Etiket: Kadınlarda

  • (Özel Haber) Kadınlarda Kışın Saç Bakımı Ve Yeni Yılın Moda Renkleri

    Eskişehir’deki bayan kuaför Ali Akbaş, bu sene saç boyalarında daha marjinal renkler tercih edileceğini, en çok gri rengin moda olacağını belirterek, “Ombre modası bitiyor, marjinal renklere geçiş yapılıyor” diye belirtti.

    Ali Akbaş, 2016 yılına damgasını vuracak renklerin yanı sıra kış mevsiminde yapılması gereken saç bakımı ile ilgili bilgiler verdi. Yaz aylarında güneş ve deniz suyundan yıpranan saçların, kış aylarında da kuruyarak sağlıksız kalmasını engelleyecek bir dizi önerilerde bulunan kuaför Akbaş, kadınların kendilerini uzman ellere bırakmaları gerektiğini dile getirdi. Kışın kesinlikle keratin bakımı yapılması gerektiğine dikkat çeken Akbaş, “Kış aylarında bayanların ilk önce dikkat etmesi gereken şeylerin başında saçları geliyor. Bayanların kış aylarında kesinlikle saçlarına bakım yapmaları gerekiyor. Hava soğuk olduğu için ister istemez saçlar kuruma yapacaktır. Kuruma olduğu zaman da saç bayan kuaförlerinde profesyonel ekip tarafından keratin bakımı yapılması gerekiyor. Bayanların özellikle kış ayında şampuanını, yağını ve maskesini eksik etmemesi gerekiyor. Bu şekilde ürünlerini kullanırsa saçlarından kış boyunca memnun kalır. Çünkü yazın ister istemez denizde havuzda güneş ışınlarına maruz kalan saçlar yıpranma meydana gelebiliyor. Kışın havalar soğuk olduğu için saçlar kuruma yapıyor. Bayanlar saçlarına biraz daha dikkat ederlerse daha güzel sonuçlar elde edebilirler” dedi.

    “2016 YILINDA EN ÇOK GRİ RENK MODA OLACAK”

    Kuaför Akbaş, 2016 yılında kadınların en çok tercih edeceği renklerden de bahsederek, geçen yıla damgasını vuran ombre modasının bu sene pek talep görmeyeceğine dikkat çekti. Bayan kuaförü Ali Akbaş, “Bu senenin moda renkleri gri, fuşya, mavi, parlement mavisi ve özellikle mor bayanların tercih ettiği renklerden. Boya yaptırmak saçı yıpratıyor olabilir ama sonuçlar çok güzel oluyor. Bence bayanların da zaten bu değişimi yapmaları gerekiyor. 2016 yılında en moda olacak renklerden birisi gri. Bu sene yolda her on kişiden dokuzu mutlaka gri saçla geziyor. Bence çok güzel, yakışan insanlara da gerçekten yakışıyor. Ben herkes yaptırıp denemeli diye düşünüyorum. Geçtiğimiz yıl ombre modası vardı. Artık ombre modası yavaş yavaş bitiyor, daha marjinal renklere geçiyoruz. 2016 yılının sonuna kadar da bu şekilde devam eder diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

  • Tiroit Bezine Ait Sorunlar Erkeklerden Çok Kadınlarda Görülüyor

    Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, tiroit bezinin fazla çalışmasından oluşan ’hipertiroidi’ ve tiroit bezinin büyümesiyle meydana gelen ’guatr’ hastalığı hakkında bilgiler vererek, tiroit bezine ait sorunların erkeklerden çok kadınlarda görüldüğünü söyledi.

