Etiket: İnanıyorum”

  • Emine Erdoğan: “Kadın zekasının dünyayı fethedeceğine inanıyorum”

    ‘Perakendede Kadının Gücü’ Zirvesinde konuşan Emine Erdoğan, “Güçlü ekonomi sadece kişisel hazların tatmini için değil insanlığın yaralarını sarmak için de gerekli. Kadın duyarlılığının her alanda vicdanı estetiği, zerafeti kanatlandıracak bir değer olduğuna inanıyorum. Kadın zekasının dünyayı fethedeceğine inanıyorum” dedi.

    Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) tarafından bu yıl ilk defa düzenlenen ‘Perakendede Kadının Gücü’ Zirvesi İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış töreniyle başladı.

    Zirvenin açılış törenine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, BMD Başkanı Sinan Öncel ve geniş bir davetli topluluğu katıldı.

    ‘Biz Daha İyi Yaparız’, ‘Her Yerde Biz Varız’, ‘Perakendenin Yükü Bizde’ ve ‘Yüzde 100 Kadın’ başlıkları altında dört oturumun düzenleneceği Perakendede Kadının Gücü etkinliğinin açılış konuşmasını gerçekleştiren Emine Erdoğan, devletin son 15 yılda kadınların çalışma hayatına dahili konusunda olanca gücüyle çalıştığını belirterek, “Dünyanın geleceğine yön verecek temel dinamiklerden birinin kadınların toplumsal hayata ve iş yaşamına katılımı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle kadınların çalışma hayatında mağdur edilmeyeceği şartların tesisi son derece önemlidir devletimiz kadınların toplumsal hayata dahil edilmesi konusunda son 15 yıldır olanca gücüyle çalışıyor. Eğitimden siyasete kadın varlığının her alanda arttığını net şekilde görmek mümkündür. Son yıllarda kadınların haklarını gözeten pek çok hukuki düzenleme yapıldı. Aksini düşünmekte zorlandığımız eşit işe eşit ücret ilkesi getirildi” ifadelerini kullandı.

    “Kadınlar kalkınmanın sadece destekçisi değil, öznesi de olmalı”

    Emine Erdoğan, kadınlar için güzel gelişmeler olduğunu fakat bunların yeterli olmadığını söyledi. Erdoğan, hedeflerinin kadınları sadece kalkınmanın destekçisi değil öznesi haline getirmek olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

    “Hükümetimiz kadınların siyasete katılımını her zaman teşvik etmektedir. 2002’de yüzde 4.5 olan kadın siyasetçi oranı yüzde 15’e çıktı. İnanıyorum ki bu oran daha da artacaktır. Eğitim alanında kız çocuklarımız önceleyen kampanyalarımızla temel eğitimde kız öğrenci oranı erkeklerle eşit seviyeye geldi. Çok şükür ki binlerce kızımı çocuk yaşta evlilikte ve tarım işçisi olmaktan kurtardık. Kamu kurumlarında kadın çalışan oranı yüzde 37’lerdedir şu anda ve nihayetinde kadın istihdam oranı yüzde 20’lerden yüzde 30’lara çıkmıştır. Bu güzel gelişmeler elbette yeterli değildir. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerimiz içinde kadınları kalkınmanın sadece destekçisi değil öznesi haline getirmektir.”

    “Kadınlarımızın yolunu açan teşvikler veren bir devlet irademiz var”

    Kadınların yönetim kademelerinde yar alabilmeleri için uygun bir zeminin olduğunu ve bunun değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Erdoğan, “Kadın doğurgandır. İnanıyorum ki cesaretiniz, özgüveniniz de yeni başarı hikâyeleri doğuracak sayılarınız daha da artacaktır. Yaptığımız işin doğruluğundan eminsek korkumuz da olmamalı. Dünyanın ilk on büyük ekonomisinden biri olmak yolunda milli bir hedefimiz var. Türkiye bu enerjiyi bir daha kola kolay yakalayamaz. Kadınlarımızın yolunu açan, teşvikler veren bir devlet irademiz var. Kadınların yönetim kademelerinde daha çok yer alabileceği bir zemin var. Bunu çok iyi değerlendirelim” dedi.

