Etiket: islam

  • İslam İşbirliği Teşkilatı 5. Sağlık Bakanları Konferansı Kapanış Oturumu

    İSTANBUL (İHA) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, terör örgütlerinin oyunlarının birlikte bozulması gerektiğini belirterek, “Teröre karşı bugün mücadele vermezsek yarın daha karanlık olacaktır” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çırağan Sarayı’nda düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 5. Sağlık Bakanları Konferansı’na kapanış oturumuna katıldı. Konferansa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sırda, İİT Genel Sekreteri İyad Medeni, İİT Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Naim Han, Suudi Arabistan Sağlık Bakanı Halid bin Abdulaziz el Faleh, Endonezya Sağlık Bakanı Nila Farid Moeloek, KKTC Sağlık Bakanı Salih İzbul, Sudan Sağlık Bakanı İdris Abu Garda ve Senegal Sağlık Bakanı Awa Marie Coll Seck, Yemen Sağlık Bakanı Nasser Mohsen Nasser Baoom, Somali Sağlık Bakanı Hawa Hassan Mohamed olmak üzere 43 ülkenin Sağlık Bakan, Bakan Yardımcısı ve Müşteşarı katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan konferansta bir konuşma yapan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Bundan önce olduğu gibi ülkenin dönem başkaları süresinde ve sonrasında da İslam aleminin ve insanlığın sağlığına, refahına her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğumuzu buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yiyecek bulamadığı için hayatını kaybeden bir çocuğun aşısı yapılmadığı için ömrünün geri kalan kısmının bir başkasının desteği yürüten bir çocuğun acısının yine bizle hissedecek yine bizler paylaşarak azaltacağız” dedi.

    “G-20’DE AŞIRICILIĞA KARŞI ALINAN ORTAK KARARLARLA, ORTAK MÜCADELE KONUSUNDA GÖRÜŞ BİRLİĞİ İÇERİSİNDE OLDUK”

    Konferansta bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam ülkeleri arasındaki en kapsamlı ve etkin işbirliği İslam İşbirliği Teşkilatının sorumlulukları her geçen gün artıyor. Dünyada giderek derinleşen terörizm ve mülteci sorunlarının merkezinde Müslüman toplumlar ve İslam dünyası yer alıyor. Diğer ülkelerde terörizme ve mülteci krizine yol açtığı sorunlara karşı artan tepkiler, topyekün İslam dünyasına tüm Müslümanlara yönelmeye başladı. Suriye başta olmak üzere bölgemizde yaşanan insani dramlar devam ederken içinde birde Müslümanlara yönelik nefret saldırıları ırkçı tutumların yükselişiyle karşı karşıyayız. Geçtiğimiz Pazar ve Pazartesi günü Antalya’da yapılan G-20 Liderler Zirvesi’nde bu konuyu ayrıntılı olarak ele alma imkanı bulduk. Zirvede temsil edilen Müslüman nüfusun liderlerinin aşırıcılığa karşı aldığı ortak karalarlar, ortak mücadele konusunda görüş birliği içerisinde olduk. İslam İşbirliği Teşkilatı içinde temsil edilen tüm ülkelere bu noktada çok önemli görevler düşüyor” dedi.

    “TERÖR ÖRGÜTLERİNİN OYUNLARINI BİRLİKTE BOZMALIYIZ”

    “Müslümanlar olarak sorumluluk çok büyük İslam adını kullanarak Müslümanlara en büyük zararı veren DAİŞ, El-Kaide, Boko Haram gibi örgütler karşısında hep birlikte el ele vererek, net ve ilkeli tutum ortaya koymalıyız” diyen Erdoğan, “İslam Müslüman cihat mücahit şeriat gibi kavramların bu teröristlerin aracı olmaktan istismar aracı olmaktan kurtarmalıyız. Bu örgütler, bu kavramlar üzerinden Müslümanların kanlarının döken, onurlarını kıran, geleceklerini karartan güçlerini oyununu hep birlikte bozmalıyız. Dünyadaki bir 17 Müslüman’ın izzetinin bir avuç teröristin insafına terk edemeyiz, etmemeliyiz. Bu aziz dinin sahibi ve koruyucusu elbette Allah’tır. Allah ama bizimde kendi haysiyet ve istikbalimize daha sıkı bir şekilde sahip çıkma sorumluluğumuz elbette vardır. Kendi coğrafyamızda ortaya çıkan ve bir proje ürünün olduğu her hainden belli olan bu örgütlerin önünün biz kesmezsek neler olduğunu görüyoruz. Birileri hemen uçaklarıyla, tank, top, füzeleriyle gerektiğinde askerleriyle gelip bu işe soyunuyor. Biz kendimiz çözemediğimiz de birileri hemen alıp olayı çok daha derinleştiriyor ve yaygınlaştırıyor. Özellikle mezhep sorunu İslam dünyasının yumuşak karnı olduğunu sürdürüyor. Bu mesela kimi yerde etkin ayrımlarla tahkim ediliyor, kanatılıyor. Bugün bölgemiz herkesin birbiriyle kavgalı olduğu, oluk oluk Müslüman kadının akıtıldığı bir hale geldi. Artık bu gidişe hep birlikte dur demeliyiz” ifadelerini kullandı.

