Etiket: İstiyorlar”

  • Bakan Canikli: “Erken seçim istiyorlar, şimdi ne diyorlar”

    Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, 24 Haziran’da yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimiyle ilgili muhalefet partilerinin temsilcilerinin söylemlerine ilişkin, “Dün çıktılar ’Erken seçim zaten istiyoruz, hodri meydan’ dediler ama bugün hepsi sabahtan beri neler söylüyorlar neler” dedi.

    Bakan Canikli, Balıkesir’deki temaslarının son programında Hasan Basri Çantay Gençlik Merkezi’nde “Gençlerle Buluşma” programına katıldı. Gençlerle bir araya gelen Canikli, uzun süredir CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere muhalefetin, hemen hemen her platformda, “2019 Kasım ayına daha çok var. 17-18 ay var. Bu çok uzun bir süre. Toplum bunu beklemez, bekleyemez, onun için bir an önce erken seçime gidelim” cümlelerini hatırlattı. Kılıçdaroğlu’nun, ana muhalefet partisi başkanlığı görevinden dolayı ciddiye almaları gereken bir kişi olduğunu belirten Canikli, “Sürekli kendisi, ’erken seçime gidelim’ dediler. Tabii bu erken seçim meselesi tüpten çıkan macuna benzer. Çıktığı zaman bir daha yerine koyamazsınız. Ondan sonra yavaş yavaş seçime götürür gerçekten. Madem Kılıçdaroğlu bu kadar çok istiyor erken seçimi, ’tamam gidelim’ dedik. Sorun yok, madem bu kadar çok istiyor Kılıçdaroğlu, sonuçta çok muhabbetimiz yok ama ana muhalefet partisi genel başkanı yani. Kararı aldık” diye konuştu.

    Türkiye’nin ana muhalefet başkanıyla ilgili problemi olduğunu vurgulayan Canikli, “Türkiye’nin problemi. Bu problem bizim problemimiz değil. Kılıçdaroğlu’nun söylediği her söz, attığı her adım, yaptığı her icraat bize yazıyor, bize kazandırıyor. O kadar gaf içinde oluyor ki, aynı konuşma içinde, bir saatlik konuşma yapıyor, diyelim, başında kurduğu cümle ile sonunda kurduğu cümle arasında yüzde 100 fark var. Sonunda baştaki cümlesini kendisi yalanlıyor. O kadar örnekleri var ki, bu açından bakıldığında Kılıçdaroğlu siyasi açından bizim için son derece faydalı. Millet güvenmiyor, millete güven vermiyor. Dengeli bir politikası yok. Her konuşması bize puan kazandırıyor” şeklinde konuştu

    “Gençlerle Buluşma” programında terörle mücadeleye de değinen Bakan Canikli, Türkiye’nin sadece terör örgütleriyle değil, onların arkalarındaki destekçileriyle de mücadele ettiğini söyledi.

    Türkiye’nin NATO içinde bugüne kadar en büyük bedeli ödeyen, fedakarlığı yapan ülke konumunda olduğunu belirten Canikli, “Soğuk savaş döneminde Sovyet blokuna karşı Türkiye set oldu. Çünkü Sovyet blokuyla sınırı olan tek NATO ülkesi, Türkiye. Yıllar boyunca o riski biz taşıdık. Belki sıcak çatışma yaşanmadı ama yaşanabilirdi. Onun bütün gerginliğini biz, Türkiye olarak üstlendik” ifadesini kullandı.

  • “Ortalama 46 yıl yaşamak istiyorlar 15 milyonu 5 yaşına gelmeden ölüyor”

    Dünya Müslüman Tıp Birlikleri Federasyonu (FIMA), 3’üncü kez İstanbul’da toplandı. Bugün başlayan ve yarın da devam edecek olan ’FIMA Afrika Sağlık Kongresi’nde’ kıtanın sorunlarına çözüm arandı. FIMA’nın yeni başkanı olan Prof. Dr. İhsan Karaman, “Afrika’da ortalama ömür beklentisi 46 yıl. Ancak bu insanların her yıl 15 milyonu 5 yaşına gelmeden hayatını kaybediyor. Medeni dünya buna göz yummamalı” dedi

