Etiket: İlim

  • Kıbrıs İlim Üniversitesi’nden ‘Doğu Akdeniz’de Güvenlik Enerji Stratejileri ve Küresel Göç İlişkileri’ konferansı

    Kıbrıs İlim Üniversitesi tarafından “Doğu Akdeniz’de Güvenlik, Enerji Stratejileri ve Küresel Göç İlişkileri” konferansı düzenlendi.

    Kıbrıs İlim Üniversitesi (KİÜ) tarafından Lefkoşa Golden Tulip Hotel’de düzenlenen “Doğu Akdeniz’de Güvenlik, Enerji Stratejileri ve Küresel Göç İlişkileri” konferansına KKTC’den başbakan yardımcısı ve bakan düzeyinde katılım sağlanırken, Kıbrıs İlim Üniversitesinden ise Onursal Başkan Dr. Mustafa Aydın, Mütevelli Heyet Başkanı Selman Arslanbaş ve Misafir Öğretim Üyesi Dr. Naim Babüroğlu gibi önemli isimler katıldı.

    Konferansta konuşan KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Kudret Özersay, “Kıbrıs, Latin Amerika’da Atlantik ya da Pasifik’te bir ada olsaydı, hangi durumda olurdu ve uluslararası politika açısından, nerede konumlandırdı? diye düşünürsek ne olduğunu daha net görmüş oluruz. Coğrafya son derece önemli ama bunun ötesinde tarihin, belli bir coğrafyaya, ülkeye ve ülkede yaşayan halklara yüklediği misyonlar var. Tarih açısından baktığımızda Mussolini, Akdeniz’e ‘bizim deniz’ diyebilmiştir. Bu ilgi biraz da bu tarihten gelmektedir” dedi.

    “Türkiye ve Yunanistan bağlamında Doğu Akdeniz’de bir güç aktörü olmak tarihten gelen bir husustur” diyen Prof. Dr. Özersay, “Başlangıçta istenmeyen ama tarihsel zorunluluk olan bir yük. Doğu Akdeniz’in ve KKTC’nin bir uçak gemisi olarak tanımlanması boşuna değildir. Güvenlik denilen şey, yıllarca klasik konvansiyonel güvenlik olarak algılandı ve bunun sonucu reaksiyonlar gösterdi. Hiç kimse Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e bakışını ve Türkiye için önemini Lozan’dan bağımsız okuyamaz. Güvenlik denilen şey anlam değişikliğine uğruyor. Konvansiyonel anlamında farklı bir anlama geçiyoruz, göçler, ekonomik krizler ve enerji bu yeni anlamda belirleyici öğeler. Enerji konusunda Kıbrıs’ın önemi, biraz daha artmış durumda, yakın gelecekte Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de buna uygun tavır takınması gerekiyor. Petrol ve doğalgazda geleneksel yaklaşımla yol aldık ama iki konuyu dikkate almalıyız. Birincisi dünya ekonomisinden bağımsız buradan çıkacak bir zenginliği değerlendirmek mümkün değil. Aynı zamanda Avrupa’nın enerjiye ihtiyacından, Rusya’nın enerjiye bağımlılığından bağımsız okumak da mümkün değil. İkinci önemli nokta ise, eski paradigmalarla yeni durumu okumak mümkün değil. Türkiye, haklarımızı saklı tutuyor ama katılmıyoruz diyordu. 2017’ye kadar süren bir tutum artık paradigma değişimine gidiyor. Karşı tarafın adım atmasını beklemeden adım atmak gibi bir kararlılığımız var. Türkiye ve Kıbrıs’ın, coğrafya anlamında belirleyici bir aktör olma kararlılığı var, bizim düşüncemiz, dış politikamız budur. Kıbrıs İlim Üniversitesi’nde de bu konuları tartışacağınızı ve toplantılar düzenleyeceğinizi düşünüyorum” diye konuştu.

