Etiket: İsmi

  • Şehit Astsubay Mehmet Kutlu’nun İsmi Parka Verildi

    Ankara’daki hain bombalı saldırıda şehit olan Astsubay Başçavuş Mehmet Kutlu’nun ismi memleketi Bandırma’da parka verildi.

    Şehit Kutlu’nun ismi Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan çocuk oyun parkına verildi. 2 kız babası şehidin adı artık çocuklarını da götürdüğü oyun parkında yaşayacak. Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza, bu ülke için canlarını verenlerin unutulmaması gerektiğini belirterek, ’’Öncelikle Bandırmalılarımıza teşekkür ediyorum. Cumhuriyet Meydanı’nı dolduran binlerce Bandırmalı şehidine sahip çıkarak bu acılara karşı tek beden, tek yürek olduğunu gösterdi. Biz de şehidimiz Mehmet Kutlu’nun ismini hem kendinin, hem de çocuklarının oynadığı parka vererek ismini ölümsüzleştirmek istedik’’ dedi.

  • Şehit Polisin İsmi Spor Salonuna Verildi

    Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde şehit olan polis memuru Arif Demir’in ismi spor salonuna verildi.

    Silvan ilçesinde Tekel, Mescit ve Konak mahallelerinde süren sokağa çıkma yasağı döneminde terör örgütü PKK mensuplarına yönelik başlatılan operasyonlar sırasında 10 Kasım 2015 tarihinde güvenlik güçleri tarafından sürdürülen operasyon sırasında PKK’lı teröristlerin Bağlar Mahallesi Diyarbakır Caddesi üzerinde zırhlı TOMA aracına düzenlediği roketatarlı saldırı sonucu Konya nüfusuna kayıtlı ve Diyarbakır’dan Silvan’a gönüllü olarak gelen şehit polis memuru Arif Demir’in ismi Silvan İlçe Emniyet Müdürlüğü içerisinde yapılan spor salonuna verildi.

    Spor salonun açılışını İlçe Kaymakamı Murat Kütük ve beraberindeki daire amirleri yaptı.

  • Organ Bağışının Dünyadaki Simge İsmi Reginald Green Hem Ağladı Hem Ağlattı

    İtalya’da, otobanda tatile giderken 17 yaşındaki oğlu öldürülen Reginald Green, Gaziantep’te oğlunun organlarını bağışlaması hikayesini anlattı. Dramatik hikayesi ile salondakileri ağlatan Reginal Green, halıya işlenmiş oğlunun resmini görünce göz yaşlarını tutamadı.

    Organ bağışının dünyaca ünlü simge ismi Reginald Green, 10 Mart Dünya Böbrek Günü nedeniyle Gaziantep Üniversitesinde İtalya’da otobanda öldürülen 17 yaşındaki oğlunun organlarını bağışlama öyküsünü anlattı. Reginald Green’in konuşması dinleyicilere duygulu anlar yaşatırken, kendisi de oğlunun fotoğrafının işlendiği halıyı görünce göz yaşlarını tutamadı. Oğlunun resmini olduğu halı Green’e hediye edildi. Etkinlikte konuşan GAÜN Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Balat ise, Türkiye’de her 6 kişiden birisinin kronik böbrek yetmezliği hastası olduğunu belirterek, ülkede 7.5 milyon kişinin kronik böbrek hastası olduğunu vurguladı. Kronik Böbrek Hastalığı Önleme ve Böbrek Nakli Konulu Toplantının düzenleme komitesi başkanı Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Balat, ülkemizde böbrek hastalıklarının tıpkı bir salgın gibi yayıldığını belirterek, Türk Nefroloji Derneği tarafından 23 ilde, 10 bin 750 kişinin katılımıyla yapılan araştırmada, erişkinlerin yüzde 15.7’sinde böbrek rahatsızlığı görüldüğünü vurguladı.

    Balat, her 6 kişiden birisinin kronik böbrek hastası olduğunu belirterek “Yani, ülkemizde 7,5 milyon kişi kronik böbrek hastasıdır” dedi.

