Etiket: İşbirliğine

  • TSE ve Burea Veritas Nükleer Santral Gözetim Hizmetleri için işbirliğine gidiyor

    Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Sebahittin Korkmaz, “Yaklaşık 550 bin parçadan oluşan nükleer santral projesi ülkemizin nükleer teknolojiye hakim olmasının yolunu açacak” dedi.

    Türk Standartları Enstitüsü, Türkiye’de kurulacak olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali ve Sinop Nükleer Santrali projelerinde, ekipman ve hizmet tedarik süreçlerinde uygunluk değerlendirme alanında, Fransız menşeli uygunluk değerlendirme kuruluşu Burea Veritas Gözetim Hizmetleri Ltd. Şti. ile işbirliği gerçekleştirdi.

    “Enerji kaynaklarında çeşitliliğe gitmek önemli stratejilerimizden birisidir”

    TSE Başkanı Sebahittin Korkmaz, enerji sahasında Türkiye’nin bulunduğu konuma ilişkin, “Enerji ihraç eden ülkelerle, enerji ithal eden ülkeler arasında köprü durumundadır” ifadelerine yer vererek, “Her geçen yıl artan enerji ihtiyacımızın karşılanması ve enerji arz güvenliği ülkemizin en önemli meselelerinden birisidir. Enerji arz güvenliğimizin sağlanabilmesi ve dışa bağımlılığımızın azaltılabilmesi için, enerji kaynaklarında çeşitliliğe gitmek önemli stratejilerimizden birisidir” şeklinde konuştu.

    Nükleer teknolojiye sahip 11 ülkenin, nükleer santrale sahip 32 ülkenin bulunduğunun altını çizen Korkmaz, “Ülkemizin önünde duran en önemli sorulardan biri 12’nci ülke mi, yoksa 33’ncü ülke mi olmaktadır. Bu durumda enstitümüzde atılacak ilk adım, bu süreçten geçmiş diğer ülkelerdeki kuruluşların yaptığı gibi doğru iş birlikleri ile yerli katkıların arttırılmasına destek olmak ve teknoloji transferi hedefine kendi faaliyet alanında katkı sağlamaktır” dedi.

    “Diğer sektörlere dinamizmi kazandıracak”

    Korkmaz, nükleer santrallerin sadece elektrik üretim tesisleri olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, “Yaklaşık 550 bin parçadan oluşan nükleer santral projesi ülkemizin nükleer teknolojiye hakim olmasının yolunu açacak. Diğer sektörlere dinamizmi kazandıracak. İstihdam imkanları ile birlikte ülkemizin sanayisine önemli katma değer sağlayacaktır. Hatta ülkemiz sanayisinin vizyonunu biraz daha büyütecektir” değerlendirmesinde bulundu.

    Korkmaz’ın konuşmalarının ardından TSE ile Burea Veritas arasında işbirliği protokolü imzalandı.

  • Başbakan Yıldırım: “Terörden korkma değil, terörü korkutma esasına dayanan bir işbirliğine ihtiyaç vardır”

    Başbakan Binali Yıldırım, “Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyanın ileri gelen ülkelerinin çok daha sorumluluk alma zamanı gelmiştir. Terörü korkutma esasına dayanan bir iş birliğine ihtiyaç vardır” dedi.

