Etiket: Kadınlarda

  • Kadınlarda idrar kaçırma problemi tarih oluyor

    Günümüzde idrar kaçırma ve pelvik taban gevşekliği doğumlar ve yaş ile bağlantılı olarak dünyada milyonlarca kadını etkilemekte. 50 yaş üstü kadınların yüzde 60-80’i vajinal atrofiden etkileniyor, yüzde 40’ı da çeşitli derecelerde ve şekillerde idrar kaçırma problemi ile karşılaşıyor. Pelvik taban kas egzersizlerin (Kegel), hasta uyumunun az olması nedeniyle genellikle başarısız olduğunu anlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Dilek Özdur, cerrahi tedavilerin etkili fakat iyileşme sürecinin uzun ve ağrılı olduğunu belirtti.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Dilek Özdur, “Vajinal duvarların bağ dokusu pelvik organ desteğinde önemli bir faktördür. Pelvik taban disfonksiyon bulguları, vajina veya onu destekleyen bağ dokusundaki gevşekliğe bağlı ortaya çıkar. FotonaSmooth vajinal duvardaki bağ dokusunu sıkılaştırıp, pelvik taban desteğini düzeltiyor. Vajinal mukozaya uygulanan optimal ardışık ısı pulsları vajinal duvarda sıkılaşma ve gençleşme sağlıyor. Smooth modda mukozaya kontrollü yüzeyel uygulama ile derin dokuların etkilenme riski bulunmuyor.  Isının dokudaki kontrollü ve optimal dağılımı kollajenin yeniden şekillenmesi ve yeni kollajen oluşumunu sağlıyor” diyerek, jinekolojide lazer uygulamalarının ise hangi rahatsızlıklarda kullanılabileceğini anlattı:

    “Jinekolojide lazer uygulamaları başlıca idrar kaçırma, vajinal gençleştirme, vajinal atrofi, vajinal kuruluk, genital siğiller, rahim ağzı yaraları, polipleri ve kistleri ve jinekolojik estetik uygulamalarda kullanılmaktadır. Öksürmek, hapşırmak, gülmek gibi karın içi basıncı artışıyla oluşan idrar kaçırma stres idrar kaçırma olarak adlandırılır. Lazer tedavisi ile hafif ve orta dereceli stres idrar kaçırmada, ciddi idrar kaçırmada da çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Mix tipi idrar kaçırma şikayeti olan kadınlarda stres komponenti oldukça rahatlamaktadır. İşlem 20-30 dakika sürmekte, hastanın klinik bulgularına göre bir ila üç seans lazer tedavisi uygulanmaktadır. Hastaların yüzde 80’i şikayetlerinin ciddi oranda azaldığını ifade etmektedir. Doğuma veya yaşa bağlı vajinal gevşeklik sendromunda lazer uygulaması ile vajinal kanal fototermal etki ile sıkılaşmaktadır. Vajinal mukoza kalınlaşmaktadır. Hastaların yüzde 95’i cinsel birliktelik kalitesinde artış olduğunu ifade etmektedir. Kadının kendine güveni ve mutluluğu artmaktadır. Menopoz döneminde vajinal kuruluk, hassasiyet ve ağrılı ilişki şikayetleri sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Vajinal kanala uygulanan çok düşük enerjili lazer tedavisi mikrodamarlanma ve kanlanmayı artırmakta ve kollajen fibril kısaltma etkisi yapmadan doku yenilenmesi gerçekleştirmektedir. Normal vajina mukoza yapısını ve fonksiyonunu düzeltmektedir. Uzun süreli östrojen tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır.”

    Op. Dr. Dilek Özdur, lazer tedavisinin uygulandığı diğer bir jinekolojik problemin genital siğiller olduğunu belirtti. Özdur, “Noktasal atışlarla cilde veya mukozaya zarar vermeden vulvar ve vajinal siğiller çok kısa sürede yok edilebilmekte, herhangi bir iz kalmadan çok hızlı bir iyileşme gerçekleşmektedir. Güvenli ve etkili bir uygulama olması, ofis koşullarında uygulanabilmesi, sosyal hayata anında dönüş ve hızlı iyileşme sağlaması, yüksek başarı oranı ve hasta memnuniyeti nedeniyle jinekolojik lazer uygulamaları önemli bir tedavi yöntemi haline gelmiştir. Yakın zamanda da tüm jinekologların vazgeçilmezi olacaktır” diye konuştu.

