Etiket: İlişkin

  • CHP Sözcüsü Böke’den ’Vaftiz Edildiği’ Haberine İlişkin Açıklama

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, kendisinin vaftiz edildiği ve Hristiyan olduğu şeklindeki habere ilişkin, “Ailemin bir tarafı Hristiyan, diğer tarafı Müslüman. Ben o zenginliğin içinde büyüdüm. Bende 44 yıllık hayatımı herkes kadar bu ülkenin çocuğu, herkes kadar bu toprağın insanı, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşadım. Bu nefret suçunu işleyenlere inatla böyle yaşamaya devam edeceğim. Ben siyasete bu zihniyetle mücadele etmek için girdim” dedi.

    CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. Toplantı yaklaşık 2 saat sürdü. Toplantının ardından Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Böke, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin bir kez daha acı bir güne uyandığını belirterek, şehitlere Allah’tan rahmet diledi. Böke, “Türkiye’nin bu acı tabloyla karşılaşmış olması, her sabah Türkiye coğrafyasının her köşesinde ağlayan yürekleri ortaya koyuyor olmasının bir sorumlusu var. Bu sorumlu adına çözüm süreci denen AKP sürecini ortaya koymuş olan iktidardır. Bu sorumluluk bölgenin bir silah deposuna dönüştürülmüş olmasına göz yumulmuş olmasından gelmektedir. Biz bu şehitleri vermemeliyiz. Adına çözüm süreci denen ve çökeceği inşasının başından belli olan sürecin alternatifini her zaman ortaya koyduk. Bu süreç siyasi zemini hiçe sayan siyaset dışı meşru olmayan aktörleri masanın etrafına toplayan, masaya siyaseti almadığı için de sürecin çöküşünü baştan hazırlayan bir dönemdi. Bu yaklaşımın sonucunda PKK bölgeyi silah deposuna dönüştürdü. Buna bir son vermek gerekiyor. Buna son verme yükümlülüğü de iktidarın. Ortaya çıkmış olan bu tabloyu bitirmek, teröre son vermek, her vatandaşının canını korumak ve askerinin, polisinin şehit olmadığı günleri Türkiye’ye yaşatma yükümlülüğü iktidarındır. Bu terör son bulmak zorunda” diye konuştu.

    “EĞER BİR MASTER PLAN ARIYORSAK, MASTER PLAN MECLİS’TE KABUL EDİLMEYEN BU TEKLİFLERLE ZATEN BEKLİYOR”

    Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı ‘master plan’ ile ilgili değerlendirmede bulunan Böke, şunları kaydetti:

    “Master planının içinin ne kadar boş olduğu, iktidar kanadına yakın medya tarafından bunun manşetlerde görünmemiş olmasıyla açıkça ortaya konuyor zaten. Terörle mücadelenin güçlü, etkili, akılcı bir çerçeveyle ortaya konması gerekiyor. Terörle mücadelenin bir yakasının da Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve sorunun çok boyutluluğunu görecek akılcı bir yaklaşımla çözülmesi gerekiyor. Bu gerçeği gözardı eden yaklaşımın çökeceği de yine bir kez daha süreç başlarken ortaya konmuş oluyor. Master plan denen bu eylem planı içerisinde yapılacak bir demokrasi reformundan bahsediliyor. Türkiye’nin herhangi bir reform yapma ihtiyacı yoktur. Eğer samimiyetle bu sorunu demokratik yöntemlerle çözme niyeti varsa gelin CHP’nin defalarca Meclis’te vermiş olduğu kanun teklifini kabul edin. Gelin Meclis’te siyasi zeminde hep birlikte bu sorunu çözmek için toplumsal uzlaşı komisyonunu yarın kuralım. Reform dediğiniz böyle yapılır. Reform dediğiniz sürekli reformdan bahsetmekle yapılmaz. Eğer samimiyseniz gelin Aralık sonunda Meclis’e yine CHP’nin vermiş olduğu bölgede yaşanan acılara merhem olacak ekonomik ve sosyal paketini uygulamaya geçirelim. Gelin prim affı verelim. Esnafımıza sicilinin bozulmaması için destek verelim. Eğer bir master plan arıyorsak, master plan Meclis’te kabul edilmeyen bu tekliflerle zaten bekliyor. Master planda AKP iktidarının vizyonsuz ekonomik anlayışı da çok net ortaya konuyor. Yakıp yıkılmış olan bölgeyi yeniden inşa sürecini bir ekonomik kalkınma paketi olarak ortaya konma zafiyeti gösteriliyor. Gerçekten bölgenin ekonomik kalkınma planına ihtiyacı var. O zaman hiç beklemeyelim. Yıllardır bitirilmemiş olan GAP Projesi’ni gelin yarın yeniden aktif hale getirelim. Gerçek bir ekonomik kalkınma projesi TOKİ medeniyetleri yaratmak değil, bölgede vatandaşa dokunan istihdam yaratmak kaygısı duyar.”

