Etiket: kadın

  • ÇAT’TA DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KONFERANSI

    Erzurum’un Çat İlçe Müftülüğü tarafından Kur’an Kursu ve lise öğrencileri ile bayanlara yönelik olarak 08 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle “Toplumumuzda Kadın Olmak” konulu konferans düzenlendi. Erzurum İl Vaizi Hatice Kılıç’ın konuşmacı olarak katıldığı programı ilçe halkı ilgiyle takip etti.

     

    Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle düzenlenen program hakkında bilgi veren İlçe Müftüsü Muhammed Sadık Kılıç, İslam’ın kadına verdiği değer ve ailenin ehemmiyeti üzerinde durarak güzel bir nesil yetiştirme hususunda kadınların çok önemli bir konuma sahip olduklarını dolayısıyla ilk olarak onlarının eğitimlerinin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

     

    Müftü Kılıç konuşmasında şunları kaydetti: “Dinimiz İslam, kadına evvela annelik gibi ulvî bir makamı tevdi etmiş, üstlendiği bu kutsal görev karşılığında ahirette güzel nimetlerle karşılaşacağını müjdelemiştir. Kadınlar, Din-i Mübin-i İslam ile hak ettikleri değeri yeniden kazanmış ve toplumda söz söyleme hakkına sahip olmuşlardır. Topluma yön veren bireyler olarak kadınlar, aile yuvasında çocuklarımıza ilk eğitimi veren ve onların ahlâki gelişimlerine şekil kazandıran en değerli varlıklarımızdır. Dolayısıyla annelik ve ilk öğretmenlik vasıflarını taşıyan kadınlarımıza hak ettikleri değeri vermek ve problemlerine fert ve toplum olarak çözümler getirmek zorundayız.”

     

    Programa konuşmacı olarak katılan İl Vaizi Hatice Kılıç ise kadınlara yönelik ilâhî hükümlerin mevcudiyetine ve çokluğuna Kur’ân’dan örnekler vererek değindi. Kılıç, iman edip salih ameller işleyenlerin erkek olsun kadın olsun Rab katında mükâfatlandırılacağı ve emeklerinin zâyi edilmeyeceği hakikatinden hareketle kadın ve erkeğin Rab katında kulluk açısından eşdeğer konumda olduğunu belirtti. Toplum nazarında kadının ve erkeğin birbirini tamamlayan rollerinin farkına varılması ve birinin diğerine tahakküm kurmaması gerektiğini ifade eden Kılıç, “Günümüzdeki aile sorunlarının temelinde nebevî ahlâktan uzak olmaktan kaynaklanan önyargılar bulunmaktadır. Toplumumuzda kız çocuklarına ve kadınlara yönelik insani ve İslâmî olmayan bakış açıları halen varlığını devam ettirmektedir. Dolayısıyla kız ve erkek çocukların yetiştirilmesi hususundaki yerleşik ebeveyn hatalarının ancak nebevî bakış açısı ekseninde yeniden gözden geçirilmesi ile giderilmesi mümkündür” diye konuştu.

     

    Mü’minlerin annelerinin Rasûl-ü Ekrem’e karşı tavır ve davranışlarının da kadınlar tarafından bilinmesi ve örnek alınması gerektiğini örneklerle anlatan Kılıç, toplumdaki kadınla ilgili hatalı tutumların aşılabilmesi için kadının erkeğe erkeğin kadına yaklaşımının ilâhî ve nebevî bakış açısıyla beslenmesi gerektiğini vurguladı.
    “Toplumumuzda Kadın Olmak” konulu konferansa katılan dinleyiciler ise programın kendileri açısından çok verimli geçtiğini belirterek yapılacak etkinlik ve faaliyetlerin devam etmesi temennisinde bulundular.

  • Kırgız kadını bıçaklayıp fuhuş yaptırdı

    Adana’da fuhuş operasyonunda yakalanan ve tutuklanan bir kişinin, çocuğu hasta olduğu için Türkiye’ye gelip çalışan Kırgız uyruklu kadını evlenme vaadiyle kandırıp pasaportunu aldıktan sonra tehdit ederek fuhuş yaptırdığı, fuhuş yapmayınca da kadını bıçakladığı ortaya çıktı.