    “KİÜ bize ışık tutuyor”

    Kıbrıs İlim Üniversitesi’nin bir bilim yuvasında nelerin olması gerektiğine dair bir ışık olduğunu söyleyen KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Cemal Özyiğit ise şu ifadelere yer verdi:

    “Gençlerimizi yarınlarımıza ışık tutacak şekilde yetiştirecek. Üniversitelerimiz bilim yuvalarımızdır aynı zamanda. Hem ülkemize hem dünyamıza ışık tutacak, hem hükümete hem muhalefete ışık tutacak, yol gösterecek ve dünyadaki gelişmeleri gündeme getirecek. Bu da politikalarımızı belirlerken onları referans almamızı sağlayacak. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın asırlardır neden rahat bırakılmadığını, neden çatışmalarla yoğrulduğunu gösteriyor. Çünkü burası kara, hava, deniz ulaşımının, enerjinin odak noktası. Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki dünyanın süper güçlerinin, ağababalarının bizi rahat bırakması mümkün değil. Çünkü bizim buradaki enerjimizi kendi aramızda paylaşmamız mümkün değil. Onlar burada olacak onlar yönetecek. Yarım asırdır yaşanan sadece, bir Kıbrıs, Rum çatışması değildir. Bu coğrafya, Mezopotamya da Kabil’in Habil’i öldürdüğü ve tarihte ilk kardeş kanının döküldüğü günden beri yaşanır. Mesele bu enerjilere, jeostratejik değeri olan önemli coğrafya ya kim hâkim olacak meselesidir. Tüm çatışmaların odak noktası budur. Yeri geldiğinde dil din ırk mezhep önemlidir. Ama bir şekilde dünya ağababaları kaçıyor ve bizi çatıştırıyor. Suriye çatışması dün başlamadı, Tunus ve Mısır ile Arap Baharı ile başladı. Süper güçler, Suriye’de duvara tosladı çünkü orda başka bir süper güç vardı. Bugün ise Suriye kan gölüne döndü. Orada silahtan kaçanlar Akdeniz’in azgın sularında can veriyor. Bu ülke bizim. Kıbrıs küçük ama hepimize yetecek kadar büyük. Burada adil, hepimizin haklarını teslim eden bir barış istiyoruz. Sadece ülkemizde değil bütün coğrafyada barış istiyoruz. Doğa ve enerjiyi, çatışma değil birlikte yaşama nedeni olarak değerlendirmeliyiz.”

    “Kıbrıs’ı bir eğitim adası yapmak zorundayız”

    Konuşmasına “Kıbrıs’ı bir eğitim adası yapmak zorundayız” diyen Kıbrıs İlim Üniversitesi Onursal Başkanı Dr. Mustafa Aydın ise, “Bugün uluslararası bir öğrencinin bulunduğu ülkeye bıraktığı döviz miktarı ortalama yıllık 40 bin dolar. Dünyada şuan 6 milyon dolaşan uluslararası öğrenci var. Yani 300 milyar dolardan bahsediyoruz. Biz Kıbrıs olarak dünyanın eğitimde de cazibe merkezi olmamız lazım. Güzel Kıbrısımız hem coğrafi olarak hem de, stratejik olarak dünyada hak ettiği yerde değil. Gelin eğitimi daha çok destekleyin ve Dünya ile rekabet edecek duruma gelelim. Kafalardaki algıyı değiştirecek bir eğitimden bahsediyorum. Üniversiteleri devletin beslemesi lazım. Kıbrıs İlim Üniversitesi her daim devletin hizmetinde olacaktır” ifadelerine yer verdi.

    Kıbrıs İlim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Bülend Göksel de yaptığı konuşmada “Öğrenci tercihlerinin üniversitemize yönelmesi için, başta Türkiye olmak üzere, Afrika ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu ülkeleri olmak üzere geniş kapsamlı tanıtım faaliyetlerine başlamış bulunuyoruz” dedi.

    “Savaşlarda artık askerden çok sivil ölüyor”

    Konuşmasında Doğu Akdeniz’deki güç, enerji ve strateji mücadelelerini ana konu olarak ele alan Kıbrıs İlim Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi Dr. Naim Babüroğlu ise, “Savaş, güç mücadelesi, küresel güçlerin var olma savaşları, insan ölümleri çok kompleks, çok denklemli bir konu. Yazılı tarihin M.Ö 3200’de bulunduğunu kabul edersek ve 5 bin yıllık yazılı tarihi incelediğimizde dünya sadece 236 yılını barış içinde geçirmiştir. O zaman insanlık tarihine savaş tarihi diyebiliriz. 5 bin yılda bu kadar savaştıysak o halde savaş bir sanattır. Stratejisi, senkronizasyonu var en önemlisi ölüm var” dedi.