    TOKİ medeniyetleri kurma hevesinin ‘Sur bölgesini Toledo yapacağız’ diyen yaklaşımla da ortaya konmuş olduğunu söyleyen Böke, “TOKİ medeniyetlerinin bu tarihi barındırması mümkün değildir” dedi.

    “BİZ CHP OLARAK YARIN SABAH KALKTIĞIMIZDA KENDİMİZİ SURİYE’DE BULMAK İSTEMİYORUZ”

    “Türkiye Suriye’de izole edilmiş bir aktör haline geldi” diyen Böke, “Kırmızı çizgiler pembeleşti. Arap Baharı’nın bir muhasebesi yapıldığında tek bir mağlup ortaya maalesef Türkiye. Detayları paylaşılmayan ancak dedikoduyla duyduğumuz Suriye’ye Türkiye’nin kara harekatıyla girmesi planlarından bahsediliyor. Sorunu çözmek için yeni bataklıklar yaratmanın ötesine geçemeyen bu vizyonsuzluk kendini kurtarma hamlesinin ötesinde bir hamle değildir. Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı bir kara harekatı başımıza çok zor işler açacaktır. Biz CHP olarak yarın sabah kalktığımızda kendimizi Suriye’de bulmak istemiyoruz. Buradan bir kez daha bu tarihi yanlışın yapılmaması için de hükümete kuvvetli bir çağrıda bulunuyoruz. Türkiye’yi bu dipsiz kuyuya itmeye kimsenin hakkı yok” diye konuştu.

    Böke, hükümete, “Terör olarak tanımladığınız aktörleri, Salih Müslim’i neden Türkiye’ye defalarca davet ettiniz? Bu davetlerde ne konuştunuz?” diye sordu. Mülteci sorununa değinen Böke, “O çocukların bedenleri üzerinden yapılan utanç verici pazarlıklara hepimiz şahit olduk bu hafta. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu pazarlıkları okumuş olmaktan müthiş bir utanç duyuyorum. Yaşanan insanlık dramını görmezden gelen, o dramı denizlere iten, denizler ötesinde umut aramak zorunda bırakılan ve kendi yurdunu terk etmek istemeyerek giden Suriyeli mültecileri birer hiç gibi gören bu yaklaşım asla kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti olarak biz kendi vatandaşımıza verdiğimiz değeri dünyadaki tüm bireylere veriyoruz, verme yükümlülüğümüz var. Mülteci sorunu Türkiye’nin sorunu değildir. Türkiye bu sorunun bir parçasıdır” ifadelerini kullandı.

    “AİLEMİN BİR TARAFI HRİSTİYAN, DİĞER TARAFI MÜSLÜMAN”

    Böke, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Dünde kayyumlu gazete tarafından bir kez daha bir nefret suçu işlendi. Bu nefret suçunun bu seferki muhatabı ben ve ailem idik. Biz ne ilkiz, ne de tekiz. Biz tek olmadığımız için ben burada bu açıklamayı yapmak zorunda hissediyorum. Türkiye’de ayrımcılığa uğrayan, yok sayılan, kimlikleri, inançları sorgulanan, yaşam alanları her gün daraltılan bu ülkenin tüm vatandaşları adına bu açıklamayı yapıyorum. Bir kez yapıyorum ve son kez yapıyorum. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu çağda böyle bir nefret suçuna dair bir açıklama yapmak zorunda kalmaktan da utanç duyuyorum. Benim ailem, kökenim ortada. Bu konuda bugüne dek ne bir şey sakladım ne de korktum. Benim bundan utanacağımı düşünerek bir nefret suçu işleyenlerdir esasında utanması gerekenler. Ben onlar adına utanıyorum bugün. Benim ailem yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan herkes kadar buralı. Ben bunun bir parçası olmaktan hep gurur duydum, hala gurur duyuyorum. Ailemin bir tarafı Hristiyan, diğer tarafı Müslüman. Her ikisi de kültürü zengin Anadolu’nun çocukları. Ben o zenginliğin içinde büyüdüm. Bende 44 yıllık hayatımı herkes kadar bu ülkenin çocuğu, herkes kadar bu toprağın insanı, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşadım. Bu nefret suçunu işleyenlere inatla böyle yaşamaya devam edeceğim. Ben siyasete bu zihniyetle mücadele etmek için girdim. ”

    Gazetecilerin sorularını da cevaplayan Böke, “Nefret suçuyla ilgili dava açmayı düşünüyor musunuz?” sorusuna, “Ben bu açıklamanın kendi başına nefret suçunu işlemiş olanlar için yeterince utanç kaynağı olduğuna inanıyorum” yanıtını verdi.

