Etiket: istiyorsak

  • Murat Çorbacı, “Etkili bir dernek istiyorsak güçlü olmalıyız”

    Yeniceliler Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyeleri tanışmak ve bilgi alışverişinde bulunmak için yemekte bir araya geldiler.

    Safranbolu Öğretmenevinde düzenlenen etkinliğe dernek üyeleri yanı sıra AK Parti Karabük Milletvekili Cumhur Ünal, CHP Karabük İl Başkanı Abdullah Çakır ve Kardemir Karabükspor Kulübü Asbaşkanı Mehmet Yüksel de katıldı.

    Dernek Başkanı Murat Çorbacı Karabük’teki Yenicelileri bir çatı altında buluşturmak birlik, beraberlik ve kaynaşmayı sağlamak amacıyla derneklerini kurduklarını belirterek, “Yeniceli kardeşlerimizin sorununa derdine çözüm bulmak, yenicemizin ihtiyaç talep ve sorunlarını dile getirmek, kamuoyu oluşturmak, ilgili yerlere iletmek ve sizin sesinizi daha gür bir şekilde çıkarmak amacıyla kurulan derneğimizin altıncı ayını geride bıraktık. Derneğimiz Yeniceli dostlarımıza açık olup her türlü düşünceye, fikre açık olup bunu derneğimizin zenginliği olarak görmektedir. Mart ayında kurduğumuz Karabük İli Yeniceliler Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğimizin mayıs ayında genel kurulunu, 10 Ağustos’ta dernek büro açılışımızı gerçekleştirdik. Yönetim kurulu arkadaşlarımızla açılış telaşıyla günün yoğun geçtiğini ve hep beraber bir araya gelemediğimizi konuştuk. Üyelerimizle tanışmak, bir ve beraber olmak, siz değerli dostlarımızın görüş ve önerilerini almak için bu programı düzenledik” dedi.

    ‘30 öğrenciye 4 bin 500 TL’lik yardım’

    Çorbacı genel kurulun ardından fırsat buldukça iş yerlerine ziyaretler gerçekleştirdiklerini söyleyerek dernek çalışmaları hakkında şunları söyledi: “Hemşehrilerimize derneğimizi anlatıp yapmak istediklerimizi anlatıp, kendilerinin düşüncelerini aldık. Bundan sonra program dahilinde hemşehrilerimizi ve üyelerimizi ziyaret etmeye çalışacağız. Derneğimiz ile ilgili çalışmalar yaptık. Yönetim kurulu üyelerimizle iftar programları düzenledik. 15’e yakın hastayı ziyaret ettik, 20’ye yakın düğün programına katıldık. Arkadaşlarımızın iş yeri açılışlarına katıldık. Gidemediğimiz yerlere de çiçek gönderdik. SMS grubu oluşturarak kan ihtiyacı olan kardeşlerimizin ihtiyaçlarını hızlıca duyurduk. Bu benim öğrencim sloganıyla 30 öğrencimize yaklaşık 4 bin 500 TL’lik giyim yardımı yaptık.”

    “Etkili bir dernek istiyorsak güçlü olmak zorundayız”

    İçişleri Dernek başkanlarının uygun gördüğü başlıklarda proje eğitim çalışmaları kültürel ve yardım faaliyetleri yapmak istediklerini ifade eden Çorbacı “Özellikle proje konusuna büyük önem veriyoruz. Dezavantajlı üyelerimizi, öğrencilerimizi ve gençlerimizi ilgilendiren konularda projeler yapmak farklılık oluşturmak istiyoruz. Ormanları ile ün yapan ve güzel Yenicemiz ile ilgili projeler olabilir. Etkili bir dernek olmak istiyorsak sayımızı arttırmak zorundayız güçlü olmak zorundayız. Hayırseverlerimiz in sayısını arttırmak daha fazla etkinlik yapmak zorundayız. Yükseköğrenimden burs bekleyen öğrencilerimiz var onlara yardımcı olacak finansal yapımızı kurmak durumundayız. Bunları yapabilmek için üyelerimizin aidat ve bağış yardımlarında bekliyoruz zorunlu aidat almayacağız” diye konuştu.

