Etiket: İnsanı

  • Emine Erdoğan; “İnsani Yardım Sömürgeci Mantıktan Uzak Olmalı”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, insani yardımın acil durumlarda gönderilen koliden ibaret olmadığını belirterek, “Umuyorum ki, Dünya İnsani Zirvesi, ahlaki ve insani açıdan bir paradigma değişikliği için milat olur. İnsani yardım, yardım alan tarafın bağımlılığını ortadan kaldıracak, sömürgeci mantıktan uzak, insani bir eylem olmalıdır” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Dünya İnsani Zirvesi kapsamında düzenlenen ‘Kadın ve Çocuk Ekseninde Türkiye İnsani Yardım Perspektifi’ oturumunda konuştu. Emine Erdoğan burada yaptığı konuşmasında İstanbul’un öneminden bahsederek, “Tarihte bir ilk olan İnsani Zirve’nin ev sahipliğini, İstanbul’da yapmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. İstanbul gerek tarihi, gerekse jeopolitik açıdan dünyanın gözbebeği bir şehirdir. Napolyon, ‘dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu’ demiş. Aynı şekilde Lamartine’in (Lamartin), ‘dünyaya bir kez bakma imkanı olacaksa İstanbul’dan bakmak gerekir.’ dediğini hatırlıyoruz. Doğunun, batının, kuzeyin ve güneyin kesiştiği bu müstesna şehirde, tüm dünyayı ilgilendiren insani bir meseleyi konuşmak son derece anlamlıdır. Öte yandan, Türkiye, uluslararası kuruluşların da tasdik ettiği üzere, dünyanın en cömert ülkesidir. Gerek verdiği kalkınma destekleri, gerekse mültecilere açtığı kapılar itibarıyla tüm dünyanın takdirini kazanmıştır. Bu vasıflarla, sizleri burada misafir etmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Umuyorum ki, insani zirve, daha yaşanabilir bir dünya inşa etmeye vesile olur” şeklinde konuştu.

    “ULUSLARARASI KAMUOYU MÜLTECİ SORUNUNU SADECE SEYRETTİ”

    Suriye’de yaşanan dramı uluslararası kamuoyun izlediğini söyleyen Erdoğan, “Üzerinde yaşadığımız yerküre ne yazık ki, 21. yy’ın bütün gelişmişlik ve medeniyet iddialarına rağmen, insani açıdan büyük krizler yaşıyor. Her şeyden önce 1 milyar civarında insanın açlıkla karşı karşıya olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Yılda 10 milyon insan açlıktan ölüyor. Buna karşılık, her yıl 1.3 milyar ton gıda israfı yapılıyor. Bu çelişkileri sorgulamalıyız. Öte yandan zalim bir devlet başkanının idaresi altında, son beş yılda 500 binden fazla insan öldü. 6.5 milyon insan yerinden edildi. Çocuklar ve kadınlar canlarını kurtarmak için çaresizce denizlere açıldı. Fakat, uluslararası kamuoyu sadece seyretmekle yetindi. Mülteci meselesi tüm dünyanın çözülemez bir sorunu haline geldi. Oysa sorun, temel bir insanlık meselesiydi” diye konuştu.

    “ZENGİN ÜLKELER, SURİYELİ MÜLTECİLERİN YALNIZCA YÜZDE 1.4’ÜNÜ KABUL ETTİ”

    “Türkiye, 3 milyon Suriyeli ve Iraklı’yı topraklarında misafir ediyor” diyen Erdoğan, “Keza Lübnan yaklaşık 1 milyon, Ürdün 700 bin civarında mülteciye ev sahipliği yapıyor. Türkiye, tamamen kendi öz kaynaklarından 10 milyar dolar harcama yaptı. Sivil toplum kuruluşlarımızın ve vatandaşlarımızın bireysel yardımları hesaba katıldığında bu rakam, 20 milyar doları buluyor. Buna karşılık, zengin ülkeler, Suriyeli mültecilerin yalnızca yüzde 1.4’ünü kabul etti. Hümanist söylem lafta kaldı. Savaşların vicdanlarda açtığı yaralar artık kaldırılamaz halde. Din ve kültür eksenli kutuplaşmalar, bütün medeniyet iddialarını boşa çıkarıyor. İnsanlık artık bu yükleri taşıyamıyor” ifadelerini kullandı.