    Cizre’de bir bodrum katındaki yaralıların yakıldığı yönündeki iddialarla ilgili Böke, “Partimizin iktidara çağrısı vardı. Bu bilgi kirliliğinin ortadan kaldırılması, sorunun çözümü için ilk yapılması gereken adımdır. Gerçek durum neyse bu durumun ortaya çıkarılması talebimizi yapmak istiyorum” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terör operasyonlarıyla ilgili ana muhalefet partisine eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Böke, “Bu terör son bulmalı. Bu teröre son verme yetkisi olan da iktidar” şeklinde konuştu.

    “BUNUN SAYIN CUMHURBAŞKANI TARAFINDAN ANLAŞILAMAMIŞ OLMASINA ŞAŞIRMADIĞIMI İFADE ETMEK DURUMUNDAYIM”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’de yaşanan Atatürk resminin kaldırılması tartışmalarına ilişkin “Dünya yanıyor. Ana muhalefetin en büyük sorunu fotoğrafı kimin indirdiği. 50 günde fotoğrafı kimin indirdiği meselesini çözemeyenlerden ülkenin sorunlarının çözümüne katkı sağlamasını beklemek elbette hayalcilik olur” ifadelerinin hatırlatılması üzerine Böke, şunları kaydetti:

    “O kişinin fotoğrafı dendi. CHP hukuka inanan, Türkiye’nin bir hukuk devleti olması mücadelesi veren bir partidir. Biz Türkiye için kurduğumuz her hayalin ilk adımını da kendi partimizde atıyoruz. Kendi hukuk çerçevemiz içerisinde herhangi bir sorunun çözümü için hangi adım atılması gerekiyorsa, kaç gün gerekiyorsa bunlara süre sınırı koymadan sorunun çözümüne yönelik hukuki adımların atılmasını önceliyoruz. Bunun Sayın Cumhurbaşkanı tarafından anlaşılamamış olmasına şaşırmadığımı ifade etmek durumundayım.”

  • Çankırı Valisi’nden Önemli Asayiş Olaylarında Çankırı’da Bulunmamasına İlişkin İddialara Cevap

    Çankırı Valisi Vahdettin Özcan, kentte yaşanan büyük asayiş olaylarında, Çankırı’da bulunmamasına ilişkin iddialara, “Her türlü iletişim organına sahiptir Çankırı Valisi. Her türlü direktifi telefonla, faksla, whatsappla verebilecek kabiliyete sahibiz” cevabını verdi.

    Çankırı’da geçen ay Çerkeş ilçesinde bulunan bir et entegre tesisinde yangın çıkmış ve işçiler ölümün eşiğinden dönmüştü. Önceki günlerde de Şabanözü ilçesinde kimyasal gazdan zehirlenen işçiler hastanelik oldu. Kentte meydana gelen iki asayiş olayında da Çankırı Valisi Vahdettin Özcan’ın şehir dışında bulunması tepkilere neden oldu. Özcan düzenlediği basın toplantısında eleştirilere cevap verdi.

    Bir gazetecinin “Çerkeş’te çıkan yangın gününde de kentte değildiniz, Şabanözü’ndeki olayda da. İşçiler hastanede can pazarı yaşarken İstanbul’daki yaran eğlencesi programınızı iptal edip kente dönmeyi düşündünüz mü?” sorusunu yanıtlayan Vali Özcan, İstanbul’da bir yaran ocağı yaktıklarını ve Milletvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu ile Belediye Başkanı İrfan Dinç’in de olay günü orada bulunduğunu aktardı.

    Olayı İstanbul’dayken öğrendiğini ve gerekli yerlere talimat verdiğini anlatan Vali Özcan, “Çalışma Bakanımızla gece bir telefon görüşmesi yaptık ve bu görüşme sonrası AFAD ekiplerine talimat verdim. Bölgede yapılan incelemenin ardından sızan gazın insan sağlığına zararlı olmadığını ve vücutta farkındalık yarattığını öğrendim. Ölümcül bir durum olmaması nedeniyle programımı bozmadım. Pazar günü Çankırı’ya döndüm ve kente gelir gelmez ilçeyi ziyaret ettim” diye konuştu.

    “WHATSAPPLA TALİMAT VEREBİLECEK KABİLİYETE SAHİBİZ”

    Vali Vahdettin Özcan teknoloji yardımıyla olay gününde ilgili mercilere gerekli direktifleri verdiğini ifade ederek, “Nezarette ve organizasyonda hiçbir sıkıntı olmamıştır. Artık modern çağdayız. Her türlü iletişim organına sahiptir Çankırı Valisi. Her türlü direktifi telefonla, faksla, whatsappla verebilecek kabiliyete sahibiz. Olay gününde organizasyon anlamında hiçbir eksiklik olmadı” ifadelerini kullandı.

