Etiket: irtibatı

  • Darbeci Çiçek’in FETÖ’nün sözde üst düzey yöneticileriyle irtibatı “tesadüf”müş

    FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin dört numaralı şüphelisi “sivil imam” Hakan Çiçek, örgütün sözde üst düzey yöneticileri İlhan İşbilen, Hidayet Karaca ve Naci Tosun gibi isimlerle telefon irtibatının bulunmasının ticari amaçlı olabileceğini savundu. Mahkeme Başkanı Selfet Giray’ın “FETÖ’nün yönetiminde söz sahibi olanlarla irtibatlı olman tesadüf mü?” sorusuna Çiçek, “Tesadüf” cevabını verdi. FETÖ’nün “Medine imamı” olan ve gözaltına alınan bir şahsın ise Çiçek’e 6 milyon 700 bin dolar para transferi yaptığı ortaya çıktı.

    Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin komuta merkezi olan Akıncı Üssü’ndeki eylemlere ilişkin açılan davada üçüncü celse başladı. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülen davaya tutuklu ve tutuksuz sanıklar, taraf avukatları ile müştekiler katıldı. Bazı siyasi parti üyeleri ile sivil toplam örgütleri de davayı takip ediyor. Bugünkü celsede dün savunması yarıda kalan FETÖ’nün sivil imamı Hakan Çiçek’in savunmasına devam edildi.

    “FETÖ ile mücadele eden hükümetin ellerinden öperim”

    Örgütün bankası olan Bank Asya’da hesabının olduğunu belirten Çiçek, hesabının sadece ticari amaçla bulunduğunu savunarak, “Bu kavga hükümetin FETÖ ile kavgası değildir. Bu kavga demokrasi kavgasıdır. FETÖ ile mücadele eden hükümetin ellerinden öperim. FETÖ ile mücadele eden tek bir kişi vardır. Onun ismini yalakalık olur derler diye söylemeyeceğim. Başımızın tacı bir kişi var” diye konuştu.

    “İlhan İşbilen iki adet gözlük siparişi verdi”

    “FETÖ çatı davası” kapsamında yargılanan eski Milletvekili İlhan İşbilen ile telefon konuşmalarına ilişkin Çiçek, “Ben bu kişiyi 2013 yılında tanıdım. Havalimanındaki mağazama gelip kendisinin milletvekili olduğunu bana söyleyip, iki adet gözlük siparişi verdi. Milletvekili olduğu için kendisiyle ben ilgilendim, daha sonra telefon numaramı verdim. Birkaç kez gözlük için aradı sadece” iddiasında bulundu.

    Karaca’ya da gözlük bırakmış

    Yine FETÖ çatı davasında yargılanan diğer sanıklardan eski Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ile irtibatı bulunmasına ilişkin Çiçek, İşbilen gibi Karaca’nın da kendisine gözlük siparişi verdiğini, verilen adrese gözlüğü bırakmasının ardından “defolup gittiğini” savundu. Çiçek, diğer FETÖ mensupları ile telefon irtibatlarının da ticari ilişkilerden kaynaklı olduğunu öne sürerek, mesajlaşmalarının çoğunun bayramlaşma mesajları olduğunu iddia etti.

    FETÖ’nün firari imamı Adil Öksüz’ü hiç tanımadığını öne süren Çiçek, diğer imamlar Kemal Batmaz, Harun Biniş ve Nurettin Oruç ile ise cezaevinde tanıştığını savundu.

    “Ne Adil Öksüz kaçağını ne de FETÖ elebaşını tanımam”

    Çiçek, “ABD seyahatlerim iddia edildiği gibi Ankara’da yapılan darbe toplantıları hakkında Fetullah Gülen’e bilgi vermek amacıyla değil. Benim ABD’de şirketlerim var, onları kontrole gidiyorum. Ne Adil Öksüz kaçağını ne de FETÖ elebaşını tanımam. Ben Türk vatandaşı ve dünya vatandaşı olarak anayasanın, hukukun bana verdiği bu yetkiyle seyahat eden bir iş adamıyım. Benim seyahatlerimin tek amacı ticaretlerimi takip etmek” ifadelerini kullandı.