  • Aşut: “Küresel güç olmak istiyorsak, dijital dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız”

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Şerafettin Aşut, teknolojide küresel anlamda büyük bir değişim ve dönüşüm yaşandığına dikkat çekerek, “Küresel bir güç olmak istiyorsak, rekabet gücümüzü arttırmak ve kalkınmak istiyorsak, her sektör ve alanda dijital dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız” dedi.

    Aşut, yaptığı yazılı açıklamada, küresel ekonominin yeni bir evreden geçtiğini, 2008 krizinden sonra küresel anlamda ilk kez ekonomik bir iyileşmenin gözlemlendiğini ve bu iyileşmenin ilk kez süreklilik kazandığını söyledi.

    “Dijital dönüşüm bir moda değil, zorunluluk”

    Dünyadaki diğer bir değişimin ise teknolojide yaşandığına dikkat çeken Aşut, teknolojideki bu değişim ve dönüşüme ’Endüstri 4.0’ denildiğini hatırlatarak, “Küresel bir güç olmak istiyorsak, rekabet gücümüzü arttırmak ve kalkınmak istiyorsak, her sektör ve alanda dijital dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız. Bu bir moda değil, bir zorunluluk. Özellikle üretimde, var olan tesislerin dijital dönüşümünü, insan kaynağı eğitimi ile birlikte tamamlamak, yeni tesislerde ise daha kuruluş aşamasında bu vizyona göre yatırım yapmak zorundayız. Bu noktada Sanayi Bakanlığımızın ’Model Fabrika Projesi’ bir rol model ve eğitim alanı olacaktır. Ancak sadece üretim aşamasında dijitalleşme yetmez, yüksek katma değer oluşturmak için üretim öncesi ve üretim sonrası dijitalleşme bütüncül görülmelidir. Geleneksel üretim, geleneksel ihracat, geleneksel pazarlama değişiyor. Üretimin yanında, iş yapma şekli değişiyor. 2020’den sonra küresel ekonomide bir canlanma bekleniyor. Buna bugünden hazır olmak zorundayız. Bu pastadan ne kadar pay alacağımız bu çabaya bağlıdır” diye konuştu.

    “Ticaret savaşları başlıyor”

    2008’den 2018’e kadar küresel anlamda bir büyümenin gerçekleştiğini, ancak bu büyümenin ticaretsiz bir büyüme olduğunu söyleyen Aşut, 2020’den sonra ise ticaretle büyümenin olacağını kaydetti. “Ticaret savaşları geliyor ve ekonomi cephemiz sağlam olmak zorunda” diyen Aşut, bunun en büyük habercisinin, ABD’nin korumacı politikaları olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti; “Bu anlamda, Mersin özelinde baktığımızda, bir buçuk milyon dolar ihracatımız artmasına rağmen gerçek potansiyelimizi yansıtmıyor. İhracatı ithalatından fazla bir kent olarak, yani cari açığı olmayan, ülkeye net katma değer sağlayan bir kent olarak elbette oluşturduğumuz değerden mutluyuz. Ancak, sanayide marka kentlerin çoğunun ithalatının ihracatından fazla olması kabul edilemez ve acilen masaya yatırılması gereken bir konudur. Ama biz biliyoruz ki, küçük dokunuşlarla Mersin bunu en az 4-5 milyar dolara çıkarabilecek bir kent. Peki, nedir bu dokunuşlar? Elbette birinci etken fiziki alt yapı eksikleri. Yeni OSB alanlarının oluşturulması, havalimanının bitmesi, planlanan konteyner limanı ve lojistik merkezi projesinin hayata geçmesi, üretim ve ihracat artışını kolayca oluşturabilecek etmenlerdir.”