    Kronik böbrek hastalığının sinsi seyrettiğini, düzenli tarama yapılmadıkça, erken evrelerde teşhisinin zor olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ayşe Balat, şunları söyledi:

    “Farkındalığının ve erken tanısının düşük olması nedeniyle hastalık, sıklıkla son dönem böbrek yetmezliği evresine kadar ilerlemektedir. Yüksek maluliyet oranları ve kötü yaşam kalitesi, bu hastaların aile ve sosyal yaşantılarını da olumsuz etkilemekte ve ekonomik üretkenliklerini engellemektedir. Son dönem böbrek yetmezliği gelişen hastaların yaşamını sürdürebilmesi için diyaliz ve böbrek nakli tedavilerinin uygulanması gerekir. Bu tedavilerin global maliyeti, 1 trilyon doların üzerindedir. Ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış 70 bini aşkın hasta bulunmakta, her yıl buna 10 bin yeni hasta eklenmektedir. Sağlık bütçesinin yüzde 5’ten fazlası, bu hastalar için harcanmaktadır.”

    BELİRTİLERE DİKKAT

    Kronik böbrek hastalığı için erişkinlerde en yüksek risk faktörleri arasında şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, kalp damar hastalıkları, obezite, ileri yaş ve ailede böbrek hastalığının yer aldığı saptamasında bulunan GAÜN Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Balat bu konudaki uyarılarını şöyle sıraladı:

    “Çocuk hastalarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, idrar kaçırma, halsizlik, iştahsızlık, aşırı yorgunluk, büyüme ve gelişmede gerilik, kansızlık, hipertansiyon altta yatan bir böbrek anormalliğinin ilk belirtisidir. Kronik böbrek hastalığının önlenmesi için özellikle erişkinlerde düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve ideal vücut ağırlığının korunması, tuzun azaltılması, yeterli su içilmesi, sigaradan ve aşırı alkol tüketiminden kaçınılması önemlidir. Çocuk hastalarda ise öncelikle düzenli taramalarla hastalıktan koruma, hastalık varsa erken teşhis ve etkin tedavi önemlidir. Hastalıklardan koruma ve erken teşhis çeşitli hastalıkların sağlık bütçesine getirdiği yükü azaltacaktır.”

    “BANA ARTIK İYİ GECELER DEMEYECEKTİ”

    Toplantıda, İtalya’da 21 yıl önce otomobiline ateş açılması sonucu 17 yaşında yaşamını yitiren ve organlarıyla 7 kişiye hayat veren Nicholas Green’in babası Reginald Green’in Prof. Dr. Ayşe Balat’ın tercüme ettiği konuşması sırasında duygusal anlar yaşandı.

    Oğlunun organlarını bağışladıktan sonra olayın bir aile trajedisi kalmaması için harekete geçen ve dünya çapında bir motivasyona neden olarak organ nakline önderlik yapan Reginald Green, şunları söyledi:

    “Gece, 10 ya da 10.30 sıralarında otobanda yanımızda bir araç belirdi. Biraz sonra yüksek sesle ve kızgın şekilde aracı kenara çekmemizi işaret eden ses duyduk. Çok tehlikeli görünüyorlardı ve ben durmadım, hızlandım. Onlar da hızlandı. Öyle ki, iki araba yan yana yarışıyorduk. Aniden büyük bir patlama sesi, açıkçası bir silah sesi duyuldu ve Nicholas ile dört yaşındaki kız kardeşi Eleanor’un uyuduğu arka koltuk tarafının camı patladı. Eşim Maggie onlara bakmak için döndü, ikisi de huzur içinde uyuyor gibi görünüyordu. Bu bir nimet gibi görünüyordu. Birkaç saniye sonra sürücü penceresi patladı ve ön koltukta oturan bizlerin önünden bir kurşunun nasıl bize değmeden geçtiğini asla bilemeyeceğiz. Artık onlardan kurtulmuş olmayı ümit ederek baktım, önce yan aynadan sonra dikiz aynasından gecede kaybolduklarını gördüm. Sonraki bir kaç mil ışıklar ve insanları görebileceğimiz bir yer arayarak en yüksek hızda devam ettik. Yolda bir kaza olmuştu, polis ve ambulans oradaydı. Durdum, kapıyı açtım, arabanın ışığı açıldı ve Nicholas kıpırdamıyordu. Yakından baktığımda dilinin hafifçe dışarı çıkmış olduğunu gördüm. İki gün sonra doktorlar beyin ölümünün gerçekleştiğini söyledi. Ben böyle bir umutsuzluğu-kasveti hiç hissetmemiştim. Bir daha asla ’İyi geceler baba’ deyişini duyamayacaktım.”