    “Kadın zekasının dünyayı fethedeceğine inanıyorum”

    Güçlü ekonominin sadece kişisel hazların tatmini için değil insanlığın yaralarını sarmak için de gerekli olduğunun altını çizen Emine Erdoğan, “Toplumsal ön yargıları kırarak kadınları ikinci plana atan yaklaşımlarla çarpışarak bugünlere geldik. Aydınlık bir Türkiye sadece bizim değil; bölgemizin, yer kürenin de umududur. Kimyasal silahlarla yok edilen çocuklar, Afrika’da analarının kurumuş göğsünden süt emen çocuklar için daha çok enerjiye ihtiyacımız var. Dünyada milli gelire oranla en çok insani yardım yapan, dünyanın en cömert ülkesiyiz. Bu ülkenin yüce ruhlu insanları için güçlü ekonomi sadece kişisel hazların tatmini için değil insanlığın yaralarını sarmak için de gerekli. Kadın duyarlılığının her alanda vicdanı estetiği, zarafeti kanatlandıracak bir değer olduğuna inanıyorum. Kadın zekasının dünyayı fethedeceğine inanıyorum” diye konuştu.

    Bakan Sarıeroğlu: “Türkiye’de en büyük devrim kadın konusunda son 16 senede yapıldı”

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ise kadın konusunda en büyük devrimin son 16 senede yapıldığını vurguladı. Bakan Sarıeroğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “Kadın deyince son 16 yılı dikkatli şekilde incelemek gerektiğine inanıyorum. Biz 16 seneden beri birçok alanda Türkiye’de hem kalkınma serüveni anlamında hem gelişme anlamında toplumsal ekonomik hayatın her alanında çok ciddi değişim ve dönüşümler yaşandı ama hem bir kadın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak ve daha önceki dönemlerde STK’larda çalışmış bir kardeşiniz olarak Türkiye’de en büyük devrimin kadın konusunda son 16 senede yapıldığını ifade etmem gerekiyor”

    “24 Haziran seçimlerinde kadın siyasetçilerin sayısını artırmayı hedefliyoruz”

    Haziran ayında gerçekleştirilecek olan seçimlerde kadın siyasetçi ve yöneticilerin sayısını artırmayı hedeflediklerini belirten Bakan Jülide Sarıeroğlu, “Bugün burada çok güçlü kadınlar var. İnşallah hayatın her alanında bu güçlü kadınların sayısını artırmayı hedefliyoruz. Bugün meclisten de geçecek önümüzde 24 Haziran’da önemli bir seçim süreci var. Hem parlamentodaki kadın sayısını hem de ondan sonra Mart 2019’da gerçekleştirilecek yerel seçimlerde, Belediye Meclis Üyeliklerinde, Belediye Başkanlıklarındaki kadın sayısını, yine kamuda kadın yönetici sayısını, sivil toplum örgütlerinde, derneklerde, sendikalarda meslek kuruluşlarına baktığımız zaman kadın üye sayıları çok fazla ama yönetim kademelerine baktığımızda ne yazık ki temsil mekanizmalarında aynı oranda kadın göremiyoruz. Bu alanlarda sayıları artırmayı hedefliyoruz. Diğer taraftan da yine istihdam ve iş gücü konusunda proaktif politikalarımızı devam ettirmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

    Bakan Kaya: “Yeni hükümet sistemine bir an önce geçme ihtiyacımız var”

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya da, hizmetlerin daha hızlı ve etkin olması için bir an önce yeni hükümet sistemine geçilmesi gerektiğini ifade etti.