     

    Edinilen bilgiye göre, Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı Ahlak Büro Amirliği ekipleri, Seyhan ilçesindeki bir evde fuhuş yapıldığı ihbarını aldı. Evi takibe alan polis, evden çıkan bir kişiyi yakalayıp sorguya aldı. Şahıs, evde 100 lira karşılığında bir kadınla fuhuş yaptığını söyledi. Bunun üzerine polis 1 gün sonra eve operasyon yaptı. Yapılan operasyonda fuhuş yaptıran Duygu A. (32) zorla fuhuş yaptırılan Selma S. (34) ile Kırgız uyruklu Kulpunal T. (31) gözaltına alınıp emniyete götürüldü. Fuhuş yaptırılan kadınlar Duygu A.’nın kurduğu eskort sitesinden kendilerine müşteri bulunduğunu, Mehmet A. (37) ile Mecit A.’nın (37) kendilerine zorla fuhuş yaptırdığını, polisin baskın yapmadan önce evdeki bu iki kişinin polisi fark ederek kaçtığını söyledi. Polis yaptığı çalışmayla 2 şahsı da yakaladı.
    Sorgularında suçlamaları kabul etmeyen zanlılar, “Zorla fuhuş yaptırmak, fuhşa yer temin etmek ve aracı olmak, insan ticaretinden” adliyeye sevk edildi.
    Zanlılardan Mehmet A., tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Mecit A. ile Duygu A. Denetimli Serbestlik Yasası kapsamında serbest bırakıldı.

    OPERASYONUN ALTINDAN KIRGIZLI KADININ DRAMI ORTAYA ÇIKTI

    Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne teslim edilerek ülkesine gönderilen Kırgız uyruklu Kulpunal T.’nin anlattıkları ise kadına uygulanan şiddetin geldiği noktayı ortaya çıkardı. Genç kadın hasta çocuğu olduğu için Kırgızistan’dan Türkiye’ye gelerek Ankara’da hasta bir adama baktığını, sonra bu adam ölünce Antalya’da yine hasta bir adama bakarak çocuğunun hastane masraflarını karşıladığını belirterek, “Bir süre sonra Mehmet A. isimli şahısla tanıştım. Bana benimle evlenmek istediğini, çocuğuma bakacağını çalışmak zorunda kalmayacağımı söyledi. Daha sonra benim pasaportumu aldı. Beraber Adana’ya geldik. Ancak buraya geldikten sonra bana fuhuş yaptırmak istedi. Ben yapmak istemeyince beni dövdü. En son yine eve erkek getirip benim fuhuş yapmamı istedi ben de kabul etmeyince beni bıçakladı. Artık bu adamdan bıkmıştım ki polis imdadıma yetişti. Ben fuhuş yapmak istemiyorum namusumla para kazanmak istiyorum” dedi.

  • Her 8 kadından birinde meme kanseri görülüyor

    Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof.Dr. Sinan Yavuz, meme kanserinin dünyada ortalama her 8 kadından birinde görüldüğünü ve her yıl 450 bin kadının yine meme kanseri nedeniyle yaşamını yitirdiğini söyledi.

     

    Acıbadem Adana Hastanesinden Prof.Dr. Yavuz, meme kanserinin kadın kanserlerine bağlı ölüm nedenlerinin yüzde 14’ü gibi yüksek bir rakamı oluşturduğunu belirterek, “Oysa kadınlarda erkeklere göre çok daha sık görülen meme kanseri erken teşhis edildiğinde hem meme koruyucu cerrahi şansı doğuyor, hem de hayat kurtarıcı bir tedavi mümkün olabiliyor. Günümüzün modern tedavi yöntemleriyle uzun yaşam sürelerine ulaşılan bu hastalık grubunda, memenin korunarak radikal cerrahi tedavilerinin uygulanabiliyor olması bir kadın için oldukça büyük öneme sahip. Meme kanseri farkındalık çalışmaları nedeniyle meme kanseri hakkında kadınların bilgi seviyesi yükselse bile, erken teşhiste çok önemli rol oynayan mamografik tarama, hekim muayenesi ve kendi kendini muayene etme çoğu zaman ihmal ediliyor” dedi.