    “Mersin hak ettiği yatırımları alacak gibi”

    Bu anlamda gerek Kalkınma Bakanlığı, gerekse Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın önemli çalışmaları olduğunu dile getiren Aşut, “Bu çalışmaların merkezinde iş dünyasının desteği ve iş birliği var. Bu anlamda tüm strateji, yatırım alanı üretmekle başlıyor ve çok doğru bir adımdır. Yeni OSB’ler, yeni mega üretim bölgeleri ve sanayide dijital dönüşüm. Bunların sonucu, rekabette güç kazanmak ve katma değer oluşturmaktır. Mersin özelinde bu stratejinin ne olacağına baktığımızda, bakanlarımızla yaptığımız sayısız toplantının sonunda 6 yeni OSB Mersin ve ilçelerine geliyor. Bir mega sanayi bölgesi planlanıyor ve dijitalleşme anlamında ’model fabrikalar’dan biri Mersin’de kuruluyor. Bir Tasarım ve Dijital Dönüşüm Merkezi kuruluyor. Tüm bunlar yeni yatırımların önünü açacak eko-sistemin kurulması anlamına gelir. Aslında tüm bunlar son 5 yıldır planladığımız ve gündeme getirdiğimiz yüksek teknolojili bir üretim merkezi olmamızı, yani otonom bir ekonomiye doğru gittiğimizi gösteriyor” ifadelerini kullandı.

    “Mühendisler değil matematikçiler fabrikalarda olacak”

    Günümüzde gelişen teknolojinin iş yapma şeklini de değiştirdiğini belirten Aşut, “Bu anlamda MTSO olarak Mersin özelinde dijitalleşmenin yol haritasını çıkarmaya başladık. Bu konuda birçok sektör buluşması yapacağız. Amacımız, kısa sürede Mersin Dijital Dönüşüm Strateji Belgesini ortaya koymak ve bu işe planlı şekilde başlamak olacaktır. Emek gücü bitiyor, bilgi ve ileri teknoloji geliyor. İnsan gücü tamamen yok olmayacak, yeni işçi tanımı geliyor. 2020 yılında 50 milyon nesnenin bir birine bağlanacağı söyleniyor. Olağanüstü bir data oluşacak. Nesnelerin interneti her sektöre girecek ve büyük bir pazar olacak. Almanya 2025 Dijital Stratejisi’ni hazırladı. Önce alt yapıyı, yani fiber optik alt yapıyı yenileyecekler. İnovasyon ve yeni iş modellerine destek verecekler. ’İş Yeri 2030’ adında dijital eğitim modülü kurarak, nasıl bir iş yeri olmalı sorusuna cevap bulacaklar. Amaç, üretimde izlenebilirlik ve sıfır hata. İşte otonom üretim ve otonom ekonomi dediğimiz şey budur. Elbette yapay zeka işin merkezi olacak. Artık fabrikaların mühendisten çok matematikçiye, fizikçiye ihtiyacı olacak” şeklinde konuştu.

    “Önce insan”

    Satın almakla ’Endüstri 4.0’ın gelmeyeceğini, danışmanlıklarla bu dönüşümü sağlamak gerektiğini vurgulayan Aşut, sözlerini şöyle tamamladı; “MTSO Endüstri 4.0 Eğitim ve Uygulama Merkezi Projemizin amacı da budur. Hatta bunu bir adım öteye taşıdık ve bir ’Teknoloji Kampusu’ ile daha bütüncül bir hale getirmek istiyoruz. Önce değişim ve organizasyon, sonra insan eğitimi ve sonra dijitalleşme. Mavi yakalı yok olmayacak, kontrol panelinin arkasında metal yakalıya dönüşecek. İnsanın zekasına her zaman ihtiyaç olacak ama ucuz iş gücü, vasıfsız insana ihtiyaç kalmayacak. Eğer eğitim sistemimiz buna göre revize olabilirse zaten insanımızın iş sorunu kalmayacak. MTSO olarak bu vizyonla çalışıyoruz ve ülkemizin bu alanda da öncü kenti olacağımıza inanıyoruz.”

