Etiket: İlişkileri

  • İnönü’de ‘Türkiye-ABD İlişkileri’ konulu çevrim içi seminer

    İnönü’de ‘Türkiye-ABD İlişkileri’ konulu çevrim içi seminer

    2020-2021 Kültür Sanat etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen ve İnönü Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdulkadir Baharçiçek’in konuşmacı olarak katıldığı seminerde Türkiye-ABD ilişkileri ele alındı. Seminer, İnönü Üniversitesi resmi Youtube kanalından yayımlandı.

    Türkiye’nin dış politikasının, dış ilişkilerinin anlaşılması için Türkiye-ABD ilişkilerine özellikle bakılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Baharçiçek, 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan yenidünya düzeninin en belirleyici aktörlerinin başında Amerika Birleşik Devletleri’nin geldiğini söyledi.

    Prof. Dr. Abdulkadir Baharçiçek,“Son yetmiş beş yıllık dönemde Türkiye’nin dış politikasında Türkiye-ABD ilişkileri her zaman önemli bir yer almıştır. Bu süreçte de bu ilişkilerin aslında zannedilenden daha fazla sorunlu bir ilişki olduğunu görüyoruz” şeklinde konuştu.

    ABD’nin ödemesi yapılan F35 savaş uçaklarını Türkiye’ye teslim etmemesi ve bazı bakanlara ambargo uygulamasının yanı sıra Türkiye’nin savaştığı terör örgütlerine ABD’nin silah yardımı yapmasının iki ülke arasında yaşanan olumsuz gelişmelerin örnekleri olduğunu vurguladı. ABD’nin düşman kategorisinde gördüğü ülkelere uyguladığı birtakım yaptırımları Türkiye’ye de uyguladığını ifade eden Prof. Dr. Abdulkadir Baharçiçek, “Soğuk Savaş döneminden sonra özellikle son yirmi yılda Türkiye ve ABD’nin bölgedeki çıkarları birçok konuda farklılaşmaya başladı. ABD, Türkiye’nin bölgede güçlü bir aktör olmasını, bölgenin sorunlarını çözmesinde güçlü bir rol oynamasını, bölgedeki diğer güçlü devletler ile iyi ilişkiler kurmasını istemiyor. Enerji kaynakları konusunda ABD ile Türkiye’nin çıkarları uyuşmuyor” diye konuştu.

    Prof. Dr. Abdulkadir Baharçiçek, Türkiye’nin bilhassa soğuk savaş döneminden sonra millî çıkarlarına uygun politikalar yürüttüğünü belirterek sözlerini tamamladı.

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren yayınlar aileyi tahrip etmektedir”

    Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren yayınlar aileyi tahrip etmektedir”

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, medyanın aile üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, “Mahremiyeti hiçe sayan, şiddete teşvik eden, gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren, sorumluluk duygusunu hiçe sayan yayınlar aileyi tahrip etmektedir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanlığının Aile ve Dini Rehberlik Büroları ve Merkezlerinde görevlendirilen personele yönelik düzenlenen hizmet içi eğitim, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın verdiği ilk dersle başladı. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce online olarak düzenlenen eğitimin ilk dersini veren Erbaş, hizmet içi eğitim programının hayırlara vesile olması niyazında bulunarak, programın hazırlanmasında emeği geçenlere ve eğitime katılanlara teşekkür etti. Erbaş, insanın yeryüzü serüveninin Hz. Adem ve eşi Havva ile bir aile olarak başladığını ifade ederek, “Rabbimiz, aynı hedefe yürüyen, aynı emeli büyüten, aynı erdemleri yücelten, aynı ideallerle hayata bakan bir bütün olabilmek için bizlere aile olmayı emretmiş, hatta Kur’an-ı Kerim’de geçen Vedûd ismi celilinden meveddet gibi katıksız ve karşılıksız bir sevgiyi, varlığının bir delili olarak aileye lütfetmiştir” dedi.