    “DÜNYA YÖNETİLEMEZ BİR NOKTAYA DOĞRU SÜRÜKLENİYOR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Düşünebiliyor musunuz, 60 milyon insanın, ülkelerindeki çatışmalar nedeniyle yerini yurdunu terkettiği bir dünyada yaşıyoruz. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana insanlık böylesine bir sefalet yaşamadı. Bir yandan küresel ısınma, enerji kaynakları ve doğal felaketler, diğer yanda çıkarcı politikalar sebebiyle ekonomik ve siyasal krizlerle boğuşuyoruz. Dünya yönetilemez bir noktaya doğru sürükleniyor. Ne yazık ki, tüm bu krizlerin ortasında en büyük mağduriyeti kadınlar ve çocuklar yaşıyor. Savaşın yıkıcı etkisi, sadece patlayan bombalar ve sıkılan kurşunlardan ibaret değil. Savaş sırasında her açıdan istismar edilen kadınlar ve çocuklar, yaşamlarını ağır psikolojik travmalarla sürdürmek zorunda kalıyorlar” dedi.

    “İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR SİSTEM KURMALIYIZ”

    Emine Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İnsan onuruna yakışır bir siyasal ve ekonomik sistem kurmak durumundayız. Umuyorum ki, Dünya İnsani Zirvesi, ahlaki ve insani açıdan bir paradigma değişikliği için milat olur. İnsani yardım politikalarının gözden geçirilmesine vesile olur. İnsani yardım, sadece acil durumlarda gönderilen yardım kolileri demek değildir. İnsani yardım, yardım alan tarafın bağımlılığını ortadan kaldıracak, sömürgeci mantıktan uzak, insani ve vicdani bir eylem olmalıdır. İnsan onurunu koruyacak biçimde planlanmalıdır”.

    Emine Erdoğan, Osmanlı Devleti’nde uygulanan bir yardım çeşidinden örnek vererek, “Sizlere kendi tarihimizden bir örnek vermek istiyorum; Osmanlı şehirlerinde dini ve sosyal kurumların ya da büyük meydanların bir köşesinde, adına ‘sadaka taşı’ denen oyuk taşlar bulunurdu. Hayır yapmak isteyen zenginler, akşam karanlığında kimse görmeden taşın oyuk kısmına bir miktar para bırakırdı. Paraya ihtiyacı olan fakirler de, gururları rencide olmadan gider, buradan sadece ihtiyaçları kadar parayı alırdı. Bu, son derece insani ve zarif bir yardımlaşma usulüydü. 17. yy’da İstanbul’a gelen bir Fransız gezgin, hatıratında, para bulunan bir taşa, tam bir hafta boyunca kimsenin dokunmadığını anlatıyor. Çünkü, verenin ve alanın birbirini görmediği böylesine ahlaki bir sistem, aynı zamanda gelir adaletsizliğini aşmış bir toplum da var edebiliyordu. Hiçbir çıkar beklemeksizin, insan onurunu gözeterek yapılan bu yardımlar, kuşkusuz yüksek bir toplumsal ahlakın varlığını gösteriyor” diye konuştu.

    “Türkiye’nin Afrika’ya bakışı da, bu tarihsel kodlara dayanmaktadır” diyen Erdoğan, “Devletimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızın tüm gayreti, çıkar amaçlı değil, dost ve kardeş ülkelerin kalkınmasına destek amaçlıdır. ‘Afrika’nın sorunlarına Afrika çözümleri’ ilkesiyle yapılan yardımlar, balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek şeklindedir. Bu bağlamda mesleki okullar, Afrika’ya yaptığımız kalkınma yatırımlarının ana unsurunu oluşturuyor. Türkiye çok yönlü bir uluslararası politika izlemektedir. Doğu’ya sırtını dönmeden yönünü Batı’ya çevirmiştir. Çok kutuplu dünyada özellikle Afrika’yı ihmal etmemektedir. Eşimin gerek Başbakan olduğu, gerekse Cumhurbaşkanlığı döneminde Afrika’ya çok sayıda ziyaretler gerçekleştirdik. Eşime refakaten katıldığım bu seyahatlerde, kadınların ve çocukların sorunlarına eğilme imkanı buldum. Keza, üzerinde yaşadıkları coğrafyanın yeraltı kaynaklarından habersiz Afrikalı yetimlerin çaresizliğini yüreğimde hissettim” ifadesini kullandı.

