Etiket: islam

  • İslam dünyasının en büyük ikinci ekonomisi Türkiye

    2013’te 820 milyar dolarlık milli gelire ulaşan Türkiye, 870 milyar dolar GSMH’lik Endonezya’nın ardından İslam dünyasının en büyük 2. Ekonomisi koltuğuna oturdu.

     

    Thomson Reuters ve İslami Pazarlar odaklı araştırma ve danışmanlık firması Dinar Standard ortaklığında hazırlanan, “Büyüyen İslami Pazarlar Yatırım Görünüm Raporu 2015”, dün Bahreyn’de düzenlenen “Küresel İslami Yatırım Yolları 2015” konferansında açıklandı. Rapora göre Türkiye, 2013’te 820 milyar dolarlık milli gelire ulaşan Türkiye, Endonezya’nın ardından (870 milyar dolar/GSMH) İslam dünyasının en büyük 2. ülkesi oldu. Turizm ve Ulaştırma sektörlerinde 51.8 milyar dolarlık ihracat gelirine ve 95 milyar dolarlık iç pazar büyüklüğüne erişen Türkiye, bu sektörlerde İslam dünyasının 1.si oldu.

    Rapora göre İslam Konferansı Teşkilatı’na (İKT) üye 57 Müslüman ülkenin Gayri Safi Milli Hasılalarının (GSMH) toplamı 2013 sonu itibariyle 6.7 trilyon dolara ulaştı. Helal gıda ve yaşam pazarının büyüklüğü 2.1 trilyon dolara çıktı. İslami Finans Sektörünün pazar büyüklüğü 1.5 trilyon doları geçti. İslam ülkelerinin 2015-2019 döneminde yılda yüzde 5.4’lük büyüme ortalamasını yakalaması bekleniyor. Aynı dönemde dünya yıllık ortalama büyüme hızının yüzde 3.6, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkeleri büyüme hızı ise yüzde 3.9 olarak tahmin ediliyor. Buna göre İslam ülkelerinin gelecek 5 yılda dünya ortalamasından 1.8 puan, BRICS ortalamasından ise 1.5 puan daha fazla büyüyeceği öngörülüyor.

    İslam ülkeleri içinde yatırım çekme potansiyeli en yüksek olan ülkeler Türkiye, Malezya, Endonezya ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan, Kazakistan, Fas, Mozambik ve Mısır oldu.

    Yatırım fırsatları açısından İslam ülkelerinde en yüksek getiri potansiyeli taşıyan sektörler; Enerji, Tarım ve Gıda, Elektronik, Turizm ve Ulaştırma, Metal, Kimya ve Bileşenler, Plastik ve Kauçuk, Textil ve Hazır Giyim, Altyapı ve İnşaat, Sağlık Ürünleri ve Hizmetleri oldu.

    TÜRKİYE DOĞRUDAN YATIRIMDA 2. SIRADA

    Türkiye 2013’te 13 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekerek İslam ülkeleri arasında 2. sıraya yerleşti. Doğrudan yabancı yatırım çekmekte 2009-2013 döneminde yüzde 11’lik bileşik büyüme oranına erişen Türkiye, yatırımlarda kalıcı bir ivme yakaladı.

    TURİZM VE ULAŞTIRMA SEKTÖR GELİRLERİNDE İSLAM DÜNYASININ LİDERİ TÜRKİYE

    Turizm ve Ulaştırma sektörlerinde 51.8 milyar dolarlık ihracat geliriyle İslam ülkeleri arasında ilk sıraya yerleşen Türkiye, bu sektörlerdeki 95 milyar dolarlık iç harcamasıyla da sektörel büyüklükte birinci oldu.

    Thomson Reuters Küresel İslami Sermaye Pazarları Yöneticisi Dr. Sayd Farook, “Büyüyen İslami Pazarlar Yatırım Raporu: 2015’in amacı, 57 İslam ülkesi arasındaki yatırım fırsatlarına, yeni bir bakış açısıyla bakılmasını sağlamaktır. Hızlı büyüyen tüketici sektörlerini eşleştirmeyi amaçlayan bu yeni yatırım modeli Gıda, Perakende, Turzim, Sağlık başta olmak üzere hükumet harcamalarının yoğunlaştığı Altyapı ve İnşaat sektörlerine odaklandı” dedi.