    Ailenin varlığında sayısız hikmetler barındığını dile getiren Erbaş, “Aile; sevgi, merhamet, sadakat, adalet ve ihsan gibi temel değerler üzerine inşa edildiğinde insanın sekinet bulduğu, güvende olduğu, korunaklı bir yuvaya dönüşecektir” değerlendirmesinde bulundu.

    “Aile bir medeniyet nüvesidir”

    Prof. Dr. Erbaş, ailenin bireyin kimlik ve kişiliğinin oluştuğu en temel eğitim ocağı olduğunu belirterek, “Bu ocak bir milletin hafızasını istikbale taşıyan, inancını, kültürel değerlerini, mirasını, gelecek nesillere aktaran bir köprüdür. Dolayısıyla bir milletin kaim ve daim olmasının yolu sorumluluk sahibi ahlaki erdemlerle bezenmiş muhkem bir aile yapısının inşa edilmesi ile mümkündür. Aile bu anlamda bir medeniyet nüvesidir ve bu nüve aynı zamanda toplumun mihenk taşıdır” diye konuştu.

    Erbaş, bugün bireysel, sosyal ya da küresel boyutta yaşanan bütün sıkıntıların ya da güzelliklerin aileyle bir ilişkisinin olduğuna dikkat çekerek, “Dolayısıyla daha iyi bir hayat için muhtaç olduğumuz temel değerler öncelikle ailede hayat bulacak, oradan topluma ve dünyaya huzur katacaktır” ifadelerini kullandı.

    “Yüce dinimiz ailede eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini emretmektedir”

    Ailede fedakârlık ve sorumluluk bilincinin egemen olması gerektiğinin altını çizen Erbaş, şöyle devam etti:

    “Dünya ve ahiret saadeti için bizlere yol gösteren yüce dinimiz ailede fedakârlığın, sorumluluk bilincinin, istişarenin, karşılıklı yardımlaşma, saygı ve anlayışın hâkim kılınmasını; eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini; sevinç, keder, yorgunluk ve sıkıntıların paylaşılmasını, ortaya çıkan birtakım problemler karşısında sabırlı ve anlayışlı davranılmasını emretmektedir. Nitekim Yüce Rabbimiz, ’Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak selam verin’ ayet-i kerimesiyle ailenin bir esenlik kaynağı olduğuna dikkatimizi çekmektedir. Her konuda insanlığa en güzel örnek olan yüce Peygamberimiz ise, ’Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım’ hadis-i şerifiyle bizlere ailede güzelliğin, iyi davranışın, güler yüz ve nezaketin önemini hatırlatmaktadır.”

    Erbaş, günümüzde değerlerin zayıflamasından en fazla aile kurumunun etkilendiğini ifade ederek, “Bencilliğin ve çıkar ilişkilerinin girdabı içinde huzurun kaybedildiği, sevginin maddi kaygılar içerisine hapsedildiği bir dünyada şüphesiz bu durumdan en çok aile değerleri zarar görmekte, sevgi ve rahmetin merkezi olan aile, maalesef şiddet ve nefretin mekânı haline gelmektedir” şeklinde konuştu.

    “Dünyanın hiçbir yerinde kendi milletinin değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez”

    Ailelerde yaşanan olumsuzlukların zamanla toplumun genel problemleri haline geldiğine ve medyanın bu konudaki etkisine dikkati çeken Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, şunları söyledi:

    “Aile değerlerimize uygun, ailemizi korumaya ve güçlendirmeye yönelik yayınlar yapması medyanın en büyük ve başta gelen sorumluluğudur. Esasen, dünyanın hiçbir yerinde kendi milletinin değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez. Fakat bugün aile kurumunun zayıflamasında ve ailevi sorunların yaygınlaşmasında maalesef medyadaki özensiz yayınların önemli bir etkisinin olduğu açıktır. Zira olumsuzlukları sıradanlaştıran, mahremiyeti hiçe sayan, şiddete teşvik eden, gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren, özellikle eşler arasındaki sadakati önemsizleştiren, sorumluluk duygusunu hiçe sayan yayınlar aileyi tahrip etmektedir. Ayrıca medeniyetimizden tevarüs ettiğimiz aile ahlakı ve değerlerini yozlaştıran ve yıpratan her türlü söylem, tavır ve politika nesillerimize ve geleceğimize en büyük kötülüğü yapmaktadır.”