    Kaya, “Devletimizin daha güçlü milletimize yapacağımız hizmetlerin de daha hızlı ve etkin verimli olması adına bizim yeni hükümet sistemine de bir an önce geçmeye ihtiyacımız vardı. Aslında 2019 Kasım’ında yapılacaktı seçimler, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak seçimle birlikte artık ülkemizin daha güçlü bir sisteme hep birlikte geçmesini sağlayacağız. 16 Nisan’da halkımızın kararıyla ortaya koyduğu bu iradeyle bu yürüyüşün Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte yapılmasına aslında milletimiz karar verdi. İnşallah Haziran’da da milletimiz güçlü bir sistemle ülkemizin 2023 hedeflerine daha güçlü bir şekilde ulaşmasını sağlayacağına inanıyoruz” açıklamasında bulundu.

  • Çinli heykeltıraştan 15 Temmuz anısına “İnanıyorum” heykeli

    Çinli heykeltıraş Qian Sihua, 15 Temmuz darbe girişimi anısına ’Demokrasi ve Özgürlük’ temasıyla düzenlenen 3’üncü Uluslararası Adana Taş Heykel Sempozyumuna ’İnanıyorum’ isimli eseriyle katıldı. Benzer olayın Çin’de de yaşandığını hatırlatan Sihua, “Askeri müdahaleler insanları gerçekten yoruyor ve düşüncelerini kısıtlıyor” dedi.

    Adana’da bu yıl Büyükşehir Belediyesi ve Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü tarafından 15 Temmuz darbe girişimi anısına ’Demokrasi ve Özgürlük’ temasıyla düzenlenen 3’üncü Uluslararası Adana Taş Heykel Sempozyumuna dünyanın dört bir yanından 65 eser başvurdu. İtalya’dan Adriano Ciarla, Alessio Ranalda ve Giogie Cpajak, Polonya’dan Anna Rasinska, Bulgaristan’dan George Minchev, Türkiye’den Işıl Şen, Gürcistan’dan Ivane Tsiskadze, Ukrayna’dan Michael Levchenko, Çin’den Qian Sihua ve Hindistan’dan Tutu Pattnaik sempozyuma katılmaya uygun görüldü. Heykeltıraşlar yoğun sıcağın altında yaklaşık 15 gündür Galleria AVM bahçesinde mermer kalıpları işleyerek tasarladıkları eserlere dönüştürmeye başladı.

    “İnanıyorum” isimli eseriyle dikkat çeken Çinli heykeltıraş Qian Sihua (54), halkın içerisinden bir kişiyi işaret eden heykeliyle mesaj vermeye çalıştığını söyledi. Sihua, “Heykelimde ’özgürlüğe inanıyorum’ gibi bir ifade bulunuyor. Herhangi birinin özgürlüğüne inandığını söylemeye çalışıyor. Her insanın kendisine ait bir görüşü, düşüncesi var. Bu düşünceyi özgür biçimde açıklaması, söylemesi gerektiğini ifade ediyor. Bu yüzden eserimin adı ’inanıyorum’” diye konuştu.

    Türkiye’deki 15 Temmuz darbe kalkışması sırasında vatandaşların tanklara engel olduğu gibi 1989 yılında Çin’de Tiananmen’de bir kişinin tankları durdurduğunu hatırlatan Sihua, “Herkesin özgürlüğe inanmasıyla ilgili bir kavramdan bahsediyorum. Yönetimlerin insanları da önemsemesi, ciddiye alması gerektiğini düşünüyorum. Askeri müdahaleler ülkelere ve insanlara sıkıntı getiriyor. Benzer bir durum Çin’de yaşandı. Askeri müdahaleler gerçekten insanları yoruyor, düşüncelerini kısıtlıyor ve insanlar düşüncelerini özgürce ifade edemiyor” diye konuştu.

    9 Haziran’da sona erecek sempozyumda ortaya çıkan eserler, kentin çeşitli yerlerinde sergilenecek.

  • Göksel Gümüşdağ: “Bu ihalenin futbola değer katacağına inanıyorum”

    Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Göksel Gümüşdağ, “TFF ve Kulüpler Biriliği Vakfı’nın bu yayın ihalesinde futbola artı bir değer katacak özellikle ekonomisini büyütecek bir neticeye inanıyorum” dedi.

    Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören ve Süper Lig’deki 18 takımın kulüp başkanları ve yöneticileri TFF’nin Riva’daki Hasan Doğan Kamp ve Eğitim Tesislerinde bir araya geldi. Toplantı sonrasında Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Göksel Gümüşdağ, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

    Toplantı ile ilgili açıklamalarda bulunan Gümüşdağ, “2014 Aralık itibari ile Kulüpler Birliği Vakfı’nda yayın ihalesi süreci ile ilgili bir yeni proje, yapılanma sağ olsun başkan da o desteği sağladı. Bundan sonraki süreçte yayın ihalesini en azından bu geçiş sürecini beraber yapalım ve burada yayın ihalesine nasıl bir katsı sağlayabiliriz diye çalışma başlattık. Bugün görüyoruz ki 1-1,5 sene sonra iyi bir noktaya geldik. Biliyorsunuz Kulüpler Birliği Vakfı bir Premier Lig’in çok önemli adamları ile özellikle de yayın ihalesinde tecrübesi olan danışmanlarla anlaşma imzaladı. Yaklaşık olarak 1 yıldır bunlarla çalışıyoruz. Bugün de az önce başkan da söyledi gerek Yıldırım Bey, gerek ben gerek de ihale komisyonu yaklaşık 15 gündür burada çalışıyoruz. Ama az önce söylediği gibi 18 kulübe bugün bir sunum yaptık, bu da çok önemliydi. Özellikle ihaleye talip olanların da bu birlik ve beraberliği görmesi yayıncıyı da güçlü kılıyor. Çünkü yayın ihalesinin de büyümesinin şartı futbolun marka değeri de beraberliği de eskiden bu 18 kulübün bir araya geldiğinde yayın ihalesinde şu ne alacak bu ne alacak bunlar çok konuşulurdu. Ama bugün inanılmaz bir mutabakat var dolayısıyla da bu 6 firma içerisinde yabancı da var, tabii uluslararası alanda danışmanlık aldığınız da onlar sürekli bunları takip ediyor. Dolayısıyla ben TFF ve Kulüpler Biriliği Vakfı’nın bu yayın ihalesinde futbola artı bir değer katacak özellikle ekonomisini büyütecek bir neticeye inanıyorum inşallah hayırlı ve uğurlu olur” şeklinde konuştu.

    “Beklediğimiz bir netice olacağına inanıyorum”

    Ciddi bir ihale komisyonu çalışması yürütüldüğünü vurgulayan Gümüşdağ, “Bugün de başkanlar komisyona çok inanıyor, güveniyor. Dolayısıyla kulüpler kendi haklarına sahip bir tarafta federasyon bir tarafta Kulüpler Birliği çok iyi bir çalışma ile gidiyor. İnanıyorum ki hepimizin beklediği gibi iyi bir netice ile sona erecek” diye konuştu.

    “18 kulübün hemfikir olduğunu bir beraberlik var”

    Asıl konuşulması gereken konunun futbolun genel marka değerini ve ekonomisini nasıl büyütülecek olması olduğunu belirten Gümüşdağ, “Dolayısıyla burada bir mutabakat var. Bakın özellikle ben Sayın Başkan’a da burada teşekkür etmek isterim bugün bir önceki yayın ihalesine göre yüzde 12 olan federasyon yüzde 8’inden feragat edip kulüplere dağıtılmak üzere Kulüpler Birliği Vakfı’na verecek dolayısıyla burada bir de yayın ihalesinin büyüdüğünü düşündüğünüz zaman bu tür sıkıntıların yaşanmayacağını düşünüyorum herkesin bir masana 18 kulübün de hemfikir olduğu bir birlik beraberlik var. Geçmişteki gibi değil, bugün burada 18 kulübün olması ve her toplantıyı TFF ile işbirliği içinde yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Numan Kurtulmuş: “YSK’nın Cezalarının Haksız Cezalar Olduğuna İnanıyorum”

    Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, görsel medya kuruluşlarına verilen cezaları haksız bulduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Yüksek Seçim Kurulu (YSK) marifetiyle verilen bu cezaların son derece de haksız cezalar olduğuna inanan biri olarak bunu düzenleyecek çalışmaların süratle yapılmasını temenni ediyorum” dedi.

    Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, İstanbul’da düzenlenen Televizyon Haberciliği Çalıştayı’na katıldı. SETA Vakfı’nda düzenlenen çalıştaya Türkiye’de faaliyet gösteren televizyon kanallarının sorumlu müdürleri ve yayıncılar katıldı. Çalıştay öncesinde katılımcılara hitap eden Numan Kurtulmuş, “Türkiye’de sadece medyanın değil, resmi kurumların daha iyi hale gelebilmesi, sorunların ortadan kaldırılması ve Türkiye’nin 21. yüzyılın olağanüstü yoğun şartları altında bütün dünya ile baş edebilecek güçlü bir medyaya sahip olabilmesi için özel kuruluşlarımızla da çok yakın mesaide bulunarak bu sorunları çözmek ve Türkiye’yi bu alanda çok daha ileriye götürebilmek bilinci içerisinde hareket ediyoruz. Bunun için çeşitli sorunları meslek kuruluşlarıyla, derneklerle, bu alanda faaliyet gösteren kuruluşlarımızla birlikte çözmenin, daha demokratik ve daha çözüm bulunacağı kanaatindeyim” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ İLE MEDYA TARİHİ ARASINDA BİREBİR İLİŞKİ VARDIR”

    Türkiye’de demokrasi ve medya tarihi arasında birebir ilişki olduğuna değinen Kurtulmuş, “Türkiye’de tek partili dönemin medya anlayışıyla herhalde çok partili medya anlayışı ile var ile yok arasında büyük bir fark vardır. Türkiye’de 1960 döneminin, 12 Eylül döneminin, 12 Mart döneminin, 28 Şubat döneminin medyası ile şimdiki dönemin medyası arasında var ile yok arasında bir fark vardı. Bir zamanlar sadece devlet tekeli içerisinde, devletin resmi ideolojisinin hemde o dar kalıpların dışına çıkılmaksızın ifade edildiği bir medya anlayışı vardı. Onun dışında hiç kimsenin söz söyleyemediği, söz söylemeyi bırakın açık söylemeyi ima yoluyla söz söyleyebildiği dönemlerde derdest edildiği, içeriye atıldığı, dergilerinin, gazetelerinin kapatıldığı, matbaaların kapatıldığı dönemleri Türkiye çok yaşadı. Ya da darbe dönemlerinin hemen arkasından Türkiye’de nasıl siyaset bütünüyle kapatıldıysa, siyaset kapatıldıysa medyaya da ihtiyaç yok diyerek medya kurumlarının üzerine ne kadar ambargo konulduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de demokrasi ile medya tarihi arasında birebir ilişki vardır. Ve çok şükür Türkiye demokrasisi geliştikçe Türkiye’de medyada da çok seslilik daha ciddi şekilde görülmektedir” dedi.

    “MEDYADAKİ BÜTÜN KURULUŞLARIMIZIN HER TÜRLÜ SÖZÜNÜ DİNLEMEYE HAZIRIZ”

    Kurtulmuş, “Şimdi geldiğimiz noktada bu çok seslilik içerisinde biz medyadan hükümet olarak medyadaki bütün kuruluşlarımızın her türlü sözünü dinlemeye hazırız. Medyanın üzerindeki yasakların kaldırılması için biz üzerimize ne sorumluluk düşüyorsa bunları yerine getirmeye hazırız. Kimin medya ile ne sıkıntısı var ise bunu dile getirmesi lazım. Dolayısıyla iyi bir diyalog içerisinde bu sorunların çözülebileceğini ümit ediyorum” diye konuştu.