    İnsanları gibi kaderi de kara olan ve ‘Kara kıta’ olarak adlandırılan Afrika’da yaşam mücadelesi veren 1,2 milyar kişinin sağlığına İstanbul’da gerçekleştirilen ‘Afrika Sağlık Kongresinde’ çözüm arandı. Sağlık alanında Müslüman sağlık kuruluşlarının 1988 yılından beri örgütlü tek organizasyonu olan FIMA tarafından organize edilen kongrede konuşan yeni dönem Başkanı Karaman, dünyada büyüme ve lüks tüketimin sürekli artmasına rağmen Afrika’da ise açlığın arttığını söyledi. Karaman, “Beslenme bozuklukları hastalıkları artıyor. Bu insanlar 46 yaşına kadar yaşamak istiyor, fakat ne acıdır ki 5 yaşına gelmeden her yıl 15 milyonu hayatını kaybediyor. Modern dünya buna seyirci kalmamalı. Afrika’nın yeryüzünde kapsadığı alandan çok daha büyük oranda, insanların vicdanlarında yer tutması gerekiyor. İnanıyoruz ki kıtanın tamamına yönelik, insanlığın en azından ortak bir akıl, vizyon, strateji ve en önemlisi ortak bir vicdani hassasiyet benimsemesi mümkündür” dedi.

    Afrikalı bakanlar 15 Temmuz’u unutmadı

    Kongrenin açılışında konuşan Nijer Sağlık Bakanı Dr. Idı Illıassou Maınassara, Somali Sağlık Bakanı DrFawzıya Abıkar Nur, Sudan Sağlık Bakanı Bahar Idrıs Abu Garda, 15 Temmuz’un yıldönümünün hemen ardından Türkiye’de olmaktan mutlu olduklarını ifade ederek, “Türk insanının demokrasisine sahip çıkması meydanlara inmesi bir kahramanlık hikayesi ve dünyaya örnektir” ifadelerini kullandı. Yarın da devam edecek kongredeki paralel oturumlarda Türkiye’nin değişen Afrika yaklaşımından yardım sarmalına; beyin göçünden sağlıkta işgücüne kadar Afrika’nın yüzyıllardır değişmeyen insani sorunları tartışılıyor.

    Kongreye katılım gösteren Sağlık Bakan Yardımcısı Ahmet Baha Öğütken, 2002 yılında başlayan Sağlıkta Dönüşüm projesiyle Türkiye’nin ortaya koyduğu vizyonu Afrikalı katılımcılara aktardı. Sağlık alanında sağlanan başarının uluslararası kurum ve kuruluşlarca da tescillendiğini belirten Öğütken, Türkiye’nin diğer ülkelere teknik danışmanlık ve eğitim de verdiğini söyledi. Arama kurtarma alanında Avrupa’nın en büyük gönüllü timinin kurulduğunu da aktaran Öğütken, “UMKE 8 binin üzerinde gönüllü eğitilmiş personeliyle afetler ve olaylarda hemen organize olarak havalimanlarında buluşuyor. Acil durumlarda hemen müdahale ediyor” dedi. 20 dost ülkeyle tecrübe paylaşımı yaptıklarını belirten Öğütken, “15 ülkeden 361 sağlık personeline simülasyonlarla eğitim verildi. 11 ülkeyle hasta protokolü yaptık. Sudan’da 729 personelimiz görev yapıyor. Bunların 29’u hekim. Somali’de ise 861 personelimiz görev aldı. Burada ise 246 hekimimiz görevde. Sudan’da 272 bin 378 muayene, 5 bin 5 ameliyat yaptık. Somali’de ise 236 bin hasta muayene edildi” şeklinde konuştu.