    AİLE ÖYKÜSÜ ÇOK ÖNEMLİ

    Prof.Dr. Yavuz, kadının birinci derece yakınının meme kanseri olmasının büyük önem taşıdığını ve özellikle annenin veya kardeşin menopoz dönemi öncesi meme kanseri olması durumunda riskin çok daha fazla yükseldiğini söyledi. Bu kişilerin takibe alınması gerektiğini vurgulayan Prof.Dr. Yavuz, “Birinci derece yakınlarında meme kanseri, yumurtalık kanseri, rahim kanseri, kolon kanseri ile prostat kanseri öyküsü olan kadınlar yüksek risk grubuna giriyor. Özellikle anne veya kız kardeşlerinde meme kanseri olan kadınlar yüksek risk altındadır. Aile bireylerinden en genç kanser teşhisi alan kişinin tanı anındaki yaşından 10 yıl önce, kadına tarama testlerinin başlatılması gerekiyor. Ancak, genel olarak ailede kanser hastalığı bulunan kadınlarda 25 yaşın klinik muayene ve tarama testlerinin başlatılması için en uygun dönemi oluşturduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

    ERKEN TANI İÇİN NE YAPILMALI?

    Memesini kaybeden kadının adeta dişilik kimliğini kaybetmiş gibi hissettiğini ifade eden Prof.Dr. Sinan Yavuz, uygun tarama testleriyle meme kanserinin erken teşhis edilmesinin hayat kurtarıcı bir role sahip olduğunu söyledi.

    Prof.Dr. Yavuz, hangi testlerin rutin olarak yapılması gerektiğini ise şöyle anlattı:

    “Ailesel kanser öyküsü olmayan ve standart risk grubunu oluşturan kadınlarda 20 yaşından itibaren aylık kendi kendine meme muayenesi başlatılmalı. 35 yaşından itibaren yıllık klinik meme muayenelerinin hekim tarafından gerçekleştirilmesi öneriliyor. 40 yaşından sonra da iki yılda bir, 50 yaşından itibaren ise her yıl mamografik tarama testlerinin başlatılması erken tanı için son derece önem taşıyor.”

  • Türkiye’de kadınlar mı çoğunlukta erkekler mi?

    Türkiye İstatistik Kurumu, 2014 yılı ’İstatistiklerle Kadın’ verilerini açıkladı. Buna göre, Türkiye nüfusunun yüzde 49,8’ini kadınlar oluşturdu. Toplamda erkeklerin gerisinde kalan kadınlar, 65 ve daha yukarı yaşlarda ise erkek nüfus oranını geçti.

     

    Verilere göre, Türkiye nüfusunun (77 milyon 695 bin 904 kişi) yüzde 50,2’sini erkek nüfus (38 milyon 984 bin 302 kişi) ve yüzde 49,8’ini kadın nüfus (38 milyon 711 bin 602 kişi) oluşturdu. Türkiye’de 2014 yılında toplam kadın nüfusun yüzde 71,3’ü 18 ve daha yukarı yaşta iken bu oran erkek nüfusta yüzde 69,9. Kadın nüfus oranı, 65 ve daha yukarı yaşlarda erkek nüfus oranını geçti.

    Doğuşta beklenen yaşam süresi, 2013 yılında Türkiye geneli için toplamda 76,3, erkeklerde 73,7 ve kadınlarda 79,4 yıldır. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta olup, doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,7 yıl. Ülkemizde, kadınlarda doğuşta beklenen yaşam süresinin en fazla olduğu il 82,2 yıl ile Giresun iken erkeklerde 76,3 yıl ile Karaman. Doğuşta beklenen yaşam süresinin en az olduğu il ise kadınlarda 74 yıl ve erkeklerde 70,2 yıl ile Erzurum.