    Şehit yakınları ve gazilerden tepki

    “Bu ülkenin faydalı bir ferdiyim” diyen Çiçek, “İş kuruyorum, işçi çalıştırıyorum. Eğer o menfur darbe olmasaydı yanımda çalışan insan sayısı daha da artacaktı. Şimdi hiçbirinin işi yok. Benim işim aynamdır, benim aynamda kul hakkı yemek yoktur. Benim aynamın yansımasında bu millete, vatanına aşık bir vatanperver vardır” diye konuştu. Çiçek’in bu sözlerine şehit yakınları ve gazilerden tepki geldi. Kimisi tepkisini “yuh”layarak, kimisi “ağzını yıka” diyerek, kimisi ise “vay utanmaz vay” sözleriyle gösterdi.

    FETÖ’nün sözde üst düzey yöneticileriyle irtibatı “tesadüf”

    Çiçek’in savunmasının tamamlanmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Çiçek’in FETÖ’nün sözde üst düzey yöneticileriyle telefon irtibatının bulunduğunun tespit edilmesine ilişkin, “Ticari amaçlı irtibatım var” cevabını vermesi üzerine Çiçek’e bu konu soruldu. Mahkeme Başkanı Selfet Giray, “İlhan İşbilen, Hidayet Karaca, Naci Tosun gibi FETÖ’nün yönetiminde söz sahibi olan kişilerle telefon irtibatın var. FETÖ yönetiminde yer alan bir kısım şahısların sizden alışveriş yapması tesadüf mü, yoksa örgüt içinde bir referanstan mı kaynaklanıyor?” şeklinde soru yöneltti. Çiçek, “Bunu çok güzel değerlendiriyorum. Bir referansla ’gidin bunun dükkanında alışveriş yapın’ değildir, bir tesadüftür. Siz adına tesadüf ya da başka bir şey deyin ama benim adıma doğrudur” iddiasında bulundu.

    FETÖ’nün “Medine imamı”ndan yaklaşık 7 milyon dolarlık transfer

    Bir müşteki avukatının, “Muaz Güngören’i tanıyor musunuz? Bu şahıs size büyük meblağda para transfer etmiş” sorusuna Çiçek, “Muaz Güngören’i şöyle tanıyorum; en son bir iki sene önce ticaretleri bozulmuş, emlak işiyle uğraşan bir şahıs. Bana iş paslayacağını söyledi ve irtibata geçtik. Suudi Arabistanlı bir iş adamının Reşadiye’de villa almak istediğini, ev sahibinin evin değerinden daha fazla para istediğini bana söyledi. Bana 6 milyon 700 bin dolar para transfer etti, o parayla da villayı aldım” yanıtını verdi.

    Muaz Güngören isimli şahsın FETÖ’nün “Medine imamı” olduğunun söylenilmesi üzerine Çiçek, “Ben bu şahsın FETÖ’cü olduğunu bilmiyorum” iddiasında bulundu.

    Duruşma salonunda arbede yaşandı

    Bir müşteki avukatı, Çiçek’in Fetullah Gülen’den alıntılar yaparak savunma yaptığını söyledi. Çiçek, müşteki avukatının bu sözlerine, “Ben Fetullah Gülen’in kitaplarını okumadım, bilmiyorum. Siz ayrıntılı bildiğinize göre okumuşsunuz galiba. Bu tür kitapları okuduğunuz için hakkınızda suç duyusunda bulunuyorum” karşılığını verdi. Çiçek’in bu sözlerine diğer sanıklar alkış tuttu. Çiçek’in sözlerine ve sanıkların alkış tutmasına tepki gösteren şehit yakınları ve gaziler, sanıklara su şişeleri fırlattı. Duruşma salonunda güvenliği sağlayan çevik kuvvet polisleri ve jandarmalar kalkanları kaldırarak şişelerin sanıklara doğru gitmesini önlemeye çalıştı. Mahkeme Başkanı Selfet Giray, duruşmaya ara verdi.

  • Akdeniz Belediyesinde terörle irtibatı olduğu düşünülen 23 memur görevden uzaklaştırıldı

    Mersin’in merkez ilçe Akdeniz Belediyesine kayyum olarak atanan Akdeniz Kaymakamı Hamdi Bilge Aktaş, bu sabah itibariyle terörle irtibatı olduğu değerlendirilen ve haklarında soruşturma açılan 23 memurun görevden uzaklaştırma kararını verdiğini söyledi. Aktaş, memurlarla birlikte belediyede çalışan yaklaşık 10 işçinin de iş akdinin dondurulduğunu, hepsinin toplamının 32-33 kişiyi bulduğunu bildirdi.

