Etiket: İsmi

  • Kahraman şehit Halisdemir’in ismi Bor Fen Lisesine verildi

    Darbeci General Semih Terzi’yi alnından vurduktan sonra şehit olan Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir’in adı Bor Fen Lisesine verildi.

    Niğde Valisi Ertan Peynircioğlu, Valilikte düzenlediği basın toplantısında, Niğdeli şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in adının, Niğde kent Meydanı, Nevşehir’de bir cadde ve Gaziantep ilinde bir okula verilmesinin ardından Niğde’nin Bor ilçesinde bulunan Fen Lisesine verilmesini kararlaştırdıklarını söyledi.

    Vali Peynircioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yuvalanmış bir takım terörist vatan hainleri bu ülkeyi yönetenleri ele geçirmeye kalkıştı. Kime karşı ülkemize, milletimize, Cumhurbaşkanımıza ve Türk milletine bir darbe yapmaya kalkıştılar. Bu darbe olayının ardından terör estirdiler. Meclisi, Cumhurbaşkanlığı külliyesi, Özel Hareket Başkanlığını bombaladılar, vatandaşa uçak savar mermileriyle ateş açıp yüzlerce vatandaşımızı şehit ettiler. Bu darbe girişiminde çeşitli faktörler rol oynadı. En başta Türk milletinin bu konuda gösterdiği kararlılık çok önemli bir rol oynadı. Onun sayesinde de darbeciler sokaklara tanklarını ilerletemediler hakimiyeti sağlayamadılar. Darbenin önlenmesinde Niğde olarak çok önemli bir payımız var. Bor Çukurkuyu kasabasından hemşerimiz Ömer Halisdemir Ankara Özel Kuvvetler Komutanlığında görevliydi. Gelen darbecilerin başındaki subayı öldürerek onların dağılmasına vesile oldu. Bizzat Özel Kuvvetler Komutanının bana Ömer Halisdemir’in bu darbenin önlenmesindeki en önemli unsurlardan birisi olduğunu söyledi. Şehidimize rahmet diliyoruz, mekanı cennet olsun. Biz de Niğde Valiliği olarak Kahraman şehidimizin adının Bor ilçesindeki Fen Lisesinin adını değiştirerek Bor Şehit Ömer Halisdemir Fen Lisesi olarak değiştirilmesi kararı aldık. Bugün itibari ile resmiyete girdi. Hem bu şehidimizin, hem tüm Demokrasi şehitlerimizin isimlerinin ülkemizde yaşatılacağına inanıyorum.”

  • İkisinin ismi 86 harften oluşuyor

    Denizli’de yaşayan 38 yaşındaki Haşim Ahmet Abdulbaki Buğra Bahadır Nebioğulları’nın ve kızı Aybike Güliz Enzel Yağmur Eflinnisa Nebioğulları’nın isminin uzunluğunu görenler hayrete düşüyor.

    Denizli’de yaşayan ve Türkiye’de en uzun isme sahip 38 yaşındaki Haşim Ahmet Abdulbaki Buğra Bahadır Nebioğulları, 10 yaşındaki kızına da 43 harften oluşan Türkiye’nin en uzun ismini koydu.

    İsmi 43 harften oluşan baba Haşim Ahmet Abdulbaki Buğra Bahadır Nebioğulları ve kızı Aybike Güliz Enzel Yağmur Eflinnisa Nebioğulları’nın isimlerini duyanlar şaşkınlıklarını gizleyemiyor. İsimleri duyanlar ilk etapta inanmasa da, nüfus cüzdanına bakınca gerçeği öğreniyor.

    Kendisinin hala bankalarda ve resmi işlemlerde sıkıntı çektiğini aktaran Nebioğulları, kızının da en çok okulda sıkıntı yaşadığını söyledi.

    “İsmim memleket meselesi olmuş”

    Denizli’nin Çameli ilçesi Kolak köyünden Haşim Ahmet Abdulbaki Buğra Bahadır Nebioğulları, “1977 yılındaki seçimlerde ben 40 günlük iken seçim olmuş. Babam muhtarlık seçimlerine girmiş ve kazanmış. Babamın arkadaşları tarafından muhtarlığı döneminde ismim konuluyor. İsmim memleket meselesiymiş gibi masaya yatırıyorlar, birkaç arkadaşı isim öneriyor, anlaşamayınca hepsini beraber koyuyor ve toplamda beş tane ismim oluyor. Böyle süregeliyor. Babamın ismi de İskender Zülkarneny’dir” dedi.