    Günümüzde savaşların, askerlerden çok sivillerin, kadın ve çocukların öldüğü bir şekle döndüğünü de ifade eden Dr. Babüroğlu, “Artık babaların çocuklarını gömdüğü bir döneme girdik. Tekrar soğuk savaş dönemine geçiyoruz. Şu anda sert güç yumuşak güçtür algısı var. Yani süper güçlerin, silah ve asker kullanmadan istediği yönetimi ele geçirme dönemindeyiz. ABD Irak’ta sert güç kullandı, asker gönderdi artık bunu yapmıyor, asker göndermiyor yani yumuşak güç kullanıyor, Rusya yumuşak güç kullanıyor, yani artık savaşın çehresi değişti. Barışı nasıl kazanacağız, savaş yoluyla mı? O zaman eğer iki kişiysek dünyada, kardeşime karşı ben savaşacağım ve hep savaş olacak, küresel güçler öyle söylüyor ne yazık ki. Savaş artık özelleştirildi, ABD Irak’ı işgal ettiğinde, askerlerin tabutlarının uçaktan indirildiği anı izliyorduk. Ancak Suriye’de böyle bir durum yok. Neden artık asker için ülkesinde cenaze karşılama töreni düzenlenmiyor? Çünkü ölen askerler artık paralı, özel askerler” diye konuştu.

    “ABD dünya savunma bütçesinin yüzde 50’sini harcıyor”

    Coğrafyanın ülkelerin kaderinden çok geleceğini belirlediğini de kaydeden Dr. Babüroğlu, “Jeopolitik, coğrafyayı dünya siyasetinde kullanma sanatıdır. Kim iyi kullanırsa öne çıkar. Dev olan coğrafyanızı, dış politikada uygun şekilde kullanmazsanız bir bakarsınız cüceleşir. Kıbrıs, Ortadoğu’nun zengin enerji kaynaklarının olduğu bir ülke. Bu nedenle merak uyandırıyor. Kıbrıs Adası etrafındaki doğalgaz rezervleri ve petrol zenginliğine baktığımızda Rusya’nın yarısı kadarına denk geliyor. Doğu Akdeniz’de şuanda keşfedilerek çıkarılan doğalgaz kaynakları Suudi Arabistan’ın yarısı kadar, eğer bu gaz çıkarılırsa Rusya ile yarışacak duruma gelecek onun için çok önemli. 2025’ten itibaren AB Güney Kıbrıs’tan doğalgaz almayı planlıyor. AB ve Rusya denklemin bir parçası. AB bugün Rusya’dan doğalgaz alıyor ve bu onları dış politikada bağımlı yapıyor. Bugün Suriye’de ABD’nin desteklediği, silahlandırdığı PKK-PYD var. PYD Suriye’yi alınca Doğu Akdeniz’e ulaşan bir enerji koridorunda ilerleyip Türkiye’den de bazı toprakları almayı hedefliyor. ABD hiçbir zaman Suriye’yi İran siyasetine bırakmaz, ABD hiçbir zaman Suriye’den çekilmez çünkü İsrail için tehlike arz eder” diyerek sözlerini tamamladı.

  • İlim Yayma Vakfının ilk başkanı Sabri Ülker’e vefa ödülü

    İlim Yayma Vakfının kurucu başkanlarından Sabri Ülker adına oğlu Murat Ülker’e vefa ödülü verildi. Vakıf adına ödülü Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş verdi.

    İlim Yayma Vakfı 46’ıncı Genel Kurulu toplantısı, bugün Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşti. Toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Bilal Erdoğan, İlim Yayma Vakfı Genel Kurulu üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı. Toplantıda konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından ödüller takdim edildi. 1973 yılında kurulan İlim Yayma Vakfının mevcut mütevelli heyet başkanı ve önceki dönem başkanlarına vefa ödülü verildi.