    “TERÖRE KARŞI BUGÜN MÜCADELE VERMEZSEK YARIN DAHA KARANLIK OLACAKTIR”

    “Peygamberimiz merhamet peygamberidir, barışın timsalidir. Merhamet dini olan sevgi, dini olan vicdan, dini olan ilim, dini olan İslamın terörle zulümle ölümle, cehaletle anılmasının önüne geçmek hepimizin boynunun borcudur” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Şimdi mücadele zamanıdır. Teröre zulme adaletsizliği kine öfkeye israfa aşırıcılığa dinimizin yasakladığı her türlü kötülüğe mücadele zamanıdır. Eğer bu mücadeleyi hemen vermeye başlamazsak, yarın hepimizin için daha karanlık olacaktır. Gündüzü geceye çevirende geceyi gündüze döndüren de Allah’tır. Mücadelemizde başarılı olabilmek için Rabbimize güvenmemiz onun emrettiği şekilde dosdoğru olmamız kafidir. Müslümanlar olarak birlik ve beraberliğimizi kardeşliğimizi tesis ettiğimiz an bu kardeşinizin üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yoktur. Bakınız burada 43 İslam ülkesinin bakan, bakan yardımcısı ve kıymetli temsilcisi var. Her birimiz bu meseleyi kendi ülkelerimiz nezdinde gündeme getirdiğimizde mutlaka bir farkındalığın oluşmasına katkı sağlarız. Aynı anlayışı her platformda ortaya koyduğumuzda çok muazzam bir sinerjinin ortaya çıkacağına inanıyorum. Bu birlik ve beraberliğe kardeşlik ve uyanışa gerçekten çok ihtiyacımız var. Ancak inananlar kardeştir. Kardeşliğimizin gereği yerine geliyor mu? Burada soru işareti, maalesef. O günlerin çok yakın olduğunu ümit ediyorum” şeklinde konuştu.

    “BM VE DİĞER İNSAN ÖRGÜTLERİ MÜLTECİLERE İYİ HİZMET VEREMEDİ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Son 12-13 yıl içerisinde sağlıkta ciddi adımlar attık ve sıçramalar gerçekleştirdik. Devlet yönetiminde temel ilke olan insanı yaşat ki, devlet yaşasın sözünün sağlık alanında görmek mümkündür. Hem insan hem alt yapı hem de insan kaynağı bakımından, sağlık bakımından kat ettiğimiz mesafe devrimdir. Her yıl yurtdışından gelen 400 bin kişiye de sağlık hizmeti verebilir hale geldik. İlaveten Suriye ve Irakta ülkemize gelen 2 buçuk, kardeşimizin sağlık hizmeti ihtiyaçlarını da aynı sistem içerisinde ciddi bir aksaklığa mahal vermeden karşıladık. Şu hususu sizinle paylaşmak istiyorum. Suriye’de istikrarsızlığın başladığı 2011’den bu yana yaklaşık 5 milyon insan ülke dışına gitmek zorunda kaldı. Bunların 2 milyon 200 bini Türkiye’ye, 1 milyonu Lübnan 650 bini, Ürdün 250 bin, Irak’ta hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Kalanı da çeşitli ülkelere dağılmış durumdadır. Suriye’de yaşanan her şeye yeni göç dalgalarını ortaya çıkarıyor. BM ve diğer örgütler iyi bir hizmet veremedi. İslam dünyası bu konuda dayanışma koymadı. Bir Türkiye olarak mülteciler için ne yaptık? Sadece kamplarda kalanlar için kalan para 8 buçuk milyon dolardır. 280 bin kişi kamplarda kalıyor. 2 milyon 200 bin Suriye, 300 bin Iraklı, Türkiye’nin değişik vilayetlerinde, 500 bin İstanbul’da var. Bunlara STK, belediye bakıyor. Buradan meydana gelecek sosyoloji ve psikolojik tramvayı düşünebiliyor musun? Bütün bunlarla mücadele edeceğiz. Ülkemizin değişlik vilayetlerinde her yerde, bunlarla karşı karşıyayız. Biz bu meseleye insani ahlaki ve İslami bir vazife olarak bakıyor ve çalışmalarımızı hızlı şekilde yürütüyoruz. Halkıma diyorum ki onlar muhacirdir, siz ensar olmaya devam edeceksiniz. Bu varil bombalarından kaçan Suriyeli muhacirlere ensar gerekiyordu. Bu görev de bize düştü. Batı destek verse de vermese de, biz bunu sonuna kadar yürütmeye devam edeceğiz. Gönül Tüm İslam ülkelerini yanımızda görebilmeyi isterdi, olanlar da var onlara şükran ediyorum.”

