Etiket: insanlar

  • Trafikte Özel Alanı İhlal Edilen İnsanlar Gergin Oluyor

    Kişisel Gelişim Uzmanı Tarkan Zengin, insanların psikolojisinde özel alanları olduğunu, trafikte de bu özel alan ihlal edilince gerginleştiğini söyledi.

    Tokat Belediyesi ve Bem-Bir-Sen Tokat Şubesi işbirliğinde kentte şehir içi yolcu taşımacılığı yapan minibüs şoförlerine yönelik düzenlenen seminer Kişisel Gelişim Uzmanı Tarkan Zengin tarafından verildi. Her gün yüzlerce kişiyi yoğun trafikte taşırken stres yaşayan minibüs sürücülerine “İletişim Becerisi, Motivasyon, Stres Yönetimi, Öfke Kontrolü, Beden Dili ve Davranış Kuralları” konularında eğitim verildi. Seminerde ilginç örneklerle minibüsçülere öfkelerini nasıl yenebileceklerini anlatan Zengin, minibüs şoförlerinden 10 dakika gözlerini kapatmasını istedi. Düşmek üzere olan bir uçakta “Kime ne yazarsanız bu mektuplar toplanarak o kişiye ulaştırılmak üzere çelik bir çantanın içine konulacak” diye soran Zengin, terapinin ardından çok uzun sanılan hayatın son 10 dakikaya sığdırılan bir hayat olduğuna dikkat çekerek, “Bugün son saatimiz, son günümüz olabilir mi? Olabilir. Son 10 dakikada kimler aklınıza geldi? Eşleriniz, çocuklarınız, anneleriniz, babalarınız ve güzel şeyler aklınıza geldi. İşte gerçek hayat bu. Hayatın her şeyinden şikayet ediyoruz ya aslında dünyayı son 10 dakikayı yaşam bilip yaşasak hayatımızda hep iyilikler ve güzellikler olur” dedi.

    “TRAFİKTE ÖZEL ALANI İHLAL EDİLEN İNSANLAR GERGİN OLUYOR”

    Zengin, insanların psikolojide özel alanları olduğunu ifade ederek, “Trafikte de bu özel alan ihlal ediliyor. Özel alan ihlal edilince insan ya gerginleşiyor ya da oradan uzaklaşmak istiyor. Trafikte otobüsün içinde onlarca insan oluyor, yoğunluk oluyor. İnsanlar oradan kaçamadığı için sefer gergin oluyor. O nedenle otobüslerde gülen insan göremeyiz. Herkeste bir sinirlilik hali oluyor. Bu tahammülsüzlük korna çalmak yada onunu yolunu kesmekte yine insana özel alana müdahale duyusunu oluşturduğu için insanlar gereksiz tepkiler verebiliyor. Mümkün olduğu kadar biz bunu tolere etmemiz lazım. Yoksa gereksiz kavgalar, tartışmalar yaşanıyor” diye konuştu.

    İnsan yaşadığı hangi sorun olursa olsun bunu normal kabul etmesi gerektiğini ifade eden Zengin, “Trafikteyiz, herkesin ideal şoför olmasını bekleyemeyiz. Yani yeni şoför olabilir acemi olabilir, o anda başka bir psikoloji içerisinde olabilir. Bunları normal karşılamak lazım. Birisi bir yanlış yapabilir. Yanlış yaptı diye hemen peşinen suçlu kabul edip onlara öfkemizi yönlendirmek yerine olabilir deyip hayatı normal bir şekle sokmak öfkeyi azaltan bir şey oluyor. Bu da çok kolay bir şey değil. Şunu bilmeliyiz ki hayatında mutlu yaşayanlar bu hayatın sorunları karşısında yada var olan problemlerin karşısında onlara ‘olabilir bunlarda yaşanabilir’ diye baktıkları için mutlular” şeklinde konuştu.

    “TRAFİKTE ‘ZATEN KADIN’ DEYİP OLUMSUZ BİR ANLAM YÜKLÜYORUZ”

    Trafikte kadın sürücülere neden tepki gösterildiği yönündeki soruları ise Zengin, “Eskiden daha az kadın sürücü vardı, şimdi sayıları çoğaldı. Trafikte bir sorun yaşadığımızda karşımızdaki sürücünün kadın ise ‘zaten kadın’ deyip olumsuz bir anlam yüklüyoruz. Bence yanlış bir şey bu doğru bir şey değil. Yani her insan trafikte sorun yaşayabilir. Sorunu buraya indirgememek gerekiyor. Bizim genel ruh halimizde bir memnuniyetsizlik ve gerginlik var. Toplumda da var bu, bunu aşmak gerekiyor” şeklinde cevap verdi.