    “Bizim medyadan beklediğimiz, medyanın önemli üç sütun üzerinde yükselen bir değer olduğunun bilinmesidir” diyen Kurtulmuş, “Bunlardan bir tanesi fikirlerde çokluk, fikir özgürlüğü, fikir özgürlüğü üzerinden basın özgürlüğü, medya özgürlüğüdür. İşte tam da burada demokrasinin en önemli araçlarından biri olarak sağlam ve değerli bir medyanın varlığını müşahede etmek durumundayız. Değerli bir medya bu anlamda hem kendisi bir değer kazandığı gibi seçimlerden seçimlere olan o süre içerisinde kamuoyunu hem bilgilendirerek hem kamuoyunu açık ve özgün bir şekilde oluşturarak kamuoyunun fikirlerini siyasete yansımasına aracı olacaktır. Böyle olan bir medya milletin beklentilerini, taleplerini siyasete çok rahatlıkla yansıtabilir ve siyaset kendi mekanizmaları içerisinde kamuoyunun her istediğini ciddi bir şekilde değerlendirme fırsatı bulur” ifadesini kullandı.

    “İKİNCİ ANA SÜTUN BASIN AHLAKI DEDİĞİMİZ ŞEYDİR”

    Kurtulmuş, “Medyanın üzerinde yükseleceği ikinci ana sütun basın ahlakı dediğimiz şeydir. Kişisel onurları korumak, insan haysiyetine, insan şerefine hürmetkar olmak. Bunun en temel şeyi yalan yanlış şeyler yazmamak, söylememek. Dolayısıyla medyadan beklediğimiz en temel özelliklerden birisi insan onuru ekseninde bir yayıncılığın yapılmasıdır. Eleştireceğiz tamam eyvallah, bazı şeyler söyleyeceğiz, yön vereceğiz eyvallah ama hiçbir zaman insanların onurlarıyla oynamak, insanların onurları üzerinden kendilerine medya alanı açarak bunun üzerinden toplumsal bir duyarlılık oluşturmak asla basının özgürlüğü ile bağdaşmaz. Ve asla da basının ahlaklı bir şekilde hareket ettiğini göstermez” dedi.

    “ÜÇÜNCÜ TEMEL HUSUS İSE MUTLAKA MİLLİ, MANEVİ VE YEREL DEĞERLERE SAHİP ÇIKMASIDIR”

    Numan Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Medyanın üzerinde yükseleceği üçüncü temel husus ise mutlaka milli, manevi ve yerel değerlere sahip çıkmasıdır. Bu ülkenin kültürüne, bu ülkenin değerlerine, birikimlerine sahip çıkmakla mümkündür. Yerli olmayan, milli olmayan bu ülkenin sesi olmadan Anadolu-Trakya topraklarının ve yakın coğrafyamızın hissiyatına ortak olmayan medya kuruluşları suyun üstünde zeytin yağı gibi dururlar. Dolayısıyla bu bütün medyamızın ortak amacıdır. Her medya kuruluşu farklı bir görüşe sahip olabilir ama bu ülkenin ortak değerlerini hepimizin korumak ve hepimizin bu değerleri çoğaltmak gibi bir sorumluluğumuzun da medyanın üzerindeki sorumluluklarından birisi olduğunun altını çizmek isterim. Bu üç ayak bizim medyadan beklentimizdir. Tam manasıyla bir basın özgürlüğü üzerinde oturan içselleştirilmiş bir basın ahlakını ve bununla birlikte bu ülkenin milli, yerli kültürünü geliştiren, bunları sonraki nesillere aktaran bir yayıncılık anlayışıdır.”

    “YSK’NIN CEZALARININ SON DERECE DE HAKSIZ CEZALAR OLDUĞUNA İNANIYORUM”

    YSK tarafından kesilen cezaları doğru bulmadığını ifade eden Numan Kurtulmuş, “Çok güncel olan meselelerden birisi de yasaklar. Özellikle görsel medyadaki yasaklar. Basın özgürlüğünden bahsediyoruz. Maalesef hala o tek kamu yayıncılığının olduğu dönemlere ilişkin yasayla televizyonlara diyoruz ki; sen partiler arasında herhangi bir basın kuruluşunun yani bunu yazılı basından istemediğimize göre görsel medyadan niye istiyoruz. Bunun gözden geçirilmesi ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) marifetiyle verilen bu cezaların son derece de haksız cezalar olduğuna inanan biri olarak bunu düzenleyecek çalışmaların süratle yapılmasını temenni ediyorum. Bu meseleyi toplumla paylaşacak, bu meseleyi önce meslektaşlarınız arasında paylaşacak ve toplumla eş zamanlı olarak paylaşacak olan sizlersiniz. Medya kuruluşlarımızdan bize gelen talepler nihayetinde biz siyaseti şekillendireceğiz. Siyaset üzerine düşeni yapacak ama bu ve benzeri çalışmalarla bu yasaklarla ilgili bir duyarlılık oluşturması ve Türkiye’de herkes her dilediğini söyleyebiliyor ise bu anlamda da herkesin bu bahsettiğim üç temel prensip dahilinde basın özgürlüğü çerçevesinde hareket etmesinin imkanlı hale getirilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

