Etiket: Kadının

  • (Özel Haber) 7 Yaşında Nikahı Kıyılan Berdel Kurbanı Kadının Yaşam Mücadelesi

    Bingöl’de biri engelli 5 çocuğuyla yaşam mücadelesi veren, berdel kurbanı ve böbrek hastası Sevda Kesik (38), günlük geçimini sağlamak ve çocuklarını okutmak için bir binanın kalorifer kazanını yakıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlara seslenen Kesik, “Bir kadının gücü ve aklı her şeye yeter. Kadın her şeyi yapabilir, erkeğe muhtaç değildir” dedi.

    Bingöl’de 1’i işitme engelli 5 çocuğuyla bir binanın bodrum katında yaşam mücadelesi veren böbrek hastası Sevda Kesik, henüz 7 yaşındayken, berdel usulüyle nikahı kıyıldı. 13 yaşında evlendirilen Kesik, 14 yaşında anne oldu. Eşiyle şiddetli geçimsizlikten dolayı 6 yıl önce boşanan Kesik, kiralık olarak bodrum katında ikamet ettiği binanın kalorifer kazanını yakıyor.

    Yaşadığı zorlukları anlatan Kesik’in Ferda (20), Ömer (19), Sevgi (16), Eda (14), Esra (13) ve Yusuf Akyol (5) isimli 6 çocuğu var. 20 yaşındaki kızı Ferda’yı 3 yıl önce evlendiren anne Kesik, işitme engelli olan kızı Sevgi’nin cihaz masraflarını karşılamak ve diğer çocuklarının okul masraflarını çıkarmak için kış aylarında kalorifer kazanı yakıyor, yaz aylarında ise evlere temizliğe gidiyor. Kesik, “Çocuklarımın geçimini sağlamak için bir binanın kalorifer kazanını yakıyorum. Yılda 50,55 ton kömür yakıyorum. Bu yük bir bayan için kolay olmasa da tek başıma ayakta durmaktayım. Kimseye muhtaç olmadan, kimseye boyun bükmeden, bir kadının yapamayacağı her şeyi yapıyorum” dedi.

    “8 MART ACİZ KADINLAR GÜNÜ DEĞİLDİR”

    “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolasıyla kadınlara güçlü olma çağrısı yapan Kesik, şunları söyledi:

    “8 Mart Dünya Kadınlar Günü, aciz kadınlar günü değil, güçlü kadınlar günüdür. Kadınlar bir olup, kendilerini erkeklerden daha üstün görebileceklerine inanıyorum. Bir kadının gücü ve aklı her şeye yeter. Kadın her şeyi yapabilir, erkeğe muhtaç değildir. Kendi evinde çocuklarına nasıl bakabiliyorsa, dışarıda da her şeyi yapabilir. Kendi ayakları üzerinde durabilir, hiçbir bayan bir erkeği kendisine büyük saymasın.”

  • Bıçakladığı Kadının Takma Altın Dişini Çaldı

    Adana’da bir kişi, takip ettiği kadının boğazına bıçak dayayıp takma altın dişini ve içinde bin lira olan cüzdanını alıp, kadını bıçakla yaraladıktan sonra kaçtı.

    Edinilen bilgiye göre, Suriye’deki savaş nedeniyle Halep’ten Adana’ya gelen Meryem Casim (50) Yüreğir ilçesi, Kiremithane Mahallesi, 2728 Sokak’taki bir evin ikinci katını kiralayıp burada yaşamaya başladı.

    Meryem Casim bugün sabah elektrik faturasını yatırmak için evden çıktı. Faturayı yatıran Casim, daha sonra yaya olarak evine döndü. Bu arada, iki kişi de Casim’i takip etmeye başladı. Meryem Casim ikinci katındaki evine girmek üzereyken arkasından gelen bir kişi bıçağı boğazına dayayıp elindeki cüzdanı almak istedi. Kadının direnmesi üzerine yaşanan boğuşma sırasında, saldırgan kadını bıçaklayıp hem ağzındaki takma altın dişini hem de içinde bin lira olan cüzdanını alarak hızla olay yerinden kaçtı. Sesleri duyan çevredeki vatandaşlar yukarı çıktığında kadını yerde yatarken görüp hemen polis ve sağlık ekiplerine haber verdi.

