Etiket: İnsanlığa

  • BM’den Maduro’ya ağır suçlama: “İnsanlığa karşı suç işlendi”

    BM’den Maduro’ya ağır suçlama: “İnsanlığa karşı suç işlendi”

    Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Araştırma Komisyonu’nun Venezuela hakkında yaptığı çalışmanın sonuç raporunda, “2014 yılından bu yana Venezuela hükümeti, devlet görevlileri ve onlarla birlikte çalışan grupların korkunç ihlaller yaptığı tespit edildi” denildi.

    Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Araştırma Komisyonu, Venezuela hakkında yaptığı çalışmanın sonuç raporunu yayınladı. 223 vakanın derinlemesine araştırılması sonucu yazılan 411 sayfalık raporun hazırlanmasında 2 bin 891 ek davanın da incelendiği bildirildi. Raporla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve üst düzey devlet yöneticileri rapora konu edildi.

    “İnsanlığa karşı suç teşkil eden ihlal ve suç modelleri belirlendi”

    Rapora dair BM tarafından yayınlanan resmi açıklamada, “Komisyon ülkedeki krizin, gerilimin doğasını ve devletin kamu düzenini sağlama sorumluluklarını kabul ederken hükümeti, devlet görevlilerini ve onlarla birlikte çalışan grupların korkunç ihlaller yaptığını tespit etti. Devlet politikalarına göre yüksek düzeyde koordine edilen, yaygın ve sistematik bir davranış tarzının parçası olan, dolayısıyla insanlığa karşı suç teşkil eden ihlal ve suç modelleri tanımladı” ifadeleri kullanıldı.

    “Devlet Başkanı Maduro ile İçişleri ve Savunma Bakanları suçların farkındaydı”

    Raporda ayrıca, “Komisyon üst düzey devlet yetkililerinin, raporda bu ihlallerden sorumlu olarak tanımlanan güvenlik güçleri ve istihbarat teşkilatları üzerinde yetki ve denetim uyguladığını tespit etti. Devlet Başkanı Maduro ile İçişleri ve Savunma Bakanları suçların farkındaydı. Suçların işlendiği planların ve politikaların ilerlemesi için emirler verdiler, faaliyetleri koordine ettiler ve kaynak sağladılar” denilerek üst düzey devlet yetkililerinin bizzat suçlardan sorumlu olduğu ifadeleri kullanıldı.

    “Suçlar, üst düzey hükümet yetkililerinin bilgisi veya doğrudan desteğiyle koordine edildi ve işlendi”

    Komisyon Başkanı Marta Valinas konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Komisyon, Venezuela makamlarının ve güvenlik güçlerinin 2014 yılından bu yana, bazıları keyfi cinayetler ve sistematik işkence kullanımı da dahil olmak üzere insanlığa karşı suç teşkil eden ciddi insan hakları ihlalleri planladığına ve yürüttüğüne inanmak için makul gerekçeler buldu” dedi. Valinas, “Bu suçlar, münferit eylemler olmaktan çok uzak, devlet politikalarına göre komutanların ve üst düzey hükümet yetkililerinin bilgisi veya doğrudan desteğiyle koordine edildi ve işlendi” ifadelerini kullandı.

  • Kocamaz: “Kadına şiddet, insanlığa ihanettir”

    Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, kadına yönelik şiddetin, insanlığa ihanet olduğunu söyledi.

    Kocamaz, ‘25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’ dolayısıyla yaptığı açıklamada, şiddetin, eğitim, gelir düzeyi veya coğrafya ile bir bağlantısı olmadığını belirterek, “Ne acıdır ki, kadınlarımız daha çocuk yaşlardan itibaren en yakınlarından, babalarından, eşlerinden, kardeşlerinden hatta oğullarından şiddet görmektedir. Kadına yönelik şiddet, sadece bizim ülkemizin değil tüm dünyanın bir türlü onarılamayan derin yarasıdır. Şiddet, statü ve bölge tanımaksızın kadınlarımıza uygulanmaktadır” dedi.

    Kadına yönelik şiddeti önlemenin yolunun, öncelikle toplumsal hayatta şiddeti meşrulaştıran bakış açılarını kırmak ve yok etmekle mümkün olacağını kaydeden Kocamaz, şöyle devam etti; “Bu anlamda Sevgili Peygamberimizin ‘Cennet anaların ayakları altındadır’ sözünü bir slogan olmaktan çıkarıp, yaşamımıza yön veren vazgeçilmez bir ahlak ilkesi olarak benimsersek, kadına yönelik şiddettin önlenmesinde çok önemli bir adım atmış oluruz. Toplumun tüm fertleri gibi adil, eşit, ayrımsız, şiddetsiz bir dünyada yaşama hakkına sahip olan kadınlarımıza, toplumun tüm kesimleri saygı göstermeli ve destek vermelidir. Unutmayalım ki, kadına yönelik şiddet, insanlığa ihanettir.”