    IMO Dünya Denizcilik Günü Yan Etkinliği 2016 programına katılan Başbakan Binali Yıldırım katılımcılara seslendi. Başbakan Yıldırım, her zaman istikrarlı ve kuvvetli bir ekonomi için denizlerin vazgeçilmez olduğunu söyleyerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde İstanbul’un deniz ulaşımında görev aldım ve toplu taşımacılığın denize kaydırılmasında ciddi bir mesafe katettik. AK Parti olarak da son 14 yılda denizciliğe çok büyük önem verdik. Her zaman istikrarlı ve kuvvetli bir ekonomi için denizler vazgeçilmezdir. Denizcilik sadece dünya için vazgeçilmez değil denizcilik denizci bir ülke olan Türkiye için de vazgeçilmezdir. 2008’de başlayan ve hala devam eden küresel kriz tabiatıyla en önce denizcilik sektörünü etkiledi. Daha doğrusu taşımacılık sektörünü etkiledi. Taşımacılığın en büyük payını da bildiğiniz gibi taşımacılık alıyor. Dünyanın dörtte üçü denizlerle kapılı, küresel taşımacılığın büyük bir kısmı da denizle gerçekleşiyor. İstanbul Boğazı’nda 2007 yılında 55 bin 56 binin üzerinde gemi geçerken, bugün bu sayı 44 bine gerilemiş durumda buradan ne anlamamız gerekiyor, küresel krizin etkileri halen devam ediyor. Dünyadaki büyüme maalesef istenen düzeyde değil dünya ekonomisi daralıyor. Dünya ekonomisinin daralması demek denizcilik sektörünün de büyümemesi anlamına geliyor. Yapılması gereken bir an önce bu küresel krizin etkilerini ortadan kaldıracak küresel tedbirlerin alınmasıdır. Özellikle gelişmiş ülkeler diye nitelediğimiz Avrupa ülkelerinde büyüme neredeyse yok denecek kadar az. Çin ve Hindistan’ı hariç tutarsak Türkiye büyümede bütün olumsuzluklara rağmen dünya ortalamasının iki katında bir performansı gerçekleştiriyor” şeklinde konuştu.

    “Gemi adamı yetiştirmede dünyanın önde gelen ülkeleri arasındayız”

    Gemi adamı yetiştirmede dünyada önde gelen ülkeler arasında olduğumuzu söyleyen Başbakan Yıldırım, “Eğer denizlerimiz olmasıydı insanların yarısı açlıktan ölür yarısı da soğuktan ölürdü. Bu kadar hayati bir şeyden söz ediyoruz. Yapmamız gereken krizleri fırsata dönüştürmek. Deniz ticaretinin ana unsuru olan filomuzun rekabet gücünü arttıracağız. Filoların yenilenmesi kriz sonrası döneme hazırlanması için daha çok gayret edeceğiz. Tabiatıyla yeni inşada yaşanan gerileme ve durgunluğa karşı mevcut filonun bakım onarım faaliyetleri bakımından hazır hale getirilmesi önem arz ediyor. Türkiye’de yeni inşadaki durgunluğun oluşturduğu olumsuzluğu kapatmak için bakım onarımın tarafının bu yıllarda daha fazla ön plana çıktığını söylemek mümkündür. Denizciliğe son 14 yılda çok önemli yatırımlar yapıldı. Denizciliğimiz standardının yükselmesi, gemi adamlarımızın eğitimi, stajları ve yetiştirilmelerine yönelik yaptığımız yatırımlar çok dikkat çekicidir. Beş tane denizcilik eğitimi veren okul varken bugün orta öğretimden tutun üniversiteye kadar 50’linin üzerinde okula sahibiz. Gemi adamı yetiştirmede dünyanın önde gelen ülkeleri arasındayız. Dünya denizcilik üniversitesinde bize okutulan derslerin başında bu gelir. Denizde can ve mal emniyeti ve denizlerin her türlü kirlilikten korunması. Denizler bize tarihimizin miraslarıdır. Dolayısıyla denizlerimize gözümüz gibi bakmamız lazım. Sadece bizim hayat kaynağımız değil aynı zamanda geleceğimizdir. Kurucu üyelerinden biri olduğumuz dünya denizcilik örgütünün 71 üyesi var. Bu 171 üyenin temsilcilerinin, denizcilik sektörlerinin paydaşlarını bir araya getiren en önemli küresel bir platformdur. IMO aynı zamanda BM’nin deniz emniyeti ve güvenliği gemi kaynakları kirlilik konusunda da uzmanlaşmış bir kuruluşudur” dedi.