  • Başbakan Davutoğlu, İngiltere Ziyaretine İlişkin Açıklama Yaptı

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, İngiltere ziyareti öncesinde Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi. Davutoğlu, “Bu ziyaretlerin temelinde iki önemli ayağı var. Birisi siyasi ilişkiler ve ikili görüşmeler. Çok kapsamlı bir ekonomik boyut var” dedi.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu iki günlük ziyaret için gideceği İngiltere seyahati öncesinde Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi. Ziyaretlerin detayları hakkında bilgiler veren Başbakan Davutoğlu, dış politika açısından önemli adımların atılacağını söyledi. İngiltere, İsveç ve Almanya’daki ziyaretlerin iki önemli temel üzerine planladığını ifade eden Davutoğlu, “Bu ziyaretlerin temelinde iki önemli ayağı var. Birisi siyasi ilişkiler ve ikili görüşmeler. Çok kapsamlı bir ekonomik boyut var. Özellikle yoğunlaşmış program oldu. Hükümetimiz kurduğu eylem planımızı açıkladı. Türkiye içinde bütün önemli yapılanmaları yaptık. Yapılması gereken bütün acil adımları tamamladık. Vaatlerimizin yüzde 60’ını ilk iki ayda gerçekleştirdik ya da meclise gönderdik. Bütün bu vaatler ve reformlar Türkiye’nin gelecekteki perspektifini ortaya koyan çalışmalar. Geçtiğimiz Cuma İstanbul’da Türkiye’de yatırım yapan 70 büyük firma temsilcileri ile görüştüm. Orada çalışmalarımızı paylaştım. Dünya ekonomisi daralırken dünyada gelişmekte olan ekonomilere akan fonlardan bir azalma varken çok rekabetçi bir ortam ortaya çıkar. Herkes azalan bu yatırım imkanlarını ülkesine çekmek için büyük çaba içine girer. Biz bu yarışta geri kalmamalıyız Türkiye’nin birçok gündemi olabilir. Terörle mücadele, eğitim reform, yükseköğretim reformu gibi, anayasa çalışmaları gibi. Ama bunların başarı ile yürütülmesi için sağlam bir ekonomik alt yapıya sahip olması lazım. Terörle mücadele yürürken aynı anda eğer ekonomimizin sağlam temeller üzerinde inşa edemezsiniz bir kıskaca ülkenin düşme ihtimali olur. Bir taraftan dünyaya ekonomimizi, ülkemizi en iyi şeklide anlatıp Türkiye’ye yönelik yatırımları arttıracağız. İlk adım Türkiye’de zaten yatırım yapmış olanlardı bunu başardık. Şimdi önümüzdeki dönemde yatırım planlamaları içinde olan uluslararası ekonomi çevrelerine ülkemizin güvenli bir liman, yatırım yapıldığında değer üreten bir pazara sahip ol olduğumuzu anlamamız gerekiyor. Bu ziyaretleri planladık” dedi.

    Başbakan, ziyaretlerin ilk durağı olan İngiltere temasları hakkında da bilgiler verdi. İngiltere’de ilk olarak David Cameron ile görüşeceklerini açıklayan Davutoğlu, görüşmenin Türkiye-İngiltere ilişkileri açısından önemli konuları barındıracağını söyledi. Siyasi görüşmenin yanında ekonominin de gündemde olacağını ifade eden Başbakan Davutoğlu, “Siyasi görüşme dışında ekonomik bağlamda iş ve finans çevreleri ile buluşacağız. Geçtiğimiz yıl da katılmıştım bu toplantıya. Burada dünya ekonomisinden önemli yatırım imkanına sahip firmalarla özel olarak da görüşmeler gerçekleştireceğiz. Bu çerçevede Türkiye’nin uzun vadeli görünümü ve reformlarımız çerçevesinde ekonomik çevreleri bilgilendireceğiz. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulunun düzenlediği akşam yemeğinde onlarla bir araya geleceğiz. Türkiye’nin İngiltere’yle dış ticaret hacmi ilk 11 ayda 15 milyar Amerikan Dolarına ulaştı. Bunun suretle 20 milyon dolara çıkması için yapacağımız çalışmaları gözden geçireceğiz. 2 bin 800 İngiliz şirketi Türkiye’de faaliyet gösteriyor. 90 Türk şirketi İngiltere’de faaliyet gösteriyor. Bugün akşam İngiltere’de yaşayan vatandaşlarımız ve Müslüman toplum önderleri ile görüşüp özellikle son dönemde yaşanan zorlukları kendileri ile istişare edeceğiz” diye konuştu.

