Etiket: “İnsanın

  • AK Parti Sözcüsü Çelik: “Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir”

    AK Parti Sözcüsü Çelik: “Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir”

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasına yönelik yürütülen tartışmalara ilişkin, “Rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir. Demokrasilerde siyasi kimlik sahibi olmak bir eksiklik değildir, gayet normal bir şeydir. İnsanı asıl siyasi kimliği üzerinden rektör hocamızı yargılayanlar, orada asıl başka bir siyasi yörünge içerisinde hareket ediyorlar” dedi.

    AK Parti Sözcüsü Çelik, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen MYK toplantısının ardından gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Aşı konusunda gelinen noktada Türkiye’nin tedarik gücünün dünyanın pek çok ülkesinden önde olduğuna dikkat çeken Çelik, “Sağlık Bakanlığımız, uluslararası standartlarda ve uluslararası kurallara uygun bir şekilde bu süreci takip ediyor ve temin ettiğimiz aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacaktır. Dikkat edilmesi gereken nokta, aşı olanın hemen maskesini çıkartması veya tedbirlerden uzaklaşması gibi bir durum söz konusu olamaz. Antikor oluşana kadar bu tedbirlere devam edilmesi gerekiyor. Mutasyona uğrayan virüsten bahsediliyor. Burada spekülasyonlardan uzak durup Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine göre bu sürecin takip edilmesinde fayda vardır” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Birliği ile ilişkilere değinen Çelik, “Avrupa’nın güvenliği, Avrupa demokrasinin geleceği, Avrupa topraklarının güvenliği Türkiye sınırında başlar. Türkiye egemen bir ülke olarak kendi sınırlarını koruduğu gibi aynı zamanda Avrupa demokrasilerinin ve NATO’nun sınırını da korumaktadır. Avrupalı dostlarımızın bunun farkında olması gerekir. İngiltere’nin ayrılmasından sonra ise daha eksik ama Türkiye ile ilişkilerini daha iyi tutması gereken bir Avrupa vardır. Kim Avrupa Birliği içerisinde bir Türkiye karşıtlığından bahsediyorsa Avrupa’nın geleceğini yok etmek istiyordur” açıklamasını yaptı.

    “2020 yılının en aptalca şakası”

    Çelik, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Türk ürünlerinin ülkeye girişini 6 ay yasaklama kararının 2020 yılının en aptalca şakası olduğunu söyledi. Çelik, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti:

    “Bu yılın en aptalca şakası, en düşük zekalı şakası nedir diye sorarsanız, Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destekten dolayı Paşinyan şöyle bir açıklama yapmış: ‘Biz Türkiye’ye ambargo uyguladık Azerbaycan’a verdiği destek yüzünden, o yüzden Türk ekonomisini felce soktuk. Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse biz Türk ekonomisinin düzelmesine yeniden katkı sağlarız’ diye. Bunu da 2020 yılının en aptalca şakası olarak değerlendirmek mümkündür. Hiçbir zeka özelliği barındırmayan, hiçbir yetenek barındırmayan bir yaklaşım olarak gündeme gelmiştir.”

    Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Çelik, kongre takvimine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

    “Büyük kongrenin takvimini teşkilat başkanlığımız çalışacaktır. İl kongrelerinin takviminin herhangi bir şekilde Covid süreci sebebiyle takvim sık sık akamete uğruyor. Bu bir MYK’da Genel Başkanımıza sunulur, bu kesinleştiği zaman onu sizinle paylaşırız. Çok uzun bir demokrasi yürüyüşünün sonunda büyük kongremizi gerçekleştireceğiz. Gerçek bir demokrasi şöleni olacak, gerçek bir demokrasi kongresi, gerçek bir reform kongresi olacak. AK Parti’nin yürüdüğü bu büyük ve zorlu yol, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde aşılan bu engellerin bir şekilde siyaseten demlenmiş bir hali olacak bu kongre.”