    Karaman: “14 milyonluk ülkede 10 göz doktoru var”

    İhlas Haber Ajansına açıklamalarda bulunan FIMA’nın yeni başkanı olan Prof. Dr. İhsan Karaman, Afraka’da balık yemeyi değil balık tutumayı öğrettiklerini vurgulayarak, “Kongrede Afrika’da sağlığın tüm boyutlarını sadece tıbbi boyutunu değil, sadece insani boyutunu değil Afrika’daki sağlık sorunlarının akademik seviyede tartışan bir platform olarak öne çıkıyor. Bu kongreye yaklaşık 55 yabancı konuşma davetlidir. Toplamda da 600 kişilik bir katılımcıyla iki gün boyunca buradayız. Kongremizde Afrika’da sağlığın değişik boyutları dile getirilerek hem bu konudaki uzman bilim adamlarınca hemde sahada çalışan sivil toplum örgütleri, akademisyenler, diplomatlar ve hayırseverler ile birlikte tartışılarak bir sonuca varmaya çalışılacak. Afrika’da sağlık çok önemli bir sorun, dünyada anne ölüm hızı ile bebek ölüm hızının en yüksek olduğu kıta, üzerinde 1 milyar 216 milyon insanın yaşadığı Afrika’dır.

    Biz yeryüzü doktorları adıyla bilinen sivil toplum kuruluşu olarak, Afrika’da çok hızlı bir şekilde sağlık sonuçlarının tartışılıp sonuca bağlanması gerektiğini düşündüm. Örnek vermek gerekirse Afrika’da gözleri katarakttan kapanmış ve kör olmuş milyonlarca insan var. Sadece 25 dolara mal olan bir katarak ameliyatı yapıldığında hem o kişi sosyal hayata dönüyor hemde ona bakması gereken kişi kendi işine dönebiliyor. FİMA’nın gönüllü olarak çalışan insanları 140 bin kişiyi ameliyat ederek Afrika’da gün ışığına kavuşturdular. Afrika’da ilaç olmadığı için ve sağlık sorunlarının elverişsiz olduğu için halk mağdur durumda. Nijerya’da 14 milyonluk bir ülkede sadece 10 tane göz doktoru mevcut. Bunların üç tanesi katarak ameliyatı yapabiliyor. Dünyanın ve bizim unuttuğumuz gözümüzü belki kapadığımız belkide çok yakından bilmediğimiz bu çoğrafyasında sağlık sorunlarına el uzatmamızı bekliyor. Bu kongrenin sonunda elde edeceğimiz sonuçta klasik olarak Afrikalılara balık vermek değil, balık tutmayı öğreteceğimize inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Dr. Özkan: “Türkiye, GSMH oranıyla en çok bağış yapan ülke”

    Afrika’da çalışmış Yeryüzü doktorlarından Hasan Oktay Özkan da şunları belirtti: “Yeryüzü doktorları 2000 yılından beri ciddiyetini devam ettiriyor. Hayat vakfı kuruluşunun içinden Neşet etmiş bir kurum olarak şu anda dünyanın 46 farklı ülkesinde değişik projeler yapmaktayız. Ağırlıklı olarakta Afrika ülkelerinde gerçekleştiriyoruz. Bu projeler içerisinde tedavi edici eğitime dönük beslenme sağlığı ile ilgili projeleri ve acil durum ile hastahanelerin ekipman ve işletme sistemini düzeltmede ki projeleri kapsamaktadır. Afrika’da sağlık kapasitelerini artırmaya dönük daha kalıcı ve verimli projelere evrilmiş durumda. Tıpta uzmanlık sınavının sağlanması ve eğitiminin verilmesi, müfredat programlarına yardımcı olunması gibi programları gerçekleştiriliyoruz. Türkiye GSMH oranıyla dünyada en çok bağış yapan lider bir ülke konumunda yer alıyor. Bizde bu programların Türk halkının hamiyetperverliği, gönüllülüğü ve bağışlarıyla sürmektedir. Gittiğimiz her ülkede bu gönüllülük ile o ülke insanlarının size olan samimiyeti ile çok güzel bir birlikteliğe dönüşüyor”.

  • Belçikalı Belediye Başkanı Clerfayt: “İslam’ı karalamak istiyorlar”

    Belçika Diyanet Vakfı’nın geleneksel iftar yemeğine katılan Belçikalı Belediye Başkanı Bernard Clerfayt, yaptığı konuşmada İslam dinin barış ve hoşgörü dini olduğunu belirterek, “İslam’ı karalanmak istiyorlar” dedi.