    “ORGANLARINI BAĞIŞLAMAYACAK MIYIZ”

    Reginald Green, “Maggie ve ben ellerini tutup konuşmadan beklerken Maggie sessizce ’O artık gitti, organlarını bağışlamayacak mıyız?” dedi. Aniden Nicholas vurulduğundan bu yana ilk kez, karanlıkta küçük ama çok parlak bir ışık gördüm. Bu mantıksız-duygusuz trajedinin içinde bazı iyi şeyler bulabilirdik. Ben ’Evet’ dedim, olanların hepsi buydu. Her şey çok netti: Onun artık o bedene ihtiyacı yoktu. Ama biz birçok kişinin o küçük bedenin verebileceği şeylere umutsuzca ihtiyacı olduğunu biliyorduk. Onların yüzlerini ya da kaç yaşında olduklarını tahmin edemesek de çok hasta olduklarını biliyorduk. Yedi kişiden dördü çok gençti ve bazıları ölümün eşiğindeydi. Şimdi, yirmi yıl sonra, en genci bile orta yaşa yaklaşıyor. Bunlardan sadece birini düşünürsek: 19 yaşında bir kız, oğlumuz öldüğü gün karaciğer yetmezliği nedeniyle komadaydı. Sağlığına yeniden kavuştu, evlendi, nakilden iki yıl sonra bir bebeği oldu, adını “Nicholas” koyduğu oğlu şimdi uzun boylu 19 yaşında yakışıklı bir delikanlı -ve bundan sonra bir kız bebek daha doğurdu. Bildiğim kadarıyla karaciğer hastalığı öyküsü olan bir ailenin 3 ferdinin de karaciğeri kusursuz çalışıyor. Nicholas öldüğü gün, onun alıcıları bize göre uzun bir bekleme listesinde olan istatistik verilerinden biriydi. Ancak onlarla bir araya gelip, onların ve ailelerinin geçmişte nasıl acı içinde olduklarını gördükten sonra biliyorum ki eğer bu sorunlara omuz silkseydik, asla utanmadan geriye bakamayacaktık”

    İTALYA’DA ORGAN BAĞIŞI 3 KATINA ÇIKTI

    O zamana kadar Batı Avrupa’da en düşük organ bağış oranına sahip İtalya’da, on yıl içinde organ bağışının üç katına çıktığını söyledi. Reginald Green, bu artış hızına başka hiçbir ülkenin yaklaşamadığını ve ölmüş olabilecek binlerce insanın hayatta kaldığını söyledi.

    Reginald Green, o zamandan beri donör ailelerinden yüzlercesiyle tanıştığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ben nadiren pişman olanı hatırlıyorum. Bunun yerine, hepsi bizim söylediğimizi söylüyor: Zor zamanlarda (en kötü zaman) teselli veren tek şey. Bildiğiniz gibi, insanların niçin organ bağışı yapmadığıyla ilgili birçok teori vardır. Bana göre bu sorunun anahtarı şudur: beyin ölümü genellikle ani geliştiği için, hastaneye yetişen kişiler birkaç saat önce sapasağlam olan sevdiklerinin şimdi öldüğünü veya ölmekte olduğunu öğrenmektedir. Bunun için bir hazırlıkları yoktur. Yorgun, şaşkın ve sıkça yaşanan trajediyi önlemek için bir şey yapamadıklarından dolayı pişmanlık hissetmektedir. Sadece eve gitmeyi ve sonsuza kadar değişen bir hayata uyum sağlamaya çalışmayı isterler. Bu koşullarda, daha önceden hiç düşünmedikleri ciddi bir konuda hemen, geri dönülmez bir karar vermek gerçekten zordur. Hayır derler ve sadece sonradan fark ederler ki dünyayı daha iyi bir yer yapmak için gerekli olan, belki de son şanslarını kaybetmişlerdir. Sakin durumdayken “evet” demek daha kolaydır”

