Etiket: İzleme

  • Orman ve Su İşleri Bakanlığı türleri koruma ve izleme çalışmalarını sürdürüyor

    Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Akdeniz Foku’nun korunması açısından küçük yaşta farkındalık oluşturmak maksadıyla 2016 yılında Erdemli-Anamur arasındaki yerleşim yerlerinde faaliyet gösteren devlet okullarında yaklaşık 600 öğrenciye eğitim verildi ve hala verilmeye devam ediliyor” dedi.

    Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü türleri koruma ve izleme çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede Erdemli ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitü Müdürlüğü işbirliği ile gerçekleştirilen Mersin İli Akdeniz Foku Tür Koruma Eylem Planı ile Akdeniz foklarının izleme çalışmalarına devam ediliyor.

    Nisan ayında Mersin kıyılarında başlanan izleme çalışmaları ile Mersin Erdemli Narlıkuyu Mevki ile Antalya Gazipaşa İlçesi Kaledran Mevki arasında kalan çok sayıda Akdeniz Fokunun üreme, beslenme ve dinlenme mağaraları tespit edilmeye çalışılıyor. Elde edilen Akdeniz Foku envanteri sayesinde de fokların popülasyon durumları belirleniyor.

    Toplam 15 fotokapan ile izleme yapılıyor

    Yürütülen çalışmalarda tespit edilen üreme mağaralarına yerleştirilen fotokapanlar sayesinde fok habitatları izlenebiliyor. Şimdiye dek yürütülen izleme çalışmalarında 10 adet fok üreme mağarasında toplam 15 fotokapan ile izleme yapıldı. İlerleyen dönemde yaklaşık 10 fok mağarasına daha fotokapan yerleştirilmesi planlanıyor. 15 adet fotokapandan alınan görüntüler ve arazi çalışmalarıyla yapılan izlemeler neticesinde her bir fok mağarasında fokların günlük aktivite desenleri çıkartıldı ve dönemlik mağarayı kullanma durumları incelendi. Gerek arazi çalışmalarında gerekse fotokapan görüntülerinde özellikle de yavrulu fokların görülmesi ve kayıt altına alınması türün neslinin devamlılığı açısından olumlu bir gelişme olarak kaydedildi.

    Akdeniz Foku, Mersin kıyılarında uluslararası sözleşmelerle ve ulusal düzeyde kanunlarla korunan, nesli tehlike altındaki nadir ve bayrak türlerden biri olma özelliği taşıyor. Bu nadir ve nesli tehlike altında olan türün neslinin devam etmesi için yaşam alanlarının mutlaka korunması gerektiğinin altını çizen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu “Özellikle yerel halkın bilinçlenmesi ve korumaya katkı sağlaması bu açıdan büyük önem taşıyor. Akdeniz Foku’nun korunması açısından küçük yaşta farkındalık oluşturmak maksadıyla 2016 yılında Erdemli-Anamur arasındaki yerleşim yerlerinde faaliyet gösteren devlet okullarında yaklaşık 600 öğrenciye eğitim verildi ve hala verilmeye devam ediliyor” ifadelerini kullandı.

    Akdeniz Foku ile alakalı bilgi edinmek için veya fokun hasta, yaralı, ölü görülmesi durumunda ihbar edilebilmesi için www.akdenizfokumersin.com ihbar hattının oluşturulduğunu belirten Bakan Eroğlu, vatandaşların bu nesli tehlikedeki bayrak tür için hassas davranması ve yetkililerle işbirliği halinde olması gerektiğini de kaydetti.

  • Eğitim-Bir-Sen’den ‘izleme ve değerlendirme’ raporu

    Eğitim-Bir-Sen, Türkiye’nin eğitimle ilgili durumunu, konumunu, olana dair verilerini ve olmasına yönelik analizleri daha kapsayıcı olarak kamuoyuna sunmak amacıyla “Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu”nu yayımladı.