    “Unutulmayan tek isim benim”

    Arkadaşları arasında kendisinin isminin unutulmadığını belirten Haşim Nebioğulları, “İlk ortaokul sıralarında arkadaşlarımla tanışırken orada herkes isimlerini söylerken, birisi Ahmet, birisi Veli, birisi Mehmet diyor, ben hepsini sayınca, önce inanmadılar sonra ’olmaz sen bizimle dalga geçiyorsun’ dediler. Ama nüfus cüzdanında yazıldığını görünce inandılar. Lisede arkadaşlarım ismimi kullanırken kolayını buldular ve kısaca ’HBB’ derlerdi. Kısaltırlardı, kimisi Haşim derdi, kimisi Ahmet derdi, kimisi Bahadır derdi ama okulda arkadaşlarım genelde Bahadır olarak tanırdı. Ama ismimin hepsini ezberlemişler. Ezberleyen var, hatta her yıl 1996 mezunları olarak yaptığımız lise mezunları yemek toplantımızda ülkenin çeşitli illerinden gelen arkadaşlar arasında ismi hiç unutulmayan ben varım. Herkes birbirini unutmuş ama tek unutulmayan ben varım, akıllarda yer etmiş benim ismim” diye konuştu.

    “En çok resmi işlemlerde zorlanıyorum”

    En çok resmi işlerde zorlandığını aktaran Nebioğulları, “Eskiden aşırı derecede zorlanıyordum. Özellikle bankalarda işimiz olursa, havale falan geldiği zaman ismin hepsi yazmazsa parayı vermiyorlardı. Geri gönderiyorlardı, zorluk çıkartıyorlardı. Zaman zaman o zorlukları yaşıyorduk. Bir şekilde kendimizi ispat ediyorduk. Hala sorun yaşadığım bir banka var, sorunu çözemediler. Yani hala o sorun devam ediyor, inşallah çözerler” ifadelerini kullandı.

    İsmi ile ilgili genelde insanların kendileriyle dalga geçildiğini zannettiklerini aktaran Nebioğulları, “Çevrede ilk önce şaşırıyorlar tabi, çünkü insanlar hiç böylesini duymamış ve telaffuz edilmesi kolay olan isimler koymuşlar. Böyle hep bir, iki ve üç heceli isimler koymuşlar. Tabi bizim ismimizi duyunca vatandaşlar, ’ya nasıl oluyor öyle şey’, ’imkansız, olmaz’ gibisinden tepkiler veriyorlar. Tabi vatandaş kimliği görünce inanıyor” diye konuştu.

    “Ailem ilk önce 36 tane isim koymuş”

    İsminin ilginç bir hikayesinin olduğunu ve ilk olarak 36 tane ismi olduğunu aktaran dördüncü sınıf öğrencisi Aybike Güliz Enzel Yağmur Eflinnisa Nebioğulları, “Ben doğacağım zaman bütün sülaleyi toplamışlar, nasıl isim istiyorlar diye. Bizim sülale çok büyük bir aile olduğu için herkes farklı bir isim koymuş. 36 tane isim olmuş, bunu burada yazdırmaya çalışmışlar ama bilgisayar yazmadığı için, Ankara’ya göndermişler. Ancak Ankara’da da sadece 6 tane isim yazabilmişler” diye belirtti.

    İsmini ezberleyinceye kadar çok zorlandığını, 4,5 yaşına kadar babasına ismini sorduğunu belirten Nebioğulları, “İnsanlar ismimi ilk duyduklarında inanmadılar. ’Kimliğini getir falan’ dediler. Ama ben kimliği getirip gösterince ağızları açık kaldılar. Mesela ’inanmıyoruz, yalan söylüyorsun’, diyorlar, sonra kimliği kendileri görünce şaşırıyorlar” ifadelerini kaydetti.

    “Sınavlarda zorlanıyorum”

    Okulda ilk etaplarda zorlandığını belirten Nebioğulları, “Zorlanıyordum sınavlarda ismimi yazarken, sonra öğretmen alışınca bana bir tane isim yazmamı söyledi. Ben de Aybike yazıp, üç nokta koyuyordum, sonra soy ismimi yazıyordum” şeklinde konuştu.