    “Deniz taşımacılığı hiç şüphesiz ki dünya ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyor”

    Başbakan Yıldırım, “Deniz taşımacılığı hiç şüphesiz ki dünya ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyor. Küresel ithalat ve ihracatta en büyük payı denizcilik sektörü alıyor. Bu oran yüzde 90’ın üzerinde. Sektörün insan hayatının her aşamasında ihtiyaç duyduğu bir sektör. Sanayi ham maddesi, yiyecek, giyecek, yakıt, eşya, ürün taşıyan küresel filolar insanların yaşam standardında değiştiriyor. Sektörde 1 buçuk milyonu aşan dünyada doğrudan istihdam var. Bunlarla aileleriyle birlikte düşündüğümüzde 5-6 milyon insan doğrudan denizcilikte iştigal ediyor. Deniz taşımacılığı düşük maliyette verimli olması nedeniyle sürdürülebilir kalkınma için olmazsa olmaz bir sektördür. Bilindiği gibi hava yoluna göre 14 kat kara yoluna göre 6 buçuk kat demir yoluna göre 3 buçuk kat daha ekonomik taşıma modelidir. Çevre dostu olma sebebiyle de yeşil büyümenin temelidir. Son 40 yıla baktığımızda dünya deniz ticaret filosundaki gemi sayısıyla gemi boyutları iki kat artarken, taşınan yük miktarı dört kat atmıştır. Gittikçe daha büyük ebatlı gemiler devreye giriyor. Daha büyük parsel taşımacılık gerçekleşiyor” ifadelerini kullandı.

    “Aşırı kar iştahlı yatırımlar dünya krizinin en önemli sebebi olmuştur”

    Türkiye’nin deniz hudutlarının çok geniş olduğunu ve ticarette çok önemli olduğunu söyleyen Başbakan Yıldırım, “Türkiye kara hudutlarıyla deniz hudutlarını karşılaştırdığımızda deniz hudutlarının uzunluğu kara hudutların tam 3 katıdır. Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de 30’dan fazla ülkeyle komşuluğumuz var. Dolayısıyla bu denizler bizim ortak mirasımızdır gözümüz gibi bakmak mecburiyetindeyiz. Türkiye’nin etrafındaki bu 30 ülkenin bir yıllık ürettiği ekonomik değer 25 trilyonun üzerinde ve bu 30 ülkenin tamamı da Karadeniz’de, Akdeniz’de Ege’de deniz ticaretine deniz taşımacılığına doğrudan bağımlı ülkelerdir. Bu açıdan denizciliğin sadece bir ülkede iyi olması hiç bir anlam ifade etmiyor. Denizciliğin iyi olması büyümesi küresel boyutta ancak mümkün olur. Maalesef yıllar önce küresel ticarette güveni ortadan kaldıran aşırı kar iştahlı yatırımlar dünya krizinin en önemli sebebi olmuştur. Finanstaki güven bunalımı ticarete yansımış ticaretin finansmanı zorlaşmış ticaretin finansmanı zorlaşınca da ticaret azalmaya devam etmiş taşınacak emtia azalınca da taşımacılık bundan olumsuz etkilenmiş” diye konuştu.

    “Denizlere kıyısı olan her bölgemizde bundan sonraki hedefimiz bir ana aktarma limanı oluşturmaktır”