    Tokat Belediye Başkanı Eyüp Eroğlu, Tokat Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Bandırmalı, Bem-Bir-Sen Tokat Şubesi Başkanı Kadir İşbilir ile minibüs şoförlerinin katıldığı seminer sonrasında katılımcılara belge verildi.

  • Savaş Ve Terörün İnsanlar Üzerindeki Psikolojisi

    Medical Park Trabzon Hastanesi Psikolog Niltem Hürfikir, savaş ve terör kavramlarının insanların ruh sağlığını etkileyen faktörlerden biri olduğunu belirterek, kadınların savaş ve terör gibi olaylarda erkeklerden daha çok etkilendiklerini söyledi.

    Erkeklerin savaş ve terör olaylarında duygularını kontrol edebildiklerini kaydeden Hürfikir, “Yapılan araştırmalarda kadınların; savaştan, terörden ve toplumda huzursuzluk oluşturan benzeri bütün olumsuz durumlardan, erkeklere oranla daha fazla etkilenmektedir. Erkeklerin duygusal tepkilerini daha iyi kontrol edebildiklerini, bu yüzden de savaş ve terör olgusuyla daha iyi başa çıkabildikleri görülmektedir” dedi.

    Savaş ve terörden dolayı travma etkeni ortadan kalksa da travma sonrasında ruhsal bozukluklar ortaya çıkabileceğini dile getiren Hürfikir, “Bu bozukluklar içinde en sık görülenler Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve depresyondur. Duygular kişiden kişiye göre değiştiği için bazen umursamaz davrananlarda olabiliyor. Travma sonrası kişide Öfke patlamaları, anksiyete, uyku sorunları, davranış bozuklukları sıklıkla yaşanmaktadır moral bozukluğu, umutsuzluk, huzursuzluk, kâbus görme, en ufak sese irkilme, sinirlilik, travmatik olaya ait anıların tekrarlaması, bu olayı hatırlatan durumlardan kolayca rahatsız olma gibi belirtiler görülebilir” ifadelerini kullandı.

    NELER YAPILABİLİR?

    Son dönemde yaşanan terör ve savaş olaylarının insan psikolojisi üzerinde yıkıcı, olumsuz duygu ve baskıyı arttırdığının gözlendiğini söyleyen Hürfikir, “Ruhen ve fiziken rahatlama sağlamak için nefes egzersizleri öğrenmek, uyku ve beslenme düzenini oturtur ve olumsuz senaryolar kurabileceğimiz düşüncelerden uzak durmaya çalışmak gerekiyor. Sağlıksız, korku, endişe, öfke oluşturan duygularla baş etmeyi güçlendirmek ve karşımıza çıkan haberlerde doğruluk payını sorgulamak lazım. Sağlıklı ve daha gerçek düşünmeyi sağlayabilmek ve baş edilemediği takdirde uzman kişiden psikolojik destek alınmalıdır” diye konuştu.

  • Vali Yavuz: “İnsanlar Terörden Dolayı Batıya Kaçıyor”

    Muş Valisi Seddar Yavuz, teröre sert tepki göstererek, “Dikkat ederseniz Sur’da, Nusaybin’de, Cizre ve Silopi’de insanlar terör örgütünün kazdığı hendekleri aşarak ülkemizin batısına kaçıyor” dedi.

    Hasköy İlçe Kaymakamı Hüseyin Göktürk, Jandarma Yüzbaşı Vedat Gül ve Belediye Başkanı Mürsel Özen tarafından karşılanan Vali Seddar Yavuz, ilk olarak kaymakamlığa geçti. Burada bir açıklama yapan Vali Yavuz, terör örgütü yandaşlarının yalan haberle devletin insanları öldürdüğü algısı oluşturmaya çalıştığını söyledi.

    Sur, Nusaybin, Cizre ve Silopi’den vatandaşların terör örgütünden kaçarak batı illerine göç etmek zorunda kaldığını anlatan Vali Yavuz, şöyle konuştu: “Dikkat ederseniz Sur’da, Nusaybin’de, Cizre ve Silopi’de insanlar terör örgütünün kazdığı hendekleri aşarak ülkemizin batısına kaçıyor. Teröristler ise devletin insanları katlettiğini söylüyor. Eğer biz vatandaşları katletsek Diyarbakır’dan niye Mersin’e, Adana’ya kaçsın insanlar, niye Eskişehir’e, İzmir’e, İstanbul’a kaçsın? Yani bunun gerçekle ilgisi olabilir mi? Tersi bir güç olması lazım böyle bir durum varsa. İşte böyle birliğimize, beraberliğimize kast eden hainler, akıl almaz senaryo üretiyor, yalan haber oluşturuyor. Ama biz bin yıldır birlikte yaşamış, kıyamete kadar da birlikte yaşayacağız. Ortak kültüre, ortak inanca sahibiz.”