  • Kadınlarda kanser artıyor

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Profesör Doktor Polat Dursun, kadınlarda kanser vakalarının arttığına dikkat çekti.

    Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Profesör Doktor Polat Dursun, dünyada kadın kanserlerine bağlı ölümlerin yıllar içinde arttığının görüldüğünü belirterek, “Amerikan kanser derneğinin yıllık yayınladığı kanser raporuna göre tıptaki tüm gelişmelere rağmen kanser vakalarındaki sayı ve ölüm oranlarında artış olduğu rapor edildi. Yapılan hesaplamalara göre 2030 yılında dünyada kanserden ölen kadın sayısının 5.5 milyon olacağı hesaplandı ki bu da Danimarka, Finlandiya, Norveç, Singapur gibi büyüklükteki ülkelerin nüfusuna eşdeğerdir. 2012 de kansere bağlı ölümler 3,5 milyon iken bu rakamın 2030 yılında bu artış trendi ile 5.5 milyona çıkacağı en son yayınlanan kanser raporunda yayınlandı. Yayınlanan bu kanser raporuna göre kadınlarda ölüm nedenleri içinde kansere bağlı ölümler ABD ve Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde kadın ölümlerinin yüzde 14 ile kalp hastalıklarından sonra 2. en sık nedenini oluşturmaktadır” dedi.

    WHO ve Uluslararası kanser araştırmaları ajansının tahminlerine göre 2012 de 6,7 milyon yeni kanser vakası ve 3,5 milyon ölüm görüldüğünün hesaplandığını anlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Profesör Doktor Polat Dursun, “Bu kanser vakalarının yarında çoğu (yüzde 54) ve kanser ölümlerinin de yüzde 64’ü az gelişmiş ülkelerde görülmektedir. 2030 yılında dünyada kadınlarda görülen kanser vakalarının 9,9 milyona ulaşacağı ve bunlarında yıllık 5,5 milyonunun hayatını kaybedeceği hesaplanmıştır.

    Toplumdaki kanser sıklığı sadece nüfusun artması ile değil bu toplumun beslenme alışkanlıkları, obesite, spor alışkanlığı, sigara alkol ve tütün maddeleri tüketimi, bazı virütik hastalıkların sıklığı, ülkedeki kanser tarama programları, toplumun sağlık hizmeti alma alışkanlığı ve halkın kanser ile ilgili farkındalığı ile yakından ilişkilidir.

    Gelişmiş ülkelerde kadınlarda en sık görülen kanserler meme kanseri, akciğer kanseri ve kolo-rektal kanserlerdir. Az gelişmiş ülkelerde ise kadınlarda en sık meme kanseri, 2.sırada serviks kanseri ve 3. sırada akciğer kanseri gelmektedir” diye konuştu.

    Ülkemizde Sağlık bakanlığı kanser savaş dairesi verilerine bakıldığında yılda 174 bin kişiye kanser tanısı konulduğunu dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Profesör Doktor Polat Dursun, “Yapılan hesaplamalar göre Türkiye’de yılda 103.070 erkek ve 71.233 kadın kansere yakalanmaktadır. Kadınlarda en sık meme, tiroid ve kolorektal kanserler en sık görülmektedir. Jinekolojik kanserler açısından bakıldığında ülkemizde de en sık görülen jinekolojik kanserler rahim içi kanseri, yumurtalık kanseri ve rahim ağzı kanseridir.

    Sağlık bakanlığının 2004-2009 yılları arasında yaptığı hesaplamalar sonucunda Türkiye’de 3800 civarında rahim kanseri, 2790 civarında yumurtalık kanseri, 1950 civarında da rahim ağzı kanseri ve 400 civarında da diğer kadın genital kanserleri olgusu görüldüğü bildirilmiştir.