  • Emine Erdoğan: “Kadına şiddet insanlığa ihanettir”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Tüm dünyada yaygın olan kadına yönelik şiddet ise tek kelimeyle insanlığa ihanettir. Ne yazık ki yaşamları boyunca her üç kadından biri fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalıyorlar. Biz ülkemizde bu sorunla büyük bir kararlılıkla mücadele ediyoruz” dedi.

    Kadınları bilinçlendirme kampanyalarıyla tanınan hayırsever Natalia Vodianova’nın ev sahipliğinde düzenlenen “Let’s Talk”(Hadi konuşalım) etkinliği Antalya’nın Kemer ilçesindeki Maxx Royal Otel’de başladı.

    Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, etkinliğe onur konuğu olarak katıldı.

    Burada konuşan Erdoğan, kadınların güçlendirilmesi ve kadın sağlığını ilgilendiren tabularla mücadele adına bir araya geldiklerini hatırlatarak, toplantının bu yüksek hedeflere katkı sağlamasını diledi.

    Bugün dünyada kadın ve kız çocuklarının sağlığını olumsuz etkileyen birçok sosyal belirleyici olduğunu işaret eden Erdoğan, “Bu nedenle bizlerin sorumluluğu çok büyük. Yoksulluk her iki cinsiyet için de kaliteli sağlık hizmetine erişmekte en büyük engellerden birisi. Fakat kadınlar yoksulluğun bedelini kimi zaman yaşamlarıyla ödüyorlar. Çocuk yaşta evlilikler, kadın sünneti, kadına yönelik şiddet gibi konular insanlığın onurunu zedeleyen mevzulardır” diye konuştu.

    “Kadına yönelik şiddet insanlığa ihanettir”

    Afrika ülkelerinde yaygın olan kadın sünnetinin ne tıbben ne de dinen bir açıklaması olmadığının altını çizen Emine Erdoğan, “Tüm dünyada yaygın olan kadına yönelik şiddet ise tek kelimeyle insanlığa ihanettir. Ne yazık ki yaşamları boyunca her üç kadından biri fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalıyorlar. Biz ülkemizde bu sorunla büyük bir kararlılıkla mücadele ediyoruz. Kadına şiddete sıfır tolerans diyoruz. Aynı şekilde çocuk yaşta evliliği kabul etmemiz hiçbir şekilde mümkün değil. Ne yazık ki çocuklar kaldıramayacakları sorunlara mahkum ediliyorlar. Cinsel istismarın nesnesi haline geliyorlar. 15 yaş altı evliliklerde gebeliğe bağlı nedenlerle anne ölümlerinin 5 kat arttığını biliyoruz. Çocuklarımızın yeri okuldur, eğitim yuvalarıdır. Nitekim biz Türkiye’de zorunlu eğitimi 12 yıla çıkararak bu sorunu büyük ölçüde geçmişte bıraktık. Erken yaşta evlilik oranımız son 15 yılda yüzde 7.3’ten, yüzde 5’e geriledi” dedi.

    Toplumsal huzurun teminatı

    “Kadınların haklarını temel insan haklarından asla ayıramayız” diyen Erdoğan, “Kadınların sağlıklı ve huzurlu olması toplumsal huzurun da teminatıdır. Sağlık sadece bedensel değil, ruhsal ve sosyal bakımdan da bir iyilik halidir. Savaş ve afet durumlarında kadın ve kız çocuklarının süreçten daha fazla zarar gördüğüne hep birlikte daha çok şahit oluyoruz. Lütfen bir empati yapalım. Canını zor kurtarıp evinden, yurdundan ayrılan bir kadının nelere ihtiyacı olabileceğini bir düşünelim. 4 milyon mülteciyi misafir eden bir ülke olarak biz kamplarımızda kadınların ve çocukların ihtiyaçlarını önceliyoruz. Gebe ve hastaların özel menülerine varıncaya kadar sağlıklı kamp şartları tesis etmeye çalışıyoruz. Ülkemizde doğan 150 binden fazla çocuğu eğitimden mahrum edemeyiz. Bu nedenle okul çağındaki tüm çocuklar için bütün eğitim imkanları seferber ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Anne sütünün önemi

    Kadın sağlığını ilgilendiren konuların saymakla bitmeyeceğini kaydeden Erdoğan, “Anne çocuk sağlığı bunların başında geliyor. Doğumun gerek anne gerekse çocuk için çok önemli bir milat olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat anne sütünün çocuğun tüm yaşamını etkileyecek bir sağlık iksiri olduğunun yeterince farkında mıyız acaba. Sizlerle bu üzüntümüzü paylaşmak istiyorum. Kadınlarımız ne yazık ki bir dönem çocuklarına anne sütü vermekten geri durduruldular. Çünkü çeşitli propagandalara maruz kaldılar. Mama firmalar kendi ürünlerini pazarlamak adına anne sütünü itibarsızlaştırdı. Neyse ki bugün artık anne sütünün değeri yavaş yavaş fark edilmeye başlandı” diye konuştu.