    “DAVOS’TA ÖNEMLİ GÖRÜŞMELER OLACAK”

    Başbakan Davutoğlu, daha sonra Davos’ta yapılacak olan Dünya Ekonomik Formu (WEF) toplantısına katılmak için gideceği İsveç ziyareti hakkında da konuştu. İsveç’te de önemli görüşmelerin gerçekleşeceğini söyleyen Davutoğlu, Davos’ta yapılacak olan toplantılara 100’den fazla ülkeden 55 devlet başkanının katılacağını kaydetti. Davutoğlu İsveç ziyaretleri ile ilgili konuşmasında, “Çok sayıda iş dünyası temsilcileriyle görüşmeler yapacağız. Bu yılki temel konu 4. sanayi devrimini yönetmek. Bizim hükümet programında da ciddi bir atılım öngörüyoruz bu konuda. Ekonominin bir bütün içinde yönetilmesine özel bir önem veriyoruz. Sanayi alanında devrimsel sıçramaları da iş dünyası ile değerlendireceğiz. 21 Ocak Perşembe günü bir toplantıya katılarak katılımcılara hitap edeceğim. Bu sene Türkiye çok önemli bir zirveye ev sahipliği yapacak. İlk defa ’Dünya İnsani Zirvesi’ başlığı ile 23-24 Mayıs’ta bir zirve yapacağız. İnsani yardımlar başta olmak üzere insanlık vicdanını ilgilendiren konuların ele alınacağı bir zirve olacak. Geçtiğimiz gün Ban Ki Moon ile görüşmüştük. Ban Ki Moon bir toplantı tertip edecek Davos’ta. Devlet ve hükümet başkanları ile özel sektör CEO’larının katılımları ile düzenlenecek bu toplantıya ev sahipliği yapacağımız bu zirveye atfettiğimiz önem çerçevesinde orada katkılarda bulunacağız” ifadelerini kullandı.

    “YATIRIMCILARLA ÖZEL GÖRÜŞMELER YAPILACAK”

    Davutoğlu, Davos’ta yapılacak olan görüşmelerde Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen özel sektör temsilcileri ile de görüşme yapacak. Daha öncesinden randevu talep eden temsilciler ile görüşecek olan Davutoğlu görüşmeler hakkında yaptığı konuşmasında, “Türkiye’de yatırım planlayan özel sektör temsilcilerinin çoğu bu anlamda bizden randevu talep etti. Her birisiyle tek tek görüşerek Türkiye’ye daha fazla yatırım çekebilmenin gayreti içinde olacağız. Daha önce mutabık kaldığımız birçok devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştireceğiz” dedi.

    ALMANYA İLE İLİŞKİLERDE TARİHİ ADIM

    Başbakan, son ziyaret durağı olan Almanya’da Türkiye-Almanya ilişkileri açısından tarihi adımların atılacağını açıkladı. Türkiye-Almanya hükümetler arası istişarenin ilkini gerçekleştirecekleri ifade eden Davutoğlu, “Bu Türkiye-Almanya ilişkileri açısında da, Türk dış politikası açısından da son derece önemli bir girişim. Geçen sene Almanya ziyaretimiz esnasında mevkidaşım Sayın Merkel ile Türk-Alman ilişkileri geleneksel dostluk temelinde güçlü yapıya sahip olmakla birlikte kalıcı bir mekanizmaya dönüşmemişti. Birlikte Türk-Alman ilişkilerini yapısal bir çerçeveye oturtabilmek için her yıl toplanılacak bir hükümetler arası istişare mekanizması kurma kararı almıştık. Bunun ilk toplantısını bu yıl Almanya’da gerçekleştireceğiz. Burada, ekonomiden sorumlu başbakan yardımcıları, dış işleri, milli savunma, ekonomi ve iç işleri bakanları önce kendi aralarında konuşacaklar. Daha sonra hükümetler arası ortak kabine şeklinde birlikte konuları ele alacağız. Bu ilişkilerimizin yapısal bir çerçeve kazanması için son derece tarihi bir adım. Bu vesileyle bir kez daha İstanbul’da saldırıda hayatını kaybeden Alman vatandaşların yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralılara acil şifalar temenni ediyorum. Teröre karşı mücadele bu bağlamda ikili görüşmelerimizin önemli bir unsurunu oluşturacak. Suriye ve göç konuları da ele alınacak” diye konuştu.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Yeni Anayasa Ve Başkanlık Sistemine İlişkin Açıklama

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yeni Anayasa ve başkanlık sistemi konusunun milletimize mal olduğunu gittiğim her yerde görüyorum, kamuoyu araştırmalarında da görüyoruz. Siyasi partilerimiz ve Meclisimiz kendi üzerine düşeni yaptıktan sonra nihai kararı verecek olan yine milletimizdir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Antalya, Çanakkale, Çankırı, Denizli, İstanbul, Kayseri, Şanlıurfa, Tokat ve Trabzon’dan gelen muhtarlarla 18. Muhtarlar Buluşması’nda bir araya geldi. Erdoğan, konuşmasında memur istihdamında yaşanan sıkıntılara işaret ederek, “Dolayısıyla 657’nin elden geçirilmesi gerekiyor ama ’Tayyip Erdoğan bunu söyledi diye istemezük’ diyenler de çıkacaktır, onu da söyleyeyim. Mesele bu devlete, bu millete faydalı olur mu olmaz mı bunun üzerine gitmek lazım. Muhtarlar noktasında göreve geldiğinden itibaren sürekli olarak özlük haklarından tutunuz, hepsini A’dan Z’ye ele aldık. Şimdi de bu aynı şekilde kararlı bir şekilde sürüyor ve sürecek” dedi.