    Tüm jinekolojik kanserlerde erken tanı çok önemlidir. Rahim içi kanserinde en önemli bulgu menapoz sonrası kanamalar veya adet düzensizlikleridir. Bu şikayetler hastayı erkenden doktora getirdiği için rahim içi kanserinde erkenden tanı konmakta ve hastaların büyük bir kısmında sadece ameliyat ile ek kemoterapi ve radyoterapi almadan tedavi yeterli olmaktadır. Rahim ağzı kanserinde ise en önemli bulgu ilişki sonrası olan kanamalar ve düzensiz kanama ve tedaviye rağmen geçmeyen akıntılardır. Bu hastalık jinekolojik muayeneyi ihmal etmeyen kadınlarda smear ve HPV testleri ile erkenden tespit edilebilmektedir. Ama jinekolojik kontrol yapılmayan hastalarda ileri evrelerde yakalanabilmektedir ki bu durumda da ışın ve kemoterapi tedavileri gerekebilmektedir.

    Yumurtalık kanserinde erken tanı koydurucu bir şikâyet yoktur. Hastalar karın ağrısı, karın şişliği, kabızlık gibi daha çok mide barsak hastalıkları diye yorumlanabilecek şikâyetlerle başvurduğu için tanı genellikle ileri evrelerde konmaktadır. İleri evrede tanı konan hastalarda da yaşam süresini uzatmak için agresif cerrahi yaklaşımlar ve kemoterapiler gerekmektedir.

    Tarama programlarını iyi uygulayan ülkelerde ölüm oranları düşük iken tarama programı olmayan ülkelerdeki ölüm oranları çok yüksek düzeylerdedir. Kadınların adet düzensizliği,menapoz sonrası kanama , ilişki sonrası kanama veya kasık ve karın ağrısı durumlarında mutlaka jinekolojik muayene olmaları gereklidir” Şeklinde konuştu.

  • Kadınlarda doğurganlığı değerlendirme aşamaları

    Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Yard.Doç.Dr.Deniz Gökalp Kaya, kadınlarda doğurganlığı değerlendirme aşamaları hakkında yaptığı bilgilendirmede infertilite hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

    Liv Hospital Tüp Bebek Merkezi Bölüm Başkanı Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Yard. Doç. Dr. Deniz Gökalp Kaya, en az 1 yıl herhangi bir korunma yöntemi uygulanmaksızın haftada 2-3 kere girilen cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edilmemesine infertilite yani kısırlık denildiğini belirterek, “İnfertilite çoğu toplumda önemli bir sorundur. Dünya genelinde çiftlerin yaklaşık yüzde 15’i infertilite nedeni yardımla üreme tekniklerine başvurmak zorunda kalmaktadır” dedi.

    İnfertilite şikayeti ile başvuran hastalara yönelik inceleme yapılırken infertilite nedenleri yüzde 50-50 erkek ve kadın faktörleri arasında paylaşıldığı için hem erkek hem kadın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Yard. Doç. Dr. Deniz Gökalp Kaya, şunları söyledi; “İnceleme her tıbbi prosedür için başlangıcı oluşturan detaylı anamnez ile başlar. Çifte yönelik; infertilite süresi, önceki tedavileri, adet düzeni, geçirilen cerrahi işlemler gibi sorular sorularak neden araştırılır.

    Kadına yönelik değerlendirme Anamnez sonrası hasta muayene muayene edilir. Hastanın vücut-kütle indeksi hesaplanır. Genel muayene sonrası jinekolojik muayeneye geçilir. Muayene sonrası ultrasonografi yapılarak, rahim ve yumurtalıklar değerlendirilir.

