Etiket: İnsanından

  • Vartolu iş insanından Kur’an kursu yapımına destek

    Muş’un Varto Müftülüğünün gerçekleştirmiş olduğu yatılı kız Kur’an kursu inşaatı projesine Vartolu iş insanı hayırsever Gıyasettin Bingöl’den destek geldi.

    Varto ilçesinde 1966 yılında yaşanan depremden sonra Gümgüm Mahallesi’nde inşa edilen ve atıl durumda bulunan Kur’an kursu binasının yıktırılarak yerine yeniden yatılı kız Kur’an kursu binası yapılmaya karar verildi. Varto Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Erkan Kaçmaz ile İlçe Müftüsü Dr. Mehmet Akif Coşkun’un talepleri üzerine Kur’an kursunun yapımını üstlenen iş insanı Gıyasettin Bingöl, Varto ilçesinin kendileri için önemli olduğunu söyledi. Bingöl, “Vartolu dinamiklerle birlikte Hacı Kaya Özer Camisini inşa ettik. Gerçekten çok güzel ve şık bir cami olmuş. Kaymakamımız ve müftümüz bizi aradılar. Varto’da kız Kur’an kursunun olmadığını öğrendim. Bizde Varto çocuğuyuz. Ayeti kerimede diyor ki, ‘önce akrabalarınız ve yakınlarınıza zekât vereceksiniz, yardım edeceksiniz.’ Peygamber Efendimizin hadisidir. Muşta Muşluyuz. Varto’da Vartoluyuz. Dışarıya gidince tam Muşluyuz. Varto bizim için çok önemlidir. Ben 1986 yılından beridir hiç Varto’ya gelmemişim. 33 yıl olmuş, çok değişiklik olmamış ama bazı adımlarda atılmış. Ben bir kardeşiniz olarak elimizden ne gelirse, yapabileceğimiz bir şey varsa yapacağız. Meslek yüksekokulunu hal edeceğiz inşallah. Bizim için önemlidir. Cami de önemli, Kur’an kursu da önemli. İnsanların eğitimi, sevgi, kardeşlik, kucaklaşmak, birbirimizin değerini bilmek önemlidir” dedi.

    İlçe Müftüsü Dr. Mehmet Akif Coşkun da, şu an bir vefa örneği yaşadıklarını belirterek, “Varto için takdire şayandır. Müftülük olarak Bingöl ailesine şükranlarımı arz ediyorum. Şu bir gerçek, hepimiz bir ananın elinde hamur gibi yoğrulduk. Bu anlamda bizlerin beslendiği değerler, başta Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim, onun dışında Allah’ın bize örnek olarak gönderdiği ve adımlarını takip ettiğimiz Hazreti Muhammed, bizim için çok önemlidir. Kurulacak Kur’an kursumuzda da değerlerimiz yetişecek. Değerlerin yetişeceği ve büyüyeceği ve insanımıza önder olacağı ve ufuk verecek bir kurs olacak. Bu vesile ile iş insanımız Gıyasettin Bingöl’e, Vartolular adına teşekkür ederim” şeklinde konuştu.

  • Vartolu iş insanından Kur’an kursu yapımına destek

    Muş’un Varto Müftülüğünün gerçekleştirmiş olduğu yatılı kız Kur’an kursu inşaatı projesine Vartolu iş insanı hayırsever Gıyasettin Bingöl’den destek geldi.

    Varto ilçesinde 1966 yılında yaşanan depremden sonra Gümgüm Mahallesi’nde inşa edilen ve atıl durumda bulunan Kur’an kursu binasının yıktırılarak yerine yeniden yatılı kız Kur’an kursu binası yapılmaya karar verildi. Varto Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Erkan Kaçmaz ile İlçe Müftüsü Dr. Mehmet Akif Coşkun’un talepleri üzerine Kur’an kursunun yapımını üstlenen iş insanı Gıyasettin Bingöl, Varto ilçesinin kendileri için önemli olduğunu söyledi. Bingöl, “Vartolu dinamiklerle birlikte Hacı Kaya Özer Camisini inşa ettik. Gerçekten çok güzel ve şık bir cami olmuş. Kaymakamımız ve müftümüz bizi aradılar. Varto’da kız Kur’an kursunun olmadığını öğrendim. Bizde Varto çocuğuyuz. Ayeti kerimede diyor ki, ‘önce akrabalarınız ve yakınlarınıza zekât vereceksiniz, yardım edeceksiniz.’ Peygamber Efendimizin hadisidir. Muşta Muşluyuz. Varto’da Vartoluyuz. Dışarıya gidince tam Muşluyuz. Varto bizim için çok önemlidir. Ben 1986 yılından beridir hiç Varto’ya gelmemişim. 33 yıl olmuş, çok değişiklik olmamış ama bazı adımlarda atılmış. Ben bir kardeşiniz olarak elimizden ne gelirse, yapabileceğimiz bir şey varsa yapacağız. Meslek yüksekokulunu hal edeceğiz inşallah. Bizim için önemlidir. Cami de önemli, Kur’an kursu da önemli. İnsanların eğitimi, sevgi, kardeşlik, kucaklaşmak, birbirimizin değerini bilmek önemlidir” dedi.