    Belçika Diyanet Vakfı’nın Brüksel’deki merkezinde düzenlenen iftar yemeğine Türk kökenli Belediye Başkanı Emir Kır ile birlikte katılan ve kapıda vakıf müdürü Coşkun Beyazgül tarafından karşılanan Schaerbeek Belediye Başkanı Bernard Clerfayt, konuşmasında İslam diniyle ilgili güzel mesajlar verdi.

    Konuşmasının başında Türkçe “Hayırlı iftarlar” diyen Clerfayt, konuşmasının devamında “İnsan sevdiği arkadaşları tarafından davet edildiği zaman davete icabet eder. Ben de bu şekilde bu davete icabet ettim ve katıldım. Katılmaktan dolayı hiç çekingem yok. Sizinle ilgili bir takım söylentilerin olduğu malum. Ama ben bunlara kulak asmadım ve sizin çalışmalarınızın ne kadar kaliteli olduğunu biliyorum. Schaerbeek’te, Saint-Josse’da ve Belçika’nın her yerinde kaliteli işler yapıyorsunuz. Üstlendiğiniz rolün önemini biliyorum ve ben arkadaşlık duygusuyla buraya geldim.” ifadelerini kullandı.

    “Müslüman değilim ama Ramazan’ın önemini biliyorum”

    İftar yemeğine katılma sebebinin Ramazan ayının Müslümanlar açısından önemli olduğunu bilmesine bağlayan Başkan Clerfayt, “Ben Müslüman değilim ama bu ayın önemli olduğunu biliyorum. Bu ayda inananlar kendine çeki düzen veriyor ama bu ay özellikle hoşgörü ayıdır, paylaşma ayıdır ve daha iyisi olabilmeyi sağlayan bir aydır. Bu ay, herkese hoşgörülü olmanızı sağlıyor. Öncelikle kendi aile fertlerinize karşı, mahalledeki komşularınıza karşı, dindanşlarınıza karşı ve diğer dinden olanlara karşı da hoşgörülü olmanızı sağlıyor. Bu yüzden beni davet ettiniz ve bu ayın önemi bu şekilde amacına ulaşıyor” diye konuştu.

    “İslam’ı karalamak istiyorlar”

    Bu son dönemde çok zorlu bir süreçten geçiyoruz. Televizyonda izlediğim her korkunç saldırıya üzülüyorum. Bombalarla veya diğer saldırılarla suçsuz yere öldürülen masum insanları görüyoruz. Bu masum insanlar için üzülüyorum ama özellikle İslam’ın kötü imajla yansıtılmasına da üzülüyorum. Çünkü bu saldırılarla İslam’ı karalamak istiyorlar ama İslam bu değil. Üzülüyorum çünkü İslam’ın bu yansıtılan yüzünün İslam olmadığını çok iyi biliyorum. Gerçekte İslam’ın yüzü böyle değil. Müslüman olmayan ben, her gittiğim yerde bunu anlatıyorum ve İslam’ın öyle olmadığını ifade ediyorum. Benim tanıdığım İslam, barış dinidir, hoşgörü dinidir, paylaşma dinidir ve saygı dinidir. Sizin gibi güzel insanlarla birlikte iftar yapınca, kendime olan güvenim artıyor. Buradan giderken mutlu ayrılacağım çünkü sizinle İslam’ın güzel yüzünü gördüm.

  • Milletvekili Boynukara: “Terör eylemleri ile bize mesaj vermek istiyorlar”

    AK Parti Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara, son günlerde artan terör olaylarıyla verilmek istenilen mesajın, “Suriye ve Irak’tan çıkın” olduğunu kaydetti.

    Türkiye’de gerçekleştirilen terör eylemlerinde küresel istihbarat örgütlerinin olduğunu vurgulayan AK Parti Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara, Türkiye’nin bölgede ve dünyada söz sahibi olmasını istemeyen küresel güçlere dikkat çekti.