    AFRİKALI KADINLARIN EL SANATLARI ANKARA’DA SATILACAK

    Emine Erdoğan, Afrikalı kadınlara yardım amaçlı başlattıkları projeyle ilgili, “Afrikalı kadınların ve çocukların hayatına mütevazi bir katkı olarak bir proje başlattık. Dışişleri Bakanlığımızın koordinasyonuyla, himayemde bir çalışma yürütülüyor. Afrikalı kadınların el emeği ürünleri, hakettiği değerde, kar amacı gütmeksizin ülkemizde pazarlanacak. Buradan elde edilen gelir, Afrikalı kadınlara ve çocuklara, eğitim ve sağlık yatırımı olarak geri dönecek. 25 Mayıs Afrika Günü’nde ‘Afrika El Sanatları Pazarı ve Kültür Evi’ adıyla Ankara’da açacağımız merkez, Afrikalı kadınlarla olan dayanışmamızı artıracaktır” ifadesini kullandı.

    “CİNSİYET ADALETİ İÇİN İŞBİRLİĞİ YAPMALIYIZ”

    Kadınlar arasındaki dayanışmanın önemine dikkat çeken Erdoğan, “Kadınlar arasındaki dayanışmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Küresel anlamda toplumsal cinsiyet adaleti için işbirlikleri yapmalıyız diye düşünüyorum. Ne yazık ki, kadın bedeninin, emeğinin ve işgücünün sömürüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Kadınların ekonomik, siyasal ve sosyal haklarını kazanma mücadelesi, sadece kadınları değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir sorundur. Çünkü olumsuz etkileri herkesi kuşatmaktadır. Meseleyi bir insan meselesi olarak ele aldığımız takdirde, zaten birçok sorunun hallolacağını düşünüyorum. Bu düşüncelerle, sözlerime son verirken, Dünya İnsani Zirvesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ülkemizde bulunan tüm yabancı konuklarımıza teşrifleri nedeniyle teşekkür ediyorum. Tüm katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlıyorum” dedi.

  • (Özel Haber) ERÜ’lü Bilim İnsanı Antarktika’nın Likenlerini İlaç Yapacak

    Antarktika’ya araştırma için giden 13 Türk bilim insanından biri olan Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Halıcı, Antarktika’nın likenlerinin ilaç sektöründe kullanılmasını sağlayacak.

    Nisan ayında farklı üniversitelerden 12 bilim insanı ile birlikte Antarktika’ya giden ERÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Halıcı, Türkiye’den kıtaya giden ilk Türk botanikçi. Kıtadaki likenler üzerine araştırma yaptığını söyleyen Doç. Dr. Gökhan Halıcı, zor şartlara dayanan likenlerin içerdiği sekonder bileşiklerin, ilaç sektöründe kullanılmasına dair çalışma yapmayı amaçladığını belirtti.

    KITA, KÜRESEL ISINMA GÖZLEMLERİ İÇİN OLANAK SAĞLIYOR

    Doğal kaynakları ve ekosistemi bakımından ilginç organizmaları ve yer altı kaynaklarını barındıran kıtada, likenler ve kara yosunları dışında bitki yaşamadığını belirten Doç. Dr. Gökhan Halıcı, likenlerin, zor şartlara dayanmasını sağlayan bileşiklerin, ilaç sanayii bakımından önemli olabileceğini ifade etti. Kıtada yaklaşık 500 civarında liken türü tespit edildiğini kaydeden Doç. Dr. Gökhan Halıcı, “Uzun yıllardır yabancı bilim insanları tarafından Antarktika’nın likenleri, karayosunları çalışılıyor. Ama Türklerden şu ana kadar hiçbir botanikçi bu çalışmayı yapmadı. Ben de oraya, daha önceden tespit edilmeyen türleri bulabilmek amacıyla gittim. İkinci amacım da, sınıflandırmayı tamamladıktan sonra Eczacılık Fakültesindeki hocalarımızla, likenlerin ihtiva ettiği sekonder bileşiklerin, antioksidan, antiviral, antimikrobiyal, antikanser gibi özellikleri ile ilgili çalışmam olacak” diye konuştu.