    Türkiye’de 2013 yılında 25 ve daha yukarı yaşta olan ve okuma yazma bilmeyen toplam nüfus oranı yüzde 5,7 iken bu oran erkeklerde yüzde 1,9, kadınlarda yüzde 9,4. Lise ve dengi okul mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştakilerin toplam nüfus içindeki oranı yüzde 18,2 iken bu oran erkeklerde yüzde 22,2, kadınlarda yüzde 14,4. Yüksekokul veya fakülte mezunu olan toplam nüfus oranı yüzde 12,9 olup bu oran erkeklerde yüzde 15,1 kadınlarda ise yüzde 10,7.

    EVLİ ÇİFTLERİN YAŞ FARKI

    Evli çiftlerin yaş farkı incelendiğinde, Türkiye genelinde 2012 yılında resmi nikâhla evlenen çiftlerin yüzde 75,2’sinde gelinin yaşı damadın yaşından küçük iken, bu oran 2013 yılında yüzde 74,9 oldu. Evliliğini 2013 yılında yapmış olan çiftlerin yüzde 13,8’inde gelinin yaşı damadın yaşından büyük olup, yüzde 8,2’sinde gelin ve damadın yaşları eşit oldu. Evlenen çiftler arasında damadın yaşının gelinin yaşından 11 yaş ve daha büyük olduğu evliliklerin oranının en yüksek olduğu il, 2013 yılında yüzde 12,8 ile Hatay. Damat ve gelinin yaşlarının eşit olduğu evliliklerin en yüksek oranda olduğu il yüzde 11,3 ile Karabük olup, gelinin yaşının büyük olduğu evliliklerin oranının en yüksek olduğu il ise yüzde 21,8 ile Hakkâri.

    KADINLARDA İLK EVLENME YAŞININ EN KÜÇÜK OLDUĞU İL AĞRI VE YOZGAT OLDU

    Resmi olarak ilk evliliğini 2013 yılında yapmış olan kadınların ortalama evlenme yaşı 23,6 iken, bu yaş erkeklerde 26,8. İlk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, erkeklerde (29,1) ve kadınlarda (26,4) Tunceli. İlk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise erkeklerde Afyonkarahisar (25), kadınlarda Ağrı ve Yozgat (21,5) illeri.

    EVLİLİĞE KİM KARAR VERİYOR ?

    Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması kapsamında, 2013 yılında evli kadınlara evliliğe kimin karar verdiği sorusu yöneltildi. Kadınların yüzde 48,8’i evliliğe eşleriyle birlikte karar verdiklerini, yüzde 39,6’sı kadının onayı ile ailelerin kararıyla, yüzde 6,9’u ise kadının onayı olmadan ailelerin kararı ile evlilik kararı aldıklarını belirtti. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; 2002 yılında doğum öncesi bakım alan kadın nüfus oranı yüzde 70 iken 2013 yılında bu oran yüzde 98’e yükseldi. Benzer şekilde sağlık kuruluşlarında gerçekleşen doğumların tüm doğumlar içindeki oranı da artış göstererek 2013 yılında yüzde 98 oldu. İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflaması 1. Düzey’e göre bu oranın en düşük olduğu bölgenin 2013 yılında yüzde 89 ile Kuzeydoğu Anadolu (Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan) olduğu görüldü.

    İSTİHDAM ORANI

    Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 2013 yılında, Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde istihdam oranı yüzde 45,9 olup, bu oran erkeklerde yüzde 65,2, kadınlarda ise yüzde 27,1 oldu. Avrupa Birliği üye ülkelerinin istihdam oranı incelendiğinde; 2013 yılında kadın istihdam oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 72,5 ile İsveç iken en düşük olduğu ülke yüzde 39,9 ile Yunanistan’dır. Avrupa Birliği üye ülkelerinin (28 ülke) ortalama kadın istihdam oranı ise yüzde 58,8. Avrupa Birliği üye ülkelerinde 2013 yılında erkek istihdam oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 78,7 ile Hollanda iken en düşük olduğu ülke yüzde 56,5 ile Hırvatistan. Avrupa Birliği üye ülkelerinin (28 ülke) ortalama erkek istihdam oranı ise yüzde 69,4.

