Etiket: Kadınlarda

  • Ekonomik alanlarda kadınlarda olmalı

    TOBB Diyarbakır İl Kadın Girişimciler Kurul Başkanı Hatice Akyıl, “İstihdam ve sosyal refahı geliştirmek hedeflerine, ancak kadınların ekonomik alana katılımı ile sağlanabilir” dedi.

    Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Diyarbakır İl Kadın Girişimciler Kurul (KAGİK) Yönetim ve İcra Kurulu Üyeleri 14 Nisan’da yapılacak olan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) seçimlerinde farklı meslek gruplardan aday olan kadın üyelerini ziyaret etti.

    Diyarbakır’da 14 Nisanda yapılacak olan Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde Beyaz, Yeşil ve Sarı Listelerin meslek gruplarından aday olan TOBB Diyarbakır İl Kadın Girişimciler Kurulu Üyelerine Kurul Yönetimi ve İcra Kurulu Üyelerinden destek geldi.

    Akyıl, guruplarda kadın aday sayısının istenilen düzeyde olmadığını belirterek, bundan sonraki seçimlerde kadın aday sayısının her geçen gün artacağına inandığını söyledi. Ziyarette üyelerinin farklı listelerde ve farklı guruplarda yer almasının kendileri için önemli olduğunu anlatan Akyıl, “Güçlü bir ekonomi oluşturmak, daha katma değerli üretim yapmak, istihdamı ve sosyal refahı geliştirmek hedeflerine, ancak kadınların ekonomik alana katılımı ile sağlanabilir” dedi.

    Kadın Girişimciler Kurulu tarafından gerçekleştirilen ziyaretten dolayı memnuniyetlerini dile getiren Beyaz Liste 6 Adayı Şerife Keskin, cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırıp, kadını ekonomiye dahil edip kent ekonomisinin ivmesini yükseltmenin birincil görevler arasında olacağını kaydetti.

    DTSO Sarı Liste adayı Filiz Bedirhanoğlu, oluşacak DTSO Meclisinde kadın sayısının daha fazla olması kadınlar ile ilgili daha iyi projelerin hayata geçeceğine inandıklarını söyledi.

    Yeşil Liste Adayı Nevin İl ise, DTSO’da bir kadın meclisi oluşturacaklarını ve bu meclis ile Kadın girişimcilerin daha aktif bir şekilde iş hayatında daha aktif olacaklarını diye getirdi.

  • Engelli kadınlarda üreme sağlığı eğitimi

    Sağlık Bilimleri Üniversitesi Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı SUAM, Altındağ Belediyesi ve Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfı işbirliği ile ‘Engelli Kadınlarda Üreme Sağlığı ve onların genel sağlıklarını geliştirmek’’ amacıyla eğitim semineri verildi.

    Hastane Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün’ün moderatörlüğünde düzenlenen eğitim seminerinde Hastane kadın doğum ve genetik uzmanları tarafından engelli vatandaşlarımızı üreme sağlığı konusunda bilgilendirmeye yönelik sunumlar yapıldığı seminer, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün’ün açılış ve selamlama konuşmasıyla başladı. Başhekim Prof. Dr. Yaprak Üstün, “Ülkemizde yaklaşık 5 milyon civarında engelli insan var ve bunların yarısından çoğu kadın. Her insan gelecekte bir engelli adayı iken böyle bir topluluğu göz ardı etmek mümkün değildir” dedi.

    Engelliliğin bir hastalık olmadığının altını çizen Üstün, “Engellilik bir hastalık değildir ve gerçekte mevcut olan hizmetler engelli insanlara çoğunlukla ve kolayca uyarlanabilir. Dünya nüfusu içerisinde engelli Prevelansi artmaktadır. Engelliler arasında ise kadınlar çoğunluğu oluşturmaktadır. Engelli kadınlar ‘engelli’ ve ‘kadın’ olmanın güçlüklerini bir arada yaşamaktadırlar. Bunun yanında fiziksel sinirlilikler, ekonomik problemler, eğitim yetersizliği ve engellilere yönelik tutum ve davranışlardan dolayı da sağlıkları olumsuz etkilenmektedir. Biz sağlık çalışanları ise engelli kadınların özellikle üreme sağlığı sorunlarını görmezden gelemezdik. Bu seminerde; engellilik kavramı, nedenleri ve türleri. doğum öncesi nedenler, doğum sonrası nedenler ve diğer nedenler konu başlıkları altında engelli gurupların sınıflandırılması, fiziksel sınırlılıklar, ekonomik problemler, eğitim yetersizliği, engellilere yönelik tutum ve davranışlar, engelli kadınların en sık karşılaştığı üreme sağlığı sorunları, cinsellik, ebeveynlik, üreme siklusu ve aile planlaması gibi konularda eğitim verilmesi amaçlandı” diye konuştu.