    “İsmimi seviyorum”

    Aslında ismini sevdiğini belirten Nebioğulları, “Hiç sorasım gelmedi. Sormak istemedim. Aslında ismimi seviyorum, ama bazıları dalga geçiyor. Mesela ’bike bike’ diyorlar, bisiklet anlamında. Bu benim de zoruma gidiyor. Ben de kızıyorum, o cansız bir varlık diye. Ama ben de öğretmene gidiyordum, şikayet ediyordum. Sonra öğretmen de cezasını veriyordu. En fazla Aybike ismimi kullanıyorlar. Arkadaşlarım ise bazıları önce soruyorlar, sonra bazıları Aybike, bazıları da Nisa diyorlar” dedi.

  • Her devrin ismi: Zeynep

    Hayatımıza yön veren isimlerimiz, bir dönemin modasına ait. Türkiye’de aileler çocuklarına isim verirken dönemlerden etkileniyor. Dizi, film, edebiyat, futbol, siyasi yaşam gibi çeşitli alanlarda ön plana çıkan isimler, çocuklarımızın isimleri olabiliyor. Ancak her dönemin kazananı “Zeynep” ismi oluyor. İzmir ise isim çeşitliliği açısından en dikkat çeken kent.

    İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Mütercim Tercümanlık Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Derya Duman, dönemsel olarak bazı isimlerin ön plana çıktığını, isimlerin zamanın ruhuna uyduğunu kaydetti. Dilbilim alanında çalışmalar yapan Yrd. Doç. Dr. Duman, Türkçe’de isim sayısının bilinmediğini belirterek, “Belki de konuştuğumuz kelimelerden daha fazla isim vardır. Kültürel çeşitliliğimizle birlikte özel ad envanterine orijinal isimler bağışlayan aileler de oluyor. İsimler modaya bağlı olarak değişiyor. Özellikle orta-üst ve üst sınıf aileler çocuklarına duyulmamış bir isim verme konusunda öncü oluyor. Özel ya da cins adlardan seçilmiş sözcüklerden yepyeni isimler türüyor. İstanbul, Bulut, Hercai özel ya da cins adları bu ailelerin çocuklarına isim olabiliyor” dedi.

    “60’lar edebiyattan, 70’ler politikadan esinlendi”

    Türkiye’de ilk trendin Cumhuriyetin ilk yıllarında Emre, Oğuz, Kaan, Hakan gibi Türkçe adlarla başladığını bildiren Yrd. Doç. Dr. Duman, 1960’lı yıllarda ailelerin Kerime Nadir romanlarından etkilenerek Handan, Nalan isimlerini çocuklarına verdiğini belirtti. 70’li yıllarla birlikte politik yaşamın ön plana çıktığını bildiren Yrd. Doç. Dr. Duman, “Barış, Umut, Özlem, Eylem gibi isimleri çocuklarına veren ailelerin pek çoğu politik angajmanlarla isim seçtiler. Aynı şekilde Kenan, Ecevit, İnönü veya Ulaş, Mahir gibi isimler ait oldukları zaman diliminde her zaman ideolojilerle var oldu demek daha doğru olur. 70 ve 80’lerde ülkü kesimin tercih ettiği isimleri de unutmamak gerekir. Kürşat, Alptekin veya sonu ‘han’la biten genellikle erkek adları var. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre Umut ismi 1991-2000 ve 2001-2010 yılları arasında en çok verilen 50 erkek ismi arasına girmiş. Barış ismi de 1991-2000 yılları arasında en popüler 50 erkek ismi arasında kayıtlarda yer alıyor” diye konuştu.

    “Her dönem Zeynepler kazanır”

    Kadın ve erkek adlarının birbirinden ayıran anlamsal kategoriler olduğunu, ağaç isimlerinin erkek, çiçek isimlerinin de kız çocuklarına verildiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Duman, şunları söyledi: “Erkek adları gücü, dayanıklılığı, cengâverliği çağrıştırırken, kız adları güzelliği ve naifliği simgeliyor. Her dönemin kazananı Zeynep. Türkiye İstatistik Kurumu isim data analizine göre Zeynep adı birinci sırada. Zeynep her kesimden ailenin tercihinde yer alabiliyor. Bunun yanı sıra Mehmet, Ali, Ayşe, Elif gibi isimler de her kesimden ailenin bireylerinde bulunuyor. Son 20 yılda, çocuklarının yurt dışında zorluk yaşamaması ya da bilgisayar ortamında zorlanmaması için ö, ç, ş gibi Türkçe karakterlerden uzak duran aileler de var. Türkçede Bulut ya da Gölge isim olabiliyor. Çeşitlilik çok fazla. Bir de İzmir isim çeşitliliği açısından dikkat çekiyor. Bunun temelinde de kültürel çeşitlilik yer alıyor.”