    Türkiye’nin 2009 yılından itibaren farklı ülkelerin hedefine konulduğunu kaydeden Adnan Boynukara, “Türkiye 2009’dan sonra farklı ülkelerin hedefine konulmuş bir ülkedir. 2009’ın nedenlerini hatırlamakta fayda var. 2008 sonunda Birleşmiş Milletlerde batı ittifakının dışına çıkarak oy kullandı. Bu önemli bir kırılma noktasıydı. İkincisi dünyada milyarlarca insanın içinden geçirdiği ancak yüksek sesle konuşmaktan kaçındığı bir dönemde Sayın Cumhurbaşkanımız açık bir şekilde dile getirdi. İsrail’in uyguladığı devlet terörünü kamuoyuna taşıdı. Onun ardından Türkiye AK Partiyle birlikte kendi iç sorunlarını halkıyla vatandaşıyla çözme yolunu tercih etti. ‘Türkiye bir şeyler yapıyor ve bizden habersiz yapıyor’ diye bakıyorlardı. Türkiye ilk defa insani yardım anlamında dünya birincisi oldu. Türkiye küresel vicdan oldu. Kendilerini dünyanın efendisi olarak görenlerini rahatsız etti.

    Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsında hedefe konulmaya başlandı. Aslında denemeleri Brezilya’da denediler ve başardılar. Ama Türkiye’de istedikleri oyunu oynayamadılar. Çünkü bu millet Recep Tayyip Erdoğan ve hükümete güveniyor.

    Bu olaylar üzerine MİT krizi yaşandı. Ardından çevre duyarlılığı üzerinden Gezi Kalkışması, ardından 17-25 Kalkışması yaşandı, ardından 15 Temmuz Kalkışması yaşandı. Bunların her biri başlı başına bir darbe girişimidir” dedi.

    Yaşanan terör eylemleri ile Türkiye’ye mesaj verilmek istendiğine dikkat çeken Boynukara, “Tüm darbe kalkışmaları boşa çıkınca DHKP-C gibi küçük terör örgütlerinin eylemleri ile ülke hedefe konulmaya başlandı. Bizim için terör örgütlerinin isimlerin ne olduğunun bir önemi yok. İstanbul Beşiktaş, Kayseri, İzmir’de ki eylemler gibi eylemler düzenleniyor. Bu eylemlerin arkasında küresel istihbarat örgütleri var. Eylemlerin tarzı, seçilen mekanlar, eylemlerde kullanılanlar ile bize mesaj vermek istiyorlar. Bize açık mesaj Suriye’den ve Irak’tan uzak durun diyorlar. Biz niye buralardayız buna bakmamız lazım. Bu ülkeler egemen devlet olsalar bizim burada bulunmak için hevesimiz yok. Yönetim boşluğu terör örgütleri tarafından dolduruluyor, bu terör örgütleri Türkiye’ye tehdit oluşturuyor. Kendi ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak için pozisyon alıyoruz. Bölgemizde kaosun derinliğini önlemek için Rusya ile görüşme trafiğine giriyoruz. Ama diğerleri bu görüşmeye karşılar ve kaosun devam etmesini istiyorlar. Kaosun faturası Amerika’ya değil, Avrupa’ya değil. Bu kaosun faturası bize kesiliyor. Bizi bundan vazgeçirmek için terör eylemleri yapıyorlar. Terör eylemlerinde taşeron örgütleri kullanıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin 200 yıllık makus tarihini değiştirmenin gayretinde olduklarını belirten Boynukara, “Biz vatandaşlarımızın can güvenliğini korumanın gayretindeyiz. Siz 100 eylemi önleseniz, çıkıp kamuoyuna biz bu kadar eylemi önledik diyemezsiniz. Ama bir eylemi kaçırırsanız üzücü bir durum ortaya çıkar. Umarız istihbarat ile kolluk kuvvetleri birlikte bu eylemleri sonlandırır. Şuan millet devletinin yanında, en ufak bir endişe kaygı söz konusu değil. Biz buradayız. Bu toplumun 200 yıllık makus tarihini değiştirmeyi amaçlıyoruz ve bunu gerçekleştireceğiz. Türkiye açısından geleceğin aydınlık olduğunu görüyorum” şeklinde konuşmasını tamamladı.

  • Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Hacısalihoğlu: “Ne istiyorlar Türkiye’den?”

    Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, “Ne istiyorlar Türkiye’den?”

    Kültür Eski Bakanı Namık Kemal Zeybek, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Kulübü tarafından düzenlenen konferansta Hoca Ahmet Yesevi’yi anlattı.

    Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Türkiye hedef, bu çok açık. Türk milleti, bulunduğu yer, bu topraklarda bütün biriktirdikleri, toptan hepimiz hedefiz aslında. Ne istiyorlar Türkiye’den? Nedir dertleri? Ben bunu özetle iki şeye bağlıyorum: Bunun birincisi Türkiye’nin coğrafyası çok kıymetli. Çok iyi biliyorlar ki bu coğrafyadan doğabilecek güçlü bir yapı, mevcut statükoyu elinde tutanlar açısından bir daralmaya yol açacak. Buradan büyük bir gücün ortaya çıkması onlar için küçülmek anlamına gelecek. Uluslararası sistem biraz da öyle işliyor maalesef. Birinin kazanması için birinin kaybetmesi gerekiyor. Kürenin neresini çevirirseniz çevirin böyle özgün bir coğrafyaya sahip başka bir ülke yok. Büyük kıtaların bütün kimlikleri ile birlikte o kıtaların alt ölçekleri de bünyesinde. Bundan dolayıdır ki burada yükselebilecek bir gücü mutlaka budamak gerekir.

    Türkiye’nin hedef alınmasının diğer nedenin ise tarihi geçmişi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hacısalihoğlu, konuşmasına şöyle devam etti, “Eğer bu coğrafyadan güçlü bir yükseliş ortaya çıkarsa biliyorlar ki o gücün aynı zaman da tarih denklemleri var ve onlar yeniden harekete geçecek. Yeni bir araya gelmeler olacak ve esas itibari ile bugüne kadar mazlumu hep mazluma hapsetmek isteyenlerin de hükümranlığı sona erecek. Bu durum zalimin işine gelmiyor. Dolayısıyla bu coğrafyanın, bu toprağın, bu milletin bugün biriktirdiği bu iki unsur üzerinden hedef konarak bir saldırı ile karşı karşıyayız.” Bütün terör örgütlerinin birbirlerini besleyen bir mekanizma ile birbirlerini meşrulaştırarak çalıştığını söyleyen Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Sahte yüzlerin maskeli balosunun biteceği günleri de göreceğiz. Bunu birlik beraberlik içerisinde yapacağız. Büyük bir birikimi, ideali de ayakta tutacağız” dedi.

    “Hoca Ahmed Yesevi’yi algılamak için onun sırrını anlamak gerekir”

    “Hoca Ahmed Yesevi” konulu sunumu için kürsüye davet edilen Kültür Eski Bakanı Namık Kemal Zeybek, Hoca Ahmed Yesevi’nin ömrünün son 63 yılını yer altı mescidinde geçirdiğini belirterek Yesevi’nin gerçek ölüm tarihi hakkında bilgiler verdi. Öğrencilere Hoca Ahmed Yesevi ve onun gibi alimleri anlayabilmeleri için bilim üzerine kitaplar okumaları gerektiğini öğütleyen Zeybek, bazı yazarların bilim üzerine yazdıkları kitapları da örnek olarak göstererek Orhun Kitabelerine ve “Tengri” kavramına değindi. Kadim Türklerin inançları hakkında bilgiler veren Zeybek, “Varolan her nesneyi içine alır. Ondan başka nesne yoktur ve o tüm nesnelerin içindedir” sözüyle Hoca Ahmed Yesevi’yi algılamak için bu sırrı anlamanın önemine dikkat çekti.

    Zeybek, Hoca Ahmet Yesevi döneminde Türklerin çoğunun müslüman olmadığını, Farsçanın o dönem oldukça popüler olduğunu ve Türkçe’nin adeta unutulduğunu belirterek, bu dönemde Hoca Ahmed Yesevi’nin Türkçe konuşarak 10 binlerce öğrenci yetiştirdiğini böylelikle Müslümanlığı yaydığını söyledi. Hoca Ahmed Yesevi sayesinde Türkçe’nin dirildiğini belirten Zeybek, Yasevi’nin karakteri hakkında da detaylı bilgiler vererek Ahmed Yesevi’nin kadın erkek ayrımı yapmadığını ve emek sömürüsüne kökten karşı olduğunu belirtti.

    Plaket töreni ve fotoğraf çekiminin ardından konferans sona erdi.