    Akdeniz Belediyesine yönelik soruşturmanın ardından İçişleri Bakanlığı tarafından Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında Akdeniz Belediyesi Başkan Vekili olarak atanan Akdeniz Kaymakamı Aktaş, belediyeden çok sayıda işçi çıkarılacağı yönünde son günlerde kamuoyuna yansıyan haberlere ilişkin İHA’ya açıklama yaptı.

    “Belediyemizin 170 milyon lira borcu var. Gelirin yüzde 85’i personele harcanıyor”

    Akdeniz Belediyesinde göreve başladığında bir kargaşa alanı bulduğunu belirten Aktaş, “Maalesef iyi yönetilememiş, gelir-gider dengesi oluşturulamamış, bu süreç hep bozuk gitmiş. Yüksek oranda bir borç, hizmet edilmemiş mahalleler, bozuk asfalt ve aynı zamanda geldiğimde bir afetin içine geldim, Aralık ayında tam afetin olduğu hafta geldim göreve başladım. Bunlar üst üste gelince tabi sıkıntılı bir belediye bulduk” dedi.

    Belediye bir iş yeri olarak düşünüldüğünde, kamu olarak iş yerini özel sektör mantığıyla yürütmek zorunda olduklarını vurgulayan Aktaş, belediyede bir gelir-gider dengesi olması gerektiğinin altını çizdi. Akdeniz Belediyesinin bin 200 civarında personeli olduğu bilgisini veren Aktaş, gelen gelirin yüzde 85’inin personele harcandığını, geri kalanın da elektrik, su, telefon gibi masraflara gittiğini söyledi. “Yani belediyenin gelirinin tamamı cari giderlere gidiyor” diyen Aktaş, şöyle devam etti: “Haliyle hizmet yapmaya çalışırsanız, bunu borçlanarak yapmak zorundasınız. Bizim belediyemizin şu anda yapılandırılmış 170 milyon lira borcu var. Devletten 6 milyon liraya yakın para geliyor, 3,5 milyona yakın bir para belediyeye kalıyor, gerisi kesiliyor. Şu anda yüzde 44’ü İller Bankası tarafından kesiliyor. Ayrıca yerelde de birçok israf olan alanlar var ve gelirlerin bir kısmı tahsil edilememiş, oldukça alacağı da var. Şimdi biz bu süreci yürütmeye çalışıyoruz.”

    “Gelen para yetmiyor. Bir kısım personeli çıkarma ihtiyacı var”

    Bir iş yerinde bütün gelirin çalışanlara harcanması gibi bir durumun olamayacağını dile getiren Aktaş, ancak belediyelerde bir takım etkiler ve baskılarla personel işinin abartıldığını ifade ederek, “Bin 200 kişi bu beldeye fazla demek ki. Akdeniz Belediyesinin kurulmasının amacı, bu yöre halkına, kendisine kanunen verilen görevleri, hizmetleri yerine getirmek, belli sayıda insanı burada istihdam etmek değil. Haliyle bu amacı yerine getiremiyoruz şu anda, getirmemiz de imkansız bir durumda. Çünkü bütün gelen para şu anda masraflarımızı, giderlerimizi, borçlarımızı karşılamaya yetmiyor. Önümüzü de göremiyoruz. Eğer bu beldeye hizmet etmek istiyorsak şimdi bir kısım personeli çıkarma ihtiyacı var” diye konuştu.