    Boyunda hemen gırtlağın altına yerleşmiş bir salgı bezi olan tiroit bezinin, besinlerle alınan iyodu topladığını, T3 ve T4 denen tiroit hormonlarını yaptığını ifade eden Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, tiroit bezine ait sorunların erkeklerden çok kadınlarda görüldüğüne dikkat çekti. Prof. Dr. Serdar Yol, “Tiroit hormonları, vücudumuzdaki her hücre ve dokunun fonksiyonlarını düzenler. Sağlıklı olmak için tiroit hormonlarının devamlı ve yeterli miktarda salgılanması gerekir. Az miktarda salgılanması vücut fonksiyonlarının yavaşlamasına, fazla miktarda salgılanması ise vücut fonksiyonlarının hızlanmasına neden olur. Tiroit bezinin büyümesine guatr denir. Guatr değişik şekillerde bulunabilir. Nodülsüz guatrda her iki tiroit bezi simetrik olarak büyümüştür ve tiroidin yüzü düz ve yumuşaktır. Nodüler guatrda ise tiroit bezi büyümekle beraber içinde bir veya daha fazla nodül vardır. Yüzü boğum ve tümseklerden oluşmaktadır. Nodülsüz guatr, tiroit glandının vücut için yeterli miktarda tiroit hormonu üretmemesi sonucu oluşur. Vücutta yapılan tiroit hormonları düşünce, tiroit bezi hücreleri, beyin tarafından daha fazla hormon yapmak üzere uyarılır. Uyarılan tiroit hücreleri daha fazla hormon yapımını sağlamak için çoğalır ve büyür” diye konuştu.

    “ÇOK NODÜLLÜ BİR GUATRDA KANSER RİSKİ DAHA DÜŞÜKTÜR”

    Nodüler guatr nasıl oluştuğu hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Serdar Yol, “Beyinden gelen uyarılar bazen tiroit içindeki bir kısım hücreler tarafından daha fazla algılanır ve bunun sonucu olarak diğer hücrelere göre daha fazla çoğalır. Çoğalan bu hücreler nodül dediğimiz tiroit içindeki yumruları oluşturur. Tiroit nodüllerine çok rastlanır, ancak bunların yüzde 4-20’si tiroit kanseri riski taşır. Özellikle küçük tek bir nodülün giderek büyümesi, sert ve çevresine yapışık olması kanser kuşkusunu artırır. Çok nodüllü bir guatrda kanser riski daha düşüktür. Tiroit nodüllerinin değerlendirilmesinde endokrinoloji, radyoloji, nükleer tıp ve patoloji üniteleri cerrahi ekip ile birlikte çalışmaktadır. Tiroit nodülleri bir yandan ultrasonografi ile incelenerek kanser riski taşıyıp taşımadığı tespit edilirken, bir yandan da nükleer tıp ünitesi tarafından yapılan sintigrafik inceleme ve kanda bakılan hormon değerleri ile fonksiyon görüp görmedikleri ayrımı yapılır. Riski olmayan ufak nodüllerde gereksiz cerrahi uygulama yerine ilaçla tedavisi ve takip seçeneği uygulanmaktadır. Tiroit nodüllerinde kanser araştırmasında ince iğne biyopsisi standart hale getirilmiştir. Bu işlemi deneyimli patolog ve radyolog, cerrahla birlikte yapmaktadır” şeklinde konuştu.

    TİROİT BEZİNİN FAZLA ÇALIŞMASI (HİPERTİROİDİ)

    Prof. Dr. Serdar Yol sözlerine şöyle devam etti: “Tiroit bezinin kendi başına, kandaki tiroit hormonu düzeyi ile ilişkisiz olarak, devamlı ve vücut gereksinimden fazla tiroit hormonu üretmesine hipertirodi denir. Hipertiroidi de sık rastlanan bir durumdur. Bu durumda organların işlevleri hızlanmıştır. Bunun neticesinde ellerde titreme, çarpıntı, sıcağa tahammülsüzlük, sinirlilik, aşırı heyecan, duygusallık, kilo kaybı, aşırı terleme, saç dökülmesi, ishal, gözlerin ileri doğru çıkması gibi göz bulguları, kuvvet azalması, kadınlarda adet düzensizlikleri görülmektedir. Menopoz döneminde nispeten sık görülen hipertiroidi, bu dönemde zaten artan kemik erimesi riskini daha da artırır. Hipertiroidi nasıl düzeltilir? Hipertiroit tedavisinde ilk etapta vücutta fazla üretilen hormonun dengelenmesi gerekir. Bunun için tiroit hormonlarının dokulara etkisini gideren ilaçlardan faydalanılabilir. Ama ideal tedavi yöntemi hormon üretimini azaltan ilaçlarla yapılır. Nodülsüz hipertiroidilerde aşırı hormon üretimi dengelendikten sonra kesin tedavi cerrahi tedavi ile veya nükleer tıp ünitesinde, atom tedavisi olarak bilinen radyoaktif iyot ile yapılır. Nodülü olan olgularda ise kesin tedavi cerrahi olarak yapılır.”