    “BALKANLARI, KAFKASLARI, ORTA DOĞU VE AFRİKA’YI KUCAKLIYORUZ”

    “Allah bu coğrafyada kaderimizi birlikte yazmış, bu kaderi istesek de değiştiremeyiz” diyen Yavuz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “O yüzden, bu ülkede yaşayan herkes aklını başına toplasın ve yüce Rabbimizin kaderine razı olmayı ve birbirinizi sevmeyi, ellerinden sımsıkı tutmayı, birbirimizi gönülden kucaklamayı nasip etsin. Aksi hal üzüntüden, keder, gözyaşı ve kandan başka bir şey getirmez. O yüzden milletlerin kaderleri bazen isteyip de değiştiremeyeceği kaderlerdir. Bu coğrafyanın kaderi budur. Dolayısıyla biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak sadece 78 milyonu değil diğer coğrafyamızı kucaklıyoruz. Balkanları, Kafkasları, Orta Doğu ve Afrika’yı kucaklıyoruz. Nerede bir mazlum varsa onun peşinden koşmaya, onların gözyaşlarını dindirmeye adayız. Bunun zor olduğunu, riskler taşıdığını hepimiz biliyoruz. Ama biliyoruz ki biz Allah’a inanmış ve kendisini ona adamış bir neslin torunlarıyız.”

    Hasköy’ü örnek göstererek birlik beraberlik mesajları veren Vali Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hasköy’ü çok farklı düşünüyoruz. Sizle beraber burada güzel şeyler yapmak istiyoruz. Çünkü biz artık maddi kaynak sorunu olan bir devlet değiliz. Maddi sorunları aşmış bir devletiz. Önemli olan önceliklerimizi iyi belirleyip, en iyi şekilde kısa zamanda hayata geçirmektir. Bunlardan bir tanesi işte hükümet konağı yapmak, bunları kısa zamanda hayata geçirmemiz gerekiyor. Çalışmayı bir an önce bitirip uygun yerde hükümet konağı yapmamız gerekir. Bu karşılıksız sevginin tabi bizde oluşturduğu olumlu bir his var. Sizi bir kez daha tebrik ediyorum. Birliğinizin, beraberliğinizin daim olmasını diliyorum. Biz de devlet olarak elimizden ne gelirse her zaman yanınızdayız. Bugün birçok konuyu konuşacağız, neler yapmamız gerektiğini konuşacağız. Ama daha çok halkımızla uyuşmaya daha çok önem göstereceğiz.”

    “BİZ VATANDAŞLARIMIZIN SORUNLARINI ÇÖZMEYE ADAYIZ”

    Cumhurbaşkanının liderliğinde vatandaşın sorunlarını çözmeye yönelik bir politika yürütüldüğünü hatırlatan Vali Yavuz, şunları söyledi:

    “Hepinizin bildiği gibi hak edenlere şefkatimizi, hak etmeyene kudretimizi göstereceğiz. Devlet sadece şefkatli olursa devlet olmaz. O yüzden namuslu, kanuna uyan, vatandaşlık görevlerini yerine getiren insanlarımıza devletin sonuna kadar şefkat elini, halkımızın huzurunu bozan, onların canına, malına kast eden, insanlarımızı hendeklerde intihar eden örgüt veya örgütlere karşı devletin kudret elini mutlaka göstereceğiz. Devlet olmak böyle bir şey, o yüzden halkımızın sağduyusuna, birlikte yaşama arzusuna, birlik ve beraberliğine sonuna kadar güveniyoruz. Biz zaten son 14 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Türkiye’de devletin ancak vatandaşı memnun ettiği, mutlu ettiği süreci, bunun sorunlarına çözüm ürettiği süreci, kıymetli olduğu politikasını belirledik. Bundan taviz vermeye niyetimizin yok. Biz vatandaşlarımızın sorunlarını çözmeye adayız. Vatandaşlarımızın sorununu çözeceğiz. Ama söylediğim gibi diğer taraftan kamu düzeninde asla taviz vermeyeceğiz. Kamu düzenini sağlamaya yönelik faaliyetlerimize şu veya bu şekilde bunu kötüye kullanan, kamu düzenini sağlamaya yönelik yaptığımız çalışmaları dezenformasyonla etkisiz hale getirenlere de asla fırsat vermeyeceğiz.”

  • Mutlu İnsanlar Güvenli Yarınlar Projesi

    Kilis İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü tarafından Mutlu İnsanlar Güvenli Yarınlar Projesi kapsamında ihtiyaç sahiplerine yardımlar sürüyor.

    Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü tarafından Mutlu İnsanlar Güvenli Yarınlar projesiyle ihtiyaç sahibi, suç ve suçun hedefi konumundaki vatandaşların mutlu bir hayat geçirmelerine katkı sağlamak ve böylece polis-halk ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Suriyelilere yapılan giyim yardımları sürdürülüyor. Polislerin, vatandaşların suç ve suç örgütlerinin tuzaklarından korumak, devamlı iletişim halinde olarak onlara sahip çıkılması ve her zaman polislerin yanlarında olduğunu göstermek, toplumun değerli bir parçası olduklarını hissettirmek amacıyla başlatılan proje kapsamında gerçekleştirdiği yardımlar, bölge insanın da beğenisini kazandı.

  • Gümüşova: “Şap, İnsanlar İçin Ciddi Bir Sorun Değil”

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Gümüşova, şap hastalığının insanlar için önemli bir sorun oluşturmadığını söyledi.

    Şap hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Semra Gümüşova, “Halk arasında ‘dabak’ ya da ‘aft humması’ olarak adlandırılan şap hastalığı, çift tırnaklılar olarak tabir ettiğimiz sığır, koyun, keçi, geyik, deve gibi hayvanların akut ve çok bulaşıcı viral(virüs kaynaklı) bir hastalıktır. Hastalığın ilk tespiti dünyada 1898 yılında, Türkiye’ de ise 1914 yılında gerçekleştirilmiştir” dedi.

    “TRAKYA DA ŞAPA RASTLANMADI”

    En sık Afrika, Orta Doğu ve Asya ülkelerinde rastlanan hastalığa; Türkiye’de Trakya Bölgesi hariç her bölgede rastlandığını ifade eden Gümüşova, “Trakya Bölgesi’ne ise 2010 yılında Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı tarafından şap hastalığı olmayan aşılı bölge statüsü verilmiştir. Toplamda 7 serotipi(bakteri ve virüslerin alt tür seviyesindeki birbirinden farklı çeşitlemelerine verilen isim) ve birçok altserotipi bulunan virüsün son yıllarda ülkemizde A, O ve Asia 1 serotipleri saptanmış, 2015 yılı itibari ile ise A serotipinin Nepal 84 suşu tarafından oluşturulan yeni bir salgın bildirilmiştir. Bu son salgın nedeniyle bakanlık tarafından bu serotipe karşı aşılama programları (Trakya dahil) başlatılmıştır. Virüs, picornaviridae ailesinin aphthovirus cinsinde yer alan çok bulaşıcı bir virüstür. Hayvanlar arasında solunum yolu ve çeşitli vücut salgıları (burun akıntısı, salya, idrar, dışkı, sperm, süt, v.s.) ile bulaşır. Enfeksiyona yakalanan hayvanlarda yüksek ateş, depresyon, solunum güçlüğü, ağız ve ayakta tırnak aralarında vezikül olarak isimlendirilen içi sıvı dolu kesecikler görülmektedir. Zamanla keseciklerin açılmasıyla açık yaraya dönüşen bölgelerin gerekli temizlik ve dezenfeksiyonu yapılmaz ise bakterilerin buralara bulaşması kaçınılmazdır” diye konuştu.

    “İNSANDAN İNSANA BULAŞMA İSE BİLDİRİLMEMİŞTİR”

    Şap hastalığının insanlar için önemli bir sorun oluşturmadığını söyleyen Gümüşova, “Ancak hayvanlardan insanlara vezikül sıvısı, salya veya burun akıntısı ile temas ya da virüs ile enfekte çiğ süt ve taze peynir gibi gıdaların tüketilmesi ile bulaşabildiği de bildirilmiştir. Enfeksiyona yakalanan insanlarda sıklıkla görülen belirtiler ateş, yorgunluk, kol-bacaklarda ağrı, el ve dudaklarda vezikül oluşumudur. İnsandan insana bulaşma ise bildirilmemiştir” şeklinde konuştu.

    “HAYVAN YETİŞTİRİCİLERİ DE GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMALI”

    Türkiye’de şap hastalığı ile mücadelede Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Şap Enstitüsü tarafından üretilen ve Fransa, Hollanda gibi ülkelerden ithal edilen aşıların kullanıldığını belirten Gümüşova, “Ayrıca hastalığın belirlendiği bölgelerde 10 kilometrelik alanda karantina uygulanması ve koruyucu aşılama yapılması da diğer uygulamalardır. Enfeksiyonla mücadelenin başarısı için bölgede enfeksiyona neden olan serotiplerin belirlenmesi, aşılamanın bu serotiplere karşı yapılması, sürü bağışıklığında yüzde 80 oranında bağışıklık oranının oluşturulabilmesi, hayvan yetiştiricilerinin hastalığı yetkili veteriner hekimlere bildirme konusunda hassasiyet göstermeleri ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaları da ayrıca önem taşımaktadır” açıklamalarında bulundu.