    BÜYÜYEN İSLAMİ PAZARLAR YATIRIM ENDEKSİ AÇIKLANDI

    Büyüyen İslami Pazarlar Yatırım Endeksinde Türkiye ilk 10 içerisinde yer aldı. Malezya’nın ilk sıraya yerleştiği listede sırasıyla Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kazakistan, Mısır, Suudi Arabistan, Fas, Türkiye ve Mozambik yer aldı. İlk 10 ülke yatırım potansiyeli açısından diğer 47 İslam ülkelerine göre daha üstün performans gösteren ülkelerden oluşuyor. Ülkeler; temel büyüme verileri, büyüme ivmeleri, yatırım ivmeleri ve göreceli ülke risklerinin de yer aldığı 9 farklı ölçüte göre analiz edildi.

    Endonezya’nın 249 milyonluk nüfusu ve 870 milyar dolarlık milli hasılayla en güçlü büyüme altyapısına sahip İslam ülkesi olduğu belirlendi. Doğrudan yabancı yatırım çekmede 2009-2013 döneminde yüzde 217 artış sağlayan Malezya ise büyüme ve yatırım ivmesinde liste başı oldu.

    YENİ YATIRIM MODELİ İSLAM EKONOMİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİYİ ARTTIRACAK

    Raporda, DinarStandard tarafından geliştirilen, İslam ekonomileri arasında yatırım fırsatları sunan sektörleri eşleştiren “İslam Ülkeleri Sektörel Kümelenme Modeli” de ilk defa tanıtıldı. Model, İslam ülkeleri arasında sektörler arası büyümeye, operasyonel değer zinciri oluşturulmasına ve ortak işbirliklerine dayanan yeni bir yatırım anlayışını öngörüyor. İslam ekonomileri arasında potansiyel yatırım fırsatları içeren kümelenebilecek sektörler şöyle sıralanıyor; Enerji, Tarım ve Gıda, Elektronik, Turizm ve Ulaştırma, Metal, Kimya ve Bileşenler, Plastik ve Kauçuk, Textil ve Hazır Giyim, Altyapı ve İnşaat, Sağlık Ürünleri ve Hizmetleri.

    İSLAM DÜNYASINDAN ÇIKAN ŞİRKETLER KÜRESELLEŞMEYE BAŞLADI

    DinarStandard CEO’su Rafi-uddin Shikoh, son dönemde İslam ülkelerinden çıkan şirketlerin hızla küreselleştiğine dikkat çekerek, “Büyüyen İslami Pazarlar artık hızla olgunlaşan zengin bir şirketler bileşenine sahip. Yıldız Holding/Ülker, Savola Group (S. Arabistan), Indo Food (Endonezya), Felda (Malezya) gibi küresel çapta rekabet eden gıda şirketleri arasında bulunuyor. PETKİM (Türkiye), SABIC ve Tasnee (Suudi Arabistan) küresel büyüklüğe erişen kimya şirketleri olarak öne çıkıyor. Türk Havayolları, Emirates (Birleşik Arap Emirlikleri), Katar Havayolları, Suudi Arabistan Havayolları global havayolu oyuncuları arasında yer alıyor. BİM, Lulu (BAE), Mydin Bhd (Malezya) Majid Al Futtaim (BAE) gibi perakende devleri ise bölgesel çapta hızla gelişen şirketler.-” dedi.

    Sektörel Kümelenme Modeli’nde öne çıkan 3 sektörün profili ve sunduğu fırsatlar ise şöyle sıralandı;

    İSLAM ÜLKELERİ 2013’TE 1.3 TRİLYON DOLARLIK ENERJİ İHRACATI YAPTI

    57 Müslüman ülke, sektörel büyüklükleri toplamına göre listelendiğinde; ihracat, ithalat ve iç tüketim hacminde ilk sırayı enerji sektörü alıyor. İKT ülkeleri, 2013 itibariyle 1.3 trilyon dolar değerinde enerji ihracatı yaptı. Bu tutar küresel enerji ihracatının yüzde 43’üne denk geliyor. Enerji kümelenmesinin ihracat hızı 2009-2013 döneminde yüzde 109 büyüdü. Enerjide en fazla yatırım fırsatı sunan alanlar: Yenilenebilir Enerji (Mühendislik, Tedarik , İnşaat, Operasyon, Bakım ve Onarım); Rüzgar ve Güneş çiftlikleri, Biyoenerji İnovasyon Çözümleri, Enerji Yedekleme Çözümleri.

