla şekillenen ve insanı önceleyen, adaleti hedefleyen bir direnişi başlatmak durumundayız.”

    15 Temmuz direnişinde 4 şehit veren Memur-Sen üyelerini de anan Yalçın, “15 Temmuz’da FETÖ’nün mankurtlarına, Pensilvanya’nın haydutlarına had bildiren, 27 gün, 27 gece milli irade nöbeti tutan kardeşlerim, Bu 1 Mayıs, 15 Temmuz’dan sonraki ilk 1 Mayıs. Kahramanmaraş’taki 1 Mayıs’ta aramızda olan 4 üyemizi 15 Temmuz’da şehit verdik. Biz biliyor ve inanıyoruz ki şehitler ölmez, şehitler için öldü denilmez. O halde soruyorum sizlere; Enerji-Bir-Sen üyemiz ve Şehidimiz Cuma Dağ burada mı? Diyanet-Sen Üyemiz ve Şehidimiz Ali Alıtkan burada mı? Eğitim-Bir-Sen üyemiz ve Şehidimiz Yusuf Elitaş burada mı? Eğitim-Bir-Sen üyemiz ve Şehidimiz İlhan Varank Hocamız burada mı? Evet, onlar aramızdalar. Evet, onlar soylu mücadelemizde daima yanımızdalar. Onlar bu şahitlikleriyle soylu mücadelemizin yıldızları olarak yaşayacaklar. Bize yol göstermeye, ışık vermeye, rehberlik etmeye devam edecekler” dedi.

    “Emeğin ideolojisi olmaz”

    Konuşması sık sık sloganlarla bölünen Yalçın, yurt dışında yürüttükleri faaliyetlere ilişkin, “Bugün bu meydanda yurt dışından konfederasyonlarla imzaladığımız ’eğitim-işbirliğ’ protokolü gereği ülkemizde 2 ay misafirimiz olan dünyanın farklı ülkelerinden 25 sendikacı kardeşimiz var. TODAİE, SESRİC ve MEMUR-SEN işbirliğiyle düzenlediğimiz uluslararası eğitim programıyla 25 kardeşimiz ülkelerine ’dış ilişkiler uzmanı’ olarak dönecekler. Medeniyet havzamızdaki ülkelerden, farklı kıtalardan bu programa katılan kardeşlerimize, hem programa iştirak etmeleri hem de Emek ve Dayanışma Günü’nde bizim heyecanımıza refakat etmeleri nedeniyle teşekkür ediyorum. Kendilerine kuvvetli bir alkış istiyorum. Ayrıca, istiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un sılasından, Arnavutluk’tan misafirlerimiz var. Sendikacı dostlarımız var aramızda. Arnavutluk’un en büyük konfederasyonu olan Arnavutluk Bağımsız İşçi Sendikaları Konfederasyonu (BSPSH) Genel Başkanı değerli dostum Gezim Kalaja Bey’e ve beraberindeki heyete de şahsım, Memur-Sen ailesi ve Türkiye’nin emekçileri, kamu görevlileri adına teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    “İLO delegeliği Memur-Sen’in hakkıdır”