    Program, Başhekim Prof. Dr. Yaprak Üstün’ün emeği geçenlere teşekkür plaket takdimiyle son buldu. Programa Hastane Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün, Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’nin eşi Saadet Tiryaki, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Ertuğrul Ünkoç, Dr. Murat Özmen, Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Saime Toptan, Anadolu Kadın Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zübeyde Ozanözü, Ankara Büyükşehir Belediyesi Psikolojik Danışmanlık ve Destek Eğitim Şube Müdürü Sevgi Karabulut, Aile Bakanlığı ÇEKOM adına Gülay Civelek, işaret dili tercümanı Canan Öztürk, Altındağ Kültür Müdürlüğü çalışanları, düzenleme kurulunda yer alan Op. Dr. Şule Özel, Op. Dr. Demet Kokanalı, Gönül Tozlu İmahan Türkeri, ve sunumlarıyla toplantıya katılan Doç. Dr. Özlem Uzunlar, Doç. Dr. Şebnem Özyer, Op. Dr. Könül Mürsel, Op. Dr. Hatice Çelik, Op. Dr. Burcu Kısa Karakaya, Uzm. Dr. Esra Çakar’ın yanı sıra çok sayıda engelli vatandaş katıldı.

  • Kadınlarda bağırsak sendromuna dikkat

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği Prof. Dr. Mehmet Koruk huzursuz bağırsak sendromunun sindirim bozuklukları arasında en sık görülen hastalık olduğunu belirterek, “Hastalık kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür” dedi.

    Prof. Dr. Mehmet Koruk, huzursuz bağırsak sendromu şikayetlerinin tek bir nedenle izah edilmesinin zor olduğunu, soruna yol açan durumların henüz tam olarak anlaşılamadığını söyledi. Genelde bağırsaklardaki motilite bozukluğu, aşırı duyarlılık ve gıda intoleransı olarak tanımlanmasına rağmen, aslında birçok hastada normal fizyolojik cevapların, genelde psikolojik faktörlerle abartılmış bir şekli olduğunu dile getiren Koruk, “Bu sendrom için kullanılan, kolon hastalığı ve kolit terimleri doğru değildir, çünkü hastalıkla ilgili belirtiler, sadece kolonla sınırlı değildir ve inflamasyon bu tabloda yoktur” ifadelerini kullandı.

    Koruk, “Hastalardaki karın ağrısının çok önemli olduğunu ancak hiçbir zaman gece uykudan uyandırmadığını belirterek, “Eğer bu varsa genelde sabaha yakındır ya da başka bir nedenle uyanmışsa ağrı olduğunu ifade edebilir. Ağrı yemekle ve stresle ortaya çıkar. Ağrı kilo kaybına neden olmaz. Eğer ağrı gece oluyorsa, dışkılama kanlı ve kilo kaybına neden oluyorsa organik bir neden mutlaka araştırılmalıdır. Dışkıda bol miktarda mukus da bulunabilir, eşlik eden hemoroid gibi bir patoloji yoksa dışkıda kan kesinlikle bulunmaz” dedi. Semptomların sadece kolonla ilgili olmadığını, hastaların yarısında midede yanma, erken doyma, bulantı ve kusma gibi şikayetlerin de olduğunu aktaran Koruk, “Beraberinde sıklıkla genitoüriner şikayetlerde vardır. Ağrılı adet, mesanenin tam boşalmaması gibi şikayetler vardır. Ayrıca bu hastalarda bazen fibromijalji, bel, baş ağrısı, halsizlik ve uykusuzluk vardır. Bu hastaların doktor tarafından yapılan muayeneleri genellikle normaldir. Bazen depresif görünümde olabilirler. Hastalar biraz gergin ve endişeli olmakla birlikte genellikle sağlıklı görünümdedirler. Bazen de muayenede karın alt bölgelerinde hassasiyet olabilir. Genelde 40 yaşından yada menopozdan önce başlar. Hastaların genel özellikleri şikayetleriyle ilgili olarak birçok doktora başvurmuş olmaları ve birden fazla gastroenterolojik değerlendirmeden geçmiş olmaları sık rastlanan bir durumdur. Tedavi olarak, psikolojik destek çok önemlidir. Özellikle kanser fobisi olan hastalara, kendilerinde kanser bulunmadığı iyice anlatılırsa çok rahatlarlar. Ancak bazı hastaların çoğu sadece ikna yoluyla rahatlamamaktadır. Bu hastaların çoğuna psikolojik destek ve tedavi gerekir. Karın ağrısı ve kabızlığı olanlarda, diyetteki lifin artırılması önerilir ve dışkı yumuşatıcılar verilebilir” diye konuştu.