    Bu işten bazı menfaati olan ya da siyasi nedenlerle bir takım insanların halkı yanlış yönlendirip bilgilendirdiklerine işaret eden Aktaş, “Bizim personel çıkarmadaki amacımız, herhangi bir siyaset ya da şu bu değil. Bizim buradaki amacımız, belediyemizin yükünü hafifletip, belde halkına hizmet edebilme gücümüzü elde etmek. Başka da hiçbir amacımız yok. Personel çıkaracaksak da önceliğimizi verimsiz insanlara, belediyeye fayda sağlamayan kişilere ve varsa terörle ilgili, irtibatı olan insanlara vereceğiz tabi ki. Yani bir kısım işçileri çıkarabiliriz. Biz kimseyi çıkarmadık ama çıkarma düşüncemiz var, yani kamuoyuna yansıdığı gibi değil. Eğer terörist ya da teröre yakın insan varsa bunu zaten bizim halkımızın parasıyla istihdam etme gibi bir lüksümüz yok. Ne kadar ihtiyaç varsa belki de çok az olabilir, fazla olabilir, öncelikli olarak bu belediyenin hizmet edebilir bir hale gelmesi lazım. Şimdi onun çalışmasını yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Bu sabah itibariyle 23 memurun görevden uzaklaşma, bazı işçilerin de iş akdini dondurma kararını vermiş bulunuyorum”

    Belediyede şu ana kadar 40 işçinin işten çıkarıldığı yönündeki iddialara da yanıt veren Aktaş, taşeron şirketlere, ‘Verimsiz elemanlarınızı işten çıkarmaya başlayın’ dediklerini belirterek, verimsiz elemanı çıkarmakta da beis olmadığını vurguladı.

    Bu sabah itibariyle verdiği kararı da İHA aracılığıyla kamuoyuna açıklayan Aktaş, şunları söyledi: “Belediyemizde şu anda 23 kişinin görevden uzaklaşma kararını vermiş bulunuyorum, bu sabah itibariyle. Terörle irtibatı olduğu değerlendirilen belediye personelimiz bunlar, 23 memur. Ayrıca bir kısım işçilerimiz var, onların da iş akdini dondurmuş bulunuyoruz. Bunların hepsinin toplamı 32-33 kişi. Bunları bu saat itibariyle belediyemizden görevlerini donduruyoruz, memur olanları görevden uzaklaştırıyoruz. Açığa alma tabir edilen işlem. İşçi olan az sayıda arkadaşımızın iş akdini de dondurmuş bulunuyoruz.”

    Görevden uzaklaştırma kararı verdiği 23 memurun terörle irtibatlı oldukları değerlendirilen kişilerden oluştuğunu söyleyen Aktaş, “Bunlar tabi bir süre görevden uzaklaştırılacaklar, eğer terörle irtibatları netleşirse görevlerine son verilecek. Bu yöndeki soruşturmanın selameti açısından zaten görevden uzaklaştırılıyorlar. Çünkü soruşturması yürütülen insanın kamuda bulunmaması gerekiyor. Kanunun verdiği yetki ve görevdir bu. Bunlar geçici olarak görevden alınmış oluyorlar. Bu sabah ilk yaptığımız iş bu oldu” dedi.

    Aktaş, bir terörist için taziye çadırı kurdukları gerekçesiyle işten çıkarılan işçiler olduğu iddialarını ise “Benim böyle bir şeyden haberim yok. Dedikodudur herhalde” diye yanıtladı.

  • Erdoğan: “Zihnini, gönlünü Pensilvanya’daki şarlatana tapulamış olanların bu milletle irtibatı kalmamıştır”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’a rağmen samimi pişmanlık ortaya koymayan ve bildiklerini anlatmayan ne kadar örgüt mensubu varsa asla masum olmadıklarını belirterek, ”Ey FETÖ örgütüne mensup olan veya onlarla bağlantısı olanlar, eğer sizler gelip bildiklerinizi anlatmayacak olursanız, kusura bakmayın, sizi nerede olursa olsun alır cezaevlerine tıkarız. Zihnini ve gönlünü Pensilvanya’daki şarlatana tapulamış olanların bu milletle, bu ülkeyle bir irtibatı kalmamıştır” dedi.