    “Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşı konuşuyorlar”

    CHP eski Milletvekili Fikri Sağlar’ın “Türbanlı hakim karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var” açıklamalarını değerlendiren Çelik, bu açıklamayı 2020 yılının son faşist saldırısı olarak nitelendirdi. Çelik, yaptığı açıklamada şunları dedi:

    “’Türbanlı bir hakimin adaleti sağlayacağına inanmıyorum’ diyor. Sosyal medyada demokrat arkadaşlar gerçekten farklı görüşlerden olsa bile buna tepki gösterdiler. Örneğin Amerika’da birisi çıksa ‘siyah bir hakimin ben adaleti sağlayamayacağına inanıyorum’ dese o demokraside bu nasıl karşılanır. Çok üzücüdür. Bu kadar acı yaşanıyor, genç kızlar geçmişte hayatlarının en önemli yıllarını kaybettiler, bu kadar büyük bedeller ödendi ve halen çıkıyorlar dünyada şu anda ancak Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşı konuşuyorlar. Bir insan birincilikle, ikincilikle veya belli bir dereceyle ya da netice olarak bir üniversiteden başörtülü olarak mezun olacak ve siz o kamuda görev yapamaz diyeceksiniz. Böylesine faşist bir kamusal alan düzenlemesi olur mu? Eğer siz kamusal alanı bu şekilde zehirlerseniz, bu şekilde enfekte ederseniz ülkeyi felç edersiniz. Bunlar kes kopyala yapıştır yaklaşımlarıdır ama gerçekten ürkütücüdür. Bir kere kadınlar konusunda saygılı bir dil konuşmayan, nezaketi elden bırakan, hele kadınları hedef gösteren birisinin ne demokrat olması ne de medeni olması mümkündür. Bir kere bu saldırgan dilin bırakılması gerekir. Bu alenen kadın haklarına bir saldırıdır.”

    “Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür”

    “Tayyip Erdoğan’ın gitmesi için çok büyük bir halk öfkesinin olması lazım” açıklamasında bulunan Can Ataklı’nın bu sözlerine ilişkin de bir değerlendirmede bulunan Çelik, “Bunlar ruh sağlığı yerinde olan insanlar değil. Bunlar bu ülkenin iyiliğini isteyen insanlar değil. Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür. Darbe bir millete düşmanın yapamadığı düşmanlığı yapma mekanizmasıdır. Darbe bir milletin namusuna saldırıdır, milli egemenliğe saldırıdır. Bunu ağzına alan kişinin bu milletle hiçbir gönül bağının olmadığı, vatanseverlikle hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. Orada şöyle bir cümle kullanıyor, diyor ki, zaten ordunun da darbe yapma kabiliyeti kalmamış. Yani bu darbe meselesini bir kabiliyet olarak görüyor. Daha önce de Anayasa hukukçusu da olan bir CHP milletvekili, ‘Ordu darbe yapamıyor, kağıttan bir kaplanmış’ demişti. Yani demokrasiye bağlı bir ordu, milletine bağlı bir ordu, seçilmiş siyasetin emrinde bir ordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne saygılı bir ordu bunların gözünde bir ordu değil. Bu ordu bunların gözünde ancak darbe yapan bir mekanizma. Bu aslında Türk Silahlı Kuvvetlerine de bir hakarettir” ifadelerini kullandı.