    “Sezaryen zorunluluk olmalıdır”

    “Zorunlu olmadıkça sezaryen doğumun yaygınlığı da anne çocuk sağlığını olumsuz etkileyen konulardandır” diyen Erdoğan, “Ben de kendi ülkemde sezaryen oranlarını düşürmenin mücadelesini veriyorum. Sezaryen bir tercih değil zorunluluk halinde ele alınmalıdır. Kadınları, doğum mucizesiyle gerçek anlamda barıştırmak zorundayız. Biz genç nüfusuyla gurur duyan, sağlıklı ve nitelikli insan gücüne sahip olmak isteyen bir ülkeyiz. Tüm dünya gittikçe yaşlanıyor. Doğurganlık azalıyor. Kimileri dünyadaki kaynakların sınırlı olduğu gerekçisiyle nüfusun kontrol altına alınması tezini savunabilir. Fakat unutmayalım temel sorun, dünyadaki kaynakların adil kullanılmaması meselesidir. Biz en az üç çocuk tezini savunuyoruz çünkü çocuk sayısı ikinin altına indiği zamanda nüfus geometrik olarak azalıyor. Oysa nüfus ancak üç çocuk ile dengede kalabilir. Çocuk sayısının azalması, aile ilişkilerini de zayıflatıyor. Geniş ailenin amca, teyze gibi dinamikleri ortadan maalesef kalkıyor. Ailenin gücü azaldığında toplumun yükü daha da artıyor. Sosyal politikaların bu gerçekliğe uygun şekilde planlanması gerekiyor. Doğum kontrol yöntemi maskesiyle kitlesel nüfus azaltma politikalarının insanlığın geleceğine verdiği zararla yüzleşmeliyiz. Kitlesel doğum kontrol yöntemlerinin neden yoksul ülkelerde teşvik edildiğinin de sorgulanmaya açık yönleri olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kadın sağlığını korumak adına uygulanan çeşitli yöntemlerin doğurganlık dönemindeki kadınlarda ne tür tahribatlara yol açtığı tartışılıyor artık, yaşadığımız dünyayı tüm yönleriyle kritik etmeyiz. Kimyasalların her tarafa her tarafı kuşattığı, savaşların insan onurunu hiçe saydığı bir dünyada umut asla yeşermez. 30 yıl içinde laboratuvar ortamında annesiz bebek üretilebilecek teknolojiye sahip olacağımız söyleniyor. Sizler bunun insan olduğunu düşünebiliyor musunuz. Bütün bunları sizleri karamsarlığa itmek için söylemiyorum. Aksine bunları fark etmek, bize yitirdiklerimizi hatırlatacaktır. Kadın sağlığı üzerindeki politik, sosyal ve ekonomik baskıları görmemiz sağlayacaktır. Bunun için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bu temel zihniyet dönüşümünün mimarlarının da yine kadınlar olacağını düşünüyorum.”

    “Genç kızlar imaj uğruna sağlıksız açlıklara maruz kalıyorlar”

    Sadece az gelişmiş ülkelerde yaşayan kadınların tabuları olmadığını, popüler kültürün tüm dünyada zihinlere empoze ettiği güzellik anlayışının da ele alınması gereken ayrı bir sorun olduğunu işaret eden Emine Erdoğan, “Genç kızların medyada gördükleri imajlara benzemek uğruna kendilerini sağlıksız açlıklara mahkum ettiklerini görüyoruz. Oysa ruh ve beden sağlığı bir bütündür. Kadın yalnızca bedenden ibaret değildir. Lets Talk girişimi, yersiz tabular nedeniyle fark edilmemiş kadın sağlığı sorunlarını tüm yönleriyle ele almak için bir fırsattır. Ne mutlu ki kadınlar adına mücadele veren yüce gönüllü insanlar var. Ödül alan misafirleri tebrik ediyorum inanıyorum ki ışığınız tüm dünyaya yayılacak kadınları güçlendirecek zihniyet dönüşümüne katkı sağlayacaksınız. Kalıcı bir değişim ancak zihniyet dönüşümüyle mümkündür. Bunun için biraz empatiye biraz iletişime biraz da dayanışmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

    “Sosyal yardımda önde gelen ülkelerdeniz”

    Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk ise Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde beşeri kalkınmada zihniyet dönüşümü gerçekleştirerek bölgede ve dünyada yaşanan terör ve savaşın önlenmesinde aktif rol üstlendiğini söyledi.

    Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yönelik 32 milyar dolarlık bir harcama yaptığını kaydeden Selçuk, “Yoksul coğrafyalara kamu ve STK’lara yardımlar ulaştırıyoruz. Geçtiğimiz yıl ülkemiz insani yardımda dünyada birinci sırada yer aldı. Sağlıklı toplum inşa etmek özelikle bu toplantının odağını oluşturan, kadın çocuk yaşlı ve mülteci konularında kurumsal alt yapıların ve hizmet kalitesinin güçlendirilmesi çok önemlidir. Türkiye son 16 yılda sosyal yardım ve hizmetlere ayırdığı 241 milyarlık bütçeyle önde gelen ülkelerden biridir. Genel Sağlık Sigortasıyla tüm vatandaşlarımızı sağlık güvencesine kavuşturuyoruz. Mülteci kardeşlerimiz de bu hizmetlerimizden yararlanıyor. 6.3 milyon vatandaşımıza 7.1 milyar TL tutarından genel sağlık sigortası yapmaktayız” dedi.