    Vakfın ilk başkanı merhum Sabri Ülker’e vefa ödülü olarak Osmanlı hat sanatının kurucusu kabul edilen Şeyh Hamdullah’ın Sultan 2. Beyazıt’ın tilaveti için özel olarak yaptığı Mushaf-ı Şerif’in tıpkı basımı armağan edildi. Ödülü, Sabri Ülker adına oğlu Murat Ülker teslim aldı. Vakıf adına ödülü Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş verdi. Törende vakfın kuruluşunda emeği geçen ve başkanlık yapanlara da yine vakıf adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tarafından plaketler verildi. Toplu hatıra çekiminin ardından toplantı sona erdi.

  • Ekmek, tüp değil ilim irfan kuyruğu

    Tepabaşı Belediyesi’nin açmış olduğu ücretsiz kurslara akın eden öğrenciler uzun kuyruklar oluşturdu.

    Kurslara kayıt yaptırmak için sabahın erken saatlerinde 19 Mayıs Gençlik Merkezi’ne gelen gençler, havanın soğuk olmasına aldırış etmeden uzun kuyruklar oluşturarak kayıt yaptırmak için bekledi. Tepebaşı Belediyesi Gençlik Merkezlerinde 32 farklı branşta kurs açıldı. Kendi ilgi alanına göre bir kurs programına kayıt yaptıran öğrenciler, bu uygulamadan çok memnun olduklarını ifade etti.

    Kuyrukta bekleyen Ceren Zengin, kursları arkadaşlarına tavsiye ettiğini söyleyerek, “Şu an İngilizce kursu için geldim ben. Arkadaşlarıma da tavsiye ettim. Saat 11’den beri bekliyorum ama hala daha sıra gelmedi. bence ücretsiz olduğu için bu kadar talep var. Bir de faydalı olduğunu düşünüyorum. Konuşma üzerine yani İngilizce kendim kayıt oldum oraya da” ifadelerini kullandı.

    Sabahtan beri beklediklerini ve çok üşüdüklerini ifade eden öğrenciler, “Madem belediyemiz böyle bir kurs açmış, yararlanalım dedik. 11.00’e doğru geldik. Biraz da geç kaldık sanırım. Saat 6.00’dan beri bekleyenler varmış. Kursta yer var mı yok mu haberimiz yok. Gelmek üzerede zaten sıra” dediler.

    Kursların sadece gençlere yönelik olmasının çok güzel olduğunu ifade eden bir öğrenci ise “11.30’dan beri bekliyoruz. Ben web tasarıma geleceğim. Yer kaldıysa tabi. Çok iyi bir şey hem aşırı kişi alıyorlar. Bu yönden iyi. 18 – 30 yaş arasında olması da çok güzel. Hani herkes gelemiyor o yüzden. Sadece gençlere yönelik olması da çok güzel bence. Kuyruğun yarısını bitirdik. 1 saat daha beklersek içeri girebiliriz” şeklinde konuştu.

    “Onların soğuktan üşüdüğünü görünce çok üzüldüm”

    Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç da, Gençlik Merkezindeki öğrencileri ziyaret ederek, kayıt yaptırmak için gelen öğrencilerin üşüdüklerini görünce çok üzüldüğünü ifade etti. Ataç, “Tabi bu durup dururken de olmuyor. Bunlar için baya bir emek sarf edildi. Sabahın 6 buçuğunda kurslara kayıt olmak için üniversiteli arkadaşlarımız kuyruğa girdiğine göre havanın bu soğuğunda, buradan aldıkları güzel şeyler var anlamına gelir bu. Hani bazıları diyebilir üniversite öğrencisi belediyenin açmış olduğu kurslardan ne alabilir. Alıyorlar ki bu kadar istekliler. Hatta biraz önce sıradaki arkadaşları ziyaret ettim. Hani onların üşüdüklerini görünce gerçekten üzüldüm. İçerisine de alamıyoruz. Ama onlar dediler ki hiç önemli değil biz üşüyelim ama yeter ki kurslara yer bulalım. Bugün tahmin ediyorum bin 100, bin 200 civarında bir gencimizi kaydedecek arkadaşlarımız” diye konuştu.