    GIDA SEKTÖRÜ 974 MİLYAR DOLARLIK PAZAR FIRSATI SUNUYOR

    İslam ülkelerinde ikinci en büyük sektörel kümelenme Tarım ve Gıda alanında görüldü. İKT ekonomileri, tarım ve gıda sektöründe 2013’te 118 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bu, küresel ihracatın yüzde 8’ine denk geliyor. Sektörün 2009-2013 dönemsel bileşik büyüme hızı ise yüzde 42 seviyesine çıktı. İKT ülkelerinde gıda sektöründe iç talebin toplam değeri 974 milyar dolara ulaştı. Bu tutar küresel gıda tüketiminin yüzde 16’sına denk geliyor. Gıdada cazip yatırım fırsatlarının bulunduğu alanlar: Perakende (Süpermarket/Hipermarket); İşlenmiş Yağ İmalatı; Helal Et ve Sakatat; Gıda Atıkları ve Hayvan Yemleri; Tüketime Hazır Tahıllar, Süt ve Süt Ürünleri, Şeker ve Şekerleme&Tatlı; Kakao ve Kakao Ürünleri.

    HELAL OTEL YATIRIMLARINDA ARTIŞ OLACAK

    İKT ülkelerinde üçüncü en büyük sektör ise Turizm ve Ulaştırma (Elektronik sektörüyle bağlantılı olarak). İKT ülkeleri bu sektörde 2013’te 192 milyar dolar tutarında ihracat yaptı. Söz konusu tutar, küresel ihracatın yüzde 6’sına denk geliyor. Turizm ve Ulaştırma sektörlerinde yatırım fırsatı bulunan alanlar: Otomotiv Yedek Parça İmalatı; Havayolu Hizmetleri ve Ekosistemi; Helal Oteller ve Dinlenme Alanları; Otel Geliştirme.

  • İslam Danimarka’da en hızlı büyüyen din

    İslamofobi ve geçtiğimiz günlere damga vuran Paris saldırısına rağmen Danimarka’da en hızlı büyüyen din İslam oldu. Danimarkalıların İslam’a olan ilgisi arttı.

    Danimarka’da yayın yapan Metroxpress gazetesi, son yıllarda İslam dininin terör olaylarıyla yan yana getirilmesinden sonra, Kuran’ı araştıran Danimarkalıların yüzlercesinin İslam dinine geçtiğini yazarak İslamofobinin tert teptiğini vurguladı.

    500 DANİMARKALI MÜSLÜMAN OLDU

    Gazetenin manşette verdiği haberde, İslam’ın Danimarka’da en hızlı büyüyen din olduğunu. Medyada İslam’ı terör dini gibi gösterilmeye çalışılmasının beklenildiğinin tam aksine İslam’a karşı alakanın gittikçe büyüdüğünü yazdı. Gazete yıl içinde 500 Danimarkalının Müslüman olduğuna dikkat çekti.

    İSLAM ANLATILDIĞI GİBİ DEĞİL

    Danimarka İslam Kültür Merkezi Başkanı Fatih Alev, ‘Medyada çıkan İslamla ilgili karalayıcı haberlere rağmen bir çok Danimarkalı İslam dinini merak edip araştırıyor” diyerek, ” Araştırmalar sonucu Danimarkalılar anlıyor ki, İslam anlatıldığı gibi değil ” dedi.

    Danimarka gazetesinin Peygamber efendimiz aleyhinde yayınladığı karikatür nedeniyle bir çok Danimarkalının İslam’ı seçtiğini belirten Alev, ‘Danimarkalı görüyor ki medyada anlatılan İslamla, gerçek İslam arasında fark var” ifadelerini kullandı.

    DANİMARKALILAR MERAKLIDIR

    Danimarkalı sosyolog Brian Arly Jacobsen ise, ”Danimarkalılar meraklıdır, her önüne geleni kabul etmez. Camileri araştırır, Kuranı araştırır ona göre karar verir. Diğer etkense Müslüman gençlerle yetişen Danimarkalı gençler, Müslüman gençlerden çok etkilenenrek, İslam’ı seçiyorlar” dedi.