    Eğitime dair ulusal ve uluslararası göstergeler incelenerek hazırlanan rapor, eğitimi izleme ve değerlendirme raporlarının ilkini oluştururken, sendika bundan sonraki dönemlerde de ‘Eğitime Bakış’ ana temasıyla her yıl izleme ve değerlendirme raporu yayımlayacak. Bu uygulama ile sendika, Türkiye’deki eğitimin mevcut durumunu ve küresel görünümünü sürekli ve istikrarlı bir disiplinle mercek altına almayı hedefliyor.

  • Eğitime Bakış 2016 İzleme ve Değerlendirme Raporu

    Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu”na göre ilk ve ortaokullarda yaklaşık 60 bin derslik ihtiyacı olduğunu, 40 bin norm fazlası ile 130 bin öğretmen açığının giderilmesi gerektiğini söyledi. Yalçın, her 5 lise öğrencisinden 1’inin kronik devamsız olduğunu da kaydetti.

    Eğitim- Bir- Sen Genel Merkez’de düzenlenen basın toplantısında Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu’nu açıklayan Ali Yalçın, 402 bini aşkın üyesiyle eğitim hizmet kolunun yetkili sendikası ve Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olarak 24 yıldır özlük ve özgürlük mücadelesi verdiklerini ifade ederek, şunları söyledi:

    “Eğitim çalışanlarının mali ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmek, sorunlarını gündeme getirmek ve çözmek, ‘herkes için ve daha iyi eğitim’ anlayışıyla eleştiri ve öneriler ortaya koymak, ücretlerde ve gelir dağılımında adaleti sağlamak hedefleri için çalışıyor ve üretiyoruz. Medeniyetimizin kök değerlerini idrak etmiş, daha özgür, daha müreffeh ve daha mutlu insanların yaşadığı ‘daha güçlü, daha huzurlu, daha adil Türkiye’yi inşa etmek amacıyla çıktığımız sendikal yolculukta, hem sendikacılık hem de sivil toplum noktasında yeni eşikler oluşturmaya devam ediyoruz. Bu çerçevede, akademik çalışmalarımızla geçmişe, güne ve geleceğe ışık tutuyor, eğitim çalışanları için elde ettiğimiz kazanımlarla emeğin değerini artırıyor, akademik sendikacılık anlayışının hakkını veriyoruz. Üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasının arkasında sendikamızın ürettiği baskı var. Üniversiteye girişte uygulanan katsayı adaletsizliğinin sona ermesinde kararlılığımız; Kur’an-ı Kerim, Siyer ve Temel Dini Bilgiler derslerinin ders programlarına dahil edilmesinde talebimiz ve takibimiz var. Kesintisiz eğitim dayatmasının tarih olmasında, 4+4+4 kademeli eğitim anlayışının hayat bulmasında, eğitim konusuna siyasi değil, pedagojik bakışımız var. Vesayetçi eğitimin kartviziti konumundaki Milli Güvenlik Bilgisi dersinin kaldırılmasında özgürlükçü ve sivil eğitim sistemi/felsefesi perspektifimizle Eğitim-Bir-Sen olarak ortaya koyduğumuz ısrar var. Bu çerçevede yakın tarih olarak nitelenebilecek son on beş yıllık süreçte eğitime dair millet eksenli, pedagoji eksenli, insan ve irfan eksenli değişikliklerde katılım, katkı, öneri ve eleştiri zemininde öncü/paydaş sıfatıyla etkileyici ve belirleyici olduk.”