    “2023’te her 10 kişiden biri yaşlı olacak”

    Erken yaşta ve zorla evlilikleri ortadan kaldırmak için politikalar geliştirdiklerini vurgulayan Selçuk, “Savaş nedeniyle yurtlarından ayrılmak zorunda kalan Suriyeli kardeşlerimize yönelik çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Suriyelilerin yoğun olduğu 19 ilde sosyal hizmet merkezlerinin koruyucu ve önleyici hizmetler kapsamında beşeri ve teknik yönden destekliyoruz. Bu proje ile 150 bin yetişkin, çocuk, engelli ve yaşlıya ulaşmış olacağız. Ülkemizde yaşam koşullarının iyileşmesi, toplum refahının artması, sağlık hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla yaşlı nüfusumuzun artma eğiliminde olduğunu görüyoruz. Nüfus projeksiyonları Türkiye’de 2023 yılında her 10 kişiden 1’inin, 2050’de her 4 kişiden 1’inin, 2075’de ise her 3 kişiden 1’inin yaşlı nüfus içinde olacağını gösteriyor. Öncelikle yaşlı bakım hizmetlerinin evde ailelerin yanında gerçekleşmesini teşvik ederek, sorunu yerinde çözmeyi önemsiyoruz. Bugün yaklaşık 520 engelli ve yaşlı vatandaşımıza evde bakım hizmeti vermekteyiz” ifadelerine yer verdi.

    “Anne ölümleri düştü”

    Türkiye’nin son dönemde anne çocuk sağlığı konusunda dünya standartları üzerinde bir seviye yakaladığını işaret eden Selçuk, “2007 yılından bu yana Türkiye’de tüm anne ölümleri Sağlık Bakanlığımız tarafından anne ölümleri veri sistemiyle izlenmeye başladı. Şu anda bu rakamın binde on beşin çok altında olduğunu görüyoruz. Türkiye’de anne ölümleri dünya ortalamasının altındadır. Türkiye’de 2002 yılında yüzde 70 olan doğum öncesi bakım oranı, 2017 yılında yüzde 99.7’ye yükseldi. Türkiye son 16 yılda sağlık kuruluşlarında gerçekleşen doğum oranları yüzde 15’ten yüzde 98 seviyesine ulaştırmayı başardı. Bu konuda dünya ortalamasının yüzde 79 olduğunu görürken bizim başarı yadsınamaz” ifadelerine yer verdi.

    “Kadın hakları için beraber savaşacağız”

    Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da toplumun temelinin kadınlar olduğunun altını çizerek, “Bugün hâlâ kadınlar şiddet ve tabularla karşı karşıyadır. Çözüm bulalım kadınların hayatını iyileştirelim. Kadınların haklarını kazanması için beraber savaşacağız” dedi.

    BM İyi Niyet Elçisi Rus süper model Vodianova ise, iki gün süren toplantıda kadın ağırlıklı konuları görüştüklerini söyledi.

    Etkinlikte kadınların eğitim eksikliğinden, kadın haklarından, kadınların sağlık sorunlarından, partnerlerle ortak konuşmadan, toplumsal tabulardan, eşit ebeveyn haklarından bahsettiklerini dile getiren Vodianova, çözüm önerilerinin hayata geçirilebileceğini ve hep birlikte başarıya imza atabileceklerini belirtti.

    “Etiket, yafta, tabunun yeri olmayacak”

    Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Genel Direktörü Dr. Natalia Kanem ise barış ile geldiğini ve barış ile tüm katılımcıları selamladığını belirtti.

    Kadınların karşılaştığı sorunları konuşabilmenin önemli olduğunun altını çizen Kanem, “Konuşmak önemlidir, muayyen günleri konuşmak önemli, cinsel saldırıya son vermek önemli. Bu tabuları artık yıkalım. Bu tabular kadınları engellemekte. Artık sessizlik yok, kaderimiz olmayacak, özgür, yaftalamandan, dışlanmadan uzak bir dünya diyoruz. Kız çocuklar ve kadınlar ölmesin, kadın ve kızlar için şiddete son verelim. Değişim geliyor, kaçınılmaz. Dünyada kadınlar kendi hayatını yaşasın potansiyelini yerine getirsin. Kadınlar insanlığın yarısını meydana getiriyor. Kadınlar ve kız çocuklarının arkasında olan Emine Erdoğan’a teşekkür ediyoruz. O her zaman Türkiye’de kadınların yanında. Bu forum eminim ki işe yarayacak, herkese ilham kaynağı olacak. Aynı cesaretle sizlerle el ele bahsettiğimiz dünyayı oluşturmak için çalışacağız. O dünyada etiket, yafta, tabunun yeri olmayacak” ifadelerine yer verdi.

    Gecede Türkiye Özel Sporcular Derneği Onursal (TÖSSED) Başkanı Dilek Sabancı’ya plaket verildi.