    MÜSLÜMAN OLANLARIN HAYAT HİKAYELERİNE YER VERİLDİ

    Gazete Müslüman olan; 19 yaşında ki Malene Dahl, Caroline Lundberg ile 37 yaşında ki Søren Abu, 23 yaşında ki Hed Svend’in fotoğraflarını yayınlayarak kısa hayat hikayelerinden de bahsetti.

    YÜZLERCE DANİMARKALI MÜSLÜMAN OLDU

    Danimarka Devlet Radyosu DR’in web sayfasında, ”Son günlerde yüzlerce Danimarkalı Müslüman oldu” başlığı ile bir habere imza attı.

  • İslam’da “İşçi ve İşveren İlişkileri”

    Erzurum İŞKUR müdürlüğü tarafından organize edilen 3. Erzurum kariyer günleri ve İstihdam Fuarı’nda Erzurum Müftüsü Hasan Çınar tarafından katılımcılara İslam’da “işçi ve İşveren İlişkileri” konusunda bir sunum yapıldı. 
    İslam’ın ticaret hayatımız boyunca hem işveren olarak hem de işçi olarak dikkat etmemiz gereken bir takım haklardan bahsettiğini söyleyen Çınar: “ Dinimiz meşru ve helal çerçevesi içinde çalışmayı emretmektedir. Bunun için Müslüman’ın işini severek yapması, zamana dikkat etmesi ve mahiyeti altında bulunan kimselere iyi davranması gerekmektedir. Ayrıca işini sağlam ve güzel yapması ve kendisine emanet edilen malları, malzemeyi ve araçları iyi kullanması gerekir.” dedi.
    Müslüman’ın hem bu dünya hem de ahiret için çalışması gerektiğinden bahseden Müftü Çınar: “ Müslüman tüketen değil üreten insandır. Bunun içinde İslam’ın koymuş olduğu ticaret ahlakı kuralları çerçevesinde çok çalışmalı, üretmeli ve içinde yaşadığı hayatı mamur etmelidir. Ahlaklı tüccar olarak haramdan ve haram kazançtan uzak durmak suretiyle iş hayatını olumlu yönde ilerletmeye çalışmalıdır.” dedi.
    Güler yüzlü olmanın bir sadaka olduğunu bu yüzden Esnafımız müşterisini güler yüzle karşılayıp kendilerine müsamahakâr davranması gerektiğini de söyleyen Çınar tüccarın malını pazarlarken yalandan ve yeminden de kaçınması gerektiğini de söyledi.

  • Türkiye’de seks artık tabu değil

    İngiliz Economist dergisi Türkiye’de din ve cinselliği masaya yatırdı. Dergi makalesinde cinselliğin artık konuşulduğunu ve tabu olmaktan çıktığını yazdı.

     

    İngiltere’de yayımlanan The Economist dergisi son sayısındaki bir makalede Türkiye’deki din ve cinselliği ele alıyor. Türkiye için cinselliğin artık tabu olmaktan çıktığını, imamların bile bu konuyu konuşabildiğini aktarıyor. Dergi cinsellikten ziyade bazı siyasi meselelerin daha çok “konuşulamaz” hale geldiğini, bu yüzden İslam ve cinselliği bağdaştıran tartışmaların daha güvenli olduğunu söylüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumun gelişmesi için genç nüfusa sahip olmanın önemine değindiğini aktaran makale, Başbakan’ın kürtaj karşıtı söylemine ve ailelerin en az üç çocuğunun olması gerektiğini belirten görüşlerine yer veriyor. Başbakan’ın bu kampanyasının İslam alimleri tarafından da destek görmesine, bir televizyon programında “cinsel ilişkinin bir çeşit ibadet olduğunu” söyleyen Sibel Üresin’i örnek olarak gösteriyor.

     

    İslam ve cinsellik
    Makalede televizyon kanallarının İslam ve cinsel ilişkiyi ele alan programlara daha çok yer verdiğini, bazı sunucuların “Kuran’da belirtildiği gibi çokeşlilik yasal bir hale gelmeli” dediği belirtiliyor. İnançlarına uygun bir şekilde cinsel hayat sürdürmek isteyenlerin İslam alimlerine akıl danıştıkları sitelerin varlığı da aktarılıyor. Bazı dindar entelektüellerin ise başka kaygıları olduğuna, Erdoğan’ın otoriter yapısını eleştirerek hükümetin Suriye’de Beşar Esad’a karşı savaşan muhaliflere destek vermesine karşı çıktıklarına değiniliyor. Eskiden ordunun ve Kürt sorununun tabu meseleler olduğu, bugün ise Suriye’deki olayların tartışılamadığını belirten makalede cinselliğin yasak  mevzu olmaktan çıktığı vurgulanıyor.