    “Boşanmalardaki en büyük sebep sorumsuz ve ilgisiz davranma”

    Bir sorunu çözmek için önce sorunun gerçek sebeplerini bulmak gerektiğini dile getiren Erbaş, “Bugün Türkiye genelinde yapılan araştırmalara göre boşanmalardaki en büyük sebep sorumsuz ve ilgisiz davranma olarak ortaya çıkmaktadır. Hangi açıdan düşünürsek düşünelim hiçbir gerekçe ya da meşgale aile olmayı ertelemeye ve aileyi ihmal etmeye, ilgisizliğe mazeret olamaz. Hiçbir meslek ya da hedef aile olmaktan, anne olmaktan daha önemli kabul edilemez. Hiçbir sorumluluk baba olma sorumluluğundan daha büyük olamaz” diye konuştu.

    Erbaş, hayatın her alanında olduğu gibi ailede de zaman zaman zorluklar, kırgınlıklar ve gerilimlerin olmasının mümkün olduğunu belirterek, “Önemli olan karşılaşılan sıkıntıları haksızlığa yol açmadan, sabır, fedakârlık ve adalet duygusuyla aşmaya çalışmaktır. Ailede herhangi bir sorun ortaya çıktığında gerek kadın, gerekse erkek için başvurulacak ilk merci akl-ı selim olmalıdır. Vicdan, güzel ahlak, sorumluluk bilinci ve fedakârlık olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Erbaş, aile yapısını özünü yitirmekten ve yozlaşmaktan korumanın herkesin ortak ve en temel sorumluluklarından olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla öncelikle ailede hayat bulacak, oradan topluma yayılıp dünyaya huzur katacak iyilikleri ve ahlaki değerlerini inşa etme ve yaşatma idealini kuşanan herkese önemli yükümlülükler düşmektedir” şeklinde konuştu.

    “Aile ve Dini Rehberlik Bürolarının hizmetleri hayati bir öneme sahiptir”

    Diyanet İşleri Başkanlığının her alanda millete rehberlik eden bir teşkilat olduğunu ifade eden Erbaş, şöyle devam etti:

    “Milletimizi ailenin önemi hakkında dini açıdan doğru bilgilendirmek, bu alanda manevi destek sunmak Başkanlığımızın sorumluluk alanına girmektedir. Başkanlığımız, bir taraftan vaaz ve hutbelerle devam eden cami içi din hizmetlerinde ahlâkî değerlere yönelik vurgusunu sürdürürken, diğer taraftan da cami dışı din hizmetlerinde bu değerlerin pratiğe dönük yüzü ile toplumu tanıştırmayı hedeflemektedir. Kur’an kurslarında yıl içinde kadınları, yaz sürecinde ise çocukları muhatap alan sosyo-kültürel etkinlikler, yaşarken öğrenme ve modelleme yoluyla ahlak gelişimine katkı sağlamaktadır. Yürütülen tüm bu hizmetler içerisinde Aile ve Dini Rehberlik Bürolarının hizmetleri hayati bir öneme sahiptir. 81 il ve ilçe müftülükleri bünyesinde hizmet veren 401 Aile ve Dini Rehberlik Bürolarımız ve burada görev yapan 3 bin 70 hocamızla ailelerin korunması ve güçlendirilmesi hususunda manevi danışmanlık ve dini rehberlik hizmeti sunmaktayız.”