    Yaralı kadın olay yerine gelen ambulans ile Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Burada tedavi altına alınan kadının sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.

    Polis ise olay yerinde yaptığı çalışmada eşkale uyan iki Suriyeli şahsı gözaltına aldı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

  • Kadının Üç Muhteşem Dönemi: Ergenlik, Gebelik Ve Menopoz

    Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sarp Özcan, ergenlik, gebelik ve menopozun kadınların kendilerine ulaşmaları, bebeklerini kucaklarına alarak bir aile olmaları ve nihayetinde gerçek benlikleriyle tanışmalarını sağlayan 3 muhteşem dönem olduğunu vurgulayarak, “Bu dönemler sağlık açısından kimi zaman beraberinde bazı zorlukları ve dikkate alınması gereken süreçleri de getirebiliyor. Bunun en önemli nedeni, bu 3 dönemin de hormon seviyelerini önemli ölçüde değiştirmesi. Kadınların hayatın her döneminde enerjik olabilmelerinin temelinde de bu değişimler ve ’yenilenme’ süreçleri yatıyor” dedi.

    Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan, genç kızlarda 9-13 yaş arası girilen ergenlik döneminin, beraberinde birçok fizyolojik değişikliği de getirdiğine dikkat çekerek, “İlk adet görme ile başlayan bu değişimler arasında en belirginleri vücut hatlarındaki değişime, ciltte yağlanma artışı, akne oluşumu, kilo ve boy değişimleri olarak sayılabilir. Ergenlik dönemi ile meydana gelen bu değişimlere hormonlar da eklendiğinde genç kızlar için zorlu bir dönem başlamış oluyor. Dış görünüşlerindeki devrime alışamayan genç kızlarda, bazen ciddi endişeler ve takıntılar gözleniyor. Aileleri tarafından bilinçlendirilen çocuklarda bu dönem daha sağlıklı bir psikoloji ile atlatılabiliyor. Değişim sürecinin farkında olan çocuklar, bu dönemde kendilerine yabancılaşmadan, yeni hallerini daha çabuk kabullenme eğiliminde oluyor” ifadesini kullandı.

    “FİZİKSEL TAKINTILAR ERGENLİKTE BAŞLIYOR”

    Özellikle kadınlarda görülen fiziksel takıntıların ergenlik döneminde başladığını ve çocukların bu dönemde kendileriyle barışık olmayı öğrenemedikleri takdirde bu takıntıların ömür boyu devam edebildiğini vurgulayan Dr. Özcan şunları kaydetti:

    “Ergenlik döneminde yaşadıkları değişimler nedeniyle korku ve endişeye kapılan genç kızlar, psikolojik olarak sıkıntılı bir dönem geçiriyorlar. Bununla birlikte ergenlik döneminde aşırı kilo alma ya da ciltte akneler oluşması gibi çocuklar için endişe uyandırıcı belirtiler de meydana gelebiliyor. Ancak dikkat edildiğinde bu belirtilerin ergenlik sonuna kadar tamamen ortadan kalkabileceğinin bilinmesi gerekiyor. Bu dönemde ailelere düşen görev; çocuklarının aşırı kilo almasını veya hiç yemek yememeye meyilli olmasını engellemek. Hiç yememe, az yeme ya da aksine hızla kilo almanın sebep olabileceği hastalıklar konusunda ailelerin dikkatli ve kontrollü olmaları önemli.

    ERGENLİK REÇETESİ: SPOR VE SAĞLIKLI BESLENME

    Ergenlik döneminde yapılacak en doğru seçim, sağlıklı bir beslenme programı belirlemek ve sporla tanışmak. İyi beslenen ve spor yapan gençler bu dönemi çok hafif ve rahat atlatıyorlar ve gelişimleri, vücut yapıları daha sağlıklı oluyor. İleri yıllarda ortaya çıkabilecek kansızlık, yüksek tansiyon ve diyabet gibi birçok hastalık da bu şekilde engellenebiliyor. Bununla birlikte sporla ve sağlıklı yaşamla tanışan gençlerin; özgüveni gelişiyor, kendileriyle barışık olabiliyorlar ve kendilerini daha mutlu ve enerjik hissediyorlar. Ergenlik dönemindeki hormon değişimlerinin de körüklediği psikolojik etkilerin kalıcı olmasını ve içine kapanık bir karakter yapısı gelişmesini önlemek için, sağlıklı yaşam büyük ölçüde fayda sağlıyor. Ailelerin de bu dönemde yol gösterici, destekleyici olmaları, kırıcı davranışlardan, aşırı titiz, koruyucu ve ciddi eleştirel durumlardan uzak durmaları gerekiyor.”