    Kıtanın aynı zamanda küresel ısınmaya dair gözlemleri kolaylaştırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Gökhan Halıcı, şimdiden Türk bilim insanları tarafından kıtada yapılacak olan bilimsel çalışmaların, gelecekte kıtada söz sahibi olunması bakımından önemli olduğunu vurguladı. Kıtada halihazırda Amerika ve Japonya ile yakın civarda bulunan Arjantin, Şili, Güney Afrika, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkelerin bilim üsleri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Gökhan Halıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bilim insanları Antarktika’nın keşfinden beri Antarktika ile ilgili bilimsel çalışmalar yapıyor ama biz Türklerin kıtadaki bilimsel çalışmaları özellikle Avrupalı, Amerikalı ve Japon bilim insanları ile karşılaştırdığımız zaman oldukça az. Biz de Türk bilim insanları olarak kıtada Türk bilim insanlarının daha fazla sayıda çalışma yapmasını istiyoruz. Çünkü kıta, doğal kaynakları, ekosistem bakımından ilginç organizmaları ve yeraltı kaynaklarını ihtiva ediyor. Türk bilim insanlarının kıtada çalışma yapması, ileride Antarktika ile söz sahibi olmamızı sağlayacaktır.”

    Kıtada Türk bilim üssü kurulmasının oldukça yüksek maliyet gerektirdiğini de belirten Doç. Dr. Gökhan Halıcı, “Türk bilim üssünün kurulabilmesi için öncelikle Türk bilim insanlarının orada yeterli çalışmalar yapabilmesi gerek, elbette bir de maliyetle ilgili bir durum söz konusu. Bu maliyeti göz önünde bulundurduğumuzda ille de Türklerin bilim üssünün orada olmasına gerek yok. Türkler bir başka bilim üssünde de çeşitli anlaşmalar doğrultusunda çalışmalarını sürdürebilirler. Böyle örnekler var, mesele Hollanda’nın bilim üssü yok ama farklı ülkelerin üsleri ile anlaşarak bilim insanlarını oralara yönlendiriyor” ifadelerini kullandı.

  • Prof. Dr Sancar’a ’Üstün Bilim İnsanı Ödülü’

    Prof. Dr. Aziz Sancar, “Biz her şeyi yaparız düşüncesiyle büyüdüm, hocalarımız doğru söylüyor. ’Biz Türkler her şeyi yaparız’ fikriyle Amerika’ya gittim, aşırıya kaçırdım” dedi.

    DNA onarımı mekanizmaları konusunda yaptığı çalışmalarla Nobel Kimya Ödülü alan Prof. Dr. Aziz Sancar ve eşi Gwen Sancar, Ankara Üniversitesi tarafından düzenlenen Üstün Bilim İnsanı Beratı Takdimi Töreni ve Sancar adına Çınar Ağacı dikimi törenine katıldı. Ağacın dikildiği alana ’Aziz Sancar Bilim Meydanı’ adı verildi.

    Törende açış konuşmasını yapan Ankara Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Erkan İbiş, “Aziz Sancar her zaman memleketini her zaman ülkesini düşünen bir bilim insanı. Aziz Sancar’ın bu başarı ve bu gurur dolu öyküsünün temelinde eğitim, insani değerler ve güçlü vefa duygusu yatar. Neye vefalıdır? Aziz Sancar milli değerlerimize vefalıdır, bayrağımıza, vatanımıza, bağımsızlığımıza, cumhuriyetimize, atalarımıza bağlıdır. Bu vefası aslında dünedir, dünden bugünedir, bugünden geleceğedir. O Türkiye Cumhuriyeti ile özdeşleşmiş bir bilim insanıdır” ifadelerini kullandı.