    Denizlere kıyısı olan her bölgede bir ana aktarma limanı oluşturulacağını söyleyen Başbakan Yıldırım, “Denizlere kıyısı olan her bölgemizde bundan sonraki hedefimiz bir ana aktarma limanı oluşturmaktır. Bunlarla ilgili Ege denizinde ve Karadeniz’de yapım çalışmaları halen devam etmekte olup Akdeniz’de de özel sektöre ait limanlar hizmete girmiş olup daha büyük ölçekli liman planlaması da mevcuttur. Deniz taşımacılığında konfeksiyonel bildik taşımacılıkta değişiyor. Artık kuru limanlar, deniz içinde olmayan ama büyük bir ekonomik alanı kapsayan yeni modellere geçiyoruz. Sadece gemilerin yanaştığı yüklerin indirilip boşaltıldığı değil ama arkasında muazzam bir sistem olan üretimden montaja her türlü ekonomik faaliyetin gümrüklemenin kalite kontrolün montajın bütün faaliyetlerin bir arada yapıldığı ekonomik ölçeği olan yeni bir taşımacılık modeli de gittikçe dünyada yaygın hale geliyor” diye konuştu.

    “Terörden korkma değil, terörü korkutma esasına dayanan bir iş birliğine ihtiyaç vardır”

    Başbakan Yıldırım sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu kriz mutlaka bitecek. Artık yavaş yavaş küresel ticarette canlanma emareleri başladı. Denizcilik belki bir yıl belki bir buçuk yıl sonra tekrar o eski güzel günlerine dönecektir. Ama bunun şartı bölgesel ve küresel barışın korunmasıdır. Maalesef Türkiye’nin etrafındaki bölgede bunu çok rahatlıkla söyleyemiyoruz. Irak’ta, Suriye’de yaşananlar Ukrayna’da olanlar bölgenin istikrarını, bölgenin geleceğini olumsuz etkileyen etkenlerdir. Özellikle Irak ve Suriye’de yaşananlardan en fazla etkilenen ülke Türkiye’dir. Türkiye bugün 3 milyondan fazla mülteciyi bağrına basan misafir eden en fazla mülteci barındıran ülke konumundadır. Bu Türkiye’nin geleneksel kültüründen ve misafirperverliğinden kaynaklanan bir şeydir. Darda ve zorda olan insanlara kapıları kapatmak bizim kültürümüzde ve geleneğimizde yoktur. Onun için açık kapı politikasıyla bu çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugüne kadar 15 milyar doların üzerinde bir harcama yapmamamıza rağmen üzülerek söylüyorum ki uluslararası ülkelerden gelen katkılar çok ama çok sınırlı. Dünya temel problemlerini çözmek için önce küresel ve bölgesel barış meselesini halletmesi gerekiyor. Bugün mültecilerin sayısı dünyada 55 milyonun aşmıştır. Dünyada 55 milyon nüfusu olan kaç tane ülke var. Sorun büyüktür, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyanın ileri gelen ülkelerin çok daha sorumluluk alma zamanı gelmiştir. Eğer küresel barışı küresel güveni sağlayamazsak terörü küresel bir tehdit olmaktan çıkaramazsak bütün bu konuştuklarımızın gerçekleşmesi de bir başka bahara kalır. Burada da işte bu toplantıda olduğu gibi dayanışma bir araya gelme terörden korkma değil terörü korkutma esasına dayanan bir işbirliğine ihtiyaç vardır.”

  • Burhaniye’de Üniversite-sektör İşbirliğine Bir Yenisi Daha Eklendi

    Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu’nda, üniversite-sektör işbirliği kapsamında özel bir bankanın Güney Marmara Bölge Müdürü Tansel Küçükyalçın ile özel bir bankanın İnsan Kaynakları İşe Alım ve Kariyer Yönetimi Müdürü Muzaffer Hacıoğlu’nun katılımlarıyla konferans düzenlendi. Konferansa, Yüksekokul Müdürü Doç.Dr. M.Oğuzhan İlban’ın yanı sıra özel bankanın Burhaniye Şube Müdürü İsmail Yağcı, Öğretim elemanları ve çok sayıda öğrenci katıldı