    “NE YAPTIYSAM HEPSİ DE ANAYASAYA, YASALARA UYGUNDUR”

    “Sizden ricam şu; özellikle İçişleri Bakanlığımızın bizlere dağıtmış olduğu formları, taleplerinizi en ince hassasiyetinizle yazın ve İçişleri Bakanlığımızın oluşturduğu bir ofisle bu işleri takip ediyor. Tüm ilgili bakanlıklarla bu işleri kovalıyor. Dolayısıyla Sayın Bakanımız da heyetiyle şu anda buradalar. Onlar, bugün bu toplantımızı sizlerle birlikte takip ediyorlar. Bugün ’Cumhurbaşkanı şuna karışmasın, buna karışmasın’ diyenlerin hepsi de bu duruma mevcut sistemin yol açtığını aslında bal gibi biliyorlar. Cumhurbaşkanı olarak bugüne kadar anayasanın şahsıma vermediği hiçbir yetkiyi, tanımadığı hiçbir imkanı kullanmadım ve hangi yetkiyi veriyor, hangisini vermiyor bunları da gayet iyi bilirim. Zira, gökten zembille inmiş bir Cumhurbaşkanı değilim. Siyasetin içinde ömrümün en verimli yılları geçti, hala da içindeyim. Ne yaptıysam hepsi de anayasaya, yasalara uygundur. Buna rağmen sürekli şahsımı eleştirenler, ’Yönetim sistemimizi tartışmalıyız’ teklifime de karşı çıkıyorlar. Bazı medya gruplarının ahlaki olmayan şekilde saldırılarını sizler de görüyorsunuz, izliyorsunuz. Acaba, bu medya mensupları hiç ahlaktan nasipleri olmadı mı, olmaz mı? Bu ülkede yüzde 52’ye yapılan saygısızlığın ne olduğunu, bunlar ne anlama geldiğini biliyorlar mı? Bunlar, kendi isteklerinin, kendi arzularının yerine gelmeyişi sebebiyle çılgına dönüyorlar. Ya, senin gazetenin tirajı ne? Sen, bu yüzde 52’nin düşüncesine, iradesine bu kadar ahlaksızca nasıl saldırabilirsin? Nasıl onlara bu saygısızlığı gösterebilirsin? Tabii, biz bütün hukuk yollarımızı sonuna kadar kullanacağız, kullanıyoruz” şeklinde konuştu.

    “Mevcut sistemden bu kadar memnunsanız o zaman beni niye eleştiriyorsunuz? Mevcut sistemden memnun değilseniz alternatiflerinin tartışılmasına niye karşı çıkıyorsunuz?” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimiz böyle durumlarda ne der, ’Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?’. Elbette, ben bu eleştirilerin de karşı çıkışların da mevcut anayasayı sahiplenişin de herhangi bir siyaset, ilke ürünü değil günlük reflekslerden ibaret olduğunu 40 yıllık siyasi tecrübeme dayanarak gayet iyi biliyorum. Her zaman ve her konu da olduğu gibi yeni anayasa ve başkanlık sistemi hususlarında ben milletime, milletimin temsilcileri muhtarlarıma güveniyorum. Şunu iyi bilin, milletin talepleri önünde kimse duramaz. Yeni anayasa ve başkanlık sistemi konusunun milletimize mal olduğunu gittiğim her yerde görüyorum, kamuoyu araştırmalarında da görüyoruz. Siyasi partilerimiz ve Meclisimiz kendi üzerine düşeni yaptıktan sonra nihai kararı verecek olan yine milletimizdir” ifadelerini kullandı.