    Gençlik merkezleri hakkında bilgi veren Başkan Ataç, binlerce çocuğun burada hizmet almasından çok mutlu olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

    “Burası biraz farklı işliyor. Daha çok proje yapan bir ofis haline geldi. Özellikle bu Avrupa Birliği projeleri çok yoğun kullanmaya başladılar artık. Böyle olunca hem yurt içinde hem yurt dışında gençlik merkezlerimiz çok ilgi görmeye başladı. Zaman zaman Türkiye’yi temsil eden duruma geliyorlar. Bunlar bizim için artık övünç meselesi oluyor. Üniversiteye çok yakın olan bir mekanda, üniversite öğrencilerinin burada vakit geçirmeleri yada bir takım kurslar almaları onlar adına da bizim adımıza da çok önemli. İlginç kurslar var. Mesela lisanlar var. Fransızca, İspanyolca gibi, taş boyama gibi, işaret dili gibi, drama veya enstrüman çalma gibi birçok yararlı kurslar olduğu için bu ilgiyi görüyorlar. Bazılarına sordum kimi bilgisayar dedi, kimi bağlama dedi, kimi başka bir şey dedi ama herkesin bulacağı bir şey var demek ki gençlerimizde. İki tane gençlik merkezimiz var biliyorsunuz. 19 Mayıs Gençlik Merkezi Atatürk’in vermiş olduğu bir tarih zaten gençlerimize. Öbürü de Cumhuriyetimizin ilanı 29 Ekim Gençlik Merkezimiz. Oradaki bina daha farklı, 4 katlı onun üzerinde küçük sahneli tiyatro yapılabilecek salonumuz da var. Ali İsmail Korkmaz adını taşıyan bir sahne orası. Orada çocuklara ve kadınlara yönelik kurslar da var gençlerle beraber. İki noktada iki mekanda binlerce çocuğumuz buradan hizmet alıyor. Biz de bundan son derece mutlu oluyoruz.”

  • İlim Yayma Cemiyeti’nde Fatih Köse güven tazeledi

    İlim Yayma Cemiyeti Kastamonu Şubesi’nin 29. Olağan KongresiNDE mevcut başkan Fatih Köse, güven tazeleyerek tekrar başkanlığa seçildi.

    İlim Yayma Cemiyeti Kastamonu Şubesi’nin 29. Olağan Genel Kurulu İlim Yayma Cemiyeti’nin Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Tek histe halinde gidilen seçimde mevut başkan Fatih Köse, güven tazeleyerek tekrar başkanlığa seçildi.

    Genel Kurulda konuşan Fatih Köse, göreve başladıkları günden bugüne kadar geçen 2 yıllık süreç içerisinde yönetim kutulu üyeleri ile birlikte çalışma gayreti içersinde olduklarını söyledi.

    Türkiye’de 65 yıldan beri hizmet veren İlim Yayma Cemiyeti’nin Kastamonu’da 43 yıldan beri hizmet verdiğine dikkat çeken Fatih Köse, “Herhangi bir hesap gütmeden sadece topluma insan yetiştirme arzusunu yerine getirmeye çalışıyoruz. Kastamonulu gençlere hizmet etmekte biraz geç kaldık. İnşallah bu iki yıllık zaman süreci içerisinde merkezde bir müstakil bina satın alarak ya da yaparak ortaokul öğrencilerimizin hizmetine sunmayı amaçlıyoruz. Faaliyetlerimizi ilçelerimizi de kapsayacak şekilde daha da arttırmayı hedefliyoruz” dedi.

    İlim Yayca Cemiyeti Kastamonu Şube Başkanı Fatih Köse, kendisine gösterilen teveccühten dolayı teşekkür ederek, cemiyetin çalışmalarını daha ileriye götürmek için yönetim kurulu üyeleriyle birlikte çalışacaklarını kaydetti.