    Burhaniye Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Bankacilik ve Finans Bölümü ve Uluslararası Ticaret Bölümünde öğrenim gören öğrencilerin kariyer yapma olanaklarının bulunduğu bankacılık mesleği hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu. Konferansa katılan Muzaffer Hacıoğlu, mesleğe girişte öğrencilerin sahip olması gereken yeterlilikler hakkında bilgiler vererek yaşadığı tecrübeleri paylaştı. Konferansın diğer katılımcısı olan Tansel Küçükyalçın, bankacılık mesleğinin neden tercih edilmesi ile ilgili öğrencilere paylaşımda bulundu. Bununla birlikte kendi meslek hayatındaki tecrübeleri öğrencilerle paylaşarak, başarılı olmaları için neler yapmaları gerektiği konusunda öğrencilere bilgilendirmelerde bulundu.

    Konferans sonunda Yüksekokul Müdürü Doç. Dr. M. Oğuzhan İlban, katılımcılara teşekkür etti. Müdür İlban, ”BUBYO olarak Turizm ve Otel İşletmeciliği, Bankacılık ve Finans ve Uluslararası Ticaret olmak üzere üç bölüm aktif olarak eğitim ve öğretime devam etmektedir. Birbirinden farklı bu üç bölümde okuyan öğrenciler için konusunda yetkin kişileri BUBYO’ya davet ederek, öğrencilere kariyer planlamasında faydalı olmaya çalışıyoruz. Üç bölüm için de Kariyer günlerine devam edeceğiz. YÖK tarafından yeni onaylanan Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünün de en kısa sürede öğrenci alarak eğitim ve öğretime başlamasını istiyoruz” dedi. Konferans, Yüksekokul Müdürü Doç.Dr. M. Oğuzhan İlban’ın katılımcılara plaket takdimi ile son buldu. Konferans sonunda konuşmacılarla toplu hatıra fotoğrafı çekildi.

  • APEC Ve HÜ-dağ İşbirliğine Gitti

    Akıllı Çelik Yapılar sektöründe dünyada ilk 5 firma arasında bulunan APEC Balıkesir ve çevre bölgesinde çözüm ortağı olarak HÜ-DAĞ İLE el sıkıştı.

    APEC ve HÜDAĞ ortaklık kurdu. APEC İş Geliştirme ve İcra Kurulu Üyesi Batur Gültekin ” HÜ-DAĞ gibi geleceği gören akıllı, inovatif düşünen firmalarla çalışıyoruz. Dolayısıyla el ele, iyi bir güç birliği yapacağımızı inanıyoruz. İnşallah sırf bu bölgede kalmayacağız, yurt dışında da birlikte güzel projelere imza atacağız” dedi. HÜ-DAĞ Şirketi Yönetim Kurulu Üyesi M.Baki Yarımdağ ise, “Şirketimiz zaman içerisinde gelişen çağı ve teknolojiyi yakalamayı felsefe edinmiştir. Şirketimizin felsefesi olan Geleceği Yakalamak, Geçmişten Kopmamak çerçevesinde firmamıza yön veriyoruz. Bu çözüm ortaklığımızın hem APEC’e hem şirketimize hemde bölgemize hayırlı olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

    APEC İş Geliştirme ve İcra Kurulu Üyesi Batur Gültekin yaptığı açıklamada “APEC Çelik yapılar olarak iş hayatına 1959 yılında deterjan üretimiyle başlıyor. Şirketimiz eski sanayici bir aile. Farklı iş kollarında yapılan çeşitli faaliyetler var. Bir taraftan da şirket çelik yapılar üzerine Karamürsel ve Yalova Taşköprü’de 2 fabrikada imalat ve üretime başlıyor. Başlangıçta ağırlıklı olarak çelik evler, konutla, villalar, oteller, hastaneler iken şimdiki geldiği noktada Adapazarı’nda ve Almanya’da bir fabrikamız var. Üretim kapasitesi oldukça büyümüş bir teşkilata sahip, yaklaşık 300’e yakın mavi yakalı işçi kadrosu, 100’e yakın beyaz yakalı personeli ve yıllık 10 bin adet konteynır üretebilir bir tesis kapasitesi ve günlük olarak da bu tür çelik yapılarda 1 gecede yaklaşık 3 bin m2’yi kapatacak hacminde profil üretebilecek bir hale gelmiş durumda. Bizden 3 bin m2’lik bir yer istendiğinde 1 gecede yapabiliyoruz. Bu üretim kapasitemiz birde şirketin farklı bir yönü daha var. Şirket endüstriyel yapılarda fabrika ve benzeri binalarda Avrupa ikincisi olmuş durumda. 2015 yılı Kasım ayı gibi 55 metre tek açıklıkta bina yapabilir hale geldik” dedi.