  • Mustafa Koç’un İsmi Bu Salonda Yaşatılacak

    Koç Holding ve Tofaş’ın Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan merhum Mustafa V. Koç’un adını taşıyan Spor Salonu Bursa’da hizmete açıldı. 5 bin 800 metrekarelik alana kurulu tesis binlerce sporcuya hizmet verecek. Açılışa Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç da katıldı.

    Bursa’ya ve Türkiye sporuna katkı sağlamak amacıyla inşa edilen ve Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttüğü sırada geçirdiği kalp krizi sonucu 21 Ocak tarihinde vefat eden Mustafa Koç’un adının verildiği spor salonunun açılışı gerçekleştirildi. Toplam 5 bin 800 metrekarelik kullanım alanı içerisinde 3 basketbol sahası bulunan tesis, spor salonu, fitness merkezi, fuaye alanı, soyunma odaları, rehabilitasyon alanı ve ofisler ile birlikte 6 ana bölümden oluşuyor. Parke ve potaları NBA standartlarını taşıyan spor salonunun, toplam saha alanı ise 2.600 metrekare. Spor salonunda sahalar perdeler ile ayrılabilirken, gerektiğinde voleybol, masa tenisi gibi farklı spor dalları için de kullanılabiliyor. TOFAŞ fabrikasında düzenlenen ‘Mustafa V. Koç Spor Salonu’ açılış törenine Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç, Koç Holding ve Tofaş Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu ve Türkiye Basketbol Federasyonu Asbaşkanı Efe Aydan, Tofaş Spor Kulübü Başkanı Okan Baş’ın yanı sıra Bursa Garnizon ve Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Seyfullah Saldık ve davetliler katıldı.

    “TOFAŞ’I ÇOK BÜYÜK BAŞARILAR BEKLİYOR”

    Törende açılış konuşmasını yapan Tofaş Spor Kulübü Başkanı Okan Baş, “Temellerini Şubat 2015’te attığımız salonumuzun açılmasını sabırla bekledik. Yıl boyunca özveri ile tempoyu hiç düşünmeden mücadele eden takımımızı kutlamak istiyorum. Önümüzdeki sezon Süper Lig’de Tofaş’ı çok büyük başarılar bekliyor. Sezonun başında Mustafa Bey ile karşılaştığımızda maçlara gelmeyi çok istiyordu. Bugünleri görebilseydi çok gurur duyacaktı. Spor salonumuzun Mustafa Koç ismini taşıyacak olması büyük anlam ifade ediyor. Tesisimiz yalnızca spor kulübümüze değil, yerel spor kulüplerimize de hizmet verecek. Çalışanlarımızın çocukları da hafta sonları tesisten faydalanabilecek” dedi.

    “TÜRK BASKETBOLUNDA BÖYLE BİR YATIRIM YAPILMADI”

    Türkiye Basketbol Federasyonu Asbaşkanı Efe Aydan ise, “Ben hep bugünleri hayal ettim. Bugün çok mutluyum kulübüm böyle bir salona kavuştuğu için. Böyle bir organizasyonun içinde pay sahibi olmak bana çok mutluluk verdi. Türk basketbolunun önemli kulüplerinden bir tanesi Tofaş Spor Kulübü. Gerçekten uzun yıllardan beri Türk basketbolunda böyle bir yatırım yapılmadı. Burada nice sporcular çıkacak. Bu salonun yapılmasında bize destek olan Koç ailesine, Tofaş topluluğuna teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    ÖMER KOÇ: “BURSA’YA YENİ BİR SPOR SALONU KAZANDIRIYORUZ”