    “TERÖR EN ÖNEMLİ GEREKÇESİ FAKİRLİKTİR”

    Erdoğan, “Vicdanımızı kaybettiğimiz de bizi biz yapan tüm değerleri kaybederiz. Oysa bizim medeniyetimizde mazluma kültüre milliyeti sorulmanda el uzatılır. Mazlum sadece insan olması sıfatıyla her yardıma layıktır. 7 milyonu ülke içinde ve 7 milyonu dışında Suriyeli var. Milyonlarca mazlum kardeşimizin hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Afrika’da katliama maruz kalan milyonlarca insan var. Askeri konuda ciddi bir durum mevcuttur diyelim, bu mazlumlara yardım elinin uzatılması konusunda ne mani var? Halbuki maddi durumları bizden daha iyi olan İslam ülkeleri var. Yardım konusunda daha faal olmalarını bekliyoruz. Terörün en önemli gerekçesi fakirliktir. Terörün arkasındaki güçler fakiri yoksulu seçiyorlar. Canlı bombayı onların içinden seçiyor. Onu o şekilde araziye gönderiyor. Terörizm ile göç sorunu bataklıkta üreyen sinekler gibidir. Öyleyse, bu bataklığı kurutmak lazım. Bunun adı sefalet bataklığı, bunu yok edince terörizm ve göçleri ortadan kaldırmış olursunuz. Türkiye olarak bunları artırarak sürdürmek kararındayız. Tüm İslam ülkelerini birlikte hareket etmeye devam ediyorum” diye konuştu.

  • Bakan Topçu, Türk İslam Dünyası Öğrencileriyle Bir Araya Geldi

    Kültür ve Turizm Bakanı Yalçın Topçu, Orta Asya, Balkanlar ve Afrika ülkelerinden gelip öğrenimine Türkiye’de devam eden öğrencilerle bir araya geldi.

    Yerli Düşünce Derneği Başkanı ve Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu ile derneğin bir araya getirdiği öğrenciler, Kültür ve Turizm Bakanı Yalçın Topçu’yu ziyaret etti. Yerli Düşünce Derneği’nin onursal başkanı olduğunu hatırlatan Bakan Topçu, gençlerin ziyaretinden mutluluk duyduğunu belirtti. Türk İslam medeniyetini temsil eden ülkelerin kuracağı ekonomik, sosyal, kültürel birlikteliklerin önemine vurgu yapan Bakan Topçu, “Biz hep birlikte, hep beraber, Afrikalısı, Asyalısı hepimiz ‘La ilahe illallah’ dediğimiz an itibarıyla bir, beraber olmuşuz. Onun için sizi tekrar burada bir ve beraber görmek beni çok mutlu etti. Yerli Düşünce Derneği’ne, sayın milletvekilimize genel başkanı olması sebebiyle ayrıyeten teşekkür ediyorum. Ama tabii her biriniz oraya varlıklarınızla bir zenginlik veriyorsunuz. Bizim hayallerimizi sizde somut olarak görüyorum. Yani Afrika’dan, Balkanlar’dan, Orta Asya’dan gelen bir kardeşimi gördüğüm zaman ben hayallerimin sizin üzerinizde sübut bulduğunu görüyorum ve çok mutlu oluyorum. Çünkü bizim bir hayalimiz var; nasıl ki birilerinin hayali var ise, onlar ekonomik, kültürel, sosyal birliktelikler kuruyor ise, bu bizim de en tabii hakkımız. Aynı soydan, aynı dinden olanlar da dilde, işlerde, fikirde bir olabilir, ekonomik birliktelikler oluşturabilir. Bu birliktelikler dünya barışına da katkıda bulunur. Yani güçler bir araya gelir, paylaşılma kuralları ortaya konur ve neticede dünyada bu savaşların, dökülen kanların, açlığın, bu sefaletin önüne geçilebilir. Zaten eğer bizim birlikteliğimiz netice itibarıyla insanlığın hayrına olmayacaksa öyle bir birlikteliği de dilemeyiz. Çünkü bizi yaratan Allah ‘Benim memnun olduğum kul insanların, kullarımın memnun olduğu kuldur’ diyor. Biz bu esasla insanı merkeze koyarak hareket ettiğimiz için bu bizim medeniyet coğrafyamızın birliği ve beraberliği dediğim gibi dünyaya da barışı, huzuru, refahı, adaleti getirebilir” ifadelerini kullandı.