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Hedeflere ulaşmak istiyorsak yetki ve sorumluluk sahibinin belli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız var”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, referandum ile ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Şayet ülke ve millet olarak hedeflere ulaşmak istiyorsak, güçlü, etkin, yetki ve sorumluluk sahibinin beli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız vardır. Esasen bugün üzerinde konuştuğumuz Cumhurbaşkanlığı sistemi konusu bir günde, bir yılda ortaya çıkmış değildir. Gerisinde böylesine derin ve düşündürücü bir arka plan vardır” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Sistemi Sempozyumu’na katıldı.

    Açılışta konuşan Erdoğan, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmek için tarihi karar arifesinde olduğu günlerde böyle bir sempozyum düzenlenmesinin önemli olduğunu söyledi.

    “Devlet yönetiminde bir aktör varsa bu sembolik olmaz”

    Dünyada Birleşmiş Milletler üyesi 200’e yakın ülke bulunduğuna ve bunların her birinin kendine özgü yönetim sistemleri olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Yönetim sistemleri konusunda yapılan çeşitli tasnifler varsa da bunlar sadece genel bir fikir edinmeye yarıyor. Örneğin Parlamenter sistemle yönetilen ülkelere listesini incelediğinizde pratikte birbirinden farklı idare tarzlarının aynı başlıkta toplandığını görüyoruz. Yine devlet başkanlığı sistemi ile yönetilen ülkelerde de benzer bir manzara ile karşılaşıyoruz. Teoriden parlamenter sistem monarşiye ve totalizme karşı verilen mücadelenin ürünüdür. Avrupa ülkelerine baktığınızda pek çoğunda kral ve kraliçelerin bulunduğunu görüyoruz. Japonya gibi, Tayland gibi dünyanın başka yerlerinde de benzer durumlarla karşılaşılabiliyor. Birileri hemen çıkıp ‘efendim bunlar semboliktir aslında oralarda parlamenter demokrasi vardır’ diyecektir. Devlet yönetim sisteminde bir aktör varsa bu hiçbir zaman sembolik kalmaz. Bir ülkede kral varsa o kraldır, kraliçe varsa o kraliçedir. Bu taht sahibi de öyle veya böyle ülkenin yönetiminde söz sahibidir. Sadece başkanlık veya cumhurbaşkanlığı sistemi ile yönetilen ülkelerde monarşi yoktur. Adında Cumhuriyet geçtiği halde fiilen diktatörlükle idare edilen, hatta makamların babadan oğla geçmesi itibariyle monarşiyi andıran yönetimle de mevcuttur. Her ülke kendi şartları özgü yönetim biçimine sahiptir” diye konuştu.

    “Ana muhalefet sana sesleniyorum, önce tek partili, daha sonra çok partili döneme geçildi”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin son 200 yılda farklı tecrübeleri yaşadığını vurgulayarak, “18. Yüzyıl boyunca süren arayışlar, tanzimattan meşrutiyete kadar pek çok denemeyi beraberinde getirmiştir. Bu süreçte ülkemiz savaş ve krizlerle sürekli küçülmüş, ağır bedeller ödemiştir. Her mücadele o mücadeleyi fiilen yürüten ekibin tercihlerinin, yönelimlerinin de önünü açar. İstiklal harbinin başarıya ulaşmasının ardından Cumhuriyetin ilanı işte böyle bir tercihin ürünüdür. Avrupa ülkeleri monarşi ile demokrasiyi birlikte yaşatma yoluna giderken, biz hanedanı ülke dışına çıkartıp cumhuriyeti ilan ettik. Önce tek partili, ardından da çok partili bir hükümet sistemi ile ülkemiz bu günlere geldi. Ana muhalefet sana sesleniyorum. Önce tek partili, daha sonra çok partili döneme geçildi. Cumhuriyet dönemi de kendi içinde yek pare değildir. 1924, 1961 ve 1982 anayasaları da geçmişe göre oldukça keskin farklılıklar içerir. Aynı şekilde Gazi Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanlığı ve parti başkanlığı dönemi ile İnönü dönemi arasında da önemli farklılıklar bulunmaktadır” şeklinde konuştu.