    Kuruldukları günden bu yana eğitimin, eğitim çalışanlarının, milletin, ülkenin sorunlarının tespitine ve çözümüne yoğunlaştıklarını, çözüme katkıda bulunarak, ufuk açıcı öneriler ortaya koyarak, ilgili ve yetkili kişi ve kurumlarla ortak çalışmalar yaparak olması gerekene ulaşmak için yol bulmaya, yol haritası oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Yalçın, “Biz, slogan değil, çözüm üretmenin; sorun pazarlamanın değil, ortak akılla çözüm için yol almanın peşinde olduk. Bu yüzden söz üretmedik, bilimsel araştırmalarla çözümün bir paydaşı, öznesi olduk. Eğitim çalışanlarının profesyonel gelişimine destek olmanın ve öğretmenlik mesleğinin itibarını yükseltmenin yanında eğitim politikalarının oluşturulmasına ve eğitimde kalitenin artırılmasına dönük araştırma, izleme ve değerlendirme içerikli çalışmalar, raporlamalar yaptık. Bu noktada eğitime, eğitimciye, eğitim sistemine dair raporlarımızın, çalışmalarımızın, çalıştaylarımızın, yayınlarımızın, seminer, sempozyum ve kongrelerimizin eğitimle ilgili, ilişkili her kişi ve kurum tarafından takip ve takdir edilmesinin sorumluluğunu büyük bir onurla taşıyoruz. Bununla birlikte, bu sorumluluk, eğitimle ilgili spesifik konu ve mecraların ötesinde Türkiye’nin eğitimle ilgili durumunu, konumunu, olana dair verilerini ve olması gerekene yönelik analizleri içeren daha kapsayıcı ve aynı kapak altında kamuoyuna sunulacak yıllık rapor çalışması yapmak noktasında bir karar almayı ve bunun gereğini yapmayı gerektirdi. Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu’nun fikri ve düşünsel altyapısı bu şekilde gelişti ve oluştu. Raporumuz, Türkiye’de eğitimle ilgili hemen hemen bütün göstergeleri içeren, farklı açılardan değerlendiren, her birine yönelik analizlere yer verilen ve bu yönleriyle bu alanda bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı çalışmadır. Rapor hazırlanırken, eğitime dair ulusal ve uluslararası göstergeler, parametreler incelenmiştir. Raporumuzun, birçok veriyi toplu olarak sunmak niteliğiyle, gerek öğretmenlerin ve eğitimle ilgili araştırma yapan akademisyenlerin gerekse eğitim politikalarıyla siyasi ve idari karar alıcıların çalışma masalarında yer alacak temel bir kaynak olacağına inanıyoruz” şeklinde konuştu.

    Tarafsız bakış ve yapıcı yaklaşım çerçevesinde yürütülen uzun soluklu bir çalışmasının eseri olan Eğitime Bakış 2016’nın Eğitim-Bir-Sen’in eğitimi izleme ve değerlendirme raporlarının ilkini oluşturduğunu dile getiren Yalçın, “Bundan sonra ‘Eğitime Bakış’ ana temasıyla her yıl izleme ve değerlendirme raporu yayımlamak konusundaki kararımızı da bu vesileyle sizlerle ve eğitim camiasıyla paylaşmış olalım. Böylece, Türkiye’de eğitimin mevcut durumunu ve küresel görünümünü sürekli ve istikrarlı bir disiplinle mercek altına almış olacağız” ifadelerini kullandı.

    Mesleki eğitime devam eden öğrenci oranı OECD ortalamasının üstüne çıktı

    Genel Başkan Ali Yalçın’ın açıkladığı, Türkiye’nin mevcut eğitim durumunu ortaya çıkaran raporda yer alan konulardan bazıları şöyle:

    “- 6-13 yaş aralığında net okullaşma neredeyse yüzde 100’e ulaştı

    Ülkemizde son yıllarda bütün eğitim kademelerinde okullaşma oranlarında kayda değer bir büyüme kaydedilmiştir. 2015-2016 eğitim öğretim yılında ilkokul çağını kapsayan 6-9 yaş grubunda yüzde 98,81 ortaokul çağını kapsayan 10-13 yaş grubunda ise yüzde 99,05 net okullaşma oranlarına ulaşıldığı görülmektedir.

    – Lise çağındaki her 100 gençten 15’i eğitimin dışında

    Ortaöğretimin 2012 yılından itibaren zorunlu eğitim kapsamına alınmasıyla bu kademede okullaşma oranları son yıllarda ciddi artış göstermiştir. Ancak, ortaöğretimi kapsayan 14-17 yaş grubundaki her 100 öğrenciden yaklaşık 15’i eğitimine devam etmemektedir. Bu durum, yeni politikaların geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