    “GÖKYÜZÜNDE AŞAĞIDAKİ İNSANLARA, ONA, BUNA, ŞUNA, TERÖR ÖRGÜTÜ YOK ETMEK BAHANESİYLE SİVİLLERİN ÜZERİNE BOMBA YAĞDIRANLARIN YUKARIDA UÇAKLARININ KANATLARI BİRBİRİNE DEĞMİYOR”

    Topçu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Olaylara bu çerçeveden baktığım ve böyle bir hayale sahip olduğum için bunun bizim de hakkımız olduğunu düşünüyorum. Başkaları bu hayallerini birbirleriyle yüz yıl, otuz yıl savaş yaptılar belki ama netice itibariyle gerçekleştirdiler. Ekonomik, kültürel, sosyal birliktelikler oluşturdular. Bizim medeniyetimiz de bunu yapabilir. Belki o zaman insanlığın yapılanması olan Birleşmiş Milletler daha adilane dizayn edilebilir. Orada karar merciinde Asya’nın, Afrika’nın temsilcisi olabilir, Avrupa’dan olabilir. Ve o zaman sanıyorum daha adil bir dünya olur. Orta Doğu’da dökülen bu kanlar orada beş kişinin insafına kalmaz. Orada Asya’nın, Afrika’nın temsilcisi olsa sanıyorum ki bu zulme kimse müsaade etmez. Neticede bakıyorsunuz ki, gökyüzünde aşağıdaki insanlara, ona, buna, şuna, terör örgütü yok etmek bahanesiyle sivillerin üzerine bomba yağdıranların yukarıda uçaklarının kanatları birbirine değmiyor. Hepsi farklı bir taraftan olayı alıyor. Onlar hak ve menfaatleriyle ilgili uğraşırlarken gözümüzün önünde dört yıla yakındır bir zulüm sürüyor. 2,5 milyona yakın kardeşimiz bizim ülkemizde. Onlar size çok uzak değiller, bunu bilin. Onların dedeleri belki bin sene evvel Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan’dan buralara geldiler. Ortak atamız Alparslan ile birlikte Anadolu’ya geldiler, oradan Afrika’ya geçtiler. Orada ölenler Afrika’nın da uzağında değil. Oralardan da kalkıp giden Mekke’de Peygamber Efendimizi gördü, ‘La ilahe illallah’ dedi ve neticede Afrika oraya, orası da Afrika’ya taşındı.”

    “SAHİLLERİMİZDE KIYIYA VURAN ÇOCUKTAN BU ÜMMETİN BÜTÜN BAHADIR EVLATLARININ DERS ÇIKARMASI LAZIM”

    “Bizim sahillerimizde kıyıya vuran o çocuk hepimizin çocuğu” diyen Bakan Topçu, “Bu ümmetin bahadır evlatlarının her birinin o manzaradan ders çıkarması lazım. Kıyıya vuran o minik bedenden ders çıkarmamız lazım. İşte onun için diyorum ki dünya barışı aslında bizim medeniyet coğrafyamızın ekonomik, kültürel, sosyal noktalarda bir ve beraberliğini pekiştirmesiyle sağlanabilir. İşte bu çerçevede sizlerin her biri birer kültür elçisisiniz. Toplumlar arasındaki bağsınız. İfade ettiğim bu işler netice itibariyle insanlığın hayrına olmalı. Her şey insan için, insan merkezli olmalı. Her şey derken şunu da kast ediyorum ve açıkça söylüyorum; dinde, devletteki birlikteliklerde, adı ne ise her şey insanın mutluluğunu esas almalı. Bu birliktelikleriniz devam etsin, bunları daha da büyütün ve çoğaltın. Sık sık bir araya gelme nedenlerinizi arttırın. Bir araya geldiğiniz zaman asıl meselelerinizi de konuşun, ülkenizin problemleriyle ilgili olun, ülkemize nasıl faydalı oluruz, daha öteye nasıl götürürüz ona bakın. Her biriniz öncelikle ailenize, sonra ülkenize, ondan sonra dost ve kardeşlerinize faydalı olmak için çalışın. Bizim dinimiz de bunu emrediyor. Faydanız kendi etrafınızdan başlayarak halka halka yayılsın. Allah hepinize uzun ömür versin. Rahmetli nenem derdi ki; ‘İnsan var ölür sadece evi üzülür, insan var ölür köyü üzülür, insan var ölür memleket üzülür.’ Evet, sizin yokluğunuzdan inşallah memleketiniz hüzün duysun. Ben daha öteye götürüyorum bunu ve ‘Bizim medeniyet coğrafyamız da hüzünlensin’ diyorum. Sizin içinizden büyük mütefekkirler, büyük düşünce ve devlet adamları çıksın inşallah. Biz de bu noktada üzerimize ne düşüyorsa, elimizden ne geliyorsa onu yapalım” dedi.