    Bursa’da 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen törende, 1,1 milyar liraya mal olan 161 tesisin toplu açılışını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, halka hitap etti. Erdoğan, “Eğitimde Bursa’ya 100 trilyon lira yatırımla 666 derslik yapıldı. Gençlik ve sporda 36 trilyonluk yatırım yapıldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Enerji Bakanlığı’nın çeşitli hizmet birimleri ve tesisleri tamamlandı. Bütün bu eserlerin açılışını resmen gerçekleştiriyoruz. Bursa Büyükşehir Belediyesi 402 trilyonluk yatırımla hafif raylı sistem için 60 tramvay ve 12 aracı şehrimize kazandırdı. Yol ve altyapı çalışmaları, restorasyon, çevre düzenlemeleri, otopark spor tesisleri, gölet ve sulama tesisleri hizmet binaları, öğrenci yurdu ve su depolarıyla büyükşehirin Bursa’ya kazandırdığı 759 trilyon liralık yatırımın açılışını yapıyoruz. Bursa bir değişim ve dönüşümün içerisinde, bütün ilçeler adeta ayağa kalkıyor. Bütün bu eser ve hizmetlerimizin hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum. Bu eserlerin şehrimize kazandırılmasında emeği geçen tüm kurumlarımızın yöneticilerini tebrik ediyorum” dedi.

    “Milletimiz ne kadar asilse düşmanlarımız da maalesef o kadar kalleş”

    “Ülkemiz ne kadar güzel, milletimiz ne kadar asilse düşmanlarımız da maalesef o kadar kalleş” diyen Erdoğan, “Saldırı her zaman dışarıdan gelmiyor. Bazen en büyük ihanetler içeriden çıkabiliyor. İdam konusunda ben milletimle aynı düşünüyorum. Parlamentodan geçtiği anda bana geldiğinde ben bu kararı onaylarım. Çünkü devlet kendisine karşı işlenen suçları af yetkisinde. Yoksa, kişilere karşı işlenen suçu devlet olarak biz affedemeyiz. Bu milletin önüne duvar gibi örülen çok yanlış var. Tek parti döneminde yapılan en büyük yanlış, geçmişi, tarihî, medeniyeti ile bağlarının zayıflatılmasıdır. Bugün biz Suriye deyince, Irak deyince, Kırım deyince, Batı Trakya, Bosna deyince birileri sanki uzaydan gelmiş gibi yüzümüze bakıyor. Hatta daha da ileri gidip tam bir cahil cesaretiyle Türkiye’nin Irak, Bosna ile ilişkisi ne olabilir diyorlar. Halbuki bu coğrafyalar bizim canımızın birer parçasıdır. Antep ile Halep’i, Rize ile Batum’u, Edirne ile Gümülcine’yi, Bursa ile Üsküp’ü birbirinden farklı düşünmek mümkün mü? Bu şehirler fiziki olarak başka ülkelerin sınırları içindedir. Ama bizim gönül sınırlarımız oraları kapsayacak şekilde geniştir. Ah benim yeşil Bursalı kardeşlerim! ‘Ellerin yurdunda çiçek açarken, / Bizim ile kar geliyor gardaşım. / Bu hududu kimler çizmiş gönlüme? / Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.’ Gönlüme dar da gelse de, biz her ülkenin fiziki sınırlarına saygı duyuyoruz. Hiçbir ülkenin egemenlik hakkıyla ilgili en küçük sorunumuz bulunmuyor. Bizim derdimiz, oralarda yaşayan kardeşlerimizin, ecdat yadigarlarının korunmasıdır. Bizim bütün bu coğrafyanın her köşesinde atalarımızın ayak izi, alın teri, döktüğü kan, yattığı mezar var. Dünyanın 30 ayrı ülkesinde bizim şehitliklerimiz var. 30 ayrı ülkede. Bunlar bizden kopuk olabilir mi? Ayrı olabilir mi? Bizim oraları hissetmememiz mümkün olabilir mi? Öyle bir karanlık dönem ki, kayıpların sayısını çıkaramamışız. Bu Sinan Paşa’yı restore etmek hamdolsun bize nasip oldu. Cezayir’den Prizren’e kadar her yerde aynı ifadeyi görüyoruz. Geçtiğimiz 100-150 yılda yaşadığımız acı ve kayıpları yüreğimize gömmüş bir milletiz. Bu acılar burada. Bunu unutamayız. Bizim kültürümüz, yaşadığımız sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun, böyle vakur bir duruş sergilememizi gerektiriyor. Onun için duygularımızı, ağıtların, türkülerin, manilerin satırları arasında inceden inceye ifade etmişizdir. Birileri de çıkmış bize geçmişimizi toptan unutturmaya çalışıyor” diye konuştu.

    Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz unutsak da tarih unutmuyor. Karşımızdakiler hiç unutmuyor. Maalesef bir dönem bu büyük milleti -bu millet sıradan bir millet değil- kendi tarihinden, kendi geçmişinden koparmak için kasıtlı bir politika izlenmiştir. Uzun yıllar boyunca öyle çarpık bir eğitim sistemi uygulanmıştır ki, ilkokul, ortaokul, lisede okuduğu kadar tarihinden haberdar olan evladımız, bu ülkenin, bu milletin geçmişinin 90 yıldan ibaret olduğunu sanıyor. Bize ne okuttular biliyor musunuz? Yat, yat; uyu, uyu; uyu, yat. Bizi öyle yetiştirmeye çalıştırdılar. Uyuya uyuya bir nesil, olsa olsa karpuz tarlasında karpuz büyür. Böyle bir çarpık durumla bizi karşı karşıya bıraktılar”.

    “Devlet tarihimiz cumhurbaşkanlığı forsunda temsil edilen 16 devletin tarihidir”

    “20 milyon kilometrekareden 780 bin kilometrekareye nasıl geldik?” diye soran Erdoğan, “Uzun dönemde Türkiye’ye ismini veren Anadolu Selçukluları, ardından tarihin en büyük devletlerinden birisi olan Osmanlılardır. Biz nereden 780 bin kilometreye geldik? 20 milyon kilometrekareden 780 bin kilometrekareye geldik. Nereden nereye? Daha şurada, 8-9 yıl öncesi sıkıştığımız yer burası. Ama cumhuriyetin ilanıyla, 8-9 yıl öncesine gittiğimizde yapı ortada. Yine nereden nereye geldik. Aynı dönemlerde muhtelif yerlerde hüküm sürmüş Türk beyliğini saymıyorum. Cumhuriyet bizim ilk değil, son devletimizdir. Bu devletin sınırlarını gönüllü olarak kabul etmiş de değiliz. Unutulmamalıdır ki, cumhuriyeti kuran kadronun çok önemli bir bölümünün dahi doğduğu, büyüdüğü topraklar yeni devletimizin sınırları dışında kalmıştır. Bunu Bursalılar çok iyi bilir. Uzun zamandır yaşadığımız kesintisiz savaşların, kayıpların etkisiyle biraz nefes alabilmek için o dönemde buna tamam denmiş olabilir. Asıl yanlış, dönemin tartışmalı şartları içinde yapılan bu fedakarlığa teslim olup, devlet ve toplum hayatını buna göre inşa etmeye kalkışmaktır. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu yanlış tarih ve medeniyet algısından vazgeçilmesi gerektiğini söylüyoruz. Devlet tarihimiz, cumhurbaşkanlığı forsunda temsil edilen 16 devletin tarihidir. Oradaki yıldızların her biri bir devleti ifade eder. 2200 yıllık bir geçmişe sahibiz. Coğrafyamızdaki varlığımızın mihengi, 1071 Malazgirt Savaşı ve hemen ardından 1075 yılında kurulan Anadolu Selçuklu Devleti’dir. Bu yıl cumhuriyetimizin 93. yıldönümü ile birlikte Anadolu Selçuklu Devleti’nin 941, Osmanlı’nın 717. yıl dönümlerini kutluyoruz. Bunların hepsi de Türkiye başlığı altında kurulmuş, yaşamış devletlerdir. Bursalılar, bir ifade kullanırlar, tencere kapağını bulmayınca kaynamaz diye. Anadolu coğrafyası ile bizim milletimiz buluşunca, tarihin en büyük devlet ve medeniyetlerini bu topraklarda inşa ettiler. Anadolu’dan yayılan ışık dört bir yanı aydınlattı. Bugün Balkanlar’da, Ortadoğu ve Avrupa’da, Türk ifadesi, Müslüman, hatta İslam kavramı yerine kullanılır. Bu bölgelerde Türk sözü duyarsanız, kökeni ne olursa olsun bütün Müslümanları kast ediyordur. Coğrafyamıza verilen Türkiye ismi bizim için gurur kaynağıdır” şeklinde konuştu.