    İşgücünün önemli bir göstergesi olan işgücüne katılma oranı, 2013 Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre Türkiye genelinde yüzde 50,8, kadınlarda yüzde 30,8, erkeklerde ise yüzde 71,5 oldu. Eğitim durumuna göre işgücüne katılım oranı incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okur-yazar olmayan kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 17,4, lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 26,3, lise mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 32,1, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 39,3 iken yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 72,2 oldu.

    ÜST DÜZEY KADIN YÖNETİCİ ORANI

    Türkiye’de 2014 yılında kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranı 2013 yılına göre önemli bir değişiklik göstermeyerek yüzde 9,4 oldu. Kadın hakim oranı yüzde 36,9, kadın profesörlerin oranı ise 2013-2014 öğretim yılı için yüzde 28,7 oldu. Kadın polis oranı daha önceki yıllara göre önemli bir değişiklik göstermeyerek 2014 yılında da yüzde 5,5 oldu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki kadın milletvekili oranı 1935 yılında yüzde 4,5 iken, 79 yıl sonra bu oran yüzde 14,4’e yükseldi. Türkiye’de 2014 yılında toplam bakan sayısı 25 olup kadın bakan sayısı 1’dir. Ülke karşılaştırmalarına bakıldığında, 2013 yılında kadın bakan oranının en yüksek olduğu ülkeler; yüzde 54,2 ile İsveç ve yüzde 50 ile Norveç‘tir.

    MUTLU OLDUĞUNU BEYAN EDEN KADIN ORANI DÜŞTÜ

    Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre; mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2013 yılında yüzde 59 iken 2014 yılında bu oran yüzde 56,3’e düştü. Kadınlarda mutluluk oranı 2013 yılında yüzde 61,9 iken bu oran 2014 yılında yüzde 60,4, erkeklerde ise 2013 yılında yüzde 56,1 iken 2014 yılında yüzde 52 oldu.

    Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2014 yılı sonuçlarına göre, kendi geleceklerinden umutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı yüzde 73,8 oldu. Kendi geleceklerinden umutlu olan kadınların oranı yüzde 74,7 iken erkeklerde bu oran yüzde 72,9 oldu.

    Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2014 yılı sonuçlarına göre, kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı yüzde 73,3 olurken, bu oran kadınlarda yüzde 69,3 erkeklerde yüzde 77,3 oldu. Kadınları ailelerinden sonra en fazla, sırasıyla; yüzde 18,5 ile çocukları, yüzde 5,3 ile eşleri ve yüzde 2,2 ile anne/babaları mutlu etti. Erkekleri ise ailelerinden sonra en fazla, sırasıyla; yüzde 8 ile çocukları, yüzde 4,5 ile eşleri ve yüzde 4 ile anne/babaları mutlu etti. Kadınları ve erkekleri 2014 yılında en çok sağlıklı olmak mutlu etti. Kendisini en çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade eden kadınların oranı yüzde 73,4 iken bu oran erkeklerde yüzde 63,9 oldu. Kadınları sağlıktan sonra en fazla yüzde 16,8 ile sevgi, yüzde 5 ile başarı ve yüzde 2,8 ile para mutlu etti. Erkekleri ise sağlıktan sonra en fazla yüzde 13,9 ile sevgi, yüzde 12,2 ile başarı ve yüzde 5,8 ile para mutlu etti.

    CİNSİYET ROLLERİ

    Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 yılı sonuçlarına göre, kadınların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumları incelendiğinde; kadınların yüzde 75,2’si “yemek, bulaşık, çamaşır, ütü ve temizlik gibi ev işlerini erkekler de yapmalıdır” ifadesine, yüzde 75’i “kadınlar siyasette daha çok yer almalıdır” ifadesine, yüzde 52’si “küçük çocuğu olan kadınlar çalışmamalıdır” ifadesine katıldıklarını belirtti.

    Kadınların yüzde 10,1’i “ailede önemli kararlar sadece ailenin erkekleri tarafından alınmalıdır” ifadesine katıldıklarını belirtirken yüzde 9,7’si ise “erkek çocuğun eğitimli olması kız çocuğun eğitimli olmasından her zaman daha iyidir” ifadesine katıldıklarını belirtti.