    Kültür ve Turizm Bakanı Yalçın Topçu’ya kendilerine verdiği desteklerden dolayı teşekkür eden gençler, daha sonra Güney Azerbaycanlı sanatçı Yanar Sönmez eşliğinde ülkelerine ait türküler söylediler. Dünya barışı için dua edilerek bitirilen ziyarettin sonunda Bakan Topçu duygusal anlar yaşadı.

  • Türk İslam Eserleri Müzesi İçin “arama Konferansı”

    Antalya Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin en ünlü bilim adamları, sanat tarihi uzmanları, müze müdürleri ve akademisyenlerini Ulu Cami Külliyesi projesi içinde kurulacak ‘Türk İslam Eserleri ve İslam Eserleri Müzesi’ için bir araya getirdi.

    Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in ev sahipliğinde düzenlenen ‘Arama Konferansı’nda, Türk İslam Eserleri ve İslam Eserleri Müzesi’nin amacı, misyonu, çerçevesi, müzenin temel değerleri ve ilkeleri, hedef kitlesi, sergilenecek eserleri, koleksiyon kaynakları, eğitim politikası ve sürdürülebilirlik konu başlıklarında tartışmalar yapıldı. Kente yeni müzeler kazandırmayı, sanat merkezleri kurmayı öncelikli görevleri arasında gördüklerini söyleyen Başkan Menderes Türel, “Yeni müzeler kurarak kentlimizin entelektüel ve sanatsal gelişimine katkı sağlayacağız. Türk-İslam Eserleri Müzesi, Kent Müzesi, Bilim Müzesi, Sinema Müzesi projelerimiz bu hedefimizin birer parçası” dedi.

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, “Bu kadar güzel ve hayırlı bir projenin bu kadar ehil bir alimler, uzmanlar topluluğu tarafından ele alınması bizim için büyük bir lütuftur” diye konuştu. Antalya’da kurulacak Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin önemine dikkat çeken Başkan Türel, Antalya’nın hem tarih zengini hem de tarih fakiri olduğuna dikkat çektiği konuşmasında, “Zenginliğini tarife gerek yok. Antalya eşsiz bir açık hava müzesi. Ancak, tarih fakiridir, çünkü tarihimiz üzerine araştırmalar ve bilgimiz çok yetersiz. Antalya’nın, bırakalım bölgeyi, şehir olarak bile artık 3 bin yıl öncesine götürdüğümüz tarihinin bir kısmı mevcut müzemizde sergileniyor” ifadelerini kullandı.

    MÜZELER ANA PROJEMİZ

    Antalya Müzesi’nin büyütülmesi ve etnoğrafya müzesi kurulması projelerinin gündemde olduğunu açıklayan Başkan Türel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak, yeni müzeler kurarak kentlimizin entelektüel ve sanatsal gelişimine katkı sağlayacağız. Türk-İslam Eserleri Müzesi, Kent Müzesi, Bilim Müzesi, Sinema Müzesi projelerimiz bu hedefimizin birer parçası. Gururla altını çizmek isterim ki, müze ve sanat merkezleri kurmak için yaptığımız kapsamlı çalışmalar bizim için ana projelerdir; ikincil değil, birincil önceliktir. Antalya’da Türk ve İslam Medeniyeti mirasımızın ayrı bir önemi ve ilgiyi hak ettiğine şüphe yoktur. Keykubat’lardan, Keyhusrev’lerden başlayan neredeyse bin yıllık bir Türk ve İslam tarihimiz bulunmakta. Antalya’nın İslam tarihindeki yeri de ayrıca önemli. Abdal Sultan, Elmalılı Hamdi ve ayrıca Seyyid Cemaleddin gibi, çok iyi bilmediğimiz, sevgili Nasuh Boztepe’nin araştırdığı bir çok İslam büyüğünün mirasına sahibiz.”

    TARİH KONUSUNDA BİLGİSİSİZ

    Halkın önemli bir kesiminin tarihi ve kültürel mirası yeterince tanımadığını vurgulayan Başkan Türel, “Yivli minarenin tarihini bilen kişi sayısı azdır. Karatay Medresesi’nin yerini bilmeyen gençlerimiz vardır. Sur kitabeleri, Fetihnameler gibi yazılı mirasımızı çoğumuz bilmiyoruz. ’Ben bilimin şehriyim’ diyen Hazreti Peygamberimizin, İstanbul’un fethinde Akşemsettin’e çiçek verenlere, ’Hünkar benim, ama o benim hocamdır, çiçekler ona yaraşır’ diyen Fatih’in, bilimi en önemli yol gösterici ışık olarak tanımlamış Atatürk’ün mirasçılarına tarih ilgisizliği ve bilgisizliğini yakıştırmak mümkün değildir. Tarih bilgisizliğinin doğurduğu kimlik problemini, bunun doğurduğu şehirleşme problemini hepimiz yaşıyoruz” dedi.