    “En etkili irşadımız aile yaşantımızla örnek olmamızdır”

    Erbaş, aileyi koruyan ve ayakta tutan dini ve ahlaki değerlerin yaşatılmasının kuru bir eğitim müfredatından ziyade “gönül dilini” kullanmayı ve projeler eşliğinde “erdemlerin, faziletlerin” hayata geçirilmesine yönelik adımlar atmayı gerektirdiğini söyledi. Kalplere etki etmek ve akılları doğruya yöneltmek için temel dayanağın Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye olması gerektiğine işaret eden Erbaş, şöyle konuştu:

    “Elbette sözümüzü tesirli kılmak için temel kaynağımız Kur’an ve sünnet olmalıdır. Bunun yanında tabii ki aktüel bilgiyi de ihmal edemeyiz. Sosyal bilimler, edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji ve teknoloji, okumalarımız bize çok farklı kazanımlar sağlayacaktır. Bilhassa çalıştığınız alana dair aile konularında okumalar yapmanız sizi çağın ihtiyaçlarına cevap verme ve projeler üretme noktasında güçlendirecektir. Elinizde, masanızda, gündeminizde her daim aileyle ilgili bir kitap, bir araştırma, bir makale olmalıdır. Sizler aileyle ilgili her çalışmayı, her gelişmeyi takip etmeye çalışmalısınız. En etkili irşadımız aile yaşantımızla örnek olmamızdır. Nebevî bir görevi ifa etme sorumluluğuna sahip olanların dikkat etmeleri gereken en önemli husus, sözün en doğrusunu ve güzelini söylemek, ahlakı ve yaşantısı ile de çevresine en güzel örnek olmaktır.”

    Ailenin kurulması, korunması ve güçlendirilmesine yönelik hizmetlerde görevlendirilen personelin katıldığı eğitimler 4 hafta sürecek. Açılış programına 250 personelin yanı sıra Din Hizmetleri Genel Müdürü Bünyamin Albayrak da katıldı.

  • AB-Türkiye Tarım ilişkileri ATSO’da masaya yatırıldı

    AB-Türkiye Tarım ilişkileri ATSO’da masaya yatırıldı

    Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu iş birliğinde düzenlenen Avrupa Birliği ve Türkiye’de Tarım programı ATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cihangir Deniz’in katılımıyla gerçekleştirildi.

    Etkinliğin açılışında konuşan ATSO Başkan Yardımcısı Cihangir Deniz, iş dünyası temsilcilerinin Avrupa Birliği’ni bir değerler bütünü olarak gördüğünü ifade etti. Bu değerleri temel hak ve hürriyetler, hukukun üstünlüğü, insan hakları, karşılıklı hoşgörü ve çevre ile sürdürülebilir bir ilişki başlıklarının oluşturduğunu ifade eden Deniz, “Biz, Avrupa Birliği üyesi olsak da olmasak da bu değerler bütününe sahip çıkılması gerektiğine inanıyoruz ve çalışmalarımızı da bu vizyon doğrultusunda yürütüyoruz” şeklinde konuştu.

    “Antalya için AB projelerinden 3 milyon Euro’yu aşkın destek sağladık”

    Antalya’nın Türkiye’nin vitrini konumunda bir kent olduğunu vurgulayan Deniz, “AB üyelik sürecinde kentimiz ve Odamız önemli bir paydaşa dönüştürmüştür. ATSO olarak AB üyesi çok sayıda ülkedeki Odalar ile güçlü iletişim ağlarıyla bağlıyız ve imzaladığımız protokollerin gereği olarak birlikte çalışıyoruz. Bugüne kadar Odamız tüm AB projelerinden 3 milyon 100 bin Euro fon sağladık ve bunu Antalya ticaretini geliştirme vizyonu ile kullandık. Bu projelerden birisi olan ve 2008 yılından beri sürdürdüğümüz Avrupa İşletmeler Ağı Projemizle dünyanın dört bir yanındaki işletmelerle üyelerimizi eşleştirdik, yeni işbirliklerine aracılık ettik ve eğitimlerle onlara değer kattık. Bu proje sayesinde hem yerelde hem uluslararası alanda kurumsal ortaklılıklar kurduk. 22 yıldır AB Türkiye Delegasyonu işbirliğinde Odamız bünyesinde aralıksız olarak faaliyetlerine devam eden AB Bilgi Merkezimiz yerelde AB politikalarını, değerlerini ve üyelik ile ilgili gelişmeleri kentimize anlatmaktadır” dedi.