    Koç Holding ve Tofaş Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç da, “Geçtiğimiz iki günde İstanbul ve Midyat’ta yaşanan terör saldırılarından dolayı derin bir üzün duyduğunu belirtmek isterim. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Kuruluşundan bu yana alt yapı çalışmalarına büyük önem veren, sahip olduğu bilgi birikimini Türkiye’nin dört bir yanındaki gençlerin gelişimine yönelik faydaya dönüştürmüş olması topluluğumuz açısından önemlidir. Çok değerli isimler TOFAŞ spor kulübünden dünyaya açılmıştır. Antrenörler, yönetici olacak seviyelere yükselmiştir. TOFAŞ Spor Kulübü Bursa’ya önemli şampiyonluklar hediye etmiştir. Bu tesis spora başlamak isteyen binlerce sporcu adayının okulu olmayı sürdürecektir. Bursa’ya yeni bir spor salonu kazandırıyoruz. Spor salonumuz çalışanlarımızın yanı sıra Bursa amatör spor kulüplerine de açık olacaktır. Sporcuların yetişmesinde önemli bir rol üstlenecektir. Bu açılışın kulübümüzün basketbol süper ligine yükselme başarısı gösterdiği döneme denk gelmesi güzel bir tesadüf olmuştur. Takımımız Play Off’u namağlup tamamladı. Bu yıl kendilerini daha heyecanlı bir sezon bekliyor. Takımımızı önümüzdeki sezon daha güçlü göreceğimize eminim. Tüm kadroyu bir kez daha yürekten kutluyorum. Bu spor salonunun Koç ailesi için duygusal bir önemi de var. Açılışını yaptığımız tesis Merhum Mustafa Koç’un anısına yapılmıştır. Sevgilim abimin sportmen kimliğinin burada yaşatılması ve spora verdiği değerin gelecek nesillere aktarılacak olmasından mutluluk duyuyorum. Bu önemli tesisin gerçekleşmesinde emeği geçenleri tebrik ederim. TOFAŞ Spor Kulübünün destekçisi olanlara da teşekkür ediyorum. Bursa Valiliği ve Belediye başkanlığı başta olmak üzere emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum. Nice gençlerin burada yetişmesi ümidiyle tesisin hayırlı olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

    Spor salonunda 3 adet basketbol sahasının yanı sıra, fitness merkezi, fuaye alanı, soyunma odaları ve rehabilitasyon merkezi de bulunuyor. Açılışın ardından Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç ve Koç Holding ve Tofaş Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, beraberindekiler ile birlikte salonu gezdi.

  • O SES Türkiye’nin Ünlü İsmi Ata Irmak İzmir’i Seçti

    Türkiye’nin en çok izlenen yarışma programlarından O Ses Türkiye ve En Sevdiğim 3 Şarkı yarışmalarında sergilediği başarılı performansla dikkatleri üzerine çeken genç sanatçı Ata Irmak, müzik yaşamına İzmir’de devam etme kararı aldı.

    En Sevdiğim 3 Şarkı’da Hande Ataizi’ni ağlatan yarışmacı olarak tanınan ve O Ses Türkiye yarışmasının ilk turunda Ebru Gündeş’le yaşadığı çekirdek anısıyla izleyenlere keyifli anlar yaşatan Ata Irmak, güçlü sesi ve dikkat çeken yorumuyla izleyicilerden tam not almıştı. Ata Irmak, bir süre Adana’da program yaptıktan sonra radikal bir karar alarak İstanbul’a dönmek yerine İzmir’e yerleşmeyi tercih etti. Ata Irmak, İzmir’e yerleşmesinin ardından kedisine kapılarını açan Araf’ta sahne almaya başladı.

    İzmir’in bir sanatçı için yaşanılabilir en iyi kentlerden biri olduğunu dile getiren İstanbullu sanatçı Ata Irmak, “Türkiye’nin en modern kentlerinin başında İzmir açık ara önde gelir. İstanbullu olmama rağmen oradaki koşturmacanın beni bu meslekte yoracağını hissettim. Ben hem sanatımı icra edeceğim hem üretebileceğim bir kent olan İzmir’i tercih ettim” dedi. Geçen aylarda bir kanalda yayınlanan O Ses Türkiye yarışmasına, Bülent Ersoy’la hatırlanan “İtirazım var” şarkısını seslendirerek katılan, bütün jüri üyelerini kendisine döndürmeyi başaran Ata Irmak, performansı ile hem seyircilerden hem de jüri üyelerinden alkış almıştı. Geceye damga vuran bir başka olay ise şarkıcı Ebru Gündeş ile ilgili anlattığı anısı olmuştu. Bir kanalda yayınlanan En Sevdiğim 3 Şarkı yarışmasına ise Annem şarkısıyla katılan Irmak, Hande Ataizi’ne duygulu anlar yaşatmıştı. Ataizi, Irmak şarkısını söylerken göz yaşlarına hakim olamamıştı.