    “Darbe milletine silah çekmektir, darbe alçaklıktır, bunun daha ötesi yok”

    İlker Başbuğ’un yaptığı açıklamaların hatırlatılması üzerine Çelik, “Zoraki demokratlık bir yere kadar. Kafanızın bir tarafında vesayet, bir tarafında demokratlık olduğunda bunun melezleşmesinden bir şey çıkmıyor, kokteyl demokratlık olmuyor. Ya demokrat olursun ya olmazsın. Ama ben kafamın bir tarafına vesayet koyayım, diğer tarafına da biraz demokrasi sosu ekleyim, buradan da bir kokteyl üreteyim dediğinizde ömrü iki cümle oluyor. Daha da vahim olanı, Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı yapmış birisinin ne kadar yanlış bir zihin yapısına sahip olduğunu göstermesi bakımından yani erken seçim olsaydı darbe olmazdı, sanki Menderes hükümeti erken seçime gitmeyerek darbeyi hak etmiş gibisinden bir tablo ortaya çıkarıyor. Bir de darbe girişimleri arasında mukayese yapıyor. Talat Aydemir’in içinde olduğu darbe girişimi ile Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimi aynı şey değilmiş. Darbenin aması, mazereti olmaz. Her türlü darbeyi kınamıyorsanız darbenin birine kötü, öbürüne daha az kötü, darbeler arasında bu işte kırmızı, bu sarı, yeşil gibi etiketleme yapıyorsanız buradan demokratlık çıkmaz. Burada bir takım örnekler de var. Darbe milletine silah çekmektir. Darbe alçaklıktır. Bunun daha ötesi yok. En son Fetullahçı Terör Örgütü’ne verilen cevap aslında her darbeye yapılması gereken muameleyi göstermiştir” açıklamasında bulundu.

    “Yargı ve ekonomi alanındaki reform çalışmaları devam ediyor”

    Yargı ve ekonomi alanındaki reform çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Çelik, “Hem kabine kanadında hem parti kanadında devam ediyor. Bunlar tamamlandığı anda kendilerine arz edecekler, uygun görülen bir takvim içerisinde Meclis’e gelmesi için gerekli çalışma yapılacak” dedi.

    “En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktır”

    Çelik, Almanya merkezli olarak Alevi vatandaşları Türkiye’den koparmak yönündeki faaliyetleri de yakından takip ettiklerini söyledi. Bunun yakın zamanda ortaya çıkan bir şey olmadığını söyleyen Çelik, “En bilinen deyimiyle bir ‘Ali’siz Alevilik’ üretmek şeklinde çeşitli örgütlerin ortaya koyduğu faaliyetler var. Bunlar daha önceden Aleviliği İslam’ın dışında ayrı bir din olarak göstermeye çalışıyorlardı kendilerine Almanya içerisinde bir müstakil alan oluşturmak için. Bahsettiğiniz bu eyalet kararı bunun bir neticesidir. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde Sünni-Alevi vatandaşı, Alevi-Sünni Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya da Alevi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi bir ayrımı asla kabul etmeyiz. Böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Vatandaşlarımızın kendi mezhep tercihleri, dinsel tercihleri o kendilerine aittir. Aleviliği İslam’dan, Türklükten koparmaya çalışan gayretlerin esasında Alevi vatandaşlarımızın faydasına değil, bir takım yabancı istihbarat örgütlerinin projeleri çerçevesinde ortaya çıkmış faaliyetler olduğunu da biliyoruz. En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktır. Aramızda Sünnilik, Alevilik üzerinden herhangi bir şekilde bir takım süslü kelimelerle, hatta bir takım meşru kelimelerle ayrım oluşturmaya çalışanlara karşı dikkatli olmalıyız” diye konuştu.

    “Kayyum diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne zarar vermek isteyenlerdir”

    Çelik, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör atamasına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