    Geceye Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun eşi Hülya Çavuşoğlu ve çok sayıda yabancı davetli katıldı.

  • Başbakan Yardımcısı Çavuşoğlu: “Bizim medeniyetimiz insanlığa zulmü değil kardeşliği öğütleyen ve yayan bir medeniyettir”

    Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin insani yardımlarda milli gelire oranla dünyanın ‘en cömert ülkesi’ olduğunu belirterek, TİKA’nın tüm dünyada yürüttüğü projeler için insanlığın umudunu yeşerttiğini vurguladı. Türkiye’nin küresel refaha ulaşmada samimi bir çaba ortaya koyduğunu tüm dünyaya ilan ettiğini söyleyen Çavuşoğlu, “Bizim medeniyetimiz insanlığa zulmü değil kardeşliği öğütleyen ve yayan bir medeniyettir” dedi.

    Ankara Üniversitesi Akademik Bahar Yarıyılı Gayrimenkul Sektör Seminerleri açılış dersini Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu verdi. Burada öğrenciler ve öğretim görevlileri ile bir araya gelerek Bahar Yarıyılı açılış dersini veren Çavuşoğlu, “Hukuk Fakültesini bu üniversitede okumuş, bir Ankara Üniversitesi mezunu olarak sizlerle bir araya gelmekten dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Sizlerle 1946’da kurulmuş ülkemizin köklü üniversitelerinden biri olan ve hala 60 binin üzerinde öğrenciye eğitim sunan bir üniversitede bir araya gelmek büyük bir sevinç kaynağıdır. Bu güzide üniversitemizin tedrisatından geçmiş, hukuk eğitimi almış bir öğrencisi olmanın sevincini ve ayrıcalığını da her zaman gönlümde hissettiğimi vurgulamak isterim. Bizler, sizler ve sizden sonra gelecek olan öğrenci kardeşlerimizde emeği olan-olacak tüm hocalarımıza tekrar saygı ve şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.

    Ankara Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümünün, 2 Şubat 2018 tarihinde, kuruluşunun 10. yılını tamamladığını ve Ankara’da Uluslararası Gayrimenkul Konferansı düzenlendiğini belirten Çavuşoğlu, “Bu vesileyle ben de, gayrimenkul yönetimi alanında, ülkemizin, uluslararası akreditasyonu olan, ilk ve tek akademik birimi Ankara Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümümüze, nice başarılı 10 yıllar diliyorum. Gelişmiş ülkelere baktığımızda 1900’lü yılların başlarından itibaren, gayrimenkul geliştirme ve yönetimi alanında akademik çalışmaların başladığını ve bu alanda enstitülerin kurulduğunu, dünyanın önde gelen üniversitelerinde bölümler açılmakta ve lisans ve lisansüstü eğitim programlarının yapıldığı görülmektedir. Bizler de, bu alanda kaliteyi arttırarak, ihtisaslaşarak, özellikle de akademik araştırmalarda, yüksek lisans ve doktora seviyesinde uluslararası alanda çok daha güçlü bir konuma gelmeyi hedeflemeliyiz. Bildiğiniz üzere son 15 yılda, inşaat ve gayrimenkul sektörümüzün, ülkemizin ekonomik büyümesinde önemli bir katkısı olmuştur. Konut ve altyapı yatırımları sektörünün gelişmesindeki en önemli itici güç olmuştur” şeklinde konuştu.

    İnşaat ve gayrimenkul sektörlerindeki olumlu gelişmelerin ülke ekonomisine daha fazla katma değer kazandırması için imar, vergi, yönetim ve finans alanlarında yeni düzenlemelerin yapılmasına gereksinim duyduğunu kaydeden Çavuşoğlu, “Örneğin ben, bir hukukçu olarak, Türk Hukuk Mevzuatını incelediğimde, yüzlerce kanun ve yönetmelikte, taşınmaz, rayiç bedel, adil bedel, emlak vergi değeri, ecri-misil, kira bedeli gibi gayrimenkul ile ilgili kavramlara çok sayıda ve çeşitte atıf yapıldığını, müşahede etmekteyim. Hukuk mevzuatımızda bir literatür taraması yaparak gayrimenkul ile ilgili olan tüm kavramları, bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak, mevzuatımızı daha sade ve açık hale getirmeli, yeknesaklığı sağlamalıyız. Öncelikle, bu konuda mutlaka daha derinlemesine bir akademik araştırma yapılması, Taşınmaz Hukukuyla ilgili bir üst komisyon oluşturularak gerekli düzenlemelerin yapılması ve bundan sonraki Taşınmaz Hukuku ile ilgili tüm düzenlemelerin tek bir merkezden bu üst komisyon vasıtasıyla yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu şekilde, Taşınmaz Hukukumuz, daha sağlam ve sağlıklı bir zemine oturacak, yeknesaklık sağlanacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

    “Bizim medeniyetimiz insanlığa zulmü değil kardeşliği öğütleyen ve yayan bir medeniyettir”