    “Tarım ve gıdanın önemi daha iyi anlatılmalı”

    AB ile Türkiye ilişkilerinin geleceğine ilişkin belirsizliğin devam ettiğini söyleyen Başkan Yardımcısı Deniz, “Müzakere sürecinin askıya alınan başlıklarının açılma zamanı ne yazık ki belirsizliğini korumaktadır. Tüm bu belirsizliğe rağmen AB’ye uyum sürecinin Türkiye tarım sektörünün gelişimine dinamizm kazandırdığı ve fayda sağladığı ortadır” diye konuştu.

    Sektör ile ilgili de durumu değerlendiren Deniz, “Tarımın en önemli sorunlarından olan dağınık ve parçalı arazi yapısını iyileştirebilmek adına toplulaştırma çalışmaları başlatılmış ve miras yoluyla bölünmenin önüne geçebilmek için yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiş, dekar başına verim artmıştır. Bununla beraber hayatımızı her yönüyle etkileyen COVID-19 salgını ile beraber sağlıklı gıdaya erişim, tarımda stratejik ürünlerde dışa bağımlılığı önleme gibi konular ülkemizin en önemli gündem konularından bir tanesi haline geldi. Girdi maliyetlerini düşürecek, tohum hibelerini içerecek, gıda güvencesine sahip üretimi artıracak ulusal destekleme politikalarının ivedilikle uygulanması gerekmektedir. Şu anda yaşanılan süreci atlatmak için birçok ihtiyaçtan vazgeçilebilir ancak gıdadan vazgeçilemez. Bu bilinçle tarım ve gıdanın önemi daha iyi anlatılmalı ve buna uygun üretim ve tüketimi yönlendirmek ve desteklemek gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    Konuşmasının sonunda çiftçilerin tarım ürünlerini üretebilmeleri için desteklenmeleri gerektiğini de vurgulayan Deniz, “Çiftçilerimiz desteklenip, güçlendirilmeleri sağlanırsa tüketicilerimiz de tarım ürünlerine uygun fiyattan sürdürülebilir bir şekilde ulaşmış olurlar” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    Donat, Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerinde tarım sektörünü değerlendirdi

    Başkan Yardımcısı Cihangir Deniz’in ardından etkinliğin konuşmacısı İrfan Donat, tarım sektörü üzerine tecrübelerini paylaştı. Avrupa Birliği – Türkiye İlişkilerine Tarım sektörü perspektifinden bakarak katılımcılara bilgiler veren Donat, Tarım sektörünün Covid -19 döneminde değerinin bir kez daha ortaya çıktığını belirtti. Donat, konuşmasının ardından katılımcılardan gelen soruları cevapladı.

  • Trump, İsrail ve Sudan’ın ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştıklarını duyurdu

    Trump, İsrail ve Sudan’ın ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştıklarını duyurdu

    ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ve Sudan’ın ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştıklarını duyurdu.

    İsrail, ABD’nin arabuluculuğu ile Arap ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirmeye devam ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in ardından Sudan’da İsrail ile ilişkilerini normalleştirecek. ABD Başkanı Donald Trump yaptığı açıklamada, İsrail ve Sudan’ın ilişkileri normalleştirme konusunda anlaştıklarını duyurdu. Üç ülke tarafından yapılan ortak açıklamada, “Liderler, Sudan ve İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi ve ulusları arasındaki savaş durumunu sona erdirme konusunda anlaştılar” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada, ayrıca İsrail ve Sudan’ın ekonomik ve ticari ilişkileri başlatarak, ilk olarak tarıma odaklanacakları belirtildi. İsrail ile barış yapmak için bekleyen en az 5 ülke daha olduğunu iddia eden Trump, bu ülkelerden birinin de Suudi Arabistan olduğunu öne sürdü.