    “Memur-Sen olarak sınırlarımızın dışına sendikal yolculuğu önemsiyor ve bunun için büyük bir gayret gösteriyoruz” diyen Ali Yalçın, “İslam İşbirliği Teşkilatı içerisinde emek komitesi kurulması için inisiyatif aldık. 58 Ülkeden 120 sendikacı ile ’İstanbul Deklarasyonuna’ imza attık. İstiyoruz ki İLO’nun yükü hafiflesin. 57 Ülkeyi kapsayan yeni bir Çalışma Örgütü daha göreve başlasın. Memur-Sen öncülüğünde atılan bu yeni adım emek kesiminde büyük yankı uyandırdı. Amacımız küresel sorunlara küresel çözümler ortaya koymak. Bu arada İLO’da Türkiye’yi temsil yetkisi 65 yıl sonra Memur-Sen’e geçti. Ülkemizdeki en büyük konfederasyon İLO’da çalışanları temsil ediyor. 15 Mayıs 2016 verilerine göre Memur-Sen en yakın konfederasyona 67 bin fark atmıştır. Fark atmakla kalmamış İLO’da Temsil Yetkisine de hak kazanmıştır. Türk-İş Başkanı Sn. Atalay’ın ’Madencilerin hakkını ILO’da Memur- Sen mi savunacak? İşçilerin fazla mesai çalışmalarını, madendeki çalışma koşullarını, özel sektördeki sorunlarını Memur- Sen mi anlatacak? Sorunları bilmeden nasıl çözüm önerisinde bulunacak?’ Anlaşılıyor ki Türk-İş ILO’da kamu görevlileriyle ilgili, bizim emeğimizle ilgili hiç cümle kurmamış. Bizim de öyle yapacağımız sanıyor. Anlaşılan o ki Türk-İş başkanı madenlerde, madenlerin galerilerinde memurların da görev yaptığını dahi bilmiyor. Çalışma hayatının emeğin her kesimini kapsadığını, ILO delegeliğini koruma refleksiyle sümen altı ediyor. ILO’yu işçilerin Uluslararası kuruluşu olarak göstermeye çalışıyor. Sorunları yaşayanlardan öğrenmek çözümleri paydaşlarla geliştirmek ortak akıl, etkili diyalog ve emek için uzlaşma Memur- Sen sendikacılığının temelidir. Sn. Atalay’a buradan sesleniyorum; ne yetki delisi, ne de haksızlığın boyun eğicisi oluruz. Biz Türk-İş le beraber, Hak-İş le beraber ILO’da, bütün dünyada emeğin hakkını haykırmaktan, haklarımız için bir arada olmaktan onur duyarız” ifadelerini kullandı.

    Yalçın, konuşmasının sonunda Memur-Sen Konfederasyonu’na bağlı sendikalara ve komisyonlara teşekkür etti.

    Ali Yalçın, “1 Mayıs’ta; birlik mayasının yüreklere çalındığı, kardeşlik harcının inançla karıldığı, beylikten devlete geçiş kararının alındığı diyardayız. Tarihte, ilk toplu sözleşmenin yapıldı yer olan Kütahya, kamu görevlilerinin ilk toplu sözleşmesini imzalayan Memur-Sen’i, Memur-Sen’lileri bağrına basıyor” dedi.

  • Milli Eğitim Bakanı Yılmaz: “Sözleşmeli öğretmenleri 5 yılın sonunda kadroya alacağız”

    Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, son atanan 20 bin sözleşmeli öğretmenle ilgili olarak, “Bunlarla birer yıl sözleşme yaptık. Eğer performanslarından memnunsak bu sözleşmeyi 4 yıla kadar uzatacağız. Eğer 4 yılın sonunda da memnunsak inşallah bunları kadroya alacağız” dedi.

    Bakan Yılmaz, Fidan Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde AK Parti Sivas İl Başkanlığı Kasım ayı Danışma Meclisi Toplantısı’na katıldı. Yılmaz, yaptığı konuşmada 15 Temmuz sonrası süreçte kamu kurum ve kuruluşlarındaki tasfiyelere değindi. Tasfiyelerden dolayı sözleşmeli öğretmen alımı başlattıklarını dile getiren Bakan Yılmaz, “Bilin ki evlatlarınızı teslim edeceğiniz, Türkiye’nin geleceğini inşa edecek öğretmenlerin mutlaka sözleşmeli ve mülakatla yapılan bir sınavdan geçmesi gerekir” dedi.