  • Hz. Hatice’nin evini tuvalet yaptılar

    İslam’ın iki kutsal şehri Mekke ve Medine için çok söz söylendi ancak iki şehrin çehresini değiştiren mega-projeler gelecek adına oldukça endişe veriyor…

     

    Birol Biçer’in haberi


    Dünyanın en yüksek emlak piyasasının bulunduğu yerlerin başında Monaco geliyor. Kumarhaneleriyle ünlü küçük prenslikte emlak fiyatları metrekaresi 43 bin dolara kadar varıyor.

     

    Ancak son dönemlerde Müslümanların kıblesi Kabe’nin bulunduğu Mekke şehrinde metrekaresi 200 bin dolara kadar çıkan emlak fiyatları Monaco’ya rahmet okutturacak cinsten. Her karışı son peygamber ve sahabesinin izlerine, İslam’ın doğuşu ve gelişimine şahitlik etmiş Mekke’de öyle hummalı bir mega-yapılaşma hüküm sürüyor ki son yılların gözde şehirleri Dubai ve Abu Dabi’deki şatafatı dahi gölgede bırakacak gibi görünüyor.

     

     

    Hz. Hatice’nin evi tuvalet oldu

    İslam dünyasının kalbi Kabe’nin 600 metre yakınında yükselen ve 30 kilometre mesafeden görülebilen, Londra’daki Big Ben’i bile gölgede bırakan dünyanın en büyük saat kulesi Abraj el-Beyt ve Kabe’nin etrafını çevreleyen lüks oteller ve alışveriş merkezlerinden kurulu gösterişli projeleri artık duymayan kalmadı.

     

    2011 yılında sona eren ve 15 milyar dolara mal olan bu projenin yerindeliği çok tartışılsa da sadece tartışıldığıyla kaldı. Kabe’ye tepeden bakan ve bütünlüğü içerisinde onu haritada küçük bir nokta gibi bırakan dev kompleks 1781 yılında Osmanlılar tarafından Mekke’yi korumak için inşa edilen Ecyad Kalesi yıkılarak yapılmıştı.

     

    Ecyad Kalesi Suudiler tarafından 2002 yılında yıkılırken ülkemiz başta olmak üzere tüm dünyada teessüflere neden olmuş ancak bu tarihi ve kültürel miras yıkımına karşı yükselen seslere “Devlet otoritemizin kararına kimse karışamaz” cevabı veren Suudi Dışişleri Bakanı’na karşı hiçbir etkisi olmamıştı.

     

     

    Mekke toprakları üzerinde milyonlarca ziyaretçiyi ağırlamak üzere birbiri ardına yükseltilen dev projeler birbirini izlerken İslam’ın ilk günlerinden bugüne dek ayakta kalmayı başarabilmiş sembolik ve kültürel değerlerinin çok ötesinde pek çok varlık da onlara yer açabilmek için göz kırpılmadan yerle bir ediliyor.

     

     

    Örneğin Hz. Muhammed’in eşi Hz. Hatice’nin evi umumi tuvaletlere yer açmak için rahatlıkla feda edilmiş durumda. Peygamber’in büyük dostu ve halifelerinin birincisi Hz. Ebu Bekir’in evinin yerinde ise Hilton Oteli yükseliyor. Yine Hz. Peygamber’in torunlarının evlerinin yerinde bugün Kral’a ait saraylardan biri yer alıyor. Bunlar sadece kültürel miras olmakla kalmayıp dini açıdan da önemli sembolik değeri bulunan ama rant uğruna feda edilen sayısız mahalden ancak birkaçı.

     

     

    Bu yıkıma cılız itirazlar sadece dışarıdan değil, Suudi Arabistan’ın içinden de geliyor. Örneğin 30 yıldır bu şekilde yok edilen tarihi ve dini yerlere fazlasıyla şahitlik etmiş olan Cidde Hac Araştırma Merkezi “Mübarek şehrin; kültürel varlığı, kültürü, kimliği ve doğal çevresi olmayan bir makineye dönüştürüldüğü”nü düşünüyor.