    – Mesleki eğitime devam eden öğrenci oranı OECD ortalamasının üstüne çıktı

    – Mesleki eğitim kapsamına giren okul türlerine devam eden öğrencilerin tüm öğrenciler içerisindeki payını ifade eden meslek lisesi öğrenci oranı 1990-1997 yıllar arasında yüzde 45 seviyesinde seyretmiştir. 28 Şubat sürecinde alınan katsayı kararına bağlı olarak, meslek lisesi öğrenci oranı 2002 yılına kadar sürekli azalmış ve yüzde 35 seviyesine gerilemiştir. Daha sonraki yıllarda söz konusu oran 2014 yılına kadar sürekli artış göstermiş ve yüzde 50’ye ulaşmıştır. Türkiye’de 15-19 yaş grubu ortaöğretim öğrencilerinin genel ve meslek lisesi program türüne göre oransal dağılımı bazı ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye’de meslek lisesi öğrenci oranının (yüzde 47), OECD geneli meslek lisesi öğrenci oranının (yüzde 41) biraz üzerinde olduğu görülmektedir.

    – Özel öğretim kurumlarının sayısı artıyor

    Okul öncesinden ortaöğretime tüm kademeler göz önünde bulundurulduğunda, 1990 yılında 157 bin civarında olan özel öğretim kurumu öğrenci sayısı, 2000 yılında 272 bine, 2010 yılında 498 bine, 2015 yılında ise 1 milyon 174 bine çıkmıştır.

    Oransal olarak bakıldığında özel öğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin, açık öğretim öğrencileri dâhil, tüm öğrenciler içerisindeki payı 1990 yılında yüzde 1,5 civarında iken, 2000 yılında yüzde 2,1’e, 2010 yılında yüzde 3,0’a, 2015 yılında ise yüzde 6,7’ye yükselmiştir.

    – Temel liselerde kayıtlı öğrencilerin beşte üçü 12. sınıf öğrencisi

    2015-2016 eğitim-öğretim yılında dershanelerden dönüşen toplam bin 205 temel lise bulunmaktadır. Bu kurumlarda toplam 22 bin 67 öğretmen çalışmış ve 182 bin 876 öğrenci eğitim görmüştür. Temel liselerin tüm özel öğretim kurumları içerisindeki payı yüzde 41; temel liselerdeki öğrencilerin özel öğretim kurumlarına giden tüm öğrenciler içerisindeki payı yüzde 39 ve temel liselerde çalışan öğretmenlerin özel öğretim kurumlarında çalışan tüm öğretmenler içerisindeki payı ise yüzde 38 civarındadır. Söz konusu eğitim-öğretim yılında temel liselere devam eden öğrencilerin sınıflara göre dağılımı incelendiğinde oldukça çarpıcı bir tablo ortaya çıkmaktadır. İlgili yönetmelikte temel liselerin her sınıf düzeyinde kayıtlı öğrenci sayısının toplam kontenjanın yüzde 40’ını geçemeyeceği belirtilmiş olmasına rağmen, 12. sınıfa devam eden öğrenci sayısı, toplam kayıtlı öğrencilerin yüzde 58’ine denk düşmektedir. Başka bir ifadeyle, temel liseye kayıtlı öğrencilerin yaklaşık beşte üçü 12. sınıf öğrencisidir.

    – Açık öğretimdeki öğrenci artışı sinyal veriyor

    Açık öğretimde (ortaokul ve lise) öğrenim gören toplam öğrenci sayısı 2007 yılından itibaren sürekli artış göstermektedir. 2015 yılında toplam 1.874.210 açık öğretim öğrencisi bulunurken, bu öğrencilerin 1.536.135’i açık lise öğrencisi, 338.075’i ise açık öğretim ortaokulu öğrencisidir. Ortaöğretimde 2015 yılı başında açık öğretim öğrenci sayısının toplam öğrenci sayısına oranı yüzde 26,45’i bulmuştur. Başka bir ifadeyle, her dört öğrenciden biri açık ortaöğretim lisesine gitmiştir. Geçen yıl yapılan değişiklikle, TEOG yerleştirmelerinde herhangi bir örgün öğretim kurumuna yerleşemeyen öğrenciler zorunlu olarak açık öğretim lisesine yerleştirilmektedir. Ayrıca, iki yıl üst üste sınıf tekrarı yapan lise öğrencileri de açık ortaöğretime kaydırılmaktadır. Buna bağlı olarak, açık öğretim lisesi, öğrencileri için nitelikli bir alternatif olmaktan ziyade sistemde başarısız öğrencilerin yönlendirildiği depo kurum haline gelmiştir.