    Bakan Yılmaz, öğretmenlerin bir yıldan sonra değil bir yıl başlamadan sözlü mülakata alınması şartını getirdiklerini dile getirerek, “İstiyoruz ki evlatlarımızı teslim edeceğimiz öğretmenlerimizin hiçbir terör örgütüyle bir bağı olmasın. Ve anladığını anlatabiliyor mu, kendine özgüveni var mı? Ülkenin değerleriyle donanmış mı? Ve evrensel değerlere açık mı? Ve gerçekten 30 bine yakın kamu görevlisi sadece Milli Eğitim Bakanlığı ile ilişiği kesildi ve 20 bine yakını da açıkta. Çok kısa bir süre içerisinde 20 bin öğretmen atama izni aldık. 20 bin atamaya 50 puan ve üstü alanların başvurmasını talep ettik. Öğretmenlerimiz görev yerlerine başladılar ve bunların da yaklaşık yüzde 91’i en çok öğretmen açığımızın bulunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da istihdam edildi. Bunlarla birer yıl sözleşme yaptık. Eğer performanslarından memnunsak bu sözleşmeyi 4 yıla kadar uzatacağız. Eğer 4 yılın sonunda da memnunsak inşallah bunları kadroya alacağız” ifadelerini kullandı.

    “150 bin Suriyeli öğrenciye eğitim veriyoruz”

    Kendi öğrencileri dışında Suriyeli öğrencilere de eğitim verildiğini aktaran Yılmaz, “Suriyelilere de kendi evlatlarımıza hangi eğitimi vermek istiyorsak onlara da o eğitimi vermek için gayret göstereceğiz. Geçen yıl yaklaşık 900 bine yakın Suriyeli öğrenci vardı. Bunların 330 bine yakınına biz eğitim veriyoruz. Kimilerine kendi okullarımızda 50 bin civarı, kimilerine onların geçici kamplarında eğitim veriyoruz. Bu dönem de 150 bin civarı Suriyeli öğrenciye kendi eğitim kurumlarımızda, kendi öğrencilerimizle hangi müfredatta eğitim veriyorsak onlara da veriyoruz. 300 bin Suriyeliye de kamplarda eğitim veriyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah 900 bin Suriyeli öğrencinin tamamına eğitim vermek istiyoruz” dedi.

    Toplantıya AK Parti Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, İl Başkanı Ziya Şahin ve partililer katıldı.

  • Terim: “Kadroya aldığım ve almadığım oyuncuları yedirtmem”

    Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, son günlerde çıkan kadroya alınan veya alınmayan oyuncularla ve şahsıyla ilgili haksızca ve karalayıcı ifadelerden dolayı büyük üzüntü duyduğun belirterek, “Kadroya aldığım veya almadığım oyuncuları yedirtmem. Kimsenin planına alet olmayacağım” dedi.

    Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim ve Mehmet Topal 2018 FIFA Dünya Kupası Elemeleri’nde yarın akşam oynanacak Ukrayna karşılaşması öncesi Konya Büyükşehir Belediye Stadı’nda basın toplantısı düzenledi. Terim, kendilerini bekleyen 2 tane önemli karşılaşma olduğunu belirterek, “Bu maçlar için teknik, taktik anlamda iyi hazırlandığımızı düşünüyorum. Çalışmalarımızı sahaya yansıtabilirsek istediğimiz sonuçları elde edip yolumuza devam ederiz diye düşünüyorum. Gönül isterdi ki rakiplerimizi konuşalım, analizini yapalım ama biliyorum ki gündeminizde başka şeyler var. Medyayı takip ettiğimizi bilmenizi isterim. Bu konuya bir açıklık getireyim. Türkiye Futbol Direktörlüğü kavramının ve görev tanımının ne olduğuna ilişkin sanıyorum bir kafa karışıklığı var. Onu bir açıklayayım. Türkiye futbolunun geleceği için bir plan ve proje oluşturarak kısa orta ve uzun vadeli bir yapı oluşturma işidir. Bir çok projede dirsek temasında olur. Fazla detayını başka toplantılarda konuşuruz ama daha net anlaşılması için başka bir program yaptık. Önümüzdeki maçlar sonrası TFF’nin kendi sayfasında Türkiye Futbol Direktörlüğü faliyet raporunu aylık olarak yayınlayacağız” dedi.