    9 AY SÜREN HORMON EGEMENLİĞİ: HAMİLELİK

    Hamilelikte 3 farklı duygu dönemi yaşandığı kaydeden Dr. Özcan, gebelik dönemindeki hormon değişimlerini diğer dönemlerden ayıran en önemli özelliğin, değişimlerin çok hızlı ve ani başlaması olduğunu söyledi.

    Östrojen, progenteron ve hcg hormonlarının gebelik döneminde çok yüksek seviyelere hızla ulaştığını belirten Dr. Özcan, “Bu yükselmeler beraberinde fizyolojik ve psikolojik değişimleri de getiriyor. Gebeliğin başında görülen halsizlik, yorgunluk, isteksizlik sıkıntılara neden olabiliyor. İlk 3 aylık dönem geçtikten sonra, anne adayı yine hormonların etkisiyle psikolojik olarak olumlu değişimler yaşamaya başlıyor. Kendisini daha enerjik, daha pozitif duygular içerisinde buluyor. Son 3 aylık dönem ve doğum sonrasında ise artan bir unutkanlık durumuyla karşı karşıya kalabiliyor.

    ANNENİN DUYGUSAL DEĞİŞİMİ: PSİKOLOJİK Mİ, FİZYOLOJİK Mİ?

    Annelik içgüdüsel bir duygu durumu olarak tanımlanabiliyor. Hormonlar, beyinde tüm bölgeleri etkiliyor ve doğumdan hemen sonra prolaktin ve oksitosin hormonun etkisi altında olan annenin bebeğine bağlanmasını sağlıyor. Bu çoğu kez ilk tensel temasla başlıyor. Bu güçlü bağın olması için doğum ekibi, bebeğin hemen anne ile temas etmesini sağlamaya özen gösteriyorlar” dedi.

    HAMİLELİKTE DEPRESYONA DİKKAT”

    Hamilelik döneminde meydana gelen hormon değişiklerinin beraberinde depresyon riskini de arttırabildiğine dikkat çeken Dr. Özcan, “Bu dönemde kadınların sağlıklı bir psikolojik süreç geçirebilmeleri için gebelik öncesinden başlayarak sağlıklı bir yaşam disiplini kazanmış olmaları önemli. Öncesinde ve gebelikte düzenli ve kontrollü hafif egzersizler yapmak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, uykuya önem vermek ve eş başta olmak üzere yakın çevreden destek almak depresyona karşı alınabilecek önemler arasında. Özellikle eşlerin sevecen, anlayışlı, destekleyici yaklaşımı depresyonu engelliyor ya da daha sakin geçmesini sağlıyor. Eşlerin, anne adayının beslemesine, uyku ve egzersiz düzenini de takip etmesi ve yardımcı olması önemli. Tüm önlemlere rağmen meydana gelen ve uzun süre geçmeyen depresyon durumunda uzman desteği almak gerekebiliyor” açıklamasında bulundu.

    “DOĞUM ÖNCESİ MOTİVASYON ÖNEMLİ”

    Anne adayı için bilinmezlikler içeren doğum anının, bazı durumlarda gebeler için gereğinden fazla panik nedeni haline gelebildiğini kaydeden Dr. Özcan şunlara dikkat çekti:

    “Özellikle doğumun yaklaştığı dönemlerde hekimin anne adayına doğru ve rahatlatıcı bilgileri tekrar tekrar anlatması önemli. Bu yaklaşımla anne adayı, doğum konusunda daha bilgili hale geliyor ve motivasyonu artıyor. Gebelik motivasyonunda çok önemli bir rol oynayan baba adaylarının bu dönemde, kendi psikolojilerine de dikkat etmesi gerekiyor. Baba adayları, eşlerinin hamileliğinde çok değişik duygu durumları yaşayabiliyor. Baba olma duygusu, artan sorumluluk hissi, yeni bir yaşam biçimine adaptasyon çabası beraberinde stres ve panik duygularını getirebiliyor. Bu dönemde eşlerin birbirine destek olması, ortak payda ve zamanlarını arttırmaları ve güç birliği yapmaları iki taraf için de mutlu bir hamilelik döneminin kaynağı olabiliyor.”