    Suriye’de 7 senedir bir iç savaş ve büyük bir insanlık dramı yaşandığına değinen Başbakan Yardımcısı Çavuşoğlu, “Bugün ülkemizde 3,5 milyon Suriyeliyi hiçbir etnik ayrım yapmaksızın, Arap’ıyla, Kürt’üyle, Türkmen’iyle misafir etmekteyiz. Tabi Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği üzere, ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyeli kardeşlerimiz ilanihaye ülkemizde kalmayacaktır. Kardeşlerimizin evlerine yurtlarına tekrar yerleşmeleri, yeniden iskanları için planlama da yapmamız gerekmektedir. Müntesibi olduğumuz medeniyet bir kardeşlik ve dayanışma medeniyetidir. Bizim inancımızın temelinde sevgi ve kardeşlik bulunur. Bu güzel kardeşlik duygusunu en güzel şekilde pekiştirecek hasletlerden biri de dayanışmadır. Doğal afetler, savaşlar, hastalıklar gibi olumsuzluklar sebebiyle dünyanın birçok bölgesinde masum ve mazlum insanların sıkıntı yaşadığı günümüzde bu dayanışma hususu daha farklı bir önem kazanmıştır. Nasıl ki toplumun en küçük birimi olan ailelerimiz dayanışma sayesinde ayakta kalıyor, aile fertleri birlik olunca sıkıntılar aşılıyorsa, dünyanın herhangi bir yerinde ihtiyaç sahibi masum ve mazlumlar için de tüm insanlığın dayanışma göstermesi gerekir. İnsanlığı ayakta tutacak olan din, dil, ırk ayrımına bakmadan sadece ve sadece insan olduğu için her zorlukta dayanışma sergilemektir. Bizim medeniyetimiz insanlığa zulmü değil kardeşliği öğütleyen ve yayan bir medeniyettir. ’Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir’ diyen bir inancın müntesipleriyiz” diye konuştu.

    Türkiye’nin, yaş ortalamasının 30,5 ile oldukça genç ve dinamik bir ülke olduğunu belirten Çavuşoğlu, “Bu durum güçlü bir gelecek inşasında, bugün yaş ortalamaları 50’ye dayanmış, giderek yaşlanan ve doğum oranları azalan gelişmiş ülkeler karşısında, ülkemizi oldukça avantajlı bir konuma taşıyor. Fakat bu avantajı gerçek anlamda kullanabilmek, kapsayıcı refah ile sürdürülebilir bir kalkınma inşasından ve çağın gerektirdiği donanımlara sahip olmaktan geçmektedir. Bugün kalkınma bağlamında üzerinde duracağımız hususlar da esasen refaha ulaşmada mevcut küresel kalkınma anlayışını ve Türkiye’nin bu kulvarda çabalarını bir nebze ortaya koymayı amaçlamaktadır” dedi.

    “TİKA’nın tüm dünyada yürüttüğü projeler insanlığın umudunu yeşertmektedir”

    Günümüzde çatışmalar ve acı içinde kıvranan insanlığın çaresizlik içinde yüzünü çevirdiği tek ülkenin Türkiye olması ve aziz Türk milletinin gözlerinin içine bakmasının, medeniyet ufkumuzun önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Çavuşoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Uhdemde bulunan TİKA’nın tüm dünyada yürüttüğü projeler insanlığın umudunu yeşertmektedir. Bosna’dan Arakan’a, Afrika ülkelerinden Kolombiya’ya, Özbekistan’a kadar büyük bir coğrafyadaki sömürge amaçlı gütmeyen, gerçek ihtiyaçlara cevap veren faaliyetleri, TİKA eliyle yıllık ortalama olarak iki bin proje yapılması bambaşka bir ufku yansıtmaktadır. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız YTB’nin faaliyetleriyle, dost eliyle dünyanın dört bir tarafında yurtdışında yaşayan 6 milyon vatandaşımıza ve akraba topluluklarını kucaklıyor olması, sahip çıkıyor olmamız, eğitim programlarımız, Türkiye burslarımız ve akademik çalışmaları destekleyen faaliyetler aracılığıyla uluslararası sahada eğitime katkılarımız etkin noktalara yükselmiştir. Bu noktada insani perspektifimizin temelinde gönülleri fethetmek bulunmaktadır.”

    “Türkiye, küresel refaha ulaşmada samimi bir çaba ortaya koyduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir”