    “Haksızca ve karalayacı ifadelerden büyük üzüntü duydum”

    “Türk futbolunun gelişimi için marka değerinin artırılması için katkısı, bilgisi, projesi kim varsa geçmişte olduğu gibi bundan sonra da bizzat onlara da kapımın açık olduğunun sizlerin huzurunda açıklamak istiyorum” diyen Terim, son günlerde çıkan haberler hakkında ise, “Burdaki emekçiler lütfen söylediklerimden alınmasınlar. Şimdi çoğunuz yine milli takım öncesi maç öncesi yaşanan servis edilen yazılan söylenen duyumla, yalanla beslenmeden dolayı patlamamı, kızmamı, ağzıma geleni söylememi istiyorsunuz. Ama beklentileri karşılayamacağım kusura bakmayın. Planların aleti olmayacağım. Görevimin ve pozisyonumun sorumluluğu üzerinde davranmaya ve ihtiyacımız olan sağduyaya ve sakinliği göstermeye çalışacağım, bu sakinliğe özen göstereceğim. Hepiniz biliyorsunuz ve görüyorsunuz ki son günlerde çıkan milli takım kadrosuna aldığım ve almadığım oyuncularla ilgili şahsımla ve oyuncularımya ilgili. Haksızca ve karalayıcı ifadelerden gerçekten büyük üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Ordan duydum, burdan duydum diye ortaya atılan çirkin iftiralarla ilgili tek tek mücadele edeceğimi bilmenizi isterim. Oyuncularımla alakalı ahlaksızca haber ve yorumlara izin vermeyeceğimden emin olabilirsiniz. Bedelini ödemeyi göze almış ve hatta milli menfaatleri kendi dünya duruşunun ve karakterinin önüne koyarken sağduyu ve aklı selim düşünceden çıkarak beni planlarının önünde görenlere kendimi de kadroya aldığım veya almadığım oyuncularımı da yedirmem. Kadroya aldığım ve almadığım oyuncular bu ülkenin bir evladıdır. İçimde bulunduğum durumu özetleyen bir atasözü var. ’Göz o ki dağın arkasını göre, akıl o ki başına geleceğini bile. İçinde olduğum dağın arkasını ve sislerin arkasındaki gerçekleri görmeye daha yeni başladılar. Suni yıpratma çabası içinde olanlara kendimi de, kadroya aldığım veya almadığım oyuncularımı da yedirmem. Türk futbolunun geleceği için herkesi sağ duyuya davet ediyorum. Birlik olmaya ihtiyacımız var. İçinde bulunduğum dağın arkasını ve sislerin arkasındaki gerçekleri görmeye herkes daha yeni başladı” diye konuştu.

    “Kadroda olmayan oyuncularım hakkında soru almayağım”

    Ahımız var diyenlerin başının üzerinde yeri olduğunu vurgulayan Terim, “Saygı çerçevesine eleştiren herkesin başımızın üstünde yeri var. Hepinizin yaptığı işin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Sizin bekledikleriniz olduğu gibi, benim de istediklerim oluyor. İstemeden gönlünü kırdıklarım, geçmişteki manipüle edilmiş bilgilerden ahımız var diyenler, hepsinin başımın üstünde yeri var. Kadroda olmayan oyuncularım hakkında soru almayacağım. Cevaplamak istemediğim için değil. Genç oyuncularım etkilenmesin diye. Şimdi Ukrayna ve İzlanda maçı ile ilgili sonu varsa alacağım” ifadelerini kullandı.