    Konuşmanın ardından Prof. Dr. Sancar’a, Prof. Dr. İbiş tarafından ’Üstün Bilim İnsanı Beratı’ takdim edildi.

    Prof. Dr. Sancar ise, özgüvenin önemini vurgulayarak, “Özgüveni bana cumhuriyet verdi, çok idealist hocalarım vardı. Biz Türkler her şeyi yaparız, her şeyi başarırız, İstiklal Savaşı’nı kazandık, bütün Batı’ya karşı savaştık İstiklal’imizi kurduk ve şimdi devam ettirmenin yolu eğitimdir diye bize aşıladılar. Biz her şeyi yaparız düşüncesiyle büyüdüm, hocalarımız doğru söylüyor ’biz Türkler her şeyi yaparız’ fikriyle Amerika’ya gittim, aşırıya kaçırdım. Biz çalıştığımız ve ürettiğimiz sürece üstün olacağız, üstünlük genetik değildir, bütün insanlar birbirine eşittir. Çoğu insan zekaya inanır ben inanmıyorum, bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum” diye konuştu.

    Törenin ardından Prof. Dr. Sancar adına Çınar Ağacı dikimi gerçekleşti ve ağacın dikildiği alana ’Aziz Sancar Bilim Meydanı’ ismi verildi.

  • Krizle Mücadele Eden Şehirlerde İnsani Eylemlerin Geliştirilmesi Çalıştayı Başladı

    Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen ’Krizle Mücadele Eden Şehirlerde İnsani Eylemlerin Geliştirilmesi Çalıştayı’ başladı.

    Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, bir otelde düzenlenen çalıştayda, çalıştayın önemini anlatarak, sonucunda orta ve uzun vadeli bir yol haritası hazırlanacağını söyledi. Dünyanın büyük bir sınavdan geçtiğini, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın en büyük göç hareketiyle karşı karşıya kaldığını anlatan Şahin, “Milyonlarca insan vatanından toprağından oldu, binlerce insan canından oldu, binlerce çocuk anasız babasız kaldı, binlerce anne baba çocuksuz kaldı” dedi. Sürecin en iyi şekilde yönetilmesi için Büyükşehir Belediyesi olarak araştırma yaparak gerekli çalışmaları yaptıklarını belirten Şahin, “Bu olaylar olmaya başladığı zaman komşu hakkı, insanlık hakkı adına ve ensar-muhacir inancından medeniyetinden gelen bir şehrin yaşayanları, bu ülkenin yaşayanları olarak dünyaya büyük bir insanlık sınavı verdik. Hamd olsun insanı ve vicdani olarak hepimiz bu sınavdan geçtik ve alnımızın akıyla bu süreci yönetiyoruz” diye konuştu.

    Suriye’deki iç savaşın başlamasıyla yaşanan göç krizini en az zararla nasıl fırsata dönüştürüleceği konusunda çalıştay yaptıklarını hatırlatan Şahin, çalıştay sonucunda 4 ana başlığın ortaya çıktığını, bunların eğitim, sağlık, güvenlik ve istihdam olduğunu belirtti. Eğitimin çok önemli olduğunu ve savaşın beyinde başladığını vurgulayan Şahin, Büyükşehir Belediyesi olarak Suriyeliler için yapılan çalışmaları anlattı. Göreve geldiğinde 3 bin çocuğun eğitim hayatında olduğunu aktaran Şahin, şu anda 70 bin çocuğun eğitim hayatına kazandırıldığına dikkat çekerek, “Bu sene okula gitmeye başlayacak olan çocukların yüzde 98’i sistemin içerisine girdi. Bu büyük bir başarı, bu çocuklarımızı mutlaka yetiştirmemiz ve geleceğe hazırlamamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “GÜVENLİKLE İLGİLİ YAPILAN NEGATİF HABERLERDEN RAHATSIZIZ”