  • Solaryum kadınlarda Melanom riskini artırıyor

    Melanom, ciltte pigmentasyon yapan hücrelerin malign tömörüdür. Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği (TROD) Başkanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, melanositlerin tümör hücrelerine dönüşümünün genetik olarak eğilimli kişilerde daha sık olduğunu belirtti.

    Çevresel faktörler, genetik değişikliklerin birikimi, onkogenlerin aktivasyonu, tümör baskılayıcı genlerin inaktivasyonu ve bozulmuş DNA onarımı hastalığın oluşumunda rol oynadığını belirten Sağlam, “Erken evrede hastalık yalnızca cildin epidemisinde görülürken, ilerleyen evrede yüzeysel papillar dermise ve daha ileri evrede cilt derin katlarına ve diğer organlara yayılım, yani metastaz görülebilmektedir. Melanom sıklığı diğer kanserlere kıyasla daha hızlı bir artış göstermiştir. Son 30 yılda yüzde 237 oranında artış göstermekle beraber, 100,000 kişide 2.8 olup tüm cilt kanserlerinin yüzde 4’ünü oluşturmaktadır. Fakat cilt kanserlerinden ölüm sebeplerinin yüzde 75’inden melanom sorumludur.

    SEER-Surveillance, Epidemiology, and End Results çalışmasının sonuçlarına göre erkeklerde yasam boyu melanom gelişme riskinin yüzde 2,67 iken, kadınlarda bu oranın yüzde 1,79 olarak belirlendiğini söyleyen Sağlam, bu verilere karşılık ultraviyole ışınlarına maruziyetin artışı ve solaryum kullanımları nedeniyle genç kadınlarda melanom sıklığında artış kaçınılmaz olduğuna dikkat çekti.

    Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, hastalığın ortaya çıkmasını belirleyen risk faktörleri ile ilgili olarak da şu bilgileri paylaştı:

    “Önceden melanom öyküsü, 50 yaş üzeri, düzenli dermatolog kontrolü olmaması, benlerde değişiklik, erkek cinsiyettir. Bu faktörlerden 1-2’sinin olması genel popülasyona göre melanom için 2-4 kat artmış risk, 3 risk faktörü taşıyanların ise 20 kat artmış risk altında olduğu bildirilmektedir. Solar radyasyon insan için karsinojenik olarak kabul edilmektedir. Yıllık ortalama ultraviyole radyasyon miktarı artması melanom oluşmasını önemli ölçüde arttıracaktır. Sıklıkla güneşten yanık olan kişilerde melanom riski de yüksektir. Bronzlaşmak amacıyla kullanılan solaryum vb. cihazların da melanom riskini arttırdığı bildirilmektedir. Ailesinde birinci derece akrabalarından en azından birinde melanom olan kişiler melanom gelişimi açısından aile öyküsü olmayanlara kıyasla yaklaşık iki kat risk altındadırlar. Bunun yanı sıra ikinci kez yeni melanom görülmesi için 5 yıllık risk %11, üçüncü kez melanom için 5 yıllık risk %30 olarak bildirilmektedir. Daha önce melanom dışı cilt kanseri olan kişilerde melanom gelişimi için rölatif risk 2.8-17 arasında bildirilmektedir. Melanom vakalarının yaklaşık %25’inde bir veya daha fazla atipik ben varlığı, %27’sinde de fazla sayıda, 50 adet ve üstü basit ben olması beklenir. Birden fazla atipik ben varlığında ve toplam basit nen sayısının fazlalığı durumunda melanom için rölatif risk artısından söz edilmektedir.”