    “Emre Mor çok yetenekli bir oyuncu”

    Emre Mor ile ilgili bir soruya Türkiye Futbol Direktörü şöyle cevap verdi:

    “Emre Mor son 3 ayda kalbimize giren bizi meşgul eden çok yetenekli bir oyuncu. Sonsuz teşekkür ediyorum onu kazandıranlara… Çok doğru bir transfer yaptı bence Dortmund’a giderek ve süre almasına çok memnunum. Çok güzel işler yapacağına inanıyorum. Her geçen gün iyiye gidiyor. Süre aldıkça daha da iyi olacak. 10-15-50 dakika hiç önemli değil yeterki oynasın. Olağanüstü yetenekleri var kimsede olmayan. Bir de arkadaşlarıyla kontakt olarak oynarsa çok daha iyi olur. Burada seyircimizle birlikte iyi işler yapacağını düşünüyorum. Şu sabrı hepimiz göstermeliyiz. 18-19 yaşındaki bir gençten bahsediyoruz. 3-4 ay önce küçük bir takımda yani ekonomik olarak küçük bir ekip birden bire Türkiye Milli Takımı daha sonra Dortmund’a gitti. Herşeyi dört dörtlük bekleyemeyiz herkese tanıdığımız töleransı ona da tanıyacağız. Allah zeval vermesin.”

    “Shevchenko büyük bir antröner olacak”

    Terim, Ukrayna Teknik Direktörü Shevchenko ile ilgili gelen bir soruya ise, “Shevchenko ile kısa bir süre çalıştık ama dünyanın en büyük oyuncularından bir tanesi. İtalya tarihininin unutulmazları arasına girmişti. Büyük futbolcu kimliğiyle yetinmeyerek teknik adamlıkta da bilgiler edinilerek daha donanımlı olacağına yürekten inanıyorum. Tanıyacağınız çok beyefendi bir futbolcuydu ve büyük bir antrenör olacak. Kaybedersek gidip elini sıkmaktan büyük zevk alırım, bunu hak eden bir insan. Zaman zaman görüşüyoruz telefon veya rastlaştığımız bu yüzden çok mutluyum” diye cevap verdi.

    “Ömer benim evladım”

    Bir basın mensubunun Ömer Toprak’ın yeniden mili takıma çağrılmasıyla ilgili sorusuna ise Terim, şöyle cevap verdi:

    “Ömer Toprak açıkcası yaşanan bir olaydan sonra almadık. Onun sakatlıkları oldu, olmadı. Yarın yine olmayabilir. Arkadaşlar benim burada inanın kimseyle şahsi bir işim olması mümkün değil. Antalya’da prim meselesi değil dedim, getirdiğiniz prim meselesine bağladınız. Sonuç olarak bunlar olur. Ömer benim evladım, futbolcum hep öyle oldum.”

    Caner Erkin açıklaması

    Caner Erkin’in sonradan kadroya alınması hakkında da açıklamalarda bulunan Fatih Terim, “Caner’e gelince açıklamasını yaptım. Ben istedim bunu belirttim. Hasan Ali iyi olsaydı belki hiç almayacaktım. Bu benim kendi tasarrufum. Bu bir… İkincisi Caner’in bir de sağlık durumu var. Hem Hasan Ali’nin sağlık durumu hem Caner’in sağlık durumu var. İkisi de sıkıntılı, doktorlarımız görüşüyor. Bugün ilk kez idmana çıkacak. Hasan Ali kadroya geliyordu son dakika Fenerbahçe ve Milli Takım doktorları görüştüler ve olmadı. Bizim için önce sporcu ve insan sağlığı geliyor. Gökhan’ı almadım bu kez yani Ömer ve Gökhan mevzusundan dolayı değil. Ömer ile Gökhan sadece olmaz Hakan da olur. Onlar iyi arkadaş oldular biz dışarıda kaldık. Onlar tamir ederler, etmeliler doğru yolu bularak” ifadelerini kullandı.