    Milli eğitimi ideal hale getireceklerini, yeni dönemdeki hedeflerinin bu olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Artık yeni nesillere tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi bu hakikatler ışığında öğretmeli, eğitim vermeliyiz. Milli Eğitim Bakanımız burada, müfredat ona göre hazırlanıyor. Gençliğimizi yetiştireceğiz. Adı milli. Milli eğitim sistemimiz hem millilik, hem de eğitim ve öğretim boyutuyla ideal hale gelmeden hiçbir meseleyi çözemeyiz. Yeni dönemde önceliğimiz inşallah bu olacaktır”.

    “FETÖ mensupları darbe girişimine kalkıştığında, buna en kararlı direnen şehirlerden bir tanesi de Bursa olmuştur”

    Bursa’nın hem maddi, hem de manevi anlamda kurucu şehir olduğunun altını çizen Erdoğan, ”İznik, bu toprakları Türkiye ismi ile buluşturan Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulduğu yerdir. Osmanlı, temelleri Söğüt’te atılan, Bursa’nın fethiyle rüştünü ispat etmiş bir devlettir. İstiklal Savaşı’na girerken bu şehrin taşıdığı mana, 1907 yılındaki gazetede şöyle ifade ediliyor: ‘Bursa, bizden maddeten uzaklaşan Mekke’nin, Medine’nin içimizde kalan son timsalidir’. 15 Temmuz gecesi Fethullahçı Terör Örgütü mensupları darbe girişimine kalkıştığında, buna en kararlı direnen şehirlerden bir tanesi de Bursa olmuştur. Darbecilere karşı en sert tepkiyi askerî ve mülkî yöneticiler gösterdi. Bir albayın cebinde ele geçirilen görev listesi, o gece savcıların ve hakimlerin FETÖ’ye karşı başlattığı operasyonun temel belgesi olmuştur. Bursa’nın manevi muhafızlarının o gece şehrimizi ve ülkemizi yalnız bırakmadıklarına yürekten inanıyorum. Sizlerle bir araya geldiğimiz meydanın adını 15 Temmuz Demokrasi Meydanı olarak değiştirmenizi kadirşinaslık örneği olarak görüyorum” dedi.

    “Biz devlet olarak adil davranıyoruz”

    FETÖ’ye karşı adil davranıldığını söyleyen Erdoğan, “FETÖ’nün FETÖ denen ihanet çetesi, kurumlarda örgütlenip arkasına dışarıdan destek bulunca, bu vatanı esir alacağını sandı. Bursalılar ne diyor? Alçak yerin tepeciği dağ görünür. Bunlar da 3-5 kişi bir araya gelince, kendilerini dev aynasında görmeye, bu kibirle sağa sola saldırmaya başladılar. İşte bir şeyi hesap edemediler. Zannettiler ki, biz 40 yıl silahlı kuvvetlerde örgütlendik, poliste örgütlendik, yargıda örgütlendik, devletin kurumlarında örgütlendik. Öyleyse biz istediğimiz gibi yapıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçireceğiz. 17-25 Aralık’ta denediler, olmadı. Ondan sonra 15 Temmuz’da, 3-4 günlüğüne tatile gitmiştim. Bir Bursalı kardeşimizin mekanındaydım. Orada bizi öldürmek için Marmaris’te adımı attılar. Fakat bir şey bilemiyorlardı, zannediyorlardı ki her şey teknoloji, silahtır. F16’dır. Helikopter, tanklar, toplar, silahlar zannediyorlardı. Şunu bilmiyorlardı? Hesapların üzerinde bir hesap vardır. O hesap da Allah’ın hesabıdır. Bunu bilmiyorlardı. Ondan hoca falan olmaz. O bu ümmeti birbirine düşürdü. Bu milleti birbirine düşürdü, anneyi evladından kardeşi kardeşten ayıracak kadar bir alçak. Bunu yaptı. Şimdi de hepsi toparlandılar. Tek tek adalete hesap veriyorlar. Biz devlet olarak adil davrandık, adil davranıyoruz. Yoksa bizim askerimiz jandarmamız, polisimiz, bunlar ormana kaçtıkları zaman, Marmaris’te yakaladıkları yerde öldürebilirlerdi. Ama öldürmediler. Aldılar, yargıya teslim ettiler. Bu millet bu kadar asil” dedi.