    İSLAM MEDENİYETİ HAK ETTİĞİ YERDE DEĞİL

    Dünyada da İslam medeniyetinin bugün hak ettiği yerde olmadığını anlatan Başkan Türel, “İslam dininin günümüz dünyasında yanlış da olsa, şiddet ve savaş, gericilik ve geri kalmışlıkla özdeşleştirilmesine cevaben, İslam medeniyetini, Türk-İslam sanatının değerini, kültürel önemini anlamamız ve bilimsel araştırmalar ışığında yeni nesillere aktarmamız büyük önem taşımaktadır. Zaten yeni müzecilik anlayışında müzeler, sadece koleksiyon toplama ve sergileme sorumluluğu olan kurumlar değil, aynı zamanda barış, hoşgörü ve adalet gibi değerlerin de temsilcisidir. Dolayısıyla Antalya hem kendisi için, hem de bu şehre gelen milyonlarca yabancı ziyaretçi için Türk ve İslam kültür mirasına sahip çıkmak, onu en iyi şekilde tanıtmak gibi sorumluluğa da sahiptir” şeklinde konuştu.

    ANTALYA KÜLTÜR BAŞKENTLERİNDEN BİRİSİ

    Türk ve İslam Eserleri Müzesi kurmanın iddialı bir çalışma ve hizmet olduğunun altını çizen Başkan Türel, “Antalya’nın Türkiye’nin kültür başkentlerinden birisi olacaksa bu müzemiz bu hedefte önemli bir rol oynayacaktır. Bugün burada buluşmamızın sebebi, Türk-İslam Eserleri Müze’mizin temel taşlarını oluştururken sizin görüş ve önerilerinizi dinlemektir. Müzenin üzerinde yükseleceği temel prensiplere şekil vermek; bu prensipler ışığında koleksiyon yönetimi, sergi yaklaşımı ve eğitim politikaları, hedef kitle gibi hayati konular üzerinde fikir ve katkılarınız projemize büyük faydalar sağlayacaktır” dedi.

    ULU CAMİ KÜLLİYESİ’NDE OLACAK

    Türk İslam eserleri müzesinin içinde yer alacağı Antalya Ulu Cami Külliyesi hakkında da bilgiler veren Başkan Türel, “Camimizi gerçekten büyük bir titizlikle çalışıyoruz. Külliye, çocukların, gençlerin, her yaştan ve her milletten ziyaretçinin vakit geçirmek isteyeceği bir yaşam ve cazibe merkezi olarak tasarlanıyor. Müzenin yanında bulunacak restoran, kafeler, kütüphane, çocuk bakım merkezi, çocuk oyun alanları sayesinde, aileler buraya rahatça gelip ibadetlerini yapabilecek, kültür merkezinden istifade edebilecek. Avlu, çeşmeler, havuzlar, revaklar, yeşil alanlara sahip olacak camiye turist grupların ziyareti planlanacak” diye konuştu.

    MÜZE 3 BİN METREKARE KAPALI ALANA SAHİP OLACAK

    Konuşmasında Antalya Ulu Cami’de geleneksel mimari yapının korunacağını ve Antalya’nın özgün kültürünün de yansıtılacağını belirten Başkan Menderes Türel şu bilgileri verdi:

    “Projede, klasik Osmanlı camilerinin gelenekselleşmiş şemasını stilize eden bir çalışma yapılmıştır. Camide 10 bin kişilik kapalı, 20 bin kişilik açık ibadet alanı bulunacak. Cami ve müzeden sonra projenin üçüncü boyutu kültür merkezi boyutu. Projede 450 kişilik konferans salonu, İslam sanatları atölyeleri bulunacak. Türk-İslam Sanatları Müzesi, 3 bin metrekarelik kapalı sergi alanına sahip olacak. Müze binasında da geleneksel mimari ile modern mimari harmanlanmıştır.”

    “ÖYLE BİR ESER YAPSAK Kİ DÜNYA KONUŞSA”

    Başkan Türel duygularını şöyle dile getirdi:

    “Keşke öyle bir eser yapsak ki, ziyaret eden vatandaşlarımız, dışarıya değişmiş bir ruh haliyle, kalbi huzurla, iyilikle dolmuş olarak çıksa. Öyle bir eser yapsak ki, dünya konuşsa. Öyle bir eser yapsak ki, gelen yabancılar Goethe’nin Kur’an’dan etkilendiği gibi etkilenseler. Yani keşke burada bir efsane kursak, bir efsane yazsak.”

    Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in konuşmasını ardından, Proje Mimarı Murat Şahin projenin tanıtımını yaptı. Türk İslam Eserleri Müzesi Müdürü Seracettin Şahin ve İstanbul İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müze Müdürü Süheyla Murat’ın sunumlarının ardından proje üzerinde belirlenen başlıklar üzerinde görüş alış verişinde bulunuldu.

    KATILIM BÜYÜK OLDU

    Toplantıya Başbakanlık Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Rıfat Türker, Kültür Bakanlığı Müzeler Daire Başkanı Mustafa Güneş, Vakıflar Genel Müdürlüğü Müzeler Müdürü Suzan Bayraktaroğlu, Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu, İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü’nden Prof. Dr. İskender Pala, Şehir Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Doç. Dr. Nicole Kançal, Başbakanlık Vakıflar Hat Sanatları Müzesi’nden Dr. Zübeyde Cihan Özsayıner, Katar Müze Otoritesi Küratörü Dr. Emin Mahir Balcıoğlu, İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi Müdürü Seracettin Şahin, Edirne Müze Müdürü Hasan Karakaya, Bursa Müze Müdürü Ali Sinan Özbey, İstanbul İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi Müdürü Süheyla Murat, Proje Mimarı Murat Şahin ile Antalya’dan İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Acar, Vakıflar Antalya Bölge Müdürü Hüseyin Coşar, Müze Müdürü Mustafa Demirel, Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müze Müdürü Kayhan Dörtlük, Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Ögke, Akdeniz Üniversitesi Müzecilik Bölümü’nden Prof. Dr. Nevzat Çevik, Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof Dr. Ali Bakkal, İslam Sanatları Uzmanı Dr. Necmi Atik, Yazar Araştırmacı Nasuh Boztepe ve Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Osman Öztürk katıldı.

  • ‘İslam Dünyasında Medeniyet Bunalımı Semineri Düzenlendi

    Adıyaman’da Gökkuşağı Derneği, Hayat Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti işbirliği ile oluşturulan ‘Şehir Akademi’ etkinlikleri kapsamında ‘İslam Dünyasında Medeniyet Bunalımı’ konulu seminer düzenlendi.

    Grand İskender Otelin konferans salonunda gerçekleşen ‘İslam Dünyasında Medeniyet Bunalımı’ konulu seminere konuşmacı olarak Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir katıldı. Seminere Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Talha Gönüllü, AK Parti İl Başkanı Seyfettin Bilen, Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği Başkanı Ziya Duranay, dernek yöneticileri, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.

    Seminerde konuşan Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, İslam Dünya’sının içinde bulunduğu durumdan bahsederek, “Bizler kaç yüzyıldır bir sürüklenme içerisindeyiz. Kendi varlık dünyamızdan, kendi gerçeklerimizden koparak bir hiçlik içerisinde, amaçsız, gayesiz, hedefsiz, bir ölçek küçülmesiyle karşı karşıyayız. Bunun için İslam Dünyası ve Türkiye’nin içinde bulunduğu sürecin doğru tespit edilmesi son derece önemlidir. Biz akletmeyi, düşünmeyi, birlikte yaşamayı, kendi topraklarımıza dair üretimleri ihmal ettik. Kendimizi ihmal ettik. Biz onların bencil dünyasının bir kısım ışıltılarına kendi o kadim geçmişimi yok sayarak ilgi duymaya başladık. Bu medeniyet krizi denilen şeyin temelde çıkış noktası bencilliklerimizden ortaya çıktı. Hayata bakışımız, olayları ele alışımızda ki temel felsefe, biz bu hayatı kendimiz için yaşamayız. Ötekinin derdi, sıkıntısı bizim medeniyetimizin varlık nedenidir” dedi.

    Necip Fazıl’ın ‘Ekmeği paylaşmak tatmaktan lezzetlidir’ sözüyle konuşmasına devam eden Aldemir, “Dünyanın herhangi bir yerinde bir insanın ayağına diken batsa bunu hissetmeyen bizden değildir. Bencilliğimizi, egomuzu tatmin etmenin derdine düştük. Bu dünyayı kendisi için, kendi mutluluğu için, dünyayı yakan yıkan anlayışa aşık olduk. İnsanlığın cellatlarını geleceğimiz gördük. Önce içinde yaşadığımız zamanın gereklerini, görmemeye, akabinde üretememeye başladık. Sonrada parçalandık. Hala savruluyoruz, sürükleniyoruz. Bu sürüklenişten bizi kurtaracak olan bu tür çalışmalardır. Yaşadığımız bu gerçeklerden kaçamayız. Biz birkaç yüzyıldır kendi gerçeklerimizden kaçtık. Sorunlardan kaçmak yerine, kendi gerçekliğimizle, ertelediğimiz sorunlarımızla yüzleşmemiz gerek. Sürekli borcunu öteleyen işletme gibi, sürekli sorunlarını öteleyen bir İslam dünyası ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.