    MAGGİE İLE DÜNYAYI DOLAŞTIK

    Büyük gazete ve dergilere röportaj verdiğini belirten Reginald Green, şöyle konuştu:

    “Bir dizi belgesel yaptık, en büyük talk show programlarına katıldık. İki kitap yazdım, ikisi de Amerika Birleşik Devletlerinin her köşesindeki organ bağış gruplarınca ve hastaneler tarafından kullanılmaktadır, birisi başrolünü Jamie Lee Curtis’in oynadığı televizyon filmine konu oldu ve dünyada 100 milyon kişi tarafından izlendi. Günümüzde transplantasyonu dünyada günlük olaylardan biri haline getiren transplant cerrahlarının yeteneğine ki bana hala tıbbın temelinden çok bilim kurgu gibi görünüyor, ve onları destekleyen sağlık ordusuna teşekkür ediyorum. Sadece Amerika Birleşik Devletlerinde yarım milyondan fazla organ, milyonlarca doku nakli yapılmıştır.”

    Konuşmaların ardından Nicholas ile ilgili 10 dakikalık bir görüntü izlendikten sonra, Reginald Green’e oğlu, Nicholas’ın resminin işlendiği halı hediye edildi. Baba Reginal göz yaşlarına hakim olamadı.

  • Prof. Dr. Musa Duman: “Körfez Köprüsü’ne ‘Evliya Çelebi’ İsmi Yakışır”

    Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Duman, yakın zamanda hizmete açılacak olan Körfez Köprüsü’ne ‘Evliya Çelebi’ isminin yakışacağını söyledi.

    Türkiye’de sokak ve yer isimleri üzerinden dilsel kültürümüzün yozlaştırılmaya çalışıldığını söyleyen Duman, önemli sokak ve yer isimlerine milli tarihimizde yer edinmiş kişilerin isimlerinin verilmesinin doğru olduğunu belirtti.

    Özellikle Tanzimat sonrasındaki 100 yıllık süre içerisinde kültürel kodlarımızda bazı değişikliklerin yapıldığını bunun sonucunda da sokak ve yer isimlerinde gayrimilli bir durum oluştuğunu belirten Duman, “Türk kültür ve medeniyetinin izlerini taşımayan bu tür isimlerin aslında çok da boş isimler olmadığı, bu isimleri verenler tarafından biliniyor. Bu isimler mutlaka bir başka kültürün ve medeniyetin izlerini taşıyor, yani bilinçli çalışmalar yapılıyor. Şu anda hükümetimiz konunun hassasiyetinin farkında ve önemli yapılara isim verilirken milli isimler tercih ediliyor. Bu çok sevindirici bir gelişme. Örneğin ben de yapımı tamamlanmak üzere olan Körfez Köprüsü için ‘Evliya Çelebi’ isminin yakışabileceğini düşünüyorum” dedi.

    “EVLİYA ÇELEBİ’NİN DİLOVASI BÖLGESİNE AİT ÇOK GÜZEL BİR MENKIBESİ VAR”