    ABD’li üst düzey yetkililer, Trump’ın anlaşmayı İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Sudan Başbakanı Abdalla Hamdok ve Geçiş Konseyi Başkanı Abdül Fettah el-Burhan ile bir telefon görüşmesinde yaptığını aktardı. Yetkili, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin resmi olarak kurulması gibi sorunların daha sonra çözüleceğini ifade etti. Netanyahu ise, Sudan’la varılan anlaşma ile “yeni çağın” başladığını ifade etti.

    Trump, Sudan’ı Terörü Destekleyen Ülkeler” listesinden çıkaran kararı imzaladı

    Trump geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Sudan’ı 335 milyon dolar ödemesi durumunda “Terörü Destekleyen Ülkeler” listesinden çıkaracağını ifade etmişti. Ardından Sudan Merkez Bankası Başkanı Mohamed al-Fatih Zainelabidine ise yaptığı açıklamada, Trump’ın terör saldırılarında hayatını kaybeden ABD’liler için talep ettiği ödemenin gerçekleştirildiğini duyurmuştu. Trump bugün Sudan’ı “Terörü Destekleyen Ülkeler” listesinden çıkarılmasına dair kararı imzaladığını ve Kongreye bildirdiğini aktarmıştı.

    Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, onlarca yıllık izolasyondan çıkmaya çalışan Sudan için bu kararın “önemli bir dönüm noktası” olduğu ifade edildi.

    Öte yandan İsrail, BAE ve Bahreyn arasında ilişkilerin tamamen normalleştirilmesine yönelik 15 Eylül tarihinde Beyaz Saray’da “İbrahim Anlaşmaları” (Abraham Accords) imzalanmıştı.

  • Pompeo’dan Suudi Arabistan’a İsrail ile ilişkileri normalleştirme çağrısı

    Pompeo’dan Suudi Arabistan’a İsrail ile ilişkileri normalleştirme çağrısı

    ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Suudi Arabistan’ı İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye çağırdı.

    ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan bin Abdullah Al Suud’u ABD Dışişleri Bakanlığı binasında ağırladı. Görüşmede ikili ilişkiler ve bölgesel güvenlik konuları ele alındı. İbrahim Anlaşması’nı (Abraham Accords) gündeme getiren Bakan Pompeo, Suudi Arabistan’ı İsrail ile ilişkileri normalleştirme konusunda düşünmeye çağırdı. Pompeo ayrıca, Washington’un Suudi Arabistan’a yönelik “güçlü bir silah satışı programını” desteklediğini ifade etti.

    Pompeo, “Suudi Arabistan’ın da ilişkilerini normalleştirmeyi düşüneceğini umuyoruz ve İbrahim Anlaşmalarının başarısında bugüne kadar elde ettikleri yardım için onlara teşekkür etmek istiyoruz” diyerek Suudi Arabistan’ın Filistin yönetimini de İsrail ile müzakerelere geri dönmeye teşvik edeceğini umduğunu dile getirdi. Pompeo, “Bölgede, ülkelerin İran’ın etkisine karşı koymak ve refah sağlamak için bölgesel iş birliği ihtiyacını haklı olarak kabul etmeleri değişen bir dinamiği gösteriyor” dedi.

    Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Ağustos ayında söz konusu anlaşmaya yönelik yaptığı açıklamada, “Krallık, İsrail’in Filistin topraklarını ilhak etmek için herhangi bir tek taraflı hareketinin iki devletli çözümü baltaladığını düşünüyor” ifadelerini kullanarak Suudi Arabistan’ın Filistinlilerle barış sağlanana kadar İsrail ile diplomatik bağlar kurmayacağını ifade etmişti. İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinin bir koşulu olarak uluslararası anlaşmalar temelinde Filistinlilerle barış sağlanması gerektiğini belirten Faysal, “Bu gerçekleştiğinde her şey mümkün” diye konuşmuştu.

    Öte yandan geçtiğimiz 15 Eylül’de İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında ABD’nin arabuluculuğu ile imzalanan ilişkilerin normalleştirilmesi anlaşmasının ardından ABD, bölgedeki diğer ülkeleri de anlaşmaya katılma konusunda ikna etmeye çalışıyor.