    “Bu çocuklara sahip çıkmak gerekiyor”

    Milli Takım’da forvet sıkıntısının yaşanmadığını da vurgulayan Terim, “Mevlüt Fransa’da iyi oynuyor. Enes, Hollanda’da önemli bir rol üstlendi. Yunus ve Cenk de bu sezon çok iyi… Biri yapamazsa öbürünü sokarız. O yüzden bu sayıları çoğaltacağız. Bir sürpriz yapacaktır. Türkiye’nin her tarafındaki oyuncuları kadroya almaya çalışıyoruz. Bu çocuklara sahip çıkmak gerekiyor. Allah yolumuzu açık etsin” dedi.

    Mehmet Topal: “Kadro ile ilgili haberler genç arkadaşlarımızı üzüyor”

    A Milli Takım’ın başarılı futbolcusu Mehmet Topal ise, çok iyi bir takıma karşı oynayacaklarını belirterek, “Onlar da yeni jenerasyon. Seyirci avantajımızı kullanmak istiyoruz. Bu iki maç çok önemli, hedefimiz 6 puan. Hırvatistan gibi zor deplasmandan 1 puan aldık. Hocamızın dediği gibi yenemiyorsak da yenilmeyelim. Hocamız nerede görev verirse orada oynayacağım, fark etmiyor. Takım adına konuşacak olursam, bu bizi olumsuz etkiliyor. Biz konsantrasyonumuzu Dünya Kupası’na gitmeye verdik. Biz tecrübeli olduğumuz için üstesinden geliyoruz ama kadro ile ilgili haberler genç arkadaşlarımızı üzüyor. Kötü oynadığımız zaman, hedeflere ulaşmadığımız zaman istediğiniz her şeyi söyleyin ama böyle iki maç öncesi destek olmalısınız” diye konuştu.

  • AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hotar: “720 Bin Taşeron İşçi Kadroya Geçecek”

    TÜRK-İŞ 3. Bölge Temsilciliği’ni ve HAK-İŞ Sendikası İzmir İl Temsilciliği’ni ziyaret eden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Nükhet Hotar, “Vatanımız için çalışan tüm işçilerin yanındayız” dedi. Hotar, 720 bin taşeron işçinin kadroya geçeceğini de belirtti.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Nükhet Hotar, İzmir programı kapsamında TÜRK-İŞ 3. Bölge Temsilciliği’ni ve HAK-İŞ Sendikası İzmir İl Temsilciliği’ni ziyaret etti. Konuşmasında birlik ve beraberlik vurgusu yapan Hotar, istihdam konusunda vaatlerinin tamamını, planlamalarının ise yüzde 75ini hayata geçirdiklerini belirterek, “720 bin taşeron işçi kadroya geçecek” dedi. Özel istihdam konusunda çözülmesi gereken problemlerin olduğunu dile getiren Hotar, “Birlik ve bütünlük olduğu sürece aşılamayacak bir sorun kalmayacaktır. Vatanımız için çalışan tüm işçilerin yanındayız” diye konuştu.

    “STK’LARA BÜYÜK ÖNEM DÜŞÜYOR”

    Sözlerine gündemde yer alan terör olaylarına değinerek devam eden Hotar, şunları söyledi:

    “Ülke olarak güçlenmemizi engellemeye çalışıyorlar. Birliğimizi ve beraberliğimizi kimse bozamayacak. Tek devlet, tek bayrak, tek millet için çalışıyoruz. STK’lara da terör olayları karşısında büyük önem düşüyor. TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ sendikalarına terör olayları karşısında hassasiyetlerinden, devletimizin cumhurbaşkanı ve başbakanının yanında olduklarından dolayı teşekkür ediyorum. Ülkenin birliği ve beraberliğini bozmadan, AK Parti döneminde resmi tatil ilan edilen ve işçi kardeşlerimiz için bir bayram havasında geçmişini hedeflediğimiz 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Günü’nü bu yıl da daha iyi çalışma şartlarına kavuşacak olan taşeron işçilerimizin sevinciyle beraber kutlayacağız inşallah.”