    “PARLAMENTER SİSTEM GÖKTEN ZEMBİLLE İNMEMİŞTİR”

    Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Siyasi parti önce ’buna milletim ne diyor’ diye sorması lazım. Biz, partimizi kurarken 42 bin vatandaş üzerinde kamuoyu araştırması yaptık. Nerede yaptık, 81 vilayette yaptık ve birçok soruları sorduk. Türkiye’nin yeni bir siyasi partiye ihtiyacı var mı yok mu? 42 bin denek üzerinde bunu yaptık, ondan sonra kurma kararı verdik. Yoksa, parti kurmak için kurarsın ama ondan sonra da geldiğin gibi gidersin, çöpe atar. Zaten, partiler çöplüğü böyle oldu ama biz böyle yapmadık ve 16 ay sonra milletimiz iktidara getirdi. Türkiye’nin değişik alanlarda adeta sistemini yenileme noktasında tazelenmeye, yeni bir başlangıca ihtiyacı var. Ne diyor Yunus Emre, ’Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası’. Evet, yeni doğmamız lazım. Bu millet, bu ülke, değişime yeniliğe daha iyiyi, daha güzeli aramaya hiçbir zaman kapalı olmamıştır. Her kim ki bu gerçeğe sırtını dönmüşse o tarihin tozlu raflarındaki yerini almıştır. Parlamenter sistem gökten zembille inmemiştir. Bu sistem, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarındaki ihtiyacının çok daha gerisinde, Fransız sistemi örnek alınarak karşılanmasının ürünüdür. Daha sonraki yıllarda örnek aldığımız Fransa, yarı başkanlığa geçerken biz, parlamenter sistemi fetiş hale getiren anlayışa saplanıp kalmışız. Başkanlık sisteminin en ideal yönetim sistemi olduğunu kimse zaten söyleyemiyor. Ben, sadece başkanlık sisteminin Türkiye’nin ihtiyaçlarını bugünden daha iyi karşılayacağını ifade ediyorum. İnşallah, 2016 yılı diğer hususlarla birlikte bu konuda da önümüzün açıldığı, ufkumuzun aydınlandığı bir yıl olacaktır diye düşünüyorum.”

    “MEZHEP GÖRÜNTÜSÜ ALTINDA SERGİLENEN TAVIRLARIN GERİSİNDE BÖLGESEL İKTİDAR İNŞA ETME ÇABASI OLDUĞUNU BİLİYORUZ”

    Suriye’deki insanlık durumuna dikkati çeken Erdoğan, “Rejimin ve onu destekleyen Rusya’nın bombaladığı yerleşim alanlarında sürekli çocuklar, kadınlar, yaşlılar yani masum insanlar hayatlarını kaybediyor. Rusya, yüzde 10 itibarıyla DAİŞ’i bombalarken, yüzde 90 itibarıyla Lazkiye’nin kuzeyindeki Türkmen köylerini vuruyor. Bombardımanlar sonucu yıkılan evler, fırınlar, okullar, tahrip olan altyapı yüzünden insanlar sefalete mahkum ediliyor. Akdeniz’in ve Ege’nin soğuk sularında hayatını kaybeden masumların haberleri günlük hayatımızın adeta bir parçası haline dönüştü. Avrupa’da dövülen, itilen, kakılan, kovulan mültecilerin dramları artık dikkatleri çekmiyor ama ülkemizde hamdolsun biz bunlara müsaade etmiyoruz. Acı ve ölüm istisna olmaktan çıkıp rutin hale gelerek insanlığın yüreğini her gün biraz daha nasırlaştırıyor. Diğer taraftan mezhep fitnesi bir kez daha İslam dünyasını sarsıyor. Müslümanları karşı karşıya getiriyor. Bunu bir üst akıl aslında idare ediyor. Bunu, bilmemiz lazım. Mesele, İslam dünyasında bir mezhep çatışması olsun ve İslam dünyası kendi içinde paramparça olsun. Suriye, Irak, Yemen, Lübnan yaşanan görüntülerin gerisindeki sebeplerin mezhep fitnesi olduğunu biliyoruz. Biz, Peygamber Efendimizin tüm sahabelerine ve Ehli Beyt’e aynı derecede saygı duyan, hepsini aynı sevgiyle bağrına basan bir anlayışa sahibiz. Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ömer’in tahkirine asla razı olmayız, bizde böyle bir şey yok, tersine de asla rıza göstermeyiz. Mezhep görüntüsü altında sergilenen tavırların gerisinde bölgesel iktidar inşa etme çabası olduğunu biliyoruz” şeklinde konuştu.