     

     

    Suudi rejiminin Vehhabi anlayışını payanda yaparak gerçekleştirdiği bu dev yapılaşmaya karşı dağlar bile dayanamıyor ve bir bir ortadan kayboluyorlar. Ecyad Kalesi yıkılırken tıraşlanarak dümdüz edilen üzerinde kurulduğu tepe bunlardan yalnızca biri.

     

     

    Kabe civarı ve Mekke topraklarında mantar gibi yükselmeye devam eden dev ve lüks projeler bu kadarla sınırlı olmadığı gibi hem tarihi hem de dini kültürel değerlerin yıkımı da salt Osmanlı yadigarı Ecyad Kalesi’yle sınırlı kalmıyor. Mekke’de ilk kuleleri hızla yükselen bir başka milyarlık proje de Cebel-i Ömer tesisleri. 100 bin kişiyi ağırlamak üzere tasarlanan bu büyük proje de 26 lüks otel, 4 bin mağaza ve 500 restoranı içeriyor. Dev apartman bloklarından oluşan bu yapının da kimi noktalarda 200 metre yüksekliğe ulaşması planlanıyor. Bunu takip eden bir başka proje ise El Şamiye muhitinde yükseliyor. 10 milyar dolarlık yatırım bedeline ulaşan ve tamamlanması an meselesi olan bu yapı kümesi de 400 bin metrekarelik bir cami eklentisi. Böylelikle Kabe’nin etrafını çevreleyen Mescid-i Haram’a 1 milyon 200 bin kişi için ibadet alanı sağlanmış olacak. Mescid-i Haram’ın Kuzey bölgesinde eklenti olarak yapılan bu ibadet alanının mal olduğu bedelse sadece 10 milyar dolarla sınırlı değil. Zira bu bölge şehrin en tarihi bölümü içerisinde yer alıyor ve ek kompleksin yapımı bu bölgedeki tarihi ve sembolik ne varsa yok edilmesi anlamına geliyor.

     

     

    Vehhabilik kültürel değer dinlemiyor

    Mekke’nin Doğu tepeleri üzerinde yapımı devam eden bir başka projeninse büyük ihtimalle Hz. Muhammed’in doğduğu semti yok edeceği öngörülüyor. Bu öngörüde bulunansa Londra’da İslami kültürel varlıkları korumak üzere kurulmuş olan İslam Mirası Araştırma Vakfı başkanı İrfan El-Alevi. El Alevi’ye göre dev projeler uğruna dini sembolik yerlerin tahrip edilmesi kesinlikle kazara olan bir şey değil tam tersine Suudi Arabistan rejimi tarafından resmen benimsenen “Vehhabilik anlayışı tarafından teşvik ediliyor”. İslam’ın ve Kur’an’ın oldukça sert ve yüzeysel bir yorumuna dayanan Vehhabilik anlayışı Muhammed Bin Abdülvehhab tarafından 18’inci yüzyılda geliştirildi. O dönemde Suud ailesi tarafından korunan ve aileye damat olarak alınan Bin Abdülvehhab’ın, Vehhabi görüşü o tarihten itibaren Suudi iktidarının da resmi mezhebi olarak benimsendi. Türbe, kabir ziyaretlerini şirk sayan görüşe göre, tarihi ya da kültürel varlıklara özel bir değer atfedilmesi dinen sakıncalı. Bu anlayışa göre böylelikle sembolik ve tarihi varlıkların kutsallaştırılmasının, tabulaştırılmasının önüne geçilmiş oluyor. Ancak işin ironik tarafı aynı görüşü resmi mezhep olarak benimseyen Suud yönetiminin İslam’ın ilk yıllarının doğal müzesi niteliğindeki yapı ve coğrafyayı dümdüz ederken, kendi hanedanlarının beşiği niteliğindeki Dariya’nın Unesco’nun dünya mirası listesine alınması için büyük baskı ve ısrarlarda bulunması.