  • Abdullah Gül: “Reform Programının Başarılı Olacağına İnanıyorum”

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya’da düzenlenen Dünya Ticaret Liderleri Zirvesi’nde gerçekleştirdiği konuşmada, “Görüşülmeye başlanan yeni anayasanın modern bir yönetim oluşturması, en yüksek demokratik standartları güvence altına alması ve Kürt meselesini ele alması beklenmektedir. Reform programının başarılı olacağına inanıyorum” dedi.

    11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya’nın Baden-Württember eyaletine bağlı Schwabisch Hall kentinde, “Dünya Ticaret Liderleri Zirvesi”ne katıldı. Gül, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin açıkladığı reform sürecini desteklediğini ve teşvik ettiğini belirterek, Türkiye’nin yeni reform programı hakkında kapsamlı bilgi verdi. Alman iş adamlarını Türkiye’de yatırım yapmaya ve ortaklıklar kurmaya davet eden Gül, Türk-Alman ticari-ekonomik iş birliği ve ortaklığının parlak bir geleceği bulunduğunu kaydetti. Almanya’da yaşayan Türklerin kurduğu KOBİ’lerin gurur verici olduğunu vurgulayan Abdullah Gül, konuşmasında bölgesel konulara da değindi.

    Orta Doğu’daki siyasi kaos, terörizm ve sığınmacı sorunlarının Türk ve Alman çıkarlarını ilgilendirdiğini, bu sorunların hatalı biçimde din, teoloji ve mezhep çatışması olarak sunulduğunu ancak esasında tüm bunların siyasi nitelik taşıdığını belirtti. Gül, bu sorunların çözümü yönünde bazı ilerleme işaretlerinin bulunduğuna atıfta bulunarak, “Bu eğilimi herkesin desteklemesi gerekir. Sorunlara bulunacak çözümler adil, gerçekçi ve uygulanabilir olmalıdır. Siyasi ve diplomatik araçlar kullanılmalı ancak gerektiğinde askeri opsiyona başvurulmalıdır. Mevcut sorunlar çözüldüğünde bu ülkelerin yeniden inşası ve kalkınması için ekonomik aktörlere rol düşecektir. Bu bağlamda Türk-Alman işbirliği daha da önem kazanacaktır. Almanya’nın Türk işadamları ve firmalarının vize ve karayolu kotası ve ücretleri gibi sınırlamaları kaldırması bu işbirliğini olumlu etkileyecektir” dedi.

    Gül, Türkiye’nin açıkladığı reform sürecine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Hükümetin AB’ye tam üyelik müzakereleri çerçevesindeki taahhütlerini tazelemesini ve AB’nin buna olumlu karşılık vermesini takdirle karşılıyorum. Reform programı, hükümetin bu süreçte hukuk devleti, temel haklar ve özgürlükler ve demokrasinin standartlarının yükseltilmesinin vazgeçilmez olduğunun farkında olduğuna işaret etmektedir. Görüşülmeye başlanan yeni Anayasa’nın modern bir yönetim oluşturması, en yüksek demokratik standartları güvence altına alması ve Kürt meselesini ele alması beklenmektedir. Reform programının başarılı olacağına inanıyorum. Reformaların başarısı makro ekonomik temelleri esasen sağlam olan Türk ekonomisini daha da dayanıklı hale getirebilecektir”