    İLERİYİ GÖREN FİRMALARLA ÇALIŞIYORUZ

    Türkiye’de bayi yapılanmasına yeni başladıklarını ifade eden Gültekin, “Şimdiye kadar hiç bayi yapılanması üzerine çok konsantre olmamıştık. Son 6 ayda çok bayi talebi gelmeye başladı. HÜ-DAĞ ise onuncu bayiimiz olacak. Bu arada yurt içinde olduğu gibi yurt dışında Romanya’da, Cezayir’de,Almanya’da, Belçika’da da bayilerimiz var. Dolayısıyla Avrupa’ya hedeflemişken kendimizi HÜ-DAĞ gibi geleceği gören akıllı, inovatif düşünen firmalarla çalışıyoruz. İç piyasada da bayiler üzerinden yürümek istedik ve kararlar verdik” şeklinde konuştu.

    GELECEĞİ YAKALAMAK, GEÇMİŞTEN KOPMAMAK

    HÜ-DAĞ Yönetim Kurulu Üyesi M.Baki Yarımdağ ise, “Öncelikle APEC İcra Kurulu Üyesi Sayın Batur Gültekin’i Balıkesir’de ağırlamaktan şirketimiz adına büyük onur ve gurur duyuyoruz. Şirketimiz zaman içerisinde gelişen çağın ve teknolojiyi yakalamayı felsefe edinmiştir. Bu çerçevede APEC gibi dünya markası olma yolunda ilerleyen firmanın çözüm ortağı olmaktan mutluyuz. Birlikte büyük projelere imza atacağımıza inanıyoruz. Yıllar önce Balıkesir’de Tellioğlu Şirketler Gurubun Şamlı yolundaki depolarına Petek Kiriş sistemini ilk kez HÜ-DAĞ olarak biz gerçekleştirmeyi başardık. Yine Akçay Yenimahalle de, İnşaat Mühendisi Sayın Salih Keçicioğlu’nun Çelik Ev projesini de ilk kez biz hayata geçirmeyi başardık. Uzay Çatı sisteminin imalatını başardık. Demek istediğim şirketimizin felsefesi olan Geleceği Yakalamak, Geçmişten Kopmamak çerçevesinde firmamıza yön veriyoruz. APEC’in uyguladığı Alman Çeliği galvaniz sistem hem ülke ekonomisi için hemde dünya ekonomisi için çok önemlidir. Şöyle açıklamak gerekirse aynı metrekarede yapılacak bir depo düşünülürse tonaj bakımından hadde mamullerine göre yüzde 40 avantaj sağlamaktadır. Sonuç itibariyle hadde mamulleri ile APEC’in ürettiği yapıların ham maddesi yurt dışından ithal ediliyor. Bunun anlamı yüzde 40’lık fark ülkemizin döviz çıktısının yüzde 40 olarak düşmesi anlamına geliyor. Ayrıca bildiğiniz gibi ülkemiz deprem kuşağındadır, çelik yapılarla betonarme yapılar arasındaki farkları bir kaç örnekle belirtmek isterim. Örneğin bir depo yapıyorsunuz ve kolon yüksekliği 4 metre 30 cm x 40 cm beton kolonun ağırlı 1152 kg gelir. Galvaniz çelik sistemde bu kolonu 128 kg ile çözebiliyoruz, yani zemine binen yük çok azalıyor bu oturduğumuz evler içinde geçerlidir. Çelik yapılarla betonarme yapıların belli bir ömrü var. Ortalama 80 sene diyelim betonarme bir yapının geri dönüşümü yüzde 5’dir, çelik yapının geri dönüşümü yüzde 35 dir, bu da ülke ekonomisine geri dönüşüm olarak çelik yapıların ne kadar faydalı olduğunun göstergesidir. Ben bu çözüm ortaklığımızın hem APEC’e, hem şirketimize, hem bölgemize hemde ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