    – Eğitim düzeyi arttıkça iş gücüne katılım artıyor

    Türkiye’de eğitim düzeyi arttıkça iş gücüne katılım ve istihdam oranları da belirgin bir şekilde artmaktadır. 2015 yılı için işgücüne katılım oranları yüksekokul ya da fakülte mezunlarında yüzde 80; lise dengi meslek okulu mezunlarında yüzde 65; genel lise mezunlarında yüzde 54; lise altı eğitim düzeyinden mezunlarda ise yüzde 43 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu yıl için istihdam oranları yüksekokul ya da fakülte mezunlarında yüzde 71; lise dengi meslek okulu mezunlarında yüzde 58; genel lise mezunlarında yüzde 47; lise altı eğitim düzeyinden mezunlarda ise yüzde 39 olarak gerçekleşmiştir. Yükseköğretimin, özellikle kadınların iş gücüne katılımında ve istihdamında oldukça fazla dönüştürücü gücü bulunmaktadır. Örneğin, 30-64 yaş nüfusta olan kadınlarda yüksekokul ya da fakülte mezunu olan kadınların iş gücüne katılma ve istihdam oranları daha düşük eğitim düzeyindeki kadınların işgücüne katılma ve istihdam oranlarından yaklaşık iki kat daha yüksektir.

    – Eğitim düzeyi arttıkça ekonomik kazanç artıyor

    Ayrıca, eğitim düzeyi arttıkça ekonomik kazanç da beklendiği üzere artmaktadır. 2014 yılı TÜİK verilerine göre genel lise mezunu olma referans noktası olarak alındığında, yüksekokul ve üstü olanların yıllık gelirlerinin genel lise mezunu olanların gelirinden 2,4 kat daha fazla olduğu görülmektedir. Meslek lisesi mezunu olmanın, genel lise mezunu olmaya göre yıllık brüt gelir açısından avantaj sağladığı da belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Yıllık ortalama brüt gelir temelinde, meslek lisesi mezunu olmak 2014 yılında genel lise mezunu olmaya göre 1,3 kat avantaj sağlamaktadır.

    – İlk ve ortaokullarda yaklaşık 60 bin derslik ihtiyacı var

    İlk ve ortaokul kademelerinde ikili eğitim yapan okul ve öğrenci oranları 2010 yılından (sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 51) 2015 yılına (sırasıyla yüzde 19 ve yüzde 46) az miktarda düşüş göstermiştir. 2015 yılında dersliklerin yaklaşık yüzde 16’sında ikili eğitim yapılmıştır. Buna göre, sınıf mevcutları ve okullaşma oranları ile ilgili veriler sabit kalması durumunda ilk ve ortaokullarda ikili eğitim uygulamasına son verebilmek için yaklaşık 60 bin derslik ihtiyacı vardır. 2015-2016 eğitim-öğretim yılı için Türkiye genelinde ilköğretimdeki öğrencilerin yaklaşık yüzde 8’i; ortaöğretimdeki öğrencilerin yaklaşık yüzde 11’i taşımalı eğitim kapsamında merkez okullara taşınmaktadır.

    – Öğretmen dağılımındaki dengesizlik fırsat eşitsizliğinin en büyük gerekçesi

    Türkiye’de öğretmenlerin tecrübe açısından bölgelere ve illere göre dengesiz dağılımı, eğitimde fırsat eşitliği bağlamında endişe verici boyuttadır. Türkiye genelinde kamu çalışanı öğretmenlerin hizmet süresi ortalaması 11,7 yıl iken, Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sırasıyla 6,0, 6,7 ve 7,2’dir. Öğretmen hizmet süresi ortalamasının en yüksek olduğu iller sırasıyla İzmir (15,6), Aydın (15,5), Karabük (14,9), Ankara (14,9), Yalova (14,8) ve Balıkesir (14,8) iken, en düşük olduğu iller sırasıyla Şırnak (1,8), Hakkâri (2,0), Ağrı (2,8), Muş (3,1) ve Bitlis’tir (3,9).