    TİROİT AMELİYATLARININ RİSKİ VAR MIDIR?

    Prof. Dr. Serdar Yol, tiroit ameliyatı için hastanın hastanede yatış süresi ve ameliyat sonrası hastanın takibi konusunda da ise, “Her cerrahi işlemin olduğu gibi tiroit ameliyatlarının da ameliyatla ilgili riskleri vardır. Kanama ve enfeksiyon bu riskler arasındadır. Vücut kalsiyum dengesini sağlayan ve tiroit bezine yapışık duran paratiroit bezlerinin çıkarılması ile ameliyat sonrasında kalsiyum eksiğine bağlı kasılma ve kramplar oluşabilir. Tiroit bezine komşu olan ses telleri sinirinin hasar görmesi ile ameliyat sonrasında ses kısıklığı problemleri yaşanabilir. Ancak, deneyimli merkezlerde yapılan ameliyatlarda riskler son derece azdır. Deneyimli merkezlerde, ameliyat anında uygulanan titiz cerrahi teknikleri sonucu, tiroit ameliyatlarından sonra hastalar hastanede ortalama 1- 2 gün kalır ve 5 – 7 gün içinde sorunsuz şekilde işine dönebilir. Tiroit ameliyatı geçiren hastalar gerek vücudun ihtiyacı olan hormonun salgılanmasının azalması sonucunda hormon takviyesi yapılmak üzere, gerekse kalan tiroit dokusunda tekrar nodüllerin çıkmasını önlemek üzere ilaçla baskılamak için, ameliyat sonrasında uzun bir süre takip edilmelidir. Tiroit polikliniğinde titiz tutulan bilgisayarlı kayıt ve takip programı ile endokrinoloji ünitesi ile cerrahi grup ekip çalışması halinde hastaların düzenli takibini yapar” açıklamasını yaptı.

    GUATR HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

    Kişinin guatr hastalığı riskinin taşıyıp taşımadığını mini bir test ile anlaşılabileceğini belirten Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, şu bilgileri verdi: “Kalp atımlarınızın çok yüksek veya çok düşük olduğunu saptadınız mı? (60 altı veya 100 üstü), Boynunuzda sıkışma ve gerilme hissi var mı? Terleme ve saç dökülmesini sıklıkla yaşıyor musunuz? Son zamanlarda aniden aşırı kilo aldınız mı ya da verdiniz mi? Cildinizde dökülme, kuruma veya mat bir görünüm var mı?

    Ani sinir atakları veya gün içinde uyuklama yaşıyor musunuz? Bacaklarınızda şişlik oluyor mu? Soğuğa veya sıcağa karşı tahammülsüzlüğünüz son zamanlarda arttı mı? Kabızlık, ishal veya karında ağrı atakları yaşıyor musunuz? Unutkanlık yaşıyor musunuz? Ya da kendinizi depresyona meyilli hissediyor musunuz? gibi sorulardan hastalığı taşıyıp taşımadığınız hakkında bilgi sahibi olunabilir. Yukarıda saydığımız sorulardan bir tanesini bile kendinizde yaşıyorsanız mutlaka bir uzmana muayene olup erkenden tedaviye başlanması gerekmektedir.”

  • Uzmanlardan Kadınlarda ‘Adet Düzensizliği’ Uyarıları

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, kadınlarda adet düzensizliğinin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini, bu nedenle ihmal edilmeyerek mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi.

    Kadınlarda adet düzensizliğinin çok sık karşılaşılan bir sorun olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, kadınlarda görülen adet düzensizliğinin hormonal nedenlerden olabileceği gibi, ciddi rahatsızlardan da kaynaklanabileceğini dikkat çekti. Dr. Sema Ağar Sezgin, “Düzenli adet 28 günde bir gelir ve 4-7 gün sürer, fakat 21 ile 35 günlük aralıklarla gelen adetler de normal kabul edilir. Geçici adet düzensizlikleri normal kabul edilse de uzun sürmesi durumunda başka hastalıkların belirtisi olabileceğinden vakit kaybedilmeden gerekli tedavinin yapılması için mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır” dedi.