    YENİLENMEK İÇİN GEÇİŞ DÖNEMİ: MENOPOZ

    Menopozun hayatın 3’te 1’ini oluşturduğunu söyleyen Dr. Özcan “Birçok kadın menopoz dönemine sonun başlangıcı olarak bakıyor ancak menopoz, kadın hayatının en az üçte birlik bir süresinin geçeceği önemli bir dönem. Fizyolojik değişikliklerinin yol açtığı farklı belirtiler ve korkular ortaya çıkabiliyor. Yaşlanma duysu, sağlığı kaybetme endişesi gibi birçok olumsuz duygu yaşanabiliyor. Azalan östrojen nedeniyle değişik derecelerde ateş basmaları, terlemeler, ani sıkıntı hisleri, cinsel istekte azalma, uykusuzluk, kemik gücünde azalma gibi değişiklikler ortaya çıkabiliyor. Bu belirtilerin üstesinden gelmek ve gerekli hormon düzenlemelerini gerçekleştirmek için, bir uzmandan destek almak çok önemli” dedi.

    “MENOPOZ DÖNEMİNDEKİ EŞE HASTAYMIŞ GİBİ DAVRANMAK YANLIŞ”

    Menopoz döneminin kadınlar için gerek fiziksel gerekse psikolojik olarak zorlu bir süreç olduğuna vurgu yapan Dr. Özcan, “Bu süreçte de eşlerine düşen görevler bulunuyor. Ancak menopoz bir hastalık değil. Bu nedenle erkeklerin eşlerine sanki hastalarmış gibi yaklaşması kadının kendini daha da yetersiz hissetmesine ve değişimleri daha zor kabullenmesine neden olabiliyor. İlgili, şefkatli, sevgili olmanın yanında destekleyici olmak ve eşlerini anlamaya çalışmak bu dönem için faydalı adımlar. Menopoz, perimenopoz adı verilen bir geçiş sürecinden sonra başlıyor. Kimi zaman ani kimi zaman daha yavaş gelişen bu geçiş dönemi, şikayetleri beraberinde getiriyor. Genellikle ilk birkaç yıl şikayetler yoğun olarak hissediliyor ve sonrasında azalmaya başlıyor. Bu dönemde hormon tedavisi ile birlikte sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz olumlu etkiler sağlıyor” ifadelerini kaydetti.

  • Bayraklı’da Kadının Adı Var

    Bayraklı Belediyesi’nde, kadınların yöneticisi sayısı erkeklerden daha fazla. Dört başkan yardımcısından ikisi, 28 müdürden 17’si kadın. Bayraklı’nın göz bebeği kurumu Gençlik ve Eğitim Merkezi’nde görevli 21 öğretmenden 15’i, yedi diş hekiminden altısı kadın. Temizlik işlerinde de 17 kadın her gün ilçeyi pırıl pırıl yapıyor.

    Bayraklı Belediyesi, kadınlara söz değil özde destek vererek adından söz ettiriyor. Bünyesinde kadın danışma merkezi, kadın kooperatifi kuran Bayraklı Belediyesi, ilçe belediyeleri arasında kadın yönetici sayısıyla dikkat çekiyor. İlçe belediyelerinde başkandan sonra en önemli makamda iki kadın bulunuyor. Başkan yardımcıları Bahar Erdican ve Gamze Eraslan, birçok müdürlüğü koordine ediyor. Özel kalem, teftiş kurulu, hukuk işleri, imar ve şehircilik, plan ve proje, sağlık işleri, dış ilişkiler, insan kaynakları, yazı işleri ve encümen, basın yayın ve halkla ilişkiler, destek hizmetleri, fen işleri, park ve bahçeler, sosyal yardım işleri, temizlik ve muhtarlık işleri müdürlükleri, kadınlara emanet edildi.