    Körfez Köprüsü’ne Evliya Çelebi ismini yakıştırma sebebini açıklayan Prof. Dr. Duman, “Evliya Çelebi, Körfez Bursa ziyaretine giderken Marmara Denizi’nde 5-6 kişilik arkadaş grubuyla beraber filika ile Bandırma’ya geçiyor. Şuan tam olarak Körfez Köprüsü’nün yapıldığı Dilovası olarak bildiğimiz bölgede çok güzel bir menkıbe anlatıyor. Orada o yıllar geçiş için kullanılan bölgeye bir Derviş gelmiş ve geçiş yapmak istemiş fakat kayıkçı parası olmadığı için dervişi kayığa almıyor. Kayık hareket etmeye başladığında derviş eteğine aldığı topraklarla kayığın peşinden denize avuç avuç toprak atarak kayığı takip ediyor. Kayık gittikçe kara adeta denize doğru uzamaya başlıyor. Kayıkçı: ‘Aman yapma, kara dolarsa ekmeğimizden oluruz, gel seni kayığa alalım da kurtulalım’ diyerek o dervişi karşıya geçiriyor. Böylece Dilovası’nın o uzayan parçası oluşmuş oluyor. Evliya Çelebi böyle bir menkıbe ile o bölgeyi güzelleştirmiştir. Bu yüzden ismi Körfez Köprüsü’ne yakışır diye düşünüyorum” diye konuştu.

    Türkiye’de doğup büyümüş, yıllarca Türkçe eğitim almış kişilerin meydana çıkardığı özel işyeri ve yapıları isimlendirirken Milli değerlere hitap edilmemesinin bilgisizlik değil bilinçsizlik olarak nitelendirilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Musa Duman, “Vakıflar, dernekler ve kültürel kuruluşlarımız var. Bunlar aracılığıyla yine TDK’nın önderliğinde bilinçlendirme çalışmaları yapılabilir. Bu ülkede 15-20 yıl boyunca eğitim alan herkes Türkçe eğitim alarak Türk dili ile ilgili bilgiler öğreniyor. Fakat bir iş yeri açma durumu olduğunda işyerlerine yabancı bir isim koyuyorlarsa burada bir bilinçsizlik durumu var demektir. Toplumumuzu bilinçlendirecek ve görünür kılacak çalışmalar yapmak lazım. İşte bu açıdan işyeri isimleri önemli” açıklamalarında bulundu.

  • Savaş Fotoğrafının Efsane İsmi Capa’dan Sergi

    Savaş fotoğrafçılığının efsane ismi Robert Capa’nın, Türkiye’deki ilk retrospektif sergisi Kanın Beyaz Sesi, İzmir’de açıldı.

    Adını 1938’de İspanya İç Savaşında çektiği fotoğrafla duyuran, savaşı sevmediği halde dünyanın en büyük savaş fotoğrafçısı olarak kabul edilen, dünyanın en büyük fotoğraf ajanslarından Magnum’un kurucularından Robert Capa’nın, 97 fotoğraftan oluşan Kanın Beyaz Sesi adlı retrospektif sergisi İzmirli sanatseverle buluştu. Sergi, 15 Mayıs tarihine kadar Folkart Galery’de ziyaretçilerle buluşacak.

    MAYINA BASTI

    Günümüzde dahi bir savaş fotoğrafı ikonu olarak kabul edilen Düşen Asker isimli fotoğrafı ile adını duyuran Robert Capa, ününü, hayatını, hayatının aşkını savaşta kazandı ve ünü hariç hepsini kazandığı gibi savaşta kaybetti. “Hayatımın sonuna kadar bir savaş fotoğrafçısı olarak işsiz kalmak istiyorum” diyecek kadar savaşı sevmeyen Capa, hayatının aşkı olan Gerda Pohorylle’yi, İspanya İç Savaşında kaybetti.

    Japon saldırılarına karşı direnen Çinlileri, 2. Dünya Savaşının Avrupa’daki bölümünü, 1. Arap-İsrail Savaşı’nı ve Fransız Hindiçini Savaşlarını izleyen Capa, hayatını Life dergisi için gittiği Fransız Hindiçini’nde mayına basarak kaybetti. Capa savaş fotoğraflarının yanı sıra başta Gerda’dan sonra aşk yaşadığı Ingrid Bergman olmak üzere Hitchcok, Gary Grant, Gary Cooper gibi dönemin Hollywood ünlülerinin ve Picasso, Matisse gibi sanatçıların özel anlarını ölümsüzleştirdi.