    Onuncu Kalkınma Planı’nda belirlenen hedef doğrultusunda, öğretmenlerin dezavantajlı bölgelerde ve okullarda uzun süreli çalışması özendirilecek birtakım düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Özellikle öğretmenlerin özlük hakları ile ilgili bir düzenlemenin bu doğrultuda etkili bir politika aracı olacağı düşünülmektedir.

    – Öğrenciler öğretmen, öğretmen adayları ise atama bekliyor

    Eğitim fakültelerindeki mevcut öğrenci sayıları, yeni kayıt öğrenci sayıları ve mezun sayıları birlikte değerlendirildiğinde ve ayrıca fen-edebiyat fakültelerinin mezunlarına verilen pedagojik formasyon sertifikalarının sayısı göz önünde bulundurulduğunda, önümüzdeki yıllarda da öğretmen arzının birçok alanda öğretmen talebinden daha fazla olacağı öngörülmektedir. 2015 yılında 417.480 öğretmen adayı KPSS Eğitim Bilimleri Testine girmiştir.

    – 130 bin öğretmen açığı giderilmelidir

    Kamu okullarında çalışan 40 bin civarında norm fazlası öğretmen bulunmaktadır. Kurum (okul) bazlı 130 bin öğretmen ihtiyacı varken (Şubat 2016 verisi), öğretmenlerin yüzde 5’inin ihtiyaç fazlası olarak ihtiyacı olmayan okullarda görev yapıyor olması eğitimde fırsat eşitliği bağlamında ve kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı açısından son derece sorunlu bir durumdur. Anayasal haklar kapsamında tanınan aile bütünlüğünün korunması ve sağlık ihtiyaçlarının giderilmesi gibi haklar ihlâl edilmeden bu sorunun çözümüne yönelik politikalar geliştirilmelidir.

    – Her 5 lise öğrencisinden 1’i kronik devamsız

    Öğrenci devamsızlığıyla ilgili veriler, özellikle liselerde özürlü ya da özürsüz 21 gün ve üstü devamsızlık yapan öğrencilerin oranlarının yüksek olduğunu göstermektedir. 2014-2015 yılı verilerine göre, her 100 lise öğrencisinin yaklaşık 19’u 21 gün ve üzeri devamsızlık yapmıştır. Ortaokullarda her 100 öğrenciden 10’u; ilkokullarda ise her 100 öğrenciden 5’i 21 gün ve üstü devamsızlık yapmıştır.

    – Ortaöğretimdeki sınıf tekrarı sorun olarak varlığını sürdürüyor

    Ortaöğretimde sınıf tekrarı oranı 2010 yılından 2014 yılına kadar geçen süre zarfında belirgin bir şekilde artmıştır. 2010 yılında yüzde 4,3 olan söz konusu oran 2014 yılında yüzde 5,7’ye yükselmiştir. Sınıf tekrarı yapanların sınıflara göre oransal dağılımı incelendiğinde, sınıf tekrarının özellikle 9. sınıf öğrencileri arasında yaygın olduğu görülmektedir.

    Sınıf tekrarı yapanların okul türüne göre dağılımı incelendiğinde oldukça çarpıcı bir tablo ortaya çıkmaktadır. 2010-2011 eğitim-öğretim yılında sınıf tekrarı yapan tüm öğrencilerin içerisindeki meslek liseli öğrencilerin oranı yüzde 57 iken, bu oran son verilere göre yüzde 87 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşmıştır.