    Kadınlarda stres, mevsim değişiklikleri, aşırı kilo alımı veya kilo verimi gibi faktörlerin adet düzenini değiştirebileceğini dile getiren Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, “Hormonlardaki sorunlar, yumurtlama olmaması, yumurtlama sorunları, polikistik over hastalığı, yumurtalıklardaki kistler de adet düzensizliklerine yol açabilir. Rahimdeki miyomlar da rahim iç tabakasını etkiliyorsa, adet düzensizliğine sebep olabilir” diye konuştu.

    “ADET DÜZENSİZLİĞİ TEDAVİ EDİLEBİLİR”

    Adet düzensizliğinin sebepleri belirlendikten sonra gerekli tedavi uygulanarak sorunun çözülebileceğini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, “Ağızdan alınan ilaçlar veya cerrahi tedavi gibi farklı ve çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur. Yeter ki adet düzensizliği küçümsenip, doğal ve basit bir sorunmuş gibi görülmesin. Çünkü düzensiz kanamalar çok ciddi sağlık problemlerinin ön habercisi olabilir. Bu nedenle sebebi mutlaka araştırılmalıdır ve sebebe yönelik tedavi düzenlenmelidir” açıklamasında bulundu.

    “TEŞHİS KONULAMIYORSA YAŞAM DÜZENİNE BAKILMALIDIR”

    Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, yapılan tetkiklerde hastanın adet düzensizliğine sebep olacak herhangi bir bulgu yoksa kişinin yaşam tarzına bakılması gerektiğini de vurgulayarak, “Aşırı kilolu bir kişiyse, kilo vermesi için bilgilendirilmelidir. Eğer aşırı zayıf biriyse, buna yönelik testler uygulanarak uygun kiloya gelmesi için bir uzmandan yardım alması sağlanabilir. Bunların dışında aşırı stres veya depresyon belirtileri varsa konu ile ilgili olarak bir uzmana yönlendirilir. Adet düzensizliğinin, altında yatan başka bir neden yoksa adet düzenleyici ilaçlar ile kolaylıkla düzene girmesi sağlanabilir’’ şeklinde konuştu.

  • “Erkeklerle Kadınlarda Burun Ameliyatları Farklı Olmalıdır”

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Belma Şahin, erkeklerde ve kadınlarda burun ameliyatlarının farklı olması gerektiğini söyledi.

    Güzel burun denince eskiden herkesin aklına küçük, ucu sivri ve havada, burun sırtı kayık ve biblo gibi duran burunlar geldiğini anlatan Op. Dr. Belma Şahin, “Şimdilerde burunla ilgili bu algı çok değişti. Günümüzde insanlar doğal, tek düze olmayan, kişinin yüz hatlarıyla orantı içerisinde olan doğal burunları güzel buluyor. Şekil bozukluğu ile nefes alma problemi de var ise, burun estetiği ile birlikte kıkırdak, kemik ve mukozal yapılar yüz ile uyumlu olucak şekilde açı, büyüklük ve konum açısından tekrar yapılandırılıp bu bozukluklar giderilebilir. Özetle burun estetiği ile burnun boyutları, açıları, kıvrımları ve oranları değiştirilerek burna yeniden şekil verilebilir” dedi.

    Erkeklerde ve kadınlarda burun ameliyatlarının farklı olması gerektiğini kaydeden Op.Dr.Belma Şahin, “Erkeğe derin burun kökü, yuvarlak burun ucu ve kavisli burun sırtını yakıştırmıyorum, erkeksi görünüm için burun kökünü daha yüksek, burun sırtının daha düz ve burun ucunun daha ince olması gerektiğine inanıyorum. Kadın ve erkeğin burun ucu kalkıklığını belirleyen açılar da farklı olmalıdır. İlk görüşmede burun içi ve dışı ayrıntılı bir şekilde muayene edilir. Ek bir hastalık ve problem var ise bu aşamada tespit edilir. Ameliyat için farklı açılardan fotoğraf çekilir ve bu pozlar rinoplasti ameliyatı planlanmasında kullanılır. Ayrıca dijital ortamda isteyen hastalar için rinoplasti sonrası görüntü hakkında fikir sahibi olunabilir” ifadelerini kaydetti.