    Erdoğan, “Suudi Arabistan’ın büyükelçiliğinin roketatarlarla yakılması, aynı şekilde İran’daki Suudi Arabistan’ın büyükelçiliğinin yakılıp yıkılması asla uluslararası münasebetler açısından kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Biz bunu tasvip etmiyoruz demek o ülkenin yönetimlerini de kurtarmaz. Niye? Sen gerekli tedbirleri aldın mı acaba? Atılmış bir adım vardır, 47 kişi idama mahkum edilmiştir. Türkiye’de bir idam müessesi yok, doğrudur veya yanlıştır, ayrı bir mesele ama Suudi Arabistan’da bu müessese var, İran’da da bu müessese var. Amerika’da, Rusya’da, Çin’de var, buralarda hala idam çalışıyor. Buralarda yapılan idamlar noktasında ses soluk çıkmıyor ama şu anda Suudi Arabistan’da atılan bir iç hukuk meselesidir bana göre, almıştır böyle bir kararı, bunlardan 46’sı Sünni’dir, El-Kaide ile bağlantılı olduğu için idam edilmişlerdir. Bir tanesi de Şian, bunun kararı da daha önceden verilmiştir. Bunun adımına bu şekilde Suudi Arabistan atmıştır. Bunların kararıdır. Tasvip edip etmemek ayrı bir konu. Mısır’da bini aşkın insan hakkında idam kararı verildi. Neredesin, niye bunlarla ilgili konuşmuyorsunuz? Hele hele bunlardan birisi de Mursi’dir. Mursi ki yüzde 52 oyuyla işbaşına gelmiş bir Cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan bir insan idama mahkum edilmiştir. Bir terörist miydi o? Değildi. Bir darbe, darbeyi yapan kim? Sayın Mursi’nin Milli Savunma Bakanı olan bir general. Kime yapıyor bunu? Kendi Cumhurbaşkanına. Buna yönelik tüm dünyanın sesi çıktı mı, bir şey söylediler mi? Tek konuşan biz olduk, niye çünkü adaletle hükmetmek bizim görevimiz onun için. İslam’ı ve Müslümanları böyle bir zilletle karşı karşıya getirenleri Allah ıslah etsin diyoruz” dedi.

    Suriye’de 400 bin insan öldürüldüğünü belirten Erdoğan, “Buna sessiz kalanlar bakıyorsunuz şimdi bir kişinin idamı ile ilgili her tarafı ayağa kaldırmaya çalışıyorlar. Niye oraya sesiniz çıkmıyor? 400 bin insan öldürülüyor. Her türlü oraya örtülü örtüsüz destekler veriyorsunuz. Para, silah her şeyi veriyorsunuz, kime? Katil Esed’e. Hiçbir zaman kendinizi kurtaramaz, aklayamazsınız. Bu gerçeği görmek gerek. 2016 yılında başta Suriye olmak üzere Müslümanların acı, gözyaşı ve kan içinde yaşadıkları tüm coğrafyaya barış, huzur, istikrar gelmesini temenni ediyorum” diye konuştu.

  • Kırşehir’de HDP Ve İş Yerlerinin Yakılmasına İlişkin Davalar Birleştirildi

    Kırşehir’de mahkeme, HDP binasının taşlanarak yakılması ile 8 Eylül tarihinde yaşanan olaylar ve iş yerlerinin yakılması davalarının birleştirilmesine karar verdi.

    HDP binasının taşlanarak yakılması davasının görüldüğü Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 8 Eylül tarihinde yaşanan olaylar ve iş yerlerinin yakılması davalarının birleştirilmesine karar verildi. Mahkeme, ayrıca 9 sanıktan 3’ünün tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

    Dava sonrası bir açıklama yapan müdafi avukatı Bülent Demirbaş, sanıkların yargılanmalarında alt ve üst sınırların göz önünde bulundurulması gerektiğine inandıklarını belirterek, “Mahkeme heyetinin davaların birleştirilmesi yönünde verdiği karara saygı duyuyoruz. Bu hukuki bir süreçtir” dedi.

    Ağır Ceza Mahkemesi’nde benzer suçlardan yargılanan sanıkların tahliyelerine karar verildiğini söyleyen Demirbaş, sanıkların tutukluluklarının devamının hukuki bir hata olduğunu savundu. Avukat Demirbaş, “Asliye Ceza’nın gönderdiği Ağır Ceza Mahkemesi, mevcut suçlardan tahliye kararı verdi. Görülen dava sonucunda tahliye verilmemesi mağduriyettir. Tutuklu sanıkların tahliyelerini istedik. Davalar birleşti fakat biz tahliyeleri bekliyoruz. Mahkeme süreçleri boyunca Türk-Kürt çatışması oluşturulmak istendi. Bizler bunun önünde durduk. Diyarbakır Tatlı Salonu sahibi, ‘Bu bir etnik saldırıdır’ dedi. Ama saldıran hiç kimseyi tanımadığını söyledi. Müdafisi olduğum sanığa HDP’ye yönelik daha önce de saldırısının olup olmadığının sorulması üzerine bizler, HDP’den atılan sarı, yeşil ve kırmızı renklerin anlamını sorduk. Onlarda bu renklerin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin renkleri olduğunu mahkeme heyeti huzurunda kabul etmiştir. Saldırının kesinlikle Kürt meselesinden değil, PKK’ya destek verdiği düşünülen yerlere karşı tahrik olunduğunun itirafı verilmiştir. Sanıklar TCK 116/119/151/152/216. maddelerince yargılanmaktadır. Bu maddeler incelendiğinde alt ve üst sınırları göz önünde bulundurulduğunda tutuklama kararları gerekmemektedir. Sanıkların tutukluluklarının devamı hukuki bir hatadır” ifadelerini kullandı.