    – Ortaöğretim mezuniyet oranları hâlâ düşük

    Türkiye’de ortaöğretim mezuniyet oranı giderek artmaktadır. 2008 yılında yüzde 53,4 olan toplam mezuniyet oranı 2014 yılında yüzde 79,5’e yükselmiştir. Diğer taraftan, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de ortaöğretim mezuniyet oranı hala düşük düzeydedir. OECD verilerine göre, OECD genelinde söz konusu oran yüzde 85’dir. Yeni Zelanda, Portekiz, İrlanda ve Japonya gibi bazı ülkelerde ortaöğretim mezuniyet oranlarının yüzde 100’e yakın gerçekleşmiş olması Türkiye’deki olumsuz durumu daha da belirginleştirmektedir.

    – Yükseköğretime geçişte fırsat eşitsizliği

    Yükseköğretim programına yerleşen öğrencilerin mezun oldukları lise türüne göre detaylı analizi, üniversiteye geçişte lise türleri arasındaki başarı farkını açıkça ortaya koymaktadır. 2015 yılı yerleştirme sonuçlarına göre, lisans programlarına yerleşme oranı açısından, Sosyal Bilimler Lisesi, Özel Fen Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi ve Özel Lise (yabancı dil eğitim verenler), Fen Lisesi ve Anadolu Lisesi diğer tüm lise türlerine göre belirgin bir şekilde daha başarılı olmuştur. Lise türlerine göre lisans programlarına yerleşme oranlarındaki uçurum, yükseköğretime geçişteki fırsat eşitsizliğini gözler önüne sermektedir.

    – Öğrenci başına yapılan harcamalar artıyor ama yetersiz

    Türkiye’de temel eğitim ve ortaöğretim genelinde öğrenci başına harcama düzenli olarak artış eğilimindedir. Ancak, mevcut son verilere göre, öğrenci başına yapılan harcama açısından Türkiye, OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer almaktadır.

    “Ne terörist öğretmen olmalı ne de öğretmen terörist olmalı”

    Terör bağlantısı olan öğretmenlerin açığa alınmasına ilişkin soruyu yanıtlayan Başkan Çetin şunları söyledi:

    “Biz şimdiye kadar bu konuda hep net cümle kurduk. Ne terörist öğretmen olmalı ne de öğretmen terörist olmalı dedik. Dolayısıyla öğretmenlik mesleği milletin çocuğunu teslim ettiği ve geleceğe hazırlaması noktasında misyonu yüklediği bir meslektir. Dolaysıyla öğretmenin görevi çocukların eline kalem tutuşturmak, onu geleceğe hazırlamaktır. Öğretmenin görevi asla çocuğun eline silah tutuşturmak, terör örgütüne sempatizan ya da militan yetiştirmek olamaz. Bu anlamda, bu tartışmaların sendikalar üzerinden yürütülmesi son derece yanlış. Dolayısıyla sendikaların görevi de teröre payandalık yapmak, terör örgütünden talimat almak asla değil. Sendikaların görevi eğitim çalışanlarının, üyelerinin haklarını, menfaatlerini, özlük haklarını korumak geliştirmek. Dolayısıyla ikisini bir birinden ayırmak gerekiyor, bu tartışmayı sendikalar zemininde yürütmek son derece yanlış olur. Bizim üyelerimizden hem FETÖ kapsamında hem PKK kapsamında alınmış öğretmenler var. Biz bir konuda net konuşuyoruz, o da şu; Eğitim-Bir-Sen olarak üyemizin bir terör örgütü ile bağlantısı, irtibatı ve onun için çalışması söz konusuysa, bu konuda sendikal kapsamı dışına çıkmış demektir. Ama kişi böyle bir iddia ile herhangi bir mağduriyet taşıyacaksa, sendikal kurumumuz ve sendikal savunmamız altındadır. Dolayısıyla bir kişinin bile mağdur olmaması için elimizden gelen bütün gayreti gösteririz.“

  • Başkale’de açık havada film izleme etkinliği

    VAN (İHA) – Van’ın Başkale Belediyesi tarafından çocuklara açık havada film izletildi.

    Başkale Belediyesi Kadın Politikalarını Geliştirme Müdürlüğü tarafından Amed Yıldırım Ayhan Parkı’nda çocuklara ‘Her Çocuk Özeldir’ filmi izletildi. Parkta kurulan açık hava sinemasında izletilen filmi çocukların yanı sıra belediye eş başkan yardımcısı, belediye meclis üyeleri ve belediye personeli de izledi.