    İlçe Müftüsü Dr. Mehmet Akif Coşkun da, şu an bir vefa örneği yaşadıklarını belirterek, “Varto için takdire şayandır. Müftülük olarak Bingöl ailesine şükranlarımı arz ediyorum. Şu bir gerçek, hepimiz bir ananın elinde hamur gibi yoğrulduk. Bu anlamda bizlerin beslendiği değerler, başta Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim, onun dışında Allah’ın bize örnek olarak gönderdiği ve adımlarını takip ettiğimiz Hazreti Muhammed, bizim için çok önemlidir. Kurulacak Kur’an kursumuzda da değerlerimiz yetişecek. Değerlerin yetişeceği ve büyüyeceği ve insanımıza önder olacağı ve ufuk verecek bir kurs olacak. Bu vesile ile iş insanımız Gıyasettin Bingöl’e, Vartolular adına teşekkür ederim” şeklinde konuştu.

  • Genç bilim insanından İzmir’e gruru veren proje

    Yaşar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Araştırma Görevlisi Mert Nakıp, yapay zeka kullanarak tasarladığı yangın algılama sistemi ile TÜBİTAK yarışmasında bölge birincisi olmayı başardı. Nakıp, bu başarısıyla 12-14 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek Türkiye finaline gitmeye hak kazandı.

    TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı tarafından düzenlenen, “Özel Sektöre Yönelik Lisans Bitirme Tezleri”, “Girişimcilik ve Yenilikçilik” ve “Öncelikli Alanlarda Üniversite Öğrencileri Proje Yarışmaları” bu yıl bölgesel olarak gerçekleştirildi. 2018 yılında başvuruları değerlendirmeye alınan toplam 809 adet projeden ön değerlendirmeyi geçen 789 adet proje, ikinci değerlendirmeye alındı. Değerlendirmeler sonucunda seçilen projeler, 6 bölge merkezinde sergilendi. İzmir bölge sergisinde; Ege Bölgesi’nin yanı sıra Bursa ve Eskişehir gibi illerin de aralarında olduğu toplam 13 ildeki üniversitelerin öğrencileri tarafından hazırlanan projeler yer aldı. Jürinin değerlendirmesi sonucu, 3 dalda, Bölge Birincisi seçilen projeler, diğer bölge finalistleri ile birlikte Türkiye finalinde yarışma hakkı kazandı.

    Yaşar Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Yüksek Lisans öğrencisi ve Araştırma Görevlisi Mert Nakıp, Prof. Dr. Cüneyt Güzeliş danışmanlığında bitirme projesi olarak sanayi işbirliğinde prototipini ürettiği yangın algılama sistemi ile TÜBİTAK 2241 Özel Sektöre Yönelik Lisans Bitirme Tezleri Yarışmasında bölge birincisi oldu.

    Proje hakkında bilgi veren Mert Nakıp, piyasadaki yangın alarm sistemlerinin neredeyse tamamında yalnızca duman veya alevi algıladığını belirterek, “EDS şirketinin danışmanlığında tasarladığım üründe, çeşitli sensörlerle gazları, dumanı, sıcaklığı, nemi algılayan ve bu verileri yapay zeka ile işleyip doğruluğu ve yangına tepki hızı daha yüksek bir yangın algılama sistemi oluşturmayı hedefledik. Proje, aynı zamanda TÜBİTAK 2209-B Sanayiye Yönelik Lisans Bitirme Tezi Destekleme Programından da mali destek almayı başardı. Bu tarz sistemler Türkiye’de bulunmuyor ve yurt dışından getirtiliyor. Birkaç büyük firma dışında bu sistemin henüz yaygın olarak üretilmediği de göz önünde bulundurulursa ülkemize ve işbirliği ile prototipini ürettiğimiz firmaya ekonomik getiri sağlaması beklenmekte” dedi.