    BELEDİYENİN DİŞ PERİLERİ

    Bayraklı Belediyesi’nin verdiği ücretsiz hizmetiyle adından kısa sürede söz ettirdiği ve çok sayıda ilçe belediyesinin örnek aldığı diş polikliniklerinde de kadın hekimler çalışıyor. Burada görevli yedi diş hekiminden altısı kadın. Kadın hekimler özellikle çocuklar tarafından, “Diş perileri” olarak adlandırılıyor.

    KADIN ÖĞRETMENLER GELECEK NESİLLERİ YETİŞTİRİYOR

    Lise ve üniversite sınavlarında yakaladığı başarılarıyla öne çıkan Bayraklı Belediyesi Gençlik ve Eğitim Merkezi’nde (BAYGEM) görevli 21 öğretmenden 15’i kadın. Eğitim gören çocuklara anne şefkati ile yaklaşan kadın öğretmenler, geleceğin çağdaş çocuklarını yetiştiriyor. Öte yandan BAYGEM’in müdürlüğünü ve yardımcılığını da bir kadın yapıyor.

    EV EKONOMİLERİNE KATKI SAĞLIYORLAR

    Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, belediyenin kuruluşuyla birlikte sokakları kadınlara emanet etti. Temizlik işleri bünyesinde görev alan 17 kadın her gün sokakları kendi evleri gibi süpürerek tertemiz yapıyor hem de ev ekonomilerine çalışarak katkı sağlıyor.

    KADIN KOOPERATİFİ KURULDU, SEMT EVLERİ KADINLARA EMANET

    Kadınların el emeği göz nuru ürünlerini satarak ev bütçelerine katkı sağlamaları için kadın dünyasını kuran Bayraklı Belediyesi, bu oluşumu kooperatifleştirdi. Kurulan Bayraklı Belediyesi Kadın Kooperatifi aracılığı ile üretici kadınlar ürünlerini internet ortamında da satma imkanı yakaladı. Öte yandan 23 mahallesi bulunan Bayraklı’da belediye bünyesinde faaliyet gösteren 26 semt merkezinin tamamının sorumluluğu kadınlarda.

    “KADINLARA DEĞER VERİYORUZ”

    Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir’ sözünden yola çıkarak hareket ettiklerini belirterek, “Üzülerek söylüyorum ki ülkemizde kadınlarımıza gereken önem ve değer verilmiyor. TBMM’de kadınlarımızın temsil oranı ortada. Bayraklı Belediyesi olarak kadınlara sözde değil özde destek veriyoruz. Belediyemizde kadın yönetici sayımız erkekleri geçti. Gayet rahat çalışıyoruz. Kadınların ekonomik özgürlüğü olmayınca hiçbir özgürlüğü olmuyor. Belediye olarak kadınlara her platformda değer veriyoruz. Kadınlarımız hayatın her alanında var. Onları yok sayan zihniyeti biz kabul etmiyoruz. Bayraklı’da kadının adı var” dedi.

    CHP GRUBUNDA SEKİZ KADIN MECLİS ÜYESİ

    Başkan Karabağ, Bayraklı Belediye Meclisi CHP grubunda 22 meclis üyesi olduğunu hatırlatarak, “22 meclis üyemizden sekizi kadın. CHP grup başkan vekilliğini yine bir kadın üstlendi. Bizler Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan emin adımlarla ilerliyoruz. Bayraklı’da kadın egemen bir yapı var. Biz görevde olduğumuz sürece bu böyle olacak. Tüm kadınlarımızın, 8 Mart Dünya kadınlar gününü kutluyorum” diye konuştu.

  • Kocasının Kızgın Yağ Dökerek Yaktığı Kadının Hayata Yeniden Dönüş Hikayesi

    Antalya’da, kocasının yüzüne ve kollarına döktüğü kızgın yağ ile ölümden dönen Zeliha Acar, tedavi sonrası yapayalnız kaldı. Yetiştirme yurduna bıraktığı iki çocuğunu düşünerek hayata sımsıkı bağlanan acılı kadın, gündelik iş, servis şoförlüğü ve oto yıkamacılık yaparak hayatını sıfırdan kurdu. Çocuklarını yurttan alan Acar, şimdilerde akıllı ticaretten kazandığı paralarla mutlu bir yaşam sürüyor.