    KONSERVATUVAR MEZUNU

    Müziğe, Bakırköy Sanatçılar Derneğinde Vedat Çetinkaya’nın öğrencisi olarak 16 yaşında başlayan ve aynı dönemde Eyüp’te Feshane’deki Ramazan Şenliklerinde fasıl ekibiyle birlikte program yapan Ata Irmak, müzik hayatıyla birlikte hem okul hem de iş hayatını birlikte sürdürdü.

    İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında okurken geçimini sağlamak için bir mağazada satış danışmanı olarak çalışmaya başlayan Irmak, “Bayan ve abiye reyonlarından sorumluydum. O dönem Feshane döneminde bana teklif gelmeye başladı. Baraküda diye bir bar var. Orada sahneye çıkmaya başladım. Bakırköy’den Büyükçekmece’ye sahneye çıkmak için 2-3 vasıtayla o kadar yolu teper giderdim. İlk sahne deneyimim Baraküda da oldu. Ailemin izin kâğıdıyla başladım. Arkasından Mimaroba’da, Barbunya Bar’da çıkmaya başladım. Aynı dönem bir mağazada satış danışmanlığına başladım. Gündüz mağazada çalışıyordum gece sahneye çıkıyordum. Birkaç saat uykuyla hayatıma devam ediyordum. Ben kendimi bildim bileli hep iki iş yaptım. Boş durmayı seven bir insan değilim. Hayatı hiçbir zaman tozpembe görmedim. Annemin ve babamın ilerleyen yıllarda hayata yenik düşüp yanımda olamayacağını bildiğimden sürekli çalıştım.”

    ÇAĞRI MERKEZİNDE DE ÇALIŞTI

    Geceleri farklı mekanlarda sahne alan Irmak, bir müşterisinin teklifiyle sigorta sektöründe çağrı merkezinde çalışmaya başladı. Irmak, o dönemi şöyle anlattı:

    “Çalışırken yine bir teklif geldi. Konservatuvarda okuyordum, gündüzleri mağazada çalışırken de sahne alıyordum. 3 yere bölünmüş durumdaydım. Dayanması gerçekten zordu. Bir müşteri geldi, ‘Ata gel seni sigorta sektörüne sokalım’ dedi. Agent olarak sigorta sektörüne geçiş yaptım. Çağrı merkezinde 7-8 sigorta şirketinin Türkiye geneline hizmet veren çağrı merkezinde işe başladım. Hem gelen çağrıyı cevaplıyordum hem de aramalar yapıyordum. Bu işi yaparken hem okuluma hem de sahne hayatıma devam ettim. O dönem Rakkas’a geçtim. Hem Cadde Rakkas hem de Nakkaştepe Rakkas’ta program yapmaya başladım. Orada 8 yıl program yaptım. Bu sırada konservatuvardan mezun oldum. Okulumu bitirmek, aileme yük olmamak ve hatta destek olmak için çok çalıştım. Müzik kariyerimi tırnaklarımla kazıyarak oluşturuyorum desem yalan olmaz. Ben sürekli çalışan bir insanım. Yılmam. Kendimi sürekli geliştirmeyi severim. Konservatuvar’dan sonra da Açıköğretim’e devam ettim mesela. Halkla İlişkiler bölümünde başladım sonra İşletme bölümüne geçerek oradan da mezun oldum.”

    YARIŞMALARDA YILDIZI PARLADI

    Gece gündüz çalışan Ata Irmak, O Ses Türkiye ve En Sevdiğim 3 Şarkı yarışmalarına katıldıktan sonra müzik camiasının dikkatini üzerinde topladı. Yarışmalar sürerken Adana’dan aldığı bir teklifle bu şehirde sahne almaya başladı. Adana’daki programını sonlandıran Irmak, İstanbul’a dönmek yerine İzmir’e yerleşme kararı aldı.