  • Estetik kadınlar kadar erkekler için de önemli

    Plastik ve Rekostrüktif Cerrahı Op. Dr. Baran Kul, estetik kaygının sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğini belirterek, burnunun görünümünü beğenmeyen erkeklerin de estetik operasyon için doktorlara danıştığını söyledi.

     

    Kadın ve erkeklerin özellikle ergenlik döneminde başlayan estetik kaygıları, yaş ilerledikçe de devam ediyor. Dış görünümün iyileştirme çabasının önemli bir kısmını ise, yüz ve yüzün en çarpıcı bölümü olan burun oluşturuyor. Uzmanlar, iyi bir estetiğe sahip yüz ile orantılı bir burnun, kişilerin öz güvenini ve buna paralel olarak sosyal ilişkilerini de olumlu etkilediğine dikkat çekiyor. Ancak yüz şekli ile ilgili en önemli kaygılardan biri olan kemerli bir burun ve burun ucundaki düşüklüğün, kişinin dış görünümünden rahatsız olmasına yol açtığına işaret eden uzmanlar, burnun yalnızca estetik açıdan değil, sağlıklı bir vücut için de büyük önem taşıdığını vurguluyor.

    “SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇABİLİR”
    Memorial Diyarbakır Hastanesi Plastik ve Rekostrüktif Cerrrahi Bölümü’nden Op. Dr. Baran Kul, burnun yalnızca estetik açıdan değil sağlıklı nefes için de önemli olduğunu belirterek, “Burun, estetik ve görsel yönünün dışında çok fonksiyonel bir organdır. Doğru nefes, burundan alınandır. Burun ameliyatı olmak isteyen hastaların çoğunda estetik kaygıların yanı sıra iyi nefes alamama, geceleri ağzı açık uyuma, horlama ve benzeri şikayetler mevcuttur. Aynı zamanda bu hastalarda yorgun uyanma ve gündüz uyuklama gibi yaşam standartlarını çok olumsuz etkileyen durumlar da söz konusudur. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için ameliyat kararı verilmişse, mutlaka uygulanmalıdır. Aksi takdirde yaşanan sıkıntılar çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” dedi.

    “PSİKOLOJİK SORUNLARA YOL AÇABİLİYOR”
    Burun ameliyatlarında önceliğin hastanın sağlığı olduğunu vurgulayan Kul, “Yani nefes almakta zorluk çeken bir hastanın önceliği, estetik kaygı değil sağlığı olmalıdır. Ancak bazı hastalarda estetik kaygılar sağlığın önüne geçebilir. Estetik açıdan güzel bir buruna sahip olma düşüncesinin içselleşmesi, hastada psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Üstelik estetik kaygı yalnızca kadınları değil günümüzde erkekleri de etkilemektedir. Burnunun görünümünü beğenmeyen erkekler de estetik operasyon için doktora danışmaktadır” diye konuştu.

    “HEM ESTETİK HEM DE SAĞLIKLI BİR BURUN”
    Burun ameliyatlarının kadınlarda 16, erkeklerde 16-18 yaş döneminden itibaren 60’lı yaşlara kadar yapılabildiğine dikkat çeken Op. Dr. Kul, şunları kaydetti:
    “Geçmişte burun estetiği ameliyatlarında, hastanın hem sağlıklı nefes alması hem de güzel bir buruna sahip olması mümkün olamayabiliyordu. Hem sağlık hem de estetik görünümün çok önemli olduğu ameliyatlarda hasta kanama ve ağrı gibi ciddi sorunlar yaşıyordu. Günümüzde yeni ameliyat yöntemleri, hastaların nefes alamama problemlerini ortadan kaldırılırken, estetik açıdan da tatmin edici sonuçlar sağlamaktadır. Estetik ve fonksiyonel burun cerrahisi aynı ameliyat ile sağlanmaktadır. Uygun hastalarda ameliyat kapalı yöntem ile yapılabilmektedir. Kapalı ameliyatta kesiler burun deliklerinin içinden yapılarak iz kalma riskini ortadan kaldırmaktadır.”