    Ameliyatın hastane ortamında ve genel anestezi altında uygulandığını belirten Op. Dr. Şahin, “Ameliyat süresi burunla ilgili mevcut problemlere bağlı olarak iki ile üç saat arasında değişebilir. Ameliyat sonrası genellikle burun içine tampon ve burun üstüne termoplastik alçı konur. Sadece estetik amaçlı yapılan burun estetiği ameliyatlarında tampon konmayabilir. Genellikle üç gün sonra olmak üzere tamponlar, yedinci günde de alçı çıkarılarak dikişler alınır. Sonraki aşamada üç ya da dört gün boyunca burun bandajı uygulanır. Hastalar isterse ameliyatın ertesi günü işine dönebilir ancak anestezinin verdiği bir yorgunluk hali nedeni ile tavsiye edilmez. Yaklaşık 10 gün sonra bir iş yemeğine katıldığınızda yeni tanıştığınız insanların sizin ameliyat olduğunuzu anlamayacağı şekilde hızlı iyileşirsiniz. Bütün estetik müdahaleler gibi burun estetiği de her dönemde uygulanabilir. Fakat operasyon sonrası dönemde şişliklerin artmaması ve yüzünüzde lekelenmeler olmaması için güneşten korunmak önemlidir. Bu nedenle sonbahar dönemi bu operasyon için en çok tercih edilen dönemdir” diye konuştu.

  • Cilt Çatlakları Kadınlarda Daha Çok Görülüyor

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Fulya Tezel, cilt çatlaklarının kadınlarda daha çok görüldüğünü belirtti.

    Cildin doğal yapısında bulunan ve esnemelere olanak sağlayan elastin hasar gördüğünde çatlaklarla karşı karşıya kalındığını ifade eden Dr. Fulya Tezel, “Hasar gören elastin yapı ‘stria’ adı verilen cilt deformasyonlarını meydana getirir. Toplum olarak cilt çatlağı adı verilen bu sorunun genel nedeninin kişilerin kilo alması, genişleyen bünyenin mevcut bedene sığmaması olarak algılarız, ancak cilt çatlaklarının altında yatan asıl sebep hormonal değişikliklerdir. Kilo alıp verme ya da hamilelik gibi durumlar karşısında oluşan hormon değişikliklerine bağlı olarak cilt çatlakları meydana gelebilir ve bunlarla başa çıkmanın en sağlıklı yolu güvenilir bir merkezde çatlak tedavisi yaptırmak olacaktır” dedi.

    Cilt çatlaklarının erkeklere oranla kadınlarda daha sık görüldüğünü anlatan Dr. Fulya Tezel, “Bunun temel nedeni olarak, yapılan araştırmalarda kadınların yüksek hormon seviyelerinden kaynaklandığı belirtilmektedir. İnsan vücudunda görülen çatlaklar ilk olarak vücutta mor ve kırmızı olarak görülmektedir. Son derece kaşıntılı bir yapıya sahip olan çatlak ile ilgili dikkat edilmesi gereken husus, insanların bilinçsiz olarak kaşıntı bölgelerine uygulama yapmalarıdır. Bilinçsiz olarak yapılan uygulamalar insan sağlığını tehdit ettiği gibi, çatlak bölgesinde önemli sorunlara neden olabilmektedir” diye konuştu.

    CİLT ÇATLAKLARININ TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜDÜR?

    Dr. Fulya Tezel, çatlak tedavisi zor bir tedavi ve tek bir tedavi seçeneği olmadığını belirterek, “Mezoterapi, PRP ve dermaroller tedavi seçeneklerindendir. Son zamanlarda fraksiyonel karbondioksit lazer yüz güldürücü sonuçlar nedeni ile kozmetik dermatoloji pratiğine girmiştir. Eski veya yeni tüm çatlak tedavisinde kullanılabilir. Özellikle basen ve bacak çatlaklarında çok başarılıdır. Karın çatlakları için birden fazla seans gerekebilir. Çatlakların şiddetine ve cildin yapısına bağlı olarak seans sayısı değişir” dedi.