    Bir hakikatin var olduğunu ve küreselleşen sorunların geleceğimizi tehdit ettiğine değinen Çavuşoğlu, “Ekonomik krizler, çevre felaketleri, eşitsizliklerin doğurduğu sosyal hareketler, savaşlara bağlı göçmen ve mülteci krizleri gibi pek çok konuda ’bize bir şey olmaz’ diyen bir ülkeden artık söz edemeyiz. Bugün dünyaya bakıldığında BM’ye üye 193 ülkenin 47’si En Az Gelişmiş Ülke (EAGÜ) statüsünde yani günlük geliri 2 doların altında olan, kırılgan iktisadi ve siyasi yapıya sahip ülkelerdir. Örneğin, 1,3 milyar nüfus ile dünyanın en zengin kaynaklarına sahip Afrika kıtasında 34 en az gelişmiş ülke (EAGÜ) bulunmaktadır. Yıllardır bu ülkelerin zengin yer üstü ve altı doğal kaynaklara sahip olduğu halde neden sefalet çektiği ve bir türlü kalkınamadığı sorusu üzerinde samimiyetle durulması gerekmektedir. Az gelişmiş her ülkenin yokluk, sefalet çeken ve cahil bırakılmış halkı, maalesef bir müddet sonra büyük güçlere taşeronluk yapan terör örgütlerinin tuzağına düşmektedir. Bugün küresel bir tehdit olarak görülen terörün, az gelişmişlik ile de arasında doğal bir ilişki olduğu unutulmamalıdır. 1950’den 1990’lı yılların başına kadar geçen sürede Türkiye’nin yaklaşık her on yılda bir derin ekonomik krize, 60’lardan sonra ise her on yılda bir askeri darbeler ile siyasi alanda müdahalelere maruz kaldığı ve kendi içine kapanmaya zorlandığı görülmektedir. Ancak bugün tablo hamdolsun hızla değişmiştir. Türkiye özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son dönemde küresel refaha ulaşmada samimi bir çaba ortaya koyduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir” diye konuştu.

    Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu konuşmasında şunları kaydetti:

    “Dünya Bankası’na göre üst-orta gelir grubu ülkeleri arasında yer alan ve dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan ülkemiz sahip olduğu zenginliği samimiyet ve eşit ortaklık zemininde tüm dünya ile paylaşmaktadır. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren uluslararası kalkınma yardımlarında etkili olmaya başlayan ülkemiz, 2009 yılından bu yana BM Kalkınma Programı (UNDP) tarafından kalkınma işbirliğinde yükselen ülkeler (emerging donors) arasında gösterilmektedir. Ülkemizin kardeş ve dost ülkeler ile kalkınma işbirliği esasen 90’lı yıllarda başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası (1991) kurulan Türk cumhuriyetlerinde iktisadi, idari ve sosyal her alanda kurumsal altyapıların oluşturulması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu maksatla Türkiye gerekli desteği vermek için 1992 yılında Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nı (TİKA) kurmuştur. Bugün ülkemiz ulaşım, sağlık, kamu idaresi, mesleki eğitim, turizm, tekstil, inşaat, tarım, ormancılık ve sanayi gibi pek çok sektörde ciddi kapasite birikimine ulaşmıştır. Kapasitenin ve imkanların genişlemesi ile TİKA da sadece Orta Asya’da değil Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu başta olmak üzere Güney Asya, Latin Amerika ve Pasifik’i kapsayacak şekilde 150’nin üzerinde ülkede kalkınma işbirliği faaliyetleri yürütmektedir. Türkiye’nin resmi kalkınma yardımlarının uygulanması ve koordinasyonundan sorumlu kurumu olan TİKA, tüm kamu kurum ve sivil kuruluşlarımızla işbirliğinde, bugüne kadar 20 binin üzerinde projeyi tamamlamış ve yılda ortalama 2 bin proje gerçekleştirmektedir. Projelerin en önemli yanı; insanın doğumundan ölümüne, hayatın her alanına ve gerçek ihtiyaçlara dokunmasıdır. Eğitim, sağlık, anne-çocuk sağlığı, kadının güçlendirilmesi, su ve sanitasyon gibi sosyal altyapılar ve hizmetler olmak üzere, istihdama, beşeri ve kurumsal kapasite birikimine katkı sağlayacak tarım, hayvancılık, ulaştırma, iletişim, turizm gibi pek çok hizmet ve üretim sektöründe projelerimiz bulunmaktadır. Tüm bu çalışmalarda ana gayemiz; dost ülkelerin sahip olduğu beşeri, doğal ve her türlü kaynağı kendi halkı için kullanabileceği altyapıların kurulmasına katkı sağlamak ve ülkemizin güvenilir bir işbirliği ortağı olduğunu göstermektir.”

    “Türkiye insani yardımlarda milli gelire oranla dünyanın ’en cömert ülkesi’ olmuştur”