    ASKERLİĞİNİ İZMİR’DE YAPTI

    Irmak, İzmir’e yerleşme kararını ise şöyle anlattı:

    “Askerliğimi İzmir Gaziemir’de yaptım. Askerdeyken gazinoda solist olarak görev aldım. O zaman İzmir’i gezme ve tanıma fırsatı buldum ve resmen aşık oldum. Askerlik sonrası İstanbul’a döndüm. Her şey yoluna girmişken babamın rahatsızlığı çıktı. 3-4 ay her şeye ara vermek zorunda kaldım. Gündüz işine de sahnelere de ara verdim. Her gün babamı hastaneye götürmem gerekiyordu. Sonra hastaneye yatırdık. 10 gün sonra hastaneden çıkacak dediler. Üç ay yattı hastanede. Baktım para dayanmıyor. Hazıra dağ dayanmaz misali. Hafta sonları tekrar sahneye çıkayım dedim. Sahneden iniyorum eve gidip duş alıyorum sterilize bir şekilde hastaneye gidiyorum. Doğru düzgün uyku uyuyamadığım bir dönemdi. İzmir’i tercih etmemde bu yorucu sürecin etkisi var. Geçmişten beri hep İzmir’de yaşamak istediğimi söylüyordum. Herhalde çok içten istemişim ki oldu.”

    İstanbul’un çok yoğun bir şehir olduğunu anlatan Irmak, sözlerine şöyle devam etti: “Belli bir noktadan sonra sıkılıyorsunuz yoğunluktan. Sürekli bir koşturma halindesiniz. İzmir öyle değil. Burası çok rahat ve keyifli bir şehir. Hayatı burada daha kaliteli yaşayabiliyorsunuz. Adana’da 7 aylık programım bittikten sora yaşadığım şehir İstanbul’a dönmekteydim. Sonra neden İzmir’e yerleşmiyorum dedim. Ve 8 valizle birlikte kendimi İzmir’de buldum. İzmir’de ne yapabilirim diye düşünürken Araf’ın sahibi Şadiye Kalaycıoğlu ile tanıştım. Araf ailesi bana kucak açtı ve haftanın üç günü sahnelerini bana teslim etti. İzmir’de olmanın mesleğim açısından artıları da eksileri de var. Ama bunu dengelemeye çalışıyorum. Çünkü hayatımı burada kurmak istiyorum. İzmirlinin sanata ve sanatçıya sahip çıkan bir yapısı var. Eğlenmeyi, keyifli yaşamayı biliyor. Kaliteli bir kent İzmir. Bundan sonra İzmirliyim diyorum herkese.”

    “SEVGİLİLER GÜNÜNÜ HİÇ SEVMİYORUM”

    Ata Irmak, neden sevgililer gününü sevmediğini şöyle anlattı:

    “Ben Sevgililer Gününü sevmiyorum. Babamın rahatsızlığı ile ilgili teşhis bundan 3 yıl önce 14 Şubat’ta konulmuştu. O yüzden 14 Şubat’ın benim için hiçbir özelliği kalmadı. O gün babamın beyninde kitle olduğunu, artık yapılabilecek bir şey olmadığını, hastalığın son evrede olduğunu öğrendim. O gün sahneye çıkmak zorundaydım ve çıktım. Sahneye çıktım hiçbir şey yokmuş gibi eğleniyorum, zıplıyorum ama o gecenin nasıl bittiğini hatırlamıyorum. Sahneden indim ve yine hastaneye gittim. 3 ay sonra babamı kaybettim. Babamı toprağa verdiğim günün gecesi yine sahneye çıkmak durumunda kaldım. Hayatımın en zor gecesi oydu. Sahnede programımı yaptım ama kuliste bitmek bilmeyen ağlama krizleri geçirdim. Ama hayat devam ediyor ve buna yenilmeyeceğim dedim. Çünkü geride kalan annem vardı. Anneme karşı sorumluluğum vardı. O gece Emrah’ın baba şarkısı isteği geldi. İmkânsız söyleyemem dedim. Orada bende film koptu. İlk defa sahnede ağlayarak şarkı söyledim. Dinleyiciler şaşırdı tabi. Benden tekrar tekrar özür dilediler. Ve o gece mekandaki herkes beni ayakta alkışlarken herkeste müthiş bir duygu seli oluşmuştu.”