    Sağlıkta fırsat eşitliğini sağladıklarını ifade eden Şahin, kayıt dışı çalışmaların önüne geçmek için ’Gaziantep Modeli’ olarak adlandırılan kota sistemiyle Suriyeli mültecilerin sistemin içerisine dahil edilerek çalışmaya başladıklarını anlattı. En çok rahatsız oldukları konunun ’güvenlik’ olduğunu ve bir takım olumsuz haberlerle negatif algı oluşturulmaya çalışıldığına vurgu yapan Şahin, “Maalesef biz bu kadar büyük gayretler göstermemize rağmen uluslararası basının bir takım büyükelçilerin yaptığı negatif haberlerden dolayı halkımızın büyük fedakarlığıyla bu götürdüğü süreçte sanki bu şehirde ciddi bir güvenlik sorunu var gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Oysa Valimiz, Emniyet Müdürlüğümüzden aldığınız rakamlarda özellikle mültecilerle beraber yaşayan Gaziantep’te güvenlikle ilgili sorunun yüzde 4’ler de olduğunu ve bunun yarısından çoğununda Suriyeli mültecilerin kendi aralarında yaşadığı sorun olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla biz bu tür negatif haberlerden rahatsısız. Turizmi, kültür turizmi adına hedeflerimiz var. Yapmaya çalıştığımız önemli projeler var, bunun hayata geçebilmesi, bölgenin kalkınması içinde özellikle bu alanda çalışan arkadaşlarımızdan istirham ediyoruz ki bu şehir dünyanın herhangi bir şehri kadar güvenlidir ve terörle mücadele dünyanın en büyük sorunudur. Küreselleşme, sınırların kalktığı bir dünyada biz bu şehir güvenli, bu şehir güvensiz şeklinde bir ayrımcılığı, yaşanan olayları gördüğünüz zamanda, Brüksel ve Paris’i gördünüz zaman da doğru bir yöntem olmadığını, bu yanlış yöntemlerle de doğru sonuca ulaşılamayacağını ifade etmek istiyorum” dedi.

    Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı olarak çok acil tedbirler aldıklarını dile getiren Şahin, Suriyeli göçmenlerin bir an önce vatanlarına dönmelerini temenni etti. Birliğin önemli olduğunu vurgulayan Şahin, “Birlikte rahmet, bereket ve barış var. Ortadoğu ve Batı Asya aslında dünya barışı için çok önemli bir alan, bir nefes. Nefes olmadan hayat olmaz, nefes olmadan can olmaz, nefes olmadan barış olmaz” ifadelerini kullandı.

    KEÇECİ: “İNSANİ BOYUT KONUSUNDA GAZİANTEP BÜYÜK İŞLER BAŞARDI”

    Büyükelçi Adnan Keçeci de Suriye’deki olaylar nedeniyle 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük insani trajedisinin yaşandığını aktardı. Uluslararası toplumun bu alanda çok daha büyük iş yapması gerektiğine işaret eden Keçeci, “Bu insani boyut konusunda Gaziantep çok büyük işler başardı ve sınavdan başarıyla geçti. Başarısını da devam ettiriyor. Gaziantep resmi kurumları, sivil toplum örgütleriyle tam bir işbirliği içerisinde. İnsani krizi önleme anlamında büyük projeler geliştiren Gaziantep, uluslararası alanda da bunların kabul görmesini sağlıyor. Gaziantep, sadece karşıdan gelen insanların ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda proje geliştiriyor. Gaziantep uluslararası alanda işbirliğinin geliştirilmesi konusunda büyük bir çaba da gösteriyor. Bu tip toplantılar, bu alandaki çalışmalara da destek sağlayacaktır. Bu anlamda Dışişleri Bakanlığı olarak elimizden gelen desteği sağlıyoruz” diye konuştu.