    Yumurtalık rezervini değerlendirmek için: USG ile antral folikül sayısı FSH(folikül stimülan hormon) düzeyi AMH (anti-mülleryan hormon) düzeyi Veya dinamik testler yapılabilir.ayrıca ovulasyonun (yumurtlama) olup olmadığı bazı testler veya ultrasonografi takibi ile belirlenir. Bunların dışında rahim içi ve tüpleri değerlendirmek için HSG (histerosalpingografi) yapılabilir. Elde edilen bulgulara göre veya gerekli durumlarda tanısal/operatif laparoskopi veya tanısal/operatif histeroskopi olarak adlandırılan ve anatomik yapının değerlendirilmesinde altın standart testler olarak uygulanan bu yöntemler uygulanabilir. Ayrıca tüp bebek tedavisi için sağlık bakanlığınca da zorunlu kılınan serolojik ve hematolojik testler ile yumurtlama problemine yol açabilecek hormonal durumu değerlendirmek için gerekli testler yapılır.”

  • Kadınlarda saç dökülmesine dikkat

    Dr.Emrah Çinik, kadınlarda saç dökülmesine karşı uyardı. Dr.Emrah Çinik, “Saç dökülmesi sorunu erkeklerde daha sık olmakla beraber erkek ve kadın ayrımı olmadan hemen herkesin ortak sorunudur. Ancak psikolojik olarak olumsuz etki kadınlarda daha belirgindir” dedi.

    Saç dökülmelerinin önüne geçmek ancak erken dönemde uygulanacak olan Saç mezoterapisi ve PRP tedavisi ile mümkün olabileceğini kaydeden Dr.Emrah Çinik, kadınlarda saç dökülmesi sebeplerini şöyle sıraladı;

    “Genetik Kadınların saç dökülme problemlerinin önemli nedeni genetik faktörlerdir. Hormon Dengesizlikleri Kadınlarda görülen saç zayıflama ve dökülmesinin önemli bir nedeni de hormon dengesizlikleri ve hormon tedavileridir. Kullanılan doğum kontrol hapları saç dökülmesine sebep olabilmektedir.

    Tiroid Hastalığı Tİroid bezinin fazla ve az çalışması ile ilgili yaşanan hormon bozukluğu sırasında saç dökülmesi görülür.

    Demir Eksikliği Demir eksikliği anemisi, ağır adet kanamalarından kaynaklanabilir. Demir eksikliği, kadınların saçlarının zayıf görünümlü olması ve kadınlardaki saç dökülmesinin en önemli nedenlerinden biridir. İlaçlar,Dengesiz Beslenme ve Stres Yetersiz beslenme de saç dökülmesine neden olan etkenlerden biridir. Özellikle bilinçsiz yapılan diyetlerde vitamin,proteinin,minerallerin yeterli düzeyde alınamaması. Stres kaynağı olan her etken, olumsuz etkisini saçlarda da,saç seyrelmesi,saçın zayıflaması ve dökülmesi şeklinde gösterecektir”

    Kadınlarda saç dökülmesinin üç değişik şekilde olabileceğini ifade eden Dr.Emrah Çinik, “Genetik faktörler sıklıkla etkilidir. Başın her tarafında genel bir dökülme ve seyrelme şeklindedir.

    Başın üst bölgesininde olur. Ön saç çizgisi bölgesi sağlam kalır. Ludwig sınıflamasına göre 3 değişik evrede görülebilir. Hafif derecede bir dökülmeden, ileri derecede tam saç kayıplarına kadar olabilir.

    Erkeklerde olduğu gibi önlerde olur. Alın genişler. Kadınlarda saç dökülmesi, saç köklerinde artmış hormon etkisine (dihidro-testosteron) bağlıdır. Buna karşı, bu kadınlar genel hormonal yönden sağlıklıdırlar.

    Genel ve yaygın saç dökülmesi olan kadınlarda başın arkasındaki saçlarda da dökülme varsa, nakil edilen saçların da dökülmesi riski vardır. Bu nedenle, kadınlardaki genel ve tepe bölgesindeki saç kayıplarında ilk tedavi yöntemi medikal ilaç tedavisi (minoxidil)ve saç dökülme tedavileridir(saç mezoterapisi ve prp)” dedi.

  • Kadınlarda adet sancısına dikkat

    Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, kadınlarda adet sancısına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.