  • Egeli bilim insanından mikotoksin tespit eden sensör

    Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, bazı küfler tarafından üretilen, gıdalarda verim ve üretim kaybının yanı sıra söz konusu gıdaların tüketilmesi durumunda insan sağlığını tehdit eden mikotoksinlerin tespit edilmesi için sensör geliştirdi. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, başarılı bilim insanı Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan ile ekibini çalışmalarından dolayı tebrik etti.

    EÜ Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, ekibiyle araştırma laboratuvarında sağlık, gıda, çevre ve savunma sanayine yönelik biyosensör sistemleri geliştiriyor. Araştırma ekibi, bu sistemler sayesinde, Hepatit B, AIDS, Zika virüsü gibi bulaşıcı ve Faktör V-Leiden Mutasyonu ve Akdeniz Anemisi gibi kalıtımsal bazı hastalıkların yanı sıra kanser, diyabet gibi hastalıklara ait çeşitli biyobelirteçlerin analizi, gıda kontaminantları ile çevresel kirleticilerin (ağır metaller, toksinler) analizinde kullanılması için çalışmalar yürütüyor. Sağlık bilimleri alanındaki çalışmalarıyla 2015 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, ödülünü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan aldı. Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, güncel projelerinden birinde araştırma ekibiyle bazı küfler tarafından üretilen, gıdalarda verim ve üretim kaybının yanı sıra söz konusu gıdaların tüketilmesi durumunda insan sağlığını tehdit eden mikotoksinlerin tespit edilmesi için sensör geliştirdi.

    Maliyet düşecek zaman kazanılacak

    Pek çok ödül sahibi Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan ile ekibini ziyaret eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, başarılı ekibi çalışmalarından dolayı kutladı. Geliştirilen sensörle yapılacak testlerin hem daha ucuza mal olacağını hem de daha hızlı yapılacağını söyleyen Rektör Budak, “Hocamız ve öğrencileri gıdalarda üretimden tüketim safhasına kadar küf mantarının yol açtığı bir mikotoksin olan Zearalenon (ZEN) tespiti için çok daha hızlı ve kolay yöntem geliştirdi. Günümüzde bu analizler, ELISA Testi ile yapılıyordu. Araştırma ekibimiz özellikle sağlık açısından riskli olan söz konusu mikotoksinin tespitine yönelik gıda kontrolleri ve sağlığımız açısından yeni yöntem geliştirerek önemli bir çalışmaya imza attı. Çalışmaları nedeniyle hocamızı ve ekibini tebrik ediyorum. Üniversitemiz topluma hizmet anlamında çalışmalarını sürdürecek” diye konuştu.

    “İnsan sağlığı açısından izlenmeli”

    Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, BM Gıda ve Tarım Örgütü tarafından dünyada üretilen hububatın yaklaşık yüzde 25’inin mikotoksinlerle kontamine (bulaşmış) olmasının öngörüldüğüne yönelik rapor hazırlandığını hatırlattı. Mikotoksinlere bağlı olarak üretimde verim ve kalite kaybının yanı sıra, bu ürünlerin tüketimi sonucunda çeşitli hastalıkların gelişmesi sebebiyle insan sağlığını tehdit ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, bu nedenle tüm ülkelerde tarımsal ve işlenmiş gıdalarda mikotoksinlerin izlenmesi gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, “Dolayısıyla son çalışmalarımızdan birinde, bitkisel bir mikotoksin olan Zearalenon’un duyarlı ve seçimli şekilde elektrokimyasal analizini mümkün kılan maliyeti düşük ‘kullan-at’ sensör teknolojisi (ZentoSens) geliştirilmesi konusu ele alınmış ve patent başvurusu yapılmıştır. Çalışmamızda mısır unu, mısır nişastası ve malt içeceği gibi gıda örneklerinde Zearalenon analizi gerçekleştirilmiştir” dedi.