    “Cumhurbaşkanlığı makamının takdiri, yasalar çerçevesinde gerçekleyen bir takdir. Birilerinin ortaya koyduğu eleştiriler, yani akademik özgürlük yok ediliyor gibisinden hiçbir geçerliliği yok. Bu başka üniversiteler içinde söz konusu oldu. Ama işin geldiği noktada şu var; rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir. Demokrasilerde siyasi kimlik sahibi olmak bir eksiklik değildir, gayet normal bir şeydir. İnsanı asıl siyasi kimliği üzerinden rektör hocamızı yargılayanlar, orada asıl başka bir siyasi yörünge içerisinde hareket ediyorlar. Sanki kendileri çok apolitik bir yerde duruyormuş gibisinden söyleyenler var. Boğaziçi gözbebeğimizdir. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Türkiye’nin kıymetlileridir. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki hocalarımızın akademik birikimine, hocalarımızın Türkiye’ye katkılarına çok büyük saygı duyuyoruz. Ama şimdi görüyorum ki, onları temsil etmeyecek bazıları öğrencileri eyleme çağırıyor. Cumhurbaşkanımız liyakat ve ehliyet kriterleri içerisinden kendisine arz edilen adaylar içerisinden bu hocamızı uygun görmüştür. Buna eylem yapalım, buna kayyum diyelim, buna karşı bir seferberlik geliştirelim diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne zarar vermek isteyenlerdir.”

    “SMA hastası çocuklar hepimizin evladı”

    SMA hastası çocuklar üzerinden başlatılan kampanyaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Çelik, şunları dedi:

    “SMA’lı çocuklar hepimizin evladı. MYK’de gündeme geldi. Keşke MYK’da o bölümü izleyebilseydiniz. Cumhurbaşkanımızın ve MYK’daki arkadaşlarımızın bu çocukları nasıl kendi evlatları gibi sahiplendiğini, onların meseleleri ile ilgili geçmişten bugüne neler yaptığımızı herkes görseydi. Türkiye’de, bin 500 kadar evladımızın her biri devletin tedavi masraflarını üstlendiği ve bilimsel olarak onaylanmış tedaiden yararlanan çocuklardır. Dünyada, Türkiye kadar bu konuda tutarlı, istikrarlı ve giderek kaynak aktaran başka bir ülke yoktur. O paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır. Feda olsun, rakamdan bahsetmek bile ayıp. Varlık Fonu’na devredilsin dedikleri paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır, feda olsun, daha da harcanacaktır. Ama biz tabi vatandaşlarımızın SMA’lı çocuklara sahip çıkalım mı gibisinden hassasiyetini takdirle karşılıyoruz. Vatandaşlarımızın vicdani bir yaklaşım olarak herkes bu rakamları bilmeyebilir, herkes hükümetlerimizin yaptıklarını bilmeyebilir. Tutup da bir takım siyasi parti liderlerinin, neredeyse karşımızda olan herkesin, neredeyse imla yanlışları bile birbirine benzer bir şekilde işte buradan artan para buraya devredilsin gibisinden böylesine sorumsuz bir yaklaşım içerisine girmesi doğru değil. Açıklama yapıldı, uygulanan tedavilerin hepsi bilimsel kurullarca onaylanmış tedaviler. Önerilen ve kaynak aktarılsın denilen tedavilerse bilimsel olarak onaylanmamış ve şimdiye kadar da çeşitli yan etkileri ve semptomları ortaya çıkmış tedavilerdir. Sağlık Bakanımız açıklama yaptığında, ’biz çocuklarımızı bir takım ilaç şirketlerinin faaliyetleri neticesinde kobay olarak kullandırmayız.’ dedi. Burada bir tane sahip çıkılmayan bir çocuk yoktur. Kullanılan tedavi tam olarak bu çocukların iyileşmesini sağlamıyor. Bununla ilgili olarak şu ana kadar bilimin bulduğu kesin bir tedavi yok. Bugün bir siyasi parti lideri çıkmış diyor ki, ’orada öyle bir imkan var, öyle bir tedaviden bahsediyorlar, bundan mahrum mu kalsınlar.’ Bu tedavi diye bahsedilen mekanizmanın bu çocukları tedavi edeceğine dair bilimsel bir kanıt yok, bu bir propaganda. Bir millet kendi çocuklarını göz göre göre kobay olarak kullandırır mı? Biz bu bahsedilen rakamların emin olun yüzlerce katını bu çocuklar için harcıyoruz, bunu söylerken bile utanıyorum, feda olsun. Bu devlet bu çocuklara sonuna kadar sahip çıkacak. Cumhurbaşkanımız tekrar tekrar bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi aldı. Bahsedilen bu tedaviyi bilimsel kurullar onaylarsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti o tedavinin de bu çocuklara ulaşmasını sağlayacaktır. Bu kadar.”