     

     

    Mekke’de devam eden ve tarihi sembolik ne kadar yapı ve mahal varsa dümdüz eden uygulamaları üzüntüyle seyredenlere göre Mekke’yi “bir tür Disneyland” haline getiren bu yapılaşma bir başka açıdan İslam tarihinin bir müzesi olarak “Mekke’nin yok edilmesi” anlamına da geliyor. Son olarak Kabe’nin etrafını saran açık alanının genişleterek saate 130 bin kişinin ziyaretini sağlamak üzere başlayan çalışmaların Mimar Sinan tarafından tasarlanan kısımları yok edebilecek olması ya da Abbasi döneminden kalan sütunların itirazlara rağmen yıkılmış olması da bu pervasızlığın bir başka örneği.

     

     

    Ancak bu tarih ve kültür yıkımının Mekke tam bir ticaret ve lüks şehir haline getirilirken durdurulması pek de mümkün görünmüyor. Çünkü artan taleplerle beraber şehrin gelecek yıllarda ziyaretçi kapasitesinin giderek artırılması kaçınılmaz. Mekke’ye yakın Cidde şehri havaalanı yılda 80 milyon yolcuyu ağırlayacak şekilde genişletilmeye başlandı bile. Hac ve Umre ziyaretçileri yoğunluklu yılda 12 milyon kişiyi ağırlayan Mekke’nin 2015’te bu kapasitesi 17 milyon kişiye çıkarılması planlanıyor.

     

     

    Medine de tehdit altında

    Madalyonun bir yanında Hac ve Umre ziyaretçilerinin artışıyla ihtiyaca cevap verme arayışı, öte yanda Mekke’yi lüks bir ticaret merkezi haline getirme çalışmaları… Madalyonun diğer yüzündeyse ortadan kaldırılmasında hiçbir sakınca görülmeyen ve buldozerlerle rahatlıkla dümdüz edilen tarihi, kültürel ve sembolik yerler… Ancak bu yıkımın mağduru sadece Mekke değil. İslam dini açısından en az onun kadar önemli olan Medine için de aynı tahribat söz konusu. Hac ve Umre ziyaretçilerinin bir diğer uğrak noktası olan ve Hz. Peygamber’in medfun bulunduğu Medine’nin de aynı hoyratlıktan nasıl muzdarip olduğunu Suudi Arabistanlı gazeteci Eşref İhsan El Fakih blogunda oldukça net dile getiriyor. El Fakih’e göre 30-40 yıldır hacılar için altyapı çalışması ya da sembolik yerlerin tabulaştırılmasının önüne geçilmesi bahanesi altında yapılan yıkımlar karşısında Hicaz bölgesi halkı kendi kimliklerinin silinmeye çalışıldığı yönünde bir komployla karşı karşıya olduğunu düşünüyor. El Fakih’e göre Mekke’deki modern yapılaşma ve onun getirdiği kültürel tahribat Medine’de de aynen yaşanıyor. Örneğin Hz. Muhammed’in vefatından sonra Müslümanların toplandığı ve ilk halifeyi seçtikleri Beni Saide Gölgeliği artık yok. Uhud Savaşı’na sahne olan Uhud Dağı yol genişletme çalışmalarının tehdidi altında dümdüz edileceği günü bekliyor. Hendek Savaşı sırasında Hz. Peygamber’in dua ettiği yerlerde kurulan yedi caminin yıkılması gerçekleştirilecek projelerin tehdidi altında. Dördüncü Halife Hz. Osman’ın Medinelilere su getirmek için satın aldığı su kuyuları unutulmaya terk edilmiş durumda. Kısacası El Fakih’e göre Ümeyyeoğulları, Abbasiler, Fatımiler, Memluklar ve Osmanlılar dönemlerinde korunması uygun görülen İslam tarihine ait varlıkların hepsi bugün Medine’de de yok olma tehlikesi altında.

     

     

    Bu anlamda Medine’yi tehdit eden projelerden biri ise Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesi projesi. Temeli kral tarafından geçen yıl atılan proje bitirildiğinde Medine’nin de herhangi bir Batı şehrinden farklı olmayacağı tartışılıyor. Pek çoklarına göre tüm bu çalışmalar “Mekke ve Medine’yi İslami tarih ve kimliğinden koparıyor”. İslam’ın iki kutsal şehrinin karşı karşıya kaldığı tehlikeye dair pek çok görüş ileri sürülüyor ancak belki de bu tehlikenin niteliğini en iyi “Paris Hilton’un Mekke’deki alışveriş merkezlerinden birinde kendi mağazasını açacağını duyurması” haberi açıklıyor.

    AKTUEL