  • Tbmm Başkanı Yılmaz: “İslam Coğrafyasında Kerbelalara Şahit Oluyoruz”

    SİVAS (İHA) – TBMM Başkanı İsmet Yılmaz,”Bu coğrafyada son yıllarda yaşananlar bize göstermiştir ki İslam toplumu Şii’siyle, Sünni’siyle, Alevi’si, Caferi’siyle Hazreti Hüseyin ve arkadaşlarını doğru anlayamamıştır. Onun içindir ki bugün bu coğrafyada nice Kerbela’lara şahit oluyoruz” dedi.

    TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, Sivas Cem Vakfı Şube Başkanlığı tarafından Muharrem ayının 10’uncu günü dolayısıyla düzenlenen iftar programına katıldı. Programa Yılmaz’ın yanı sıra Sivas Valisi Alim Barut ve diğer il protokolü üyeleri katıldı. Burada konuşan Yılmaz Hazreti Hüseyin ve beraberindeki ehlibeyt mensubu 70 büyük insanın Kerbela’ların şehit edildiğini hatırlattı.

    Bu hüznün, mezhebi ne olursa olsun “Ben Müslüman’ım” diyen herkesin ortak hüznü, kederi, yası ve matemi olduğunu söyleyen Yılmaz sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Bugün Müslüman toplumlara düşen görev Kerbela’yı doğru anlamak ve anmaktır. Kerbela’yı anlamanın yolunun Hazreti Hüseyin’i anlamak ve Hazreti Hüseyince yaşamaktır. Kerbala, Hazreti Hüseyin’in uğruna canını feda ettiği hakkı, hakikati, adaleti, barışı ve sevgiyi ayağa kaldırmaktır. Şunu çok açık ve net söylüyoruz ki ölüm pahasına da olsa bu millet ayrımsız Hazreti Hüseyin’in yanında olmayı ve şehit olmayı tercih ederdi. Safımız, mücadelemiz ayrı yerde değil, hepimiz aynı yerde duruyoruz ve imam Hüseyin’in yanındayız.”

    İslam coğrafyasında yaşanan olaylara dikkat çeken Yılmaz “Bu coğrafyada son yıllarda yaşananlar bize göstermiştir ki İslam toplumu Şii’siyle, Sünni’siyle, Alevi’si, Caferi’siyle Hazreti Hüseyin ve arkadaşlarını doğru anlayamamıştır. Onun içindir ki bugün bu coğrafyada nice Kerbela’lara şahit oluyoruz. İslam medeniyetinin merkezlerinden Bağdat’tan, Şam’dan, Kahire’den, Aden’den, Trablus’tan, Mezar-ı Şerif’ten, Kabil’den ateş yükseliyor. Müslümanlar birbirlerinin mabetlerine saldırarak hazreti Hüseyin’i ve Kerbela’yı anlamaktan ne kadar uzak olduklarını gösteriyor. Bugün Hazreti Hüseyin’i sevgiyle yad eden kardeşlerimize düşen en büyük vazife hazreti Hüseyin’in sevgisinden giderekten Müslümanların birliğini ve beraberliğini savunmak ve bunun gereğini yapmaktır. Bugün bize düşen Kerbelaların acısından, kederinden hareketle Müslümanların arasındaki birliği, beraberliği, sevgiyi, barışı, kardeşliği yeniden ayağa kaldırmaktır. Bunu ayağa kaldırdığımızda Hazreti Hüseyin’i ve Kerbela’yı doğru anlamış, yeni Kerbelaların yaşanmaması için çalışmış oluruz. Öncelikle ortak bir barış ve sevgi diline ihtiyacımız var. Yeni Kerbelaların yaşanmaması için yüreklerimizi birleştirmeye, birbirimize gönül kapımızı açmaya ihtiyacımız var. Yeni Kerbelaların yaşanmaması için inancı ve düşüncesi ne olursa olsun, hangi mezhepten olursa olsun bu topraklarda herkesin kendi inancıyla istediği şekilde, başka birisinin tarifine ihtiyaç duymaksızın özgürce yaşamanın önündeki bütün engelleri ortadan kaldırılmalıdır. Bunu birlikte yapacağız. Başka da çaremiz yoktur” şeklinde konuştu

    Konuşmanın ardından Cem Vakfı Sivas Şube Başkanı Ali Dağ tarafından Yılmaz’a Hz. Ali’nin kılıcının bulunduğu tablo hediye edildi. Daha sonra akşam ezanın okunmasıyla birlikte davetliler oruçlarını açtı.