    UCLG-MEWA Genel Sekreteri Mehmet Duman ise bugün şehirlerde yaşanan en büyük insani krizin göç olduğunu, bunun da aslında sanayileşmeyle başladığına işaret etti. Göçün entegrasyon ve eğitim gibi sorunları beraberinde getirdiğini ifade eden Duman, “Suriye’den göç eden insanlar da komşu ülkelere göç etti. Gaziantep başta olmak üzere Kilis, Hatay gibi bazı iller Suriye’deki göçten ciddi etkilendi. Bu şehirlerimiz insani krizle karşı karşıya kalan illerimizdir. Peki ne yapabiliriz? Zaten yerel yöneticilerimiz ellerinden geldiğince kaynaklarını bu yönde seferber etmiş durumda. Merkezi yönetimin de yerel yönetimleri daha fazla desteklemesi gerekir. Bazen tüm yerel kaynaklar da yetersiz kalabiliyor. Bu noktada da uluslararası kaynakların devreye girmesi zarüreti ortaya çıkıyor. Şu ana kadar uluslararası camia üzerine düşeni yapmış değli. Ben burada yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarıyla daha aktif çalışması gerektiğini düşünüyorum. Başta Türkiye olmak üzere tüm bölgemizde kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütlerinin dahil olduğu çoklu iş birliklere ihtiyaç vardır. İnsani krizlerle mücadelede en önemli nokta özellikle bu topraklarda ortak çalışma bilincinin oluşturulmasıdır. Biz teşkilat olarak gerçekleştirdiğimiz toplantılarda bu ortaklıkların kurulmasını teşvik ediyoruz. Bu çalıştayda bu noktada önemli” ifadelerini kullandı.

    IMPACT, Kıdemli Program Yöneticisi Megan Passey de Gaziantep’in sadece Türkiye’deki sığınmacılara değil aynı zamanda Suriye’deki insanlara da yardım ettiğini söyledi. İnsani zirvenin şehirlerde yaşanan krizlere odaklanmasını çok önemsediklerini ifade eden Passey, “Gaziantep, şehirlerde yaşanan krizlerle ilgili uluslararası işbirliği oluşturmak için bu çalışmayı hayata geçiriyor. Tavsiye niteliğinde sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Biz bu öneri ve tavsiyelere uymaya çalışıyoruz ya da krizlerden etkilenen şehirleri güçlendirmek için çalışma yapmayı önemsiyoruz. İstişareyi de bu konuda çok önemsiyoruz. Krizler içerisinde yaşayanlarla istişare yapmaya özen gösteriyoruz. Destekler bu konuda daha verimli oluyor. Gaziantep’teki istişare de genelde Suriyelilerden etkilenenler üzerinde yoğunlaşıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde de farklı konular üzerinde çalışıyoruz. Burada yürütülen çalışmalar, somut çözüm konusunda önemli adımların gelişmesine vesile olacaktır” dedi.

    Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin Suriyeliler için yaptığı çalışmaların yer aldığı kısa filmin izletildiği çalıştaya, ulusal ve uluslararası insani yardım kuruluş temsilcileri ve STK’lar da katıldı.

  • Bakan Ünal: “CHP, İnsani Değerlerden Çok Uzak”

    Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Kahramanmaraş’ta katıldığı mahalle başkanları toplantısında, “Ana muhalefet partisi, maalesef insanlıktan, insani değerlerden ve insanlığın üzerinde yükseldiği evrensel değerlerden çok uzak” dedi.

    Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde düzenlenen mahalle başkanları toplantısında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, ana muhalefet partisinin insani değerlerden çok uzak olduğunu ifade etti. Ünal, “Cumhurbaşkanımıza hakareti öyle bir noktaya getirdiler ki, geçen gün Almanya’da bir televizyon kanalında bir klip yayınlandı. Yayınlanan bu klipten en son kendileri de utandılar, klip yayınlayan komedyeni mahkemeye verildi ve bağlı olduğu televizyon kanalı özür diledi. Niye bu kadar düşmanlar? Hadi onlar düşman, hadi PKK düşman, peki bu ana muhalefet partisine ne oluyor? Şu iki üç günden beri kullandığı dile baktığınızda, ana muhalefet partisinin işte biraz önce sözünü ettiğim maalesef insanlıktan, insani değerlerden ve insanlığın üzerinde yükseldiği evrensel değerlerden çok uzak. Hiçbir ahlaki kaygı taşımayan ve maalesef orada kullandığı ifadeleri burada kullanamayacağım. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızın söylediği bir şey var. Diyor ki; ‘suç şahsidir.’ Bir insanın suçundan dolayı onu yargılayabilirsiniz. Ama bir insanın yaptığı çirkin bir iş üzerinden kurumlar linç edilmemelidir” dedi.