    Manavgat ilçesinde yaşayan Zeliha Acar, ailesinin önerisiyle 16 yıl önce Ali G. ile evlenerek İstanbul’a yerleşti. Çift, İstanbul’da gündelik işlerden kazandıkları para ile geçimleri sağlarken, 4 yıl sonra Antalya merkeze taşındı. Aralarında maddi imkansızlık nedeniyle hep sorun çıkan çift tartışmaya başladı. Genç kadın gündelik işlerde çalışıp para kazanırken, kocanın çalışmaması ve sık sık İstanbul’a gitmesi ailedeki geçimsizliği daha da büyüttü. 2007 yılındaki boşanma sürecinin ardından çift arasındaki gerginlik daha da büyüdü. 2009 yılının eylül ayında eşine Antalya’da devamlı bir iş bulduğunu söyleyen Zeliha Acar, büyük bir şiddete maruz kaldı. 9 Eylül gecesi, evde büyük bir tartışma yaşandı. O gece Ali G., sabaha karşı mutfağa girip bir tencere yağı ısıttı ve uyuyan Zeliha Acar’ın üzerine döktü. Yüzünün yarısı yorgan ile örtülü olan Acar, çığlık eşliğinde yataktan fırlayarak buzdolabına yöneldi. Dolaptaki soğuk suyu bulamayan Acar, ardından gözleri kapalı şekilde kendini, ’yardım edin’ diyerek sokağa attı. Komşuları tarafından hastaneye kaldırılan acılı kadın hemen yanık ünitesinde tedaviye alındı. Yüzünde ve kollarında yanık oluşan kadına doktorlar, ‘Biraz geç getirilseydi, böbreklerini kaybedebilirdi’ dedi. Ardından ailesinin ve eşinin sahip çıkmadığı acılı kadın 8 ve 9 yaşlarındaki iki çocuğuyla kimsesiz kaldı. Yapayalnız ortada kalan Acar, iki çocuğunu bakan olmadığı için çocuk esirgeme kurumuna bıraktı. 21 gün yanık servisinde özel bir odada tedavi gören genç kadın, yüzünde iz kalmaması için dua etti. Kolları ve yüzünde yanıklar oluşan Acar, çocuklarını düşünerek hayattan kopmadı. Hastaneden çıktıktan sonra yapayalnız sokakta kalan şiddet mağduru kadın, yakın arkadaşının desteği ile servisle işçi taşıma işine başladı. Kısa süre sonra kendi aracını alan Acar, maddi durumunu düzeltince sıfırdan kurduğu yuvasına çocuklarını da getirmek istedi. Yurt yetkilileri tarafından yapılan keşif sonucu Acar’ın kendi çocuklarına bakabileceği tespit edildi. 3.5 yıl sonra çocuklarına kavuşan Acar, o gün kendi tabiriyle dünyanın en mutlu insanı oldu. 2012 yılından 2014 yılına kadar da oto yıkamacılık yapan fedakar anne Acar, iki çocuğu için herkesten daha fazla çalışması gerektiğini düşünerek, akıllı ticaret işine atıldı. Hayata hala tek başına tutunmaya çalışan Acar, gece gündüz çalışarak çocuklarının geleceğini hazırlamaya çalışıyor. Yüzünde olmasa da kollarında yanız izleri taşıyan Acar, her ne olursa olsun hiçbir kadının şiddeti hak etmediğini kaydetti.

    Kepez ilçesinde kirada çocuklarıyla mutlu bir yaşam süren 44 yaşındaki Zeliha Acar, görücü usulü ile evlendiğini ve evliliği boyunca bir gün olsun mutlu olamadığını aktardı.

    “KIZGIN YAĞLA YAKILDI”