    BM mülteci verilerine göre dünyanın en fazla sığınmacı barındıran ülkesi olan Türkiye’nin, 3,5 milyona yaklaşan rakam ile dünyadaki sığınmacıların % 16’sına ev sahipliği yaptığını vurgulayan Çavuşoğlu, “Küresel İnsani Yardım Raporuna göre son 2 yıldır da Türkiye insani yardımlarda milli gelire oranla dünyanın ’en cömert ülkesi’ olmuştur. 2016 yılında Türkiye, 6 milyar dolar insani yardım gerçekleştirerek, miktar bakımında dünyada 2., % 0,69 milli gelire oranla ise dünyada 1. olmuştur. OECD’ye göre, 2016 yılında 6,7 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin Resmi Kalkınma Yardımlarının milli gelire oranı, %0,76 olmuş ve Türkiye BM Hedefi’ni geçen 8 ülkeden biri olmuştur. Pek çok gelişmiş ülkeyi geride bırakarak Türkiye’nin bu rakamlara ulaşmasının arkasında birçok hikaye yatmaktadır. Bu hikayelerde Somali’de, Myanmar’da, Filistin’de, Afganistan’da, Şili ve Filipinler gibi dünyanın en uzak coğrafyalarında dahi hayatına dokunulmuş insanlar bulabilirsiniz. Örneğin, halen devam eden Myanmar’daki Rohingya Müslümanlarının (Arakanlılar) dramında da Sayın Cumhurbaşkanımızın 30’a yakın ülke lideri ile yoğun diplomasi trafiği içinde görüşmesi sonucu, hızlı bir şekilde bölgeye ulaşan ilk ülke Türkiye olurken, Myanmar resmi makamlarınca Arakanlılara yardım yapma yetkisi verilen ilk kuruluş da TİKA olmuştur. Bugün Bangladeş sınırında kamplarda yaşayanlardan 30 bin kişiye günlük sıcak yemek çıkmakta ve çeşitli yardımlar devam etmektedir. Bu ne demektir: Türkiye, önce insan demektedir” şeklinde konuştu.

    Gençlerin, geleceğe dair bakış açılarına ilişkin gençlere seslenen Çavuşoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Türkiye’nin yetiştirdiği büyük hukukçulardan Ordinaryüs Prof. Ali Fuat Başgil, gençlerimize tavsiyelerini kaleme aldığı ’Gençlerle Başbaşa’ yapıtında, muvaffak olma yolundaki ilk düşmanın tembellik olduğunu söyler. Tembelliğin ne denli zararlı olduğunu hepimiz biliriz ancak rahmetli Başgil, tembelliğin insanın karşısına nasıl sinsice çıktığını anlatırken, şöyle der: ’Tembelliğin adı havailiktir. Bir adı gevşeklik, bir adı hoppalık ve züppelik, bir adı uyuşukluk, üşengeçlik, keyfine düşkünlük, tenseverliktir. Tembellik herkesin karşısına her zaman aynı kılıkta çıkmaz. O mesleksiz aktör gibi daima rol değiştirir. Bazen samimi ve iyiliği sever bir dost tavrı alır. Bazen en meşru bir mazeret kılığına girer; hasta olur, yorgun düşer ve herkesi haline acındırır. Bazen tatlı bir dille konuşur ve gönül çeler.’ İşte bizler burada bahsedilen tembellik edebiyatından katiyen uzak durmalıyız. Gerçekten gençlerimizi bekleyen en sinsi tehlikelerden biri, geleceğimizi garanti altına alacak, milletimizi geçmişte ulaştığı ilmin zirvelerine taşıyacak gayretlerden ve çalışmaktan geri durmaktır.”

    Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, öğretim görevlileri ve öğrencilerle birlikte toplantı salonuna geçerek öğrencilerle sohbet etti.

  • Çevre duyarlı vatandaş, insanlığa örnek oluyor

    Adıyaman’ın Kahta ilçesinde esnaflık yapan duyarlı bir vatandaş, piknik ve mesire alanları ve yolda gördüğü çöpleri toplayarak insanlığa örnek bir farkındalık oluşturuyor.

    Elinde poşetle yerden çöp toplayan Saatçi Mehmet Çoban, insanların çevre temizliğine karşı daha duyarlı olmaları ve çevre temizliğine dikkat çekmek için böyle bir şey yaptığını söyledi. Kahta ilçesinde saatçilik mesleğini yürüten Mehmet Çoban, her sabah yaptığı sabah yürüyüşünden sonra Atatürk Barajı’na ve mesire alanlarındaki çöpleri toplayarak çöp konteynerlerine bırakıyor. Vatandaşların yollarda, mesire alanlarında ve piknik yerlerinde bıraktıkları çöplerden dolayı bir çevre dostu olarak büyük bir rahatsızlık duyduğunu belirten Çoban, çevreyi kirletmenin insanlığa yakışır bir davranış olmadığın göstermek için böyle girişimde bulunduğunu ifade etti. Vatandaşlardan yollarda, piknik ve mesire alanlarında çöplerini atmamalarını rica eden Çoban, “Mesire alanlarında ve yollarda çöplerin atılacağı konteynırlar var, ama buna rağmen bazı insanlar gittikleri yerlerde çöplerini sağa sola atıyor. Bu konuda insanların daha da duyarlı olmalarını istiyorum. Kişisel olarak başlattığım çevre temizlik çalışmasındaki amacım daha temiz ve güzel bir Kahta için. Çocuklarımıza güzel bir dünya bırakmak için. Bu noktada herkesten bu duyarlılığı bekliyorum ”dedi.

    Yaklaşık bir aydır çevre temizliğine dikkat çekmek için bu girişimde bulunduğunu belirten Çoban, her gün on büyük poşet çöp topladığını, bunu yaparken de büyük bir mutluluk duyduğunu söyledi. Çoban, çöp toplamaya devam edeceğini de söyledi.