    “241 şehide karşılık o katillerden 39’u öldü”

    Darbecilerin şimdi de mağduriyet istismarına bel bağladığının altını çizen Erdoğan, “Bak o katillerin içerisinden 39 tane ölen var. Ama benim 241 şehidim var. 2 bin 194 gazim var. Birileri diyor ki; bunlara biraz zulmediliyor. Ne zulmü be? Her şey adaletle götürülüyor. Hatalar varsa, yanlışlar varsa, bunları da devletimiz her an düzeltmeye hazır. Ama adalete verdikleri hesap yetmeyecek. Bu ihanet çetesinin mensuplarının bütün ömürleri millete hesap vermekle geçecek. Bunu da biliniz. Açık konuşuyorum, ben şahsıma yönelik her türlü saldırı, ihaneti, her türlü hakareti affedebilirim. Milletime, ülkeme yönelik hiçbir ihaneti şahsen affetme, görmezden gelme, üstünü örtme hakkım yoktur. FETÖ millete ihanet etmiştir. Ülkeye, kutsallarımıza ihanet etmiştir. FETÖ’yü affedebilir miyiz? Bu örgütün mensuplarını affedebilir miyiz? Bunca hadiseye rağmen bu örgütün içinde kalanları affedebilir miyiz? Bunun için FETÖ ile kökünü kurutana kadar mücadele etmek boynumuzun borcudur. Eline silah almamış olabilir, eline silah alanların hepsi de gücünü onlardan alabilir. Kanser virüsü gibi bunlar. Bu vücudu temizlememiz lazım. Metastaz yapmış. 17-25 Aralık hadisesine kadar bu örgütün gerçek yüzünü görmeyenleri anlayışla karşılamak mümkündür. Ama 17-25 Aralık’tan sonra örgütün içinde kalmaya devam edenler, ne yaptıklarını, niçin yaptıklarını bilerek, bedelini göze alarak bu tercihte bulunmuşlardır. 15 Temmuz’a rağmen samimi pişmanlık ortaya koymayan, bildiklerini anlatmayan ne kadar örgüt mensubu varsa asla masum değildir. Türkiye’de ey FETÖ örgütüne mensup olan veya onlarla bağlantısı olanlar! Eğer sizler gelip bildiklerinizi anlatmayacak olursanız, kusura bakmayın, sizi nerede olursa olsun alır cezaevlerine tıkarız” diye konuştu.

    “Gönlünü o şarlatana tapulayanlar masum değil”

    Gönlünü ve zihnini Pensilvanya’daki şarlatana tapulayanların masum olmadıklarını ifade eden Erdoğan, “Çünkü o gece İstanbul’da, Boğaz köprüsü, Saraçhane, Ankara, Gölbaşı’nda özel harekat merkezinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Genelkurmay çevresinde milleti katledenlerden bunların bir farkı var mı? Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin etrafında 29 şehidimiz var. 36 gazimiz var. Bizim özel harekatta 56 şehidimiz var. Aslan gibi delikanlılarımız orada şehit oldular. Zihnini ve gönlünü Pensilvanya’daki şarlatana tapulamış olanların bu milletle, bu ülkeyle bir irtibatı kalmamıştır. Tespit edilenler zaten adalet önünde hesap veriyorlar. Henüz tespit edilememiş olanlara sözüm şudur; artık bu milletin yakasını bırakın. Bu milletin sırtındaki kambur olmaktan vazgeçin. Dikkat ediniz, bu musibetten kurtuldukça Türkiye’nin önü aydınlanıyor. Suriye ve Irak’ta olanları görüyorsunuz. PKK terör örgütüne karşı tarihimizin en etkili operasyonlarını gerçekleştiriyoruz. Suriye’de aynı şekilde. Cerablus Rai ve Dabık Elbab’a doğru yürüyoruz. Bütün mesele, Irak Musul’da kurulmaya çalışılan mezhep savaşı senaryosunu bozmaktır. Ekonomide umut verici gelişmeler peşpeşe geliyor. Adaletten emniyete, ordudan dışişlerine bütün devlet kurumları asli görevlerine odaklandılar. Çünkü ortada fitne çıkartan, haksızlıklarla insanları birbirine düşüren, ülkenin içinde 5. kol faaliyeti yürüten örgüt kalmadı. Bugün Türkiye 15 Temmuz sabahından daha güçlüdür” diye konuştu.