    Hayata yeniden 4 elle sarılan Acar, o günleri ise şöyle anlattı: “9 Eylül 2009 tarihinde eşimin sorumsuzluğu nedeniyle en büyük kavgamızı yaptık. Gece eşime ya sorumluluğunu kabul edersin yolumuza devam ederiz ya da benden bu kadar diye son cümleyi kurmuştum. O da gece artık nasıl bir şeyler tasarladıysa sabah ben kalkıp işime gideceğim zaman tencerede yağı kızartıyor. Ben uyurken gelip başımdan aşağıya döküyor. Ben o anda bana dediği hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Sadece kendi çığlığım ve canımın acıdığını hatırlıyorum. Kapıya yöneldiğim anda ise kapının kilitli olduğunu varsayıyorum o an acıyla bilmiyorum. Kapıdan da çıkamadım dışarıya. Can havliyle mutfağa yürüdüm. Mutfağa yürüdüğüm an dolaba elimi attım, bu esnada da gözümü açamıyorum. Dolapta suyun nerede olduğunu biliyordum zaten ama o esnada suyu da bulamadım. Bulamayınca da lavaboya yöneldim. Lavaboda suyu yüzüme attım. Suyu yüzüme attığım anda su bana yüzümden daha sıcak geldi. Dışarıya çıkmalıydım ve tekrar kapıya yöneldim. Bu sefer de kapının açık olduğunu anladım. Hemen dışarıya çıktım.”

    “TIRNAKLARINA KADAR YANDI”

    Sabaha karşı sokakta acı içinde bağırmaya başladığını hatırlatan Acar, “‘Bana yardım edin, beni hastaneye götürün’ diyorum. Sokakta gidiyorum ama nereye gidiyorum, nasıl gidiyorum onu bilmiyorum. Can havliyle gidiyordum öylece. O anda komşumun dışarıya çıktığını gördüm, bana ‘Ne oldu’ diye seslendi. O seslenince ben de ona doğru yürümeye başladım. Ona yandığımı söyleyince bana bir şişe buz getirdi. Şişedeki buzu da yüzüme sürdüm. İnsanlar da uykudan yeni uyandıkları için hala durumun farkında değillerdi. Hastaneye götürülüyorum ve kapıda bayılıyorum. Eğer ki hastaneye 10-15 dakika geç götürülmüş olsam böbreklerimi de kaybedecektim. Yanık ünitesinde yaklaşık olarak 21 gün kaldım. Yüzüm, kollarım, tırnak uçlarına kadar yanıklar oluştu. Ayağa kalktığım anda yukarıdan aşağıya doğru kaynamış yağlar akıyordu. Bazı yerler iyileşti ama hala bazı yerlerde yanık izleri var. Benim için en güzeli yüzümde yanık izlerinin kalmaması oldu” dedi.

    ZORLU 21 GÜN

    Hastanede 21 günün çok zor geçtiğini dile getiren Acar, “Tedavimi yarım bırakıp, çocuklarımı yurda bıraktım. Tedavime devam ettim. Daha sonra ev tedavisine çıkarıldım. Ondan sonra yeni bir hayat. Her şeye sıfırdan başladım. Cüzdanımda 25 kuruş bile yoktu. Ailem zaten kalmamıştı. Çocuklarım yurtta, psikolojik olarak zaten bitmiştim. Yüzünüz yanık, insan içine çıkamıyorsunuz, yüzüm hemen böyle bu halini almadı. Sokağa çıkıyorsunuz yüzünüz kıpkırmızı, değişik bir model. Tanımadığım insanlar bana bakmasın diye yüzümü kapatıyordum. Yüzümü şapkayla gizleyerek dolaştım bir süre ortalıkta. Ölsem belki daha iyiydi ama bir şeyler yapmalıydım. Yaşıyorsanız bir şeyler yapmalısınız ve başarmalısınız” diye konuştu.

    “30 EYLÜL 2009 İKİNCİ DOĞUMUM”

    Yüzünün iyileştiği 30 Eylül’ün ikinci doğum günü olduğunu kaydeden Acar, “İnsan içine çıkamayacağımı düşünmüştüm. Elimi yüzüme attığım zaman yüzümdeki derilerin avucuma yığıldığını görmüştüm. Yüzünüzde sadece kemiklerin kaldığını düşünüyorsunuz. Bunlar bir daha yerine gelmez diye düşünmüştüm o anki acıyla. Eylülün 9’unda öldüm, 21 gün sonra yüzüm iyileştiğinde tekrar doğdum. 30 Eylül benim ikinci doğum günüm oldu” dedi.