    Film gösterimi sırasında kadın encümenler tarafından çocuklara meyve suyu ve kek ikramı yapıldı.

  • Samsun’da Biyolojik Çeşitlilik İzleme Çalışmalarına Başlandı

    Orman ve Su İşleri 11. Bölge Müdürü Mehmet Sıddık Kılınçer, Samsun’da 2016-2019 yılları arasında 5 tür bitki, 1’i endemik olmak üzere 3 tür memeli, 2 tür kuş, 2 tür iç su balıkları, 1 tür sürüngen, 1 tür amfibi ve 2 özellikli alanın izleneceğini söyledi.

    Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Türkiye genelinde başlatılan ‘Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi’ ile gizli kalmış zenginlikleri ortaya çıkarmaya başladıklarını belirten Orman ve Su İşleri 11. Bölge Müdürü Mehmet Sıddık Kılınçer, “Orman ve Su İşleri 11. Bölge Müdürlüğümüze bağlı illerimizden biri olan Samsun ilimiz için bu proje tamamlanmıştır. Bilim adamlarının koordinasyonunda arazi, laboratuvar ve uygulama çalışmaları sonucunda ilimizin flora ve fauna envanteri çıkarılmıştır. Samsun’da literatür ve arazi çalışmaları sonunda 147’si endemik olmak üzere bin 784 damarlı bitkiler, 1’i endemik olmak üzere 51 tür memeliler, 362 tür kuşlar, 29 tür iç su balıkları, 12 tür sürüngenler, 9 tür çift yaşarlar, 376 tür tohumsuz bitkiler, 382 tür omurgasız hayvanlar olduğu tespit edilmiştir” dedi.

    Nadir, nesli tehlike altında olan gibi bitkilerin izlenmesi ve araştırılması için OMÜ ve Amasya Üniversitesi ile protokol imzaladıklarını ifade eden Kılınçer, “Samsun’un karasal ve iç su ekosistemleri Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi sonucunda tespit edilen endemik, nadir, nesli tehlike altında olan ve ekonomik değeri olan flora ve fauna türlerinin izlenmesi araştırılması ve bu türlere yönelik tehditlerin belirlenmesi, biyolojik çeşitliliğin tür, habitat ve ekosistem düzeyinde gidişatı hakkında fikir sahibi olunması ve gösterge türlerin azalmasına veya yok olmasına sebep olan tehditler belirlenerek bu tehditleri ortadan kaldıracak çözümlerin ortaya konulması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı 11.Bölge Müdürlüğümüz ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ve Amasya Üniversitesi arasında protokol imzalanmıştır. Ortak çalışmayı amaçlayan protokol OMÜ Rektör Vekili Prof.Dr. Sevilhan Mennan, Amasya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Orbay ile imzalanarak çalışmalar başlatılmıştır” diye konuştu.

    2016-2019 yılları arasında bitki, memeli, kuş ve iç su balıkları gibi birçok türün inceleneceğini belirten Kılınçer, “2019 yılına kadar devam edecek olan projede görev alan akademisyenler, Ekip Lideri İÇ Su Balıkları Uzmanı Prof. Dr. Nazmi Polat, Memeli ve Sürüngen Uzmanı Prof. Dr. Haluk Kefelioğlu, Çift Yaşarlar (Amfibi) Uzmanı Doç. Dr. Şevket Kandemir, Damarlı Bitkiler Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Fergan Karaer ve Kuş Uzmanı Yrd. Doç.Dr. Kiraz Erciyas Yavuz’dır. 2016-2019 yılları arasında 5 tür bitki, 1’i endemik olmak üzere 3 tür memeli, 2 tür kuş, 2 tür iç su balıkları, 1 tür sürüngen, 1 tür amfibi ve 2 özellikli alan izlenecektir. Akademisyenler ile 11. Bölge Müdürlüğümüz Samsun İl Şube Müdürlüğü teknik personellerince arazi çalışmaları devam etmektedir” şeklinde konuştu.