    Düzenli adet gören kadınlarda adet döneminin ilk 1-2 günü sancı olabileceğini anlatan Op. Dr. Aslı Alay, “Bu ağrı genellikle kadınların yüzde 50’sinde görülmekte çoğunlukla hafif geçmektedir. Bazı kadınlarda ise ağrı şiddetli olabilir. Rahim kas dokusu içerir, adet döneminde rahim kaslarındaki kasılma ağrıya ve kramplara yol açmaktadır. Birçok ağrı kesicinin hedefi olan prostoglandin adet döneminin başlangıcında salgılanır, rahimde kasılmaya, kasılmada ağrıya yol açar. İlk günlerde yüksek olan prostoglandin düzeyi daha sonra azalır ve ağrıda azalır. Dismenore tanısı konulmadan önce ağrının ne zaman geldiği, eşlik eden şikayetler, ağrı geçmesi için neler yapıldığı, ağrının seyri önemlidir” diye konuştu.

    Dismenore başlangıç şekline göre iki grupta incelendiğini anlatan Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “Pirimer dismenore; ilk adeti takip eden 1-2 yıl içinde başlar. Sancı çoğunlukla adetten 1-2 gün önce başlar, adetin ilk günü şiddetlenir. Alt karın bölgesinde başlayan ağrı ve kramplara eşlik eden bulantı-kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, kabızlık, ishal, bacakların iç yüzünde hassasiyet olabilir. Çoğunlukla altta yatan bir hastalık yoktur. Nedeni prostoglandinlerin doğal salınımı olup tedavide ağrı kesici özelliği olan ilaçlar kullanılır.Bu ilaçlar adet kanaması başlamadan alınırsa dahada etkili olur. 1-2 günlük kullanım çoğunlukla yeterlidir. İlaçlarla birlikte alkol almamaya dikkat edilmelidir. Ayrıca karaciğer hastalığı, kanama bozukluğu ve ülseri olan kadınlarda ilaç dikkatli kullanılmalı, doktor önerisi ile ilaç alınmalıdır. Kontrol edilemeyen şiddetli ve iş gücü kaybına yol açan, sosyal yaşantıyı etkileyen adet sancılarında daha etkin bir tedavi gerekebilir. Bu durumda hormonal tedavi yöntemleri kullanılabilir” diye konuştu.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, Dismenore tedavisinde geleneksel yöntemleri ise şöyle sıraladı; “Masaj, sıcak uygulama: sıcak banyo, ayaklara sıcak uygulama kadını rahatlatır. Dikkat edilmesi gereken sıcak uygulama direk olarak karın bölgesine yapılmamalıdır. Çünkü karın içi mevcut olan ve bilinmeyen iltihabi bir durumu arttırabilir. Kadında adet döneminden önce karında şişlik; Memelerde gerginlik, baş ağrısı görülüyor ise adetten yaklaşık 1 hafta önce tuzu kısıtlamak, kafeinli gıdalardan uzak beslenmek, maydonoz tüketmek, ıhlamur, rezene çayı içmek bir miktar ödemi azaltır. Ayrıca vit B ve magnezyum içeren gıdaların tüketimide ağrıyı azaltabilir. B vitamini et, karaciğer, balık, yeşil sebzelerde bolca bulunur. Magnezyum ise fındık, fıstık, kepek, çiğ tüketilen koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Meditasyon ve yoga gibi uygulamalar , düzenli uyku, kas tonusunu arttıracak egzersizler ve nefes egzersizleri de yararlıdır” şeklinde konuştu.

    Sekonder dismenorenin ise rahim ve yumurtalıklardaki herhangi bir hastalık nedeni ile olduğunu anlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “En sık nedeni çikolata kisti ve myomlardır. Ağrılar adetten önce başlayabilir ve adet bitiminde devam edebilir. Ağrı adet dışındaki dönemlerde ve ilişki sırasında da olabilir. Tedavide hastalığın boyutuna göre bazen ilaç tedavisi, bazı durumlarda ise cerrahi tedaviden yararlanılır.” şeklinde konuştu.