    “HAYATA TUTUNMAM İÇİN 2 SEBEP”

    ‘Hayata tutunmam için 2 sebebim vardı’ diyen Acar, “2 çocuğum vardı. Onları yurttan almalıydım. Hayatta hiç kimseleri yoktu. Halası, teyzesi, amcası, dayısı kimseleri yoktu. Sadece ben vardım. Ben de onlar için ayakta durmalıydım ve onları oradan almalıydım. Onlara öyle söz vermiştim bırakırken. Ondan sonra servis şoförlüğüne başladım. 2,5 yıl çocuklarım yuvada kaldı. Çocuklarıma iyi bakılıyordu ama anne şefkati almaları gerekiyordu. Hafta sonları çocuklarımı evime götürüyordum. Onları tekrar yuvaya götürdüğüm zaman ise bana işkence oluyordu. Daha çok çalışmam gerekiyordu. Herkes 10 saat çalışıyorsa ben 15-16 saat çalışmalıydım. Bir şekilde çocuklarımı yuvadan almalıydım. Çocuklarımı almak için başvuru yaptım. İnceleme yapıldı ve çocuklarımı aldım” ifadelerine yer verdi.

    ÇOCUKLARINA DAHA FAZLA ZAMAN AYIRIYOR

    Servis şoförlüğünde çocuklarına zaman ayıramadığını fark eden Acar, “Servis arabamı satıp, oto yıkama dükkanı açtım. 2.5 yıl yıkamacılık yaptıktan sonra akıllı ticaretle tanıştım. Birçok kişisel gelişim uzmanlarından eğitim aldım. Bu durum benim psikolojimi de düzeltti. Akıllı ticaretin içinde kendimi çok daha iyi hissettim. Çocuklarıma zaman ayırabiliyor, 5 yıldızlı otellere dahi tatile götürebiliyordum. Hayat benim için artık çok güzeldi” dedi.

    “UMUTSUZLUĞA DÜŞMESİNLER”

    Şiddete uğrayan kadınlara da önerilerde bulunan Acar, “Kendilerini odaya kapatmasınlar. Bunu çok yaşıyorlar. Ben de bu durumu çok yaşadım. İnsanlardan uzaklaşmasınlar. İnsanlarla haşır neşir olsunlar o insanlarla mutlu olmuyorlarsa yeni insanlar tanımaya çalışsınlar. İnanın ki psikolojik bunalımdan kurtulmanın güzel yolu budur diye düşünüyorum. Ben yapıp başardıysam, birçok kadın bunu yapabilir. Kesinlikle umutsuzluğa kapılmasınlar. Hayatına son vermek zayıfların işi diye düşünüyorum. Hayatına son veren insan bence zayıf insandır. Kendine güvenemeyen insandır. Yapamam, başaramam diye düşünmesinler” diye konuştu.

    HAYATINI ÇOCUKLARINA ADADI

    Koca şiddetinin ardından hayatta kalmayı ve güçlü olmayı öğrendiğinin altını çizen Acar, şu an en büyük mutluluğunun çocuklarıyla zaman geçirmek ve mutlu bir yuvasının olması olduğunu kaydetti.

    Hayatını çocuklarına adadığını belirten Acar, onlara güzel bir gelecek hazırlamak için daha fazla çalıştığını söyledi.

    “ŞİDDET YAPAN AĞIR CEZA ALMALI”

    Kadına şiddet uygulayanlara cezaların yetersiz olduğundan yakınan Acar, “Kanun burada biraz katı olmalı. Bugün benim bir kızım var. Yarın şiddete maruz kalanlardan birisi olabilir. Kimseye güvenemiyorsunuz. Devletin burada kurallarının daha katı olmasını istiyorum. Bana yapılan ölüme tam teşebbüstü ama cezası 5 yıldı. Hafifletilmiş cezası 3,5 yıldı. Yarın benim kızım böyle bir duruma maruz kaldığı zaman 5 yılla cezalandırılmasını asla istemem. Ölümle yargılanmasını isterim. İnsanların özgürlüğü elinden alınmamalı. Ya benim yüzüm yara bere içinde kalsaydı. İyileşmeseydi. Ne olacaktı. Televizyonda şiddet olayı gördüğüm zaman benim 15 gün psikolojim bozuluyor. Sürekli kafamda niye öyle oldu diye düşünüyorum” dedi.

    Öte yandan, 5.5 yıl hapis cezasına çarptırılan Ali G.’nin, iyi hali göz önünde bulundurularak, 3.5 yıl yattıktan sonra tahliye olduğu öğrenildi.