    “Ülkemizde hükümetlerin ömrü 16 ay bile değildir”

    Erdoğan, “Çok partili siyasi hayata geçtikten sonra demokrasimizi hep darbeler altında ayakla tutmaya çalıştık. Son 14 yıl boyunca bu sıkıntıların tamamını biz de iliklerimize kadar hissettik. Milletimizden aldığım güçle sorunları aşmayı başarmış olmamız, temelde yatan yapısal bozuklukları ortadan kaldırmıyor. Bu çarpıklıkların en öneli sorunu istiklal ve güven ortamının tehdit altında olmasıdır. Siyasi istikrarsızlık beraberinde ekonomik ve sosyal sorunları da getirmektedir. Cumhuriyetimiz geçmişi 93 yıl iken 65. Hükümet işbaşındadır. Hale bakın. Bir başka ifade ile ülkemizde hükümetlerin ömrü 16 ay bile değildir. Türkiye böylesine kısa ömürlü hükümetler tarafından yönetilirken benzer şartlarda gelişme yarışına girdiği ülkeler tarafından birer birer geçilmiştir. 25 gün ömrü olan hükümetler olmuştur bu ülkede. Böyle devlet yönetilir mi ya. Bunu yönetmeye çalıştılar. Şimdi biz bunu temelden düzeltiyoruz. Şayet şu 14 yıllık dönemde ülkedeki sıçrama harekatı bizim siyasi hareketimiz tarafından yapılmasaydı biz hala nal toplamaya devam ederdik. Son 200 yılık arayışlarımız, cumhuriyet dönemindeki tecrübelerimiz ve özellikle son yıllarda yaşadıklarımız bir gerçeği gösteriyor. Şayet ülke ve millet olarak hedeflere ulaşmak istiyorsak, güçlü, etkin, yetki ve sorumluluk sahibinin beli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız vardır. Esasen bugün üzerinde konuştuğumuz Cumhurbaşkanlığı sistemi konusu bir günde, bir yılda ortaya çıkmış değildir. Gerisinde böylesine derin ve düşündürücü bir arka plan vardır” ifadelerini kullandı.

    “Tartıştığımız sistem, Türk milletinin asırlardır devam eden beka sorununun çözüm yoludur”

    “Kesinlikle bu mesele cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük meselesi değildir” diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Tartıştığımız sistem Türkiye’nin ve Türk milletinin asıllardır devam eden beka sorununun en doğru çözüm yoludur. Mesele budur. Cumhuriyetin ilanından çok partili hayata geçişe kadar olan dönemin adına demokrasi diyen ya kendini kandırıyor, ya bizi kandırmaya çalışıyor. Bu dönem tek parti yönetimidir. Ey ana muhalefet önce kendini bir sigaya çek bakalım. 1950’de geçtiğimiz çok partili hayatın sık sık darbelerle kesintiye uğramasının gerisinde, beli bir kesimin tek parti dönemine özleminin bulunduğunu ifade etmek herhalde yanlış olmaz. Türkiye gücü ve yetkiyi elinde bulunduran, ancak millete karşı sorumluluğu olmayan vesayet kurumlarının elinden çok çekti. Ülkemizde ne zaman milli iradeye dayalı yönetimler iş başında bulunduysa, o dönemlerde büyük sıçramalar yaşanmıştır. Başbakanlığım döneminde bürokratik oligarşiden ne kadar şikayet ettiğimi hatırlıyor olmanız lazım. Bütün bu tecrübeleri, tarihi okumaları bir araya getirdiğimizde ülkemizin yeni anayasaya ve yeni bir yönetim sistemine olan ihtiyacı ortaya çıkıyor”