  • (Özel Haber) Bilim İnsanından Medya Çalışanlarına Osmanlı Modeli Önerisi

    Özel Memorial Kayseri Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, Osmanlı’da kasapların merhamet duygusunu yitirmemesi için yapılan uygulamanın günümüzde medya mensupları için de uygulanmasını önerdi.

    Karayağız, Osmanlı döneminde et kesen ve parçalayan kasapların, merhamet duygularını yitirmemeleri için belirli aralıklarla çiçeklerle uğraşabilecekleri daha kibar olan bahçıvanlık mesleğine yönlendirildiğini belirtti. Özel Memorial Kayseri Hastanesi Psikiyatri Uzmanı ve Naci Yazgan Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, sürekli olumsuz habere giden medya mensupları için de benzer modellerin uygulanabileceğini söyledi. Karayağız, Osmanlı dönemi uzun süre kasaplık yapan insanların belli aralıklarla bahçıvanların yanına çırak olarak gönderildiğini belirterek “Böylece daha kibar bir işle uğraştırılarak ruh sağlıklarının etkilenmesinin önüne geçilirdi. Sürekli aynı tedirginlikte ve aynı yoğunlukta çalışan habercilerin de kısa süreli farklı birimlerde görevlendirilmesi rahatlatıcı olur” dedi.

    “GAZETECİLER İÇİN KÖTÜ OLAYLAR HİKAYEYE DÖNÜŞÜYOR”

    Karayağız, sürekli olumsuz olayların haberini yapan medya mensuplarının psikolojilerini değerlendirdi. Bir süre sonra gazetecilerin empati yeteneğini yitirdiğini ve hissizleştiğini ifade eden Şaban Karayağız, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sürekli kötü haberler gördükçe, bir süre sonra gerçek hayatla kameranın arkasından görülen hayat birbirine dönüşüyor ve kişi için kötü olaylar hikayeye dönüşüyor. Kötü olaylar bu kişi için artık hayatın normali haline gelmiş oluyor. Kişi böylece empati yeteneğini kaybediyor. Bu, aslında o kişinin ruh sağlığını normalize etme çabasından kaynaklanır. Çünkü o kötü olayı sürekli yaşasa ve etkisini düşünerek sürdürse ruh sağlığı bunu kaldırmaz. Aslında kısmen de kendisini olayın kötü etkisinden kurtarması için bir normalleştirme süreci.”

    GAZETECİLER BARDAĞIN BOŞ TARAFINA ODAKLI YAŞIYOR

    Sürekli olumsuz haber yapmanın bir diğer etkisinin de, karamsarlık olduğunu belirten Şaban Karayağız, ilerleyen durumlarda karamsarlığın kaygı bozukluğuna yol açtığını kaydetti. Kaygı bozukluğunun belirtilerini sürekli irkilme, tedirginlik ve sürekli alarmda olma şeklinde sıralayan Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kaygı bozukluğu, gün içerisinde normal bir olayla ilgili hafif kaygı duymamız konsantrasyonumuzu biraz daha artırır. Kaygının oluşturduğu bir alarm sistemi vardır ve kişiyi alarm durumuna geçirir. Bir iş yapmamız gerektiğinde bu mekanizmanın ortaya çıkması ve kaygının oluşması doğal ama kaygı ile birlikte, çarpıntı, terleme, sıkıntı basması, titreme gibi fiziksel sonuçların ortaya çıkması artık kaygıyı bir bozukluk haline getirir ve kişi günlük işlerini yapamaz hale gelir. Bütün bunların görülmesi durumunda birey mutlaka bir uzmana başvurmalıdır.”

    “MESAİ SAATİNDEN SONRA ŞARTELİ KAPATIN”

    Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, hissizleşme, empati yeteneğinin kaybı ya da karamsarlık yaşayan medya mensuplarına şu önerilerde bulundu:

    “Eğer iş değişikliği yapamıyorsa ya da kısa süreli başka türde haberlere gidemiyorsa, işten çıktıktan sonra muhabir işle alakalı konuları düşünmemeli, haber takibini bırakmalı. Ailesi ile vakit geçirmeli, zihnini rahatlatıp, boşaltması, sevgi bağı kurabileceği insanlarla bir arada olması, hayatın bu kısmını diğer insanlar gibi normal bir şekilde yaşamaya çalışması gerekir.”