Etiket: İlgili

  • Rabia Karakaya’nın taciz iddiasıyla ilgili olarak Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü’nce açıklama yapıldı

    Rabia Karakaya’nın taciz iddiasıyla ilgili olarak Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü’nce açıklama yapıldı

    Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşandığı iddia edilen Rabia Karakaya’ya yapılan taciz olayı sosyal medyada geniş yer buldu. Olayın ardından Atatürk Üniversitesi Rektörlüğünden açıklama yapıldı.

    Karakaya sosyal medya hesabından attığı peş peşe tweetler ile yaşadıklarını birbir anlattı. Erzurum’da çalıştığı hastanede, hasta bakıcı Bilal Yılmaz tarafından cinsel tacize uğradığını söyleyen Karakaya, emniyete ve savcılığa giderek şikayette bulunduğunu, uzaklaştırma ve koruma kararı çıkarmak için talep yaptığını dile getirdi.

    Olayın ardından Atatürk Üniversitesi Rektörlüğünden yapılan açıklamada, “Sosyal medyaya ve basına yansıyan taciz olayına ilişkin her türlü tedbir, olayın başlangıcından bugüne kadar alınmıştır ve süreç devam etmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Atatürk Üniversitesi, bünyesinde kurduğu Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi başta olmak üzere birçok birim ile kadınlarımıza yönelik her türlü şiddet, taciz gibi istenmeyen olayları önleme ve bu konular hakkında toplumsal duyarlılığı artırma adına ciddi faaliyetlerde bulunmaktadır. Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürlüğünde hemşire olarak görev yapmakta olan Rabia Karakaya’nın, yine aynı birimde işçi statüsünde görev yapmakta olan Bilal Yılmaz hakkında, çalıştığı birime dilekçe vermek sureti ile şikayette bulunması üzerine adı geçen birim tarafından derhal disiplin soruşturması başlatılmıştır. Bu işleme paralel olarak da idari soruşturmanın selameti açısından adı geçen işçi, ilk önce Ziraat Fakültesi Dekanlığı emrine, akabinde ise Hınıs ilçemizde bulunan Hınıs Meslek Yüksekokulu emrine görevlendirilmiştir. Soruşturmacı tarafından bu süreç içerisinde dosya kapsamında delillerin tam olarak toplanması ve bu şekilde gerçekliğin ortaya çıkartılması amacı ile ifade alma işlemleri ve diğer dokümanlar yanında, şikayet konusunun adli merciye de intikal etmiş olması nedeni ile adli süreçle ilgili bilgi, belge ve diğer aşamalar hakkında Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı ile de yazışma yapılarak, bu çerçevede Adli Makamlardan gelen belgeler de iş bu soruşturma kapsamına dahil edilmiştir. Dosya, gelinen noktada; soruşturmacı tarafından toplanılan delillerin değerlendirilmesi aşamasındadır, yani soruşturma sona erme aşamasındadır. Bu aşamadan sonra nihai karar, işçi disiplin kurulu kararı ile verilecektir. Her konuda olduğu gibi bu konuya ilişkin de Üniversitemiz delillerin tam olarak toplanması ve nihayetinde doğru kararı almak için gerekli iş ve işlemleri eksiksiz yürütmüş, yürütmeye de titizlikle devam etmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadeleri kullanıldı.

    Olaya ilişkin soruşturma devam ediyor.

  • Selahattin Baki: “Vedat Muriqi ile ilgili somut bir gelişme yok”

    Selahattin Baki: “Vedat Muriqi ile ilgili somut bir gelişme yok”

    Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Baki, yeni sezonda adrenalini yüksel bir lig beklediğini söyledi. Baki, Muriqi transferi hakkında da “Vedat hakkında somut bir gelişme yok. Vedat’ı verirsek, forvet transferi düşünürüz” yorumunu yaptı.

    Süper Lig’in 2020-21 sezonu fikstürü Riva’da bulunan TFF Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’nde yapılan törenle belli oldu. Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Baki, kura çekiminin ardından açıklamalarda bulundu. Heyecanlı bir lig beklediğini belirten Selahattin Baki, “Öncelikle hayırlı olsun. 2-3 ay önceden bugünleri görmek, hayal etmek bile zordu. Şükürler olsun ki ufaktan da olsa bir normalleşme süreci yavaş yavaş hayatımıza etki etmeye başladı. Bu sene biraz daha adrenalini bol, heyecanı bol bir lig bekliyorum, 21 takım. Pandemi döneminde iyi çalıştık Fenerbahçe Yönetimi olarak. Bunu da bence transferlerimizle gösteriyoruz. Şu anda kağıt üzerinde her şey iyi gidiyor. İyi de bir kura çektiğimize inanıyorum. Dost kulüp Rizespor deplasmanıyla başlıyoruz. Hayırlısıyla sakatlıktan kazadan beladan uzak güzel bir başlangıç yapıp yolumuza devam etmek istiyoruz yeni sezonda” dedi.

    “Vedat’ı verirsek forvet transferini düşünürüz”

    Sarı-lacivertlilerin Kosovalı golcüsü Vedat Muriqi’nin durumunu hakkında da konuşan Baki, “Vedat Muriqi ile ilgili şu anda somut bir gelişme yok. 2-3 gün evvel açıklama yapmıştık. O açıklama aynen geçerliliğini korumakta. An itibarıyla bir şey yok. Vedat kaldığı sürece forvet transferi yapmayı düşünmeyiz. Eğer olur ki Fenerbahçe’nin çok hoşuna giden şartlar masaya konursa ve Vedat’ı verirsek anca o zaman bir forvet transferi düşünürüz” şeklinde konuştu.

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Cuma günü Kariye Camii ile ilgili toplantı yapacağız”

    Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Cuma günü Kariye Camii ile ilgili toplantı yapacağız”

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, salgın nedeniyle Mart ayından itibaren yaşanan süreci değerlendirerek, bela ve musibetler karşısında ibret, tedbir, tevekkül ve dua ekseninde bir bilinç oluşturmaya gayret ettiklerini söyledi. Erbaş, ayrıca Kariye Camii’nin yeniden ibadete açılmasına ilişkin Cuma günü Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Valiliği ile toplantı yapacaklarını açıkladı.

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, il müftüleriyle online istişare toplantısı gerçekleştirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı üst düzey yöneticilerin de katıldığı toplantıda konuşan Erbaş, Giresun’da meydana gelen sel felaketinden dolayı geçmiş olsun ve başsağlığı dileklerini iletti. Covid-19 salgını nedeniyle Mart ayından itibaren yaşanan süreci değerlendiren Erbaş, “Bu dönemde çok zor kararlar aldık. 16 Mart tarihinde almak zorunda olduğumuz bir kararla camilerimizde bir süreliğine cemaatle ibadet yapmaya ara vermek durumunda kaldık. Yaşadığımız süreci doğru anlama ve sağduyulu bir yaklaşımı ortaya koyma açısından milletimize rehberlik etme noktasında gayret sarf ettik” dedi.

    Erbaş, bu süreçte gösterdikleri özveri ve gayret için tüm müftülere teşekkür ederek, “Bu süreçte sağlık personeli dışında fedakarane toplumla en fazla iç içe olan bizim hocalarımız oldu. İnşallah bu yaptıklarımız manevi olarak amel defterimize karşılığı yazılır. Milletimizin gönlündeki, kalbindeki yerimizin de daha da artmasına vesile olmuştur” diye konuştu.

    Tarih boyunca insanlığın pek çok zorluk, sıkıntı, afet ve musibetle karşılaştığını hatırlatan Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu süreçte milletin yaşadığı bu musibet karşısında en doğru tavrı almasına rehberlik etmeye çalıştıklarını söyledi. Erbaş, ibret, tedbir, tevekkül ve dua olmak üzere dört temel ilke ve yaklaşıma dikkat çektiklerini dile getirerek, “Başta televizyonlar ve medya araçları olmak üzere her vesileyle söylediğim gibi yaşananlara varoluşun ana prensiplerini dikkate alarak ibretle bakılması ve tefekkür edilmesi gerekmektedir. Zira doğru okunduğunda kâinattaki olumlu ya da olumsuz her hadisenin önemli gerçeklere işaret ettiği görülecektir. Bu meyanda küresel boyutta dünyanın yaşadığı salgın, insanın sorumlulukları ve Allah’la, tabiatla, bilimle, ahlakla, hukukla ilişkisi açısından hayati mesajlar içermektedir” şeklinde konuştu.

    “İlahi kanunlara aykırı hareket etmek, küresel felaketlere kapı aralayan vahim bir hatadır”

    “Bela ve musibetler açısından insana düşen öncelikli görev elbette tedbirli olmak, elinden gelen her türlü önlemi alarak sorumlu davranmaktır” diyen