  • Myp Lideri Yılmaz: “Cumhurbaşkanı İsterse İsrail İle İşbirliğine Katkı Yaparım”

    Muhafazakar Yükseliş Partisi (MYP) Lideri Ahmet Reyiz Yılmaz, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan isterse İsrail ile işbirliğine katkı yaparım. 24 yıldır İsrail de halen faaliyeti olan tek Türk olarak bu işbirliğine her türlü katkıyı yaparım Zira milletimizin Türk İsrail işbirliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyoruz” dedi.

    Muhafazakar Yükseliş Partisi (MYP) Lideri Ahmet Reyiz Yılmaz, yazılı bir açıklama yaptı. İsrail Türkiye ilişkileriyle ilgili yaptığı açıklamada Yılmaz, “ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan isterse İsrail ile işbirliğine katkı yaparım. 24 yıldır İsrail de halen faaliyeti olan tek Türk olarak bu işbirliğine her türlü katkıyı yaparım Zira milletimizin Türk İsrail işbirliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Sayın cumhurbaşkanımızın son günlerde İsrail Türkiye ilişkilerinde düşüncelerinin olumlu yönde değişmiş olmasından büyük bir memnuniyet duymaktayım. Zira İsrail Türkiye ilişkileri bölge barışı ve huzuru adına vazgeçilemez değere sahip stratejik derinliktedir. Türkiye ve İsrail bölgenin ve buna bağlı dünyanın yeni şekillenmesinde misyon üstlenecek iki ülkedir. Bizim bizden başka dostumuz olmadığı gerçeği de ilerleyen günlerde çok daha net ortaya çıkacaktır. Ben yıllardır bu politikaların değişmesi gerektiği ve iki ülkenin doğrudan ortak menfaatlerine odaklanmaları gerektiğini dile getirdim. Sonun da bu anlayışa gelinmiş olması sevindiricidir” dedi.

    “Türkiye , Azerbaycan ve İsrail gazını dünya pazarlarına taşıyarak büyük bir ekonomik kazanım elde edebilecek durumdadır” diyen Yılmaz, “ Bu projenin hayata geçmesinin önünde herhangi bir engel yoktur. Ekonomik bağ ile beraber stratejik işbirliğinin de güçlendirilmesi bölgenin huzuru adına vazgeçilmez bir konudur.. Türkiye, Amerika’nın da içinde olacağı İsrail ve Azerbaycan hattı ile Rusya ,İran ve Suriye ekseninden gelen tehditlere karşı bir cephe açmak zorundadır. Bu cephe yalnızca bizim için değil bu birliğin içinde yer alacak Amerika, İsrail ve Azerbaycan için de hayati değere sahiptir” ifadesini kullandı.

    Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sayın Cumhurbaşkanı doğrudan birinci ağızdan İsrail de 24 yıldır aralıksız faaliyeti olan birisi olarak İsrail Filistin meselesini benim gözümden ve dilimden dinlemek için gerekirse kendisine en doğru ve sağlıklı bilgiyi verebilir. Bu konu da başka ağızlarda lobi arayışlarına girmeye gerek yoktur. İsrail konusu benim konumdur. Türkiye için en doğru olan bilgiyi isteyen siyasi ile de memleketimizin menfaatleri doğrultusunda paylaşmaya hazırım.”