    “Her türlü yardımı vermeye devam edeceğiz”

    İlim Yayma Cemiyeti’nin bir gönüllülük işi olarak toplum büyük bir yer edindiğine değinen Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş ise, çalışanların büyük bir özveri gösterdiklerini belirterek, “Biz de belediye olarak elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyoruz. Merkezde çok güzel bir bina yapıp cemiyetin kullanması için tahsis edeceğiz. Bunun sözünü vermek istiyorum. Bugüne kadar eğitime destek konusunda her türlü yardımı verdik ve vermeye de devam edeceğiz” diye konuştu.

  • 17’nci yüzyılda Osmanlı’nın ilim ve fikir dünyası Zeytinburnu’nda konuşuldu

    Zeytinburnu’nda bu yıl 3’üncüsü düzenlenen “Sahn-ı Seman’dan Darülfünun’a Osmanlı’da İlim ve Fikir Dünyası Sempozyumu” başladı. Harward Üniversitesinden iki konuğun katıldığı sempozyumda, 17’inci yüzyıl Osmanlısı’nda alimler, müesseseler ve fikri eserler konuşuldu.

    Zeytinburnu Belediyesi ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi iş birliği ile Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen sempozyuma İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Harward Üniversitesinden Khaled Rouayheb ve Cemal Kafadar’ın yanı sıra yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda akademisyen ile öğrenci katıldı. Geçtiğimiz yıl yurt içi ve yurt dışından çok sayıda davetlinin katıldığı sempozyumda bu yıl 17’inci yüzyıl Osmanlısı’nda alimler, müesseseler ve fikri eserler konusu masaya yatırıldı. Sempozyumun açılış oturumunda 17‘inci yüzyılda Osmanlı’da tefsir, kütüphanecilik, kitap kültürü, felsefe ve mantık konularına ışık tutuldu.

    “Osmanlı’mızın eğitim ve fikir dünyasına göz atmış oluyoruz”

    Sempozyuma ev sahipliği yapmaktan dolayı mutluluk duyduğunu belirten Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, “İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültemiz ile beraber bu sempozyumu yapıyor olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Rabbime şükürler olsun. Geçen yıl ikincisini gerçekleştirmiştik. Bu yıl 3’üncüsünü gerçekleştiriyoruz. Osmanlı’mızın eğitim ve fikir dünyasına göz atmış oluyoruz. Bu sayede bende yararlanmış oluyorum. Oldukça anlamlı bir organizasyon. Bilim insanı değilim, dolayısıyla işin bu yönüyle ilgili konuşma yapma şansım yok. Ben sadece bir dinleyiciyim, katkısı olan herkese, değerli hocalarımıza çok çok teşekkür ediyorum. İnşallah 2 gün süreyle verimli bir çalışma olur diye temenni ediyorum” dedi.

    “17’nci yüzyılda mimariden musikiye bir geçiş yaşanmıştır”

    İmparatorluğun en çetin ve çelebi yüzyılında kültür ve düşünce hayatı üzerine mülahazalar konusunu ele alan Harward Üniversitesinden Cemal Kafadar, 17. yüzyılda mimariden musikiye bir geçiş yaşandığını söyledi. Kafadar, “17’nci yüzyıl kültür ve düşünce tarihi üzerine düşününce beni en çok etkileyen cümle çok çok uzun yıllar önce Ahmet Hamdi Tanpınar’dan okuduğum bir cümle olmuştu. 17’inci yüzyıl için derki, bu sözü biraz değiştirerek söylüyorum. ’Osmanlı kültür hayatında 17’inci yüzyılda mimari sanat mimari başak konumundaki sanat olmaktan çıkar, onun yerine insanın iç dünyasına yönelen musiki geçer.’ Sultanahmet Camii’nin yapılışından Itriye giden bir yol olarak bakarsak gerçekten mimariden musikiye bir geçiş görürüz. Muhakkak büyük çoğunluğu bu geçişi bir şekilde yaşamış, bunun üzerine düşünmüş ve kendi düşünce hayatına bunun izlerini yansıtmıştır” diye konuştu.

    23 Aralık’ta sona erecek sempozyum, “Dinler Tarihi” oturumu ile sona erecek.