    “50 yaş üstü ve erkek olmak da riski artırıyor”

    Melanom insidansının farklı ırk ve etnik kökenli topluluklar arasında değişkenlik gösterdiğini söyleyen Sağlam, melanom riskinin yaş ile birlikte arttığını, erkeklerde ve beyaz ırkta daha fazla görüldüğünün bildirildiğini söyledi. Bazı hastalıkların da melanom riskini artırdığını belirten Sağlam, “Kseroderma pigmentosum ve psöriazis yani sedef hastalarında melanom riski artmaktadır. Düşük sosyoekonomik durum da artmış melanom sıklığı ile ilişkili bulunmuştur. Bunların aksine bir durum olarak Kaliforniya’da yapılan bir araştırmada yüksek sosyoekonomik düzeydeki adolesan ve genç kadınlarda bronzlaşma amacıyla ultraviyole maruziyetinin yüksekliğine bağlı olarak melanom insidansında artış olduğu rapor edilmiştir. Cilt lezyonlarında; A: asimetri olması, B: border (sınır) düzensiz oluşu, C: color (renk) çeşitliliği, D: diameter (çap) ve E: evolving (gelişen) lezyon melanomu düşündürür. Büyüyen, kanayan, koyu ve açıklı farklı renkleri olan ve renk değiştiren cilt lezyonları alınarak incelenmelidir. Hastalık yerleşim yerleri, Açık ten renkli kişilerde hastalık görülme riski daha yüksek olmakla beraber erkeklerde en sık gövdede, kafada saçlı deride ve boyunda görülür. Kadınlarda ise en sık alt bacaklarda görülür. Koyu ten renkli kişilerde, melanom avuç içi ayak tabanı el ve ayak tırnak içlerinde oluşabilir. Ayrıca melanom ağız içi, genital, makat bölgesi gibi hiç güneş görmeyen bölgelerde de görülebilir.” dedi.

    Yüzeyel, nodüler, lentigo maligna ve akral melanom gibi farklı türleri görülebildiğini belirten Sağlam, “Yüzeyel melanom yüzde 70 sıklıkla görülen tipidir. Aralıklı güneş maruziyeti ile ilişkili olup en sık gövde, kol ve bacaklarda görülür. Genelde daha öncesinde benler vardır ve bu benlerden gelişir. Bulunduğu bölge dışına yayılabilir. Nodüler tip ise erkeklerde daha sık görülen, gövdede yerleşerek hızlı ilerleyen tiptir. Siyah-kahverengi nodüller ile ülserasyon ve kanama görülebilir. Lentigo melanomlar tüm melanomların yüzde 4-15’ini oluşturan en iyi davranışlı gruptur. Mesleki maruziyet sonrası el sırtı, baş-boyunda bölgelerinde görülür. İleri yaş hastalarda, mevcut benlerden bağımsız olarak çıkar.” diye konuştu.

    Melanomdan primer korunma için açık tenli ve güneş altında çalışan kişiler gibi yüksek risk grupların bilgilendirilmesi ve tarama programlarının yapılması, halkın ultraviyole ışınlarının etkileri hakkında bilgi sahibi olmasının sağlanmasının önemli olduğunu ve gereksiz solaryum uygulamalarından kaçınılmasının gerekliliğini vurgulayan Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, ayrıca tedavi ile ilgili de şunları söyledi:

    “Melanomdan korunma ve kurtulma için erken tanı şarttır. Bu kapsamda kişilerin kendi kendini muayene etmesi, ciltlerindeki değişiklikleri takip etmeleri ve şüpheli durumlarda doktora başvurmaları gereklidir. Erken evre melanomlar cerrahi olarak çıkarılabilir, kalınlıklarına bağlı olarak hastalık bölgenin çıkarılmasının yanında yayılma riski olan lenf bölgelerinin de (sentinal lenf nod çıkarılması) boya ve farklı yöntemlerle tespit edilerek çıkarılması gerekir. Tedbir amaçlı interferon tedavileri veya kemoterapiler önerilebilir. Son dönemlerde hastalığa karşı geliştirilen hedeflenmiş tedaviler melanom tedavisinde büyük gelişmelere yol açmıştır. Uygun hastaların tespiti sonrasında hedeflenmiş, kişiye özgü tedaviler ile yaygın hastalığın tedavisi mümkün olabilmektedir. Ayrıca hastalığın immünolojik yapısından dolayı bağışıklık sistemi üzerinden çalışan bazı ilaçlar ile tedavi yaklaşımları geliştirilmiş ve hastalara çok farklı tedavi önerileri sunulabilmiştir. Radyoterapi de cerrahi sonrası özellikle lenf bezlerinin tutulumu olan hastalarda, hastalığın küçültülmesinde veya yaygın hastalıkta kemik, beyin gibi bölgelerin tedavinde kullanılmaktadır. Melanom tedavisinde hastalığın doğru tespiti, ayrıntılı yaygınlık değerlendirilmesi sonrasında bu konu ile özellikle ilgilenen ekiplerce, farklı disiplinlerin ortak akıl üreterek hastaya özgü tedavi algoritmalarını oluşturması en yüz güldürücü sonuçlara ulaşılmasını sağlamaktadır.”

  • Safra kesesi taşı kadınlarda daha sık görülüyor

    Toplum genelinde her 8-10 yetişkinden birinde görülen ve genellikle belirti vermemesinden ötürü ‘sessiz hastalık’ olarak nitelendirilen safra kesesi taşı, kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülüyor.

    Özel Esentepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünden Op. Dr. Mehmet Kerim Şerbetçi, kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen safra kesesi taşı hastalığında 40 yaşın üstünde olan, fazla doğum yapmış ve kilolu bireylerin hastalığa yakalanma riskinin daha fazla olduğunu belirterek, erken tedavinin önemine vurgu yaptı. Safra taşı görülme sıklığının birinci derece yakınlarında taş olanlarda iki kat, kadınlarda ise üç kat daha fazla olduğunu aktaran Dr. Şerbetçi, “Safra kesesi sindirimin bir parçasıdır. Herhangi bir problem durumunda safra düzgün akamaz, sıkışır ve iltihap oluşur. Safra taşı oluşmaya başladıktan sonra taşların sayısı ve büyüklüğünün artmasıyla birlikte genellikle herhangi bir belirtiye yol açmazlar. Büyük çoğunluğu sessiz olarak seyreden safra kesesi taşları, acil haller dışında bazı tetkikler yapılırken ya da kimi ameliyatlarda tesadüfen fark ediliyor. Ancak safra kesesi içinde bulunan ve yer çekiminin etkisiyle hareket eden taşlar, safra kesesinin çıkışını tıkayıp, olağan boşalmasını engellediği zaman belirti vermeye başlıyor” dedi.

    Safra kesesi taşından kaynaklanan ağrının şiddetlenmesi durumunda sırt bölgesine ve karnın geneline yayılabildiğini kaydeden Dr. Şerbetçi, “Bu ağrılar süreklidir ve 10-15 dakika ile 1-2 saate dek sürelerde devam edebilir. Eğer bu ağrılar 4-5 saatten fazla sürerse bu durumda genellikle safra kesesinin tahriş olmasından kaynaklanmaktadır. Ağrının şiddeti vücudun pozisyonu değiştikçe azalıp artmaz. Ağrının şiddetlenmesiyle birlikte kusma görülebilir. Bunlara ek olarak kişi aşırı terleyebilir, ateşi yükselebilir ve titreyebilir. Safra taşı sebebiyle gıdalarla birlikte alınan yağın sindirimi zorlaştığı için özellikle yağlı yiyecekler yedikten sonra aşırı şişlik oluşabilir. Cerrahi tedavi, safra kesesinin taşları ile birlikte çıkarılmasıdır. Operasyonda, karın bölgesinden genellikle de göbek deliğinden açılan küçük bir delik sayesinde ucunda kamera bulunan tüple yapılan laparoskopik ameliyat veya açık ameliyat yöntemleri kullanılabilir. Ameliyat yöntemi, taşların büyüklüğüne ve hangi bölgeleri etkilediğine bağlıdır. Hastalıkla mücadele konusunda erken tanı büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.