  • Prof. Karaman “İnsan İnsanın Dermanıdır”

    İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. İhsan Karaman, “Bizim inanç sistemimizde ve medeniyetimizde, insan insanın dermanıdır. Muhtaç olanlara şefkat elini uzatmada bu felsefe geçerlidir. Asıl maksadımız, Allah’ın rızasını kazanmaktır” dedi.

    Düzce Üniversitesi Genç Yeryüzü Doktorları Topluluğu tarafından düzenlenen “Hekimliğin Ufkunda Şifayı Paylaşmak” başlıklı konferansta öğrencilerle bir araya gelmek için Düzce’ye gelen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. İhsan Karaman, ilk olarak Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar’ı ziyaret etti. görüş alışverişinde bulundu.

    Rektörlük ziyaretinin ardından Düzce Üniversitesi Cumhuriyet Konferans Salonundaki konferansa geçildi.

    Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Genç Yeryüzü Doktorları Topluluğu Başkanı Hacer Sena Tan, topluluk olarak faydalı etkinlikler düzenlemeyi planladıklarını ifade etti. Üniversite yıllarındaki sosyal faaliyetlerin kendileri için fırsat olduğunu söyleyen Tan, bu etkinliklerin öğrencileri hayata hazırladığını belirtti.

    Açılış konuşmasının ardından konferansını vermek üzere kürsüye davet edilen Rektör Prof. Dr. M. İhsan Karaman, Düzce Üniversitesi’nde bulunduğu için memnuniyetini dile getirdi. Kur’an-ı Kerim’deki Asr ve Fecr surelerinden örnekler veren Karaman, erdemli ve sorumlu davranmanın, hakkı ve sabrı tavsiye etmenin önemini vurguladı.

    Kapitalist dünyada ‘İnsan insanın kurdudur’ anlayışının egemen olduğunu söyleyen Prof. Karaman, “Bizim inanç sistemimizde ve medeniyetimizde, insan insanın dermanıdır. Muhtaç olanlara şefkat elini uzatmada bu felsefe geçerlidir. Asıl maksadımız, Allah’ın rızasını kazanmaktır” şeklinde konuştu.

    Hayırlı işlere imza atmak için vaktin önemine değinen Karaman, niyet, dua ve hayatımıza aldığımız doğru insanların vakti bereketlendirdiğine dikkat çekti. Gönüllülük hareketi olan Yeryüzü Doktorları olarak birçok trajediye şahit olduklarını dillendiren Prof. Dr. M. İhsan Karaman, bu gönüllük faaliyetleriyle şükrü, hamd etmeyi, vatan, millet sevgisini daha fazla hissettiklerini sözlerine ekledi.

    Konferansın sonunda, Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İdris Şahin tarafından İstanbul Medeniyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Karaman’a hediyesi takdim edildi. Konferans, Topluluk öğrencilerine teşekkür belgelerinin takdimiyle sona erdi.

  • İŞKUR Genel Müdürü Uzunkaya: “2018 Kasım ayına kadar 1 milyon insanın istihdamına aracılık ettik”

    İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya, 2018 Kasım ayına kadar 1 milyon insanın istihdamına İŞKUR olarak aracılık ettiklerini söyledi.

    Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kent Konseyi (BKK) işbirliğiyle bu yıl beşincisi düzenlenen Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması başladı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde (AKKM) gerçekleştirilen programın açılışında konuşan İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya, Türkiye olarak tüm zorluklara rağmen iş verenler, kamu kurum ve kuruluşları ve diğer paydaşlarla bir tarih yazdıklarını ve yazmaya da devam edeceklerini ifade etti. 15 Temmuz ihanet girişiminin ardından ilan edilen Milli İstihdam Seferberliği ve ’artı 1,5 milyon istihdam’ hedefine değinen Uzunkaya, “1,5 milyon istihdama bir kısım çevreler ve dış güçler inanamadılar çünkü inanılması güç bir rakamdan söz ediyoruz. Bir yılda 1,5 milyon istihdam gerçekten büyük bir rakam. 2007-2017 yıllarında OECD verilerine göre iş gücü piyasası 246,5 milyon olan Avrupa’da 28 ülke 7 milyon 190 bin istihdam gerçekleştirdi. Yine iş gücü piyasası 160 milyon olan Amerika Birleşik Devletleri 7 milyon 291 bin istihdam gerçekleştirdi. ’Avrupa Birliği’ne alalım mı almayalım mı?’ diye tartışadursunlar, Türkiye 1,5 milyon istihdam gerçekleştirdi. İşte Türkiye’nin farkı. İşte bu farkı 2017 yılında ortaya koyduk ve geçen yıl 1,5 milyon istihdam gerçekleştirdik” dedi.

    “Bizi dolarla, avroyla yolumuzdan alıkoyacağını zannedenler yanılıyorlar”

    İŞKUR’un 2002 yılında 1 yılda sadece 24 bin kişinin istihdamını gerçekleştirdiğini hatırlatan Uzunkaya, “2017 yılında 1 yılda 1 milyon 57 bin 249, bugün 1 Kasım ve 1 milyon insanın istihdamına 2018 yılında İŞKUR olarak aracılık ettik. Bursa’da 46 bin istihdam gerçekleştirdik. Yani Türkiye’nin 1 yılda gerçekleştirdiğinin iki katını biz Bursa’da 10 ayda bu yıl gerçekleştirdik. Bursa’nın bu yılki 24 bin kadın istihdam hedefi, Türkiye’nin 2002 yılında gerçekleştirdiği istihdama denktir. Yani Türkiye hiçbir ihanete, hiçbir kalkışmaya, moral ve motivasyonumuzu bozmaya yönelik girişime pirim vermeden yoluna devam ediyor. Bizi dolarla, avroyla yolumuzdan alıkoyacağını zannedenler yanılıyorlar. Onlar 1 dolara satın alacaklarını zaten almışlardı. Geride kalan bu milleti, milyon dolarlarla satın almaları da mümkün değildir, olmayacaktır” şeklinde konuştu.

    Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Alinur Aktaş ise, “14,5 yıldır belediye başkanlığı yapıyorum. Herkeste belediye ve devlet dairelerine girme arzusu var. Böyle bir dünya yok. Bursa Büyükşehir Belediyesinde bırakın adam ihtiyacını, adam fazlalığı var. Her kurum personel maliyeti olması nedeniyle bunun hesabını ince ince yapmak zorunda. Ama Bursa’da özellikle son 1 yıldır iş adamlarından şunu duymaktan yoruldum, ’Başkanım, istediğimiz gibi adam bulamıyoruz. Çalıştıracağımız şu şu niteliklerde adam lazım.’ Herkeste bir devlete girme arzusu, üniversite mezunundan ilkokul mezununa, zanaatkarından farklı meslek gruplarında olanlara kadar herkeste bu mantık var. Biz eğer bugün 500 milyar dolar ihracat hedefliyorsak, 2023, 2053 ve 2071 hedeflerini konuşuyorsak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere devletin tüm kurum ve kuruluşlarının bu gayreti ortada varsa kimse kusura bakmasın bunlar hep beraber gerçekleşecek. Burada anne ve babalara da büyük görev düşüyor. Herkesin doktor, öğretmen olduğu, belediye ve valilikte çalıştığı bir ülke dünyanın hiçbir yerinde yok. Bu gerçeği anlamalı ve kavramalıyız. Bu memlekete işçi de çiftçi de lazım, tamirci de temizlik işçisi de lazım” dedi.

    Konuşmaların ardından 3 gün sürecek olan istihdam buluşmasının açılışı gerçekleştirldi.

  • Kafelerin olduğu yüzlerce insanın oturduğu sokağa dalan lüks otomobil sürücüsünün kimliği belli oldu

    Yalova’da trafiğe kapalı olan sokağa giren ve vatandaşlar tepki gösterince masaların üzerinden geçerek kaçmaya çalışan sürücünün kimliği belli oldu. Şahsın üzerinden uyuşturucu madde ele geçirildi.

    Olay, Rüstempaşa Mahallesi Huzur Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, ters istikametten 10 BR 096 plakalı otomobili ile girerek sokak içerisinde insanların üzerine sürerek, masa, sandalye ve park halindeki araca zarar verdi. Sürücü kaza sonucu otomobili terk ederek olay yerinden uzaklaştı. Yalova Asayi Şube müdürlüğü ekipleri tarafından, bir fırının jenaratör odasında yakalandı.

    “Sürücünün kimliği belli oldu”

    Yalova emniyetinden yapılan açıklamaya göre, Huzur sokakta insanların üzerine sürerek, masa, sandalye ve park halindeki otomobile zarar veren sürücünün Y.Ü.(24) olduğu bilgisine ulaşıldı. İsmet Acar caddesi üzerinde bir fırının jenarötör odasında kısa sürede yakalanan sürücünün, üstünden 13.32 gr uyuşturucu madde çıktığı ve kazaya karıştığı otomobili Bursa’da kiraladığı öğrenildi.

  • Sinop İl Müftüsü Çelik: “Kurban insanın içindeki vahşilik duygusunu törpüler”

    Sinop İl Müftüsü Ali Hayri Çelik, kurbanın kesilmediği yerlerde insan kanının aktığını belirterek, “Kurban insanın içindeki kan dökme ve vahşilik duygusunu törpüler” dedi.

    Müftü Ali Hayri Çelik, kurban ibadeti ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın vekalet yoluyla kurban kesim organizasyonu ile ilgili basın toplantısı yaptı. Müftülük binasında gerçekleştirilen toplantıda konuşan Müftü Çelik, “Kurban aslında Allah’ın sevgisinin olmadığı, dokunulmaz kıldığımız gettolarda inşa ettiğimiz tabuları yıkmaktır. Kalbimizde Allah’tan uzak, kutsalı yaklaştırmayan, seküler kurallar koyduğumuz paradigmalarımızdan vazgeçmektir. Allah’ı karıştırmadığımız, kendi oluşturduğumuz dokunulmaz dünyamızdaki siyasi, ideolojik, politik zihin tortusundan ne zaman vazgeçip zihin dünyamızı Allah’a kurban edeceğiz. Kurban, bayram günü sadece hayvanın boğazlanmayacağını anlayıp Allah’tan uzakta kurduğumuz o küçük dünyamızdan onun rızası için vazgeçmektir. Vazgeçemediklerimizi Allah’a feda etmektir. Kurbanın kesilmediği yerlerde insan kanı akar. Kurban insanın içindeki kan dökme ve vahşilik duygusunu törpüler. Müslümanlar kurbanı keserek gelebilecek birçok bela ve musibeti de bertaraf eder. Kurban bir hayvan katliamı değil; insanın Rabbine ‘Ya Rabbi benim gibi can taşıyan, kan taşıyan bu canlıyı senin uğruna canıma ve kanıma bedel olarak kurban ediyorum, gerektiğinde canımı da kanımı da malımı da senin uğrunda vermeye hazırım’ diyebilmektir” diye konuştu.

    Müftü Çelik, Türkiye Diyanet Vakfının vekaletle kurban bedelinin yurt içinde 850, yurt dışında ise 600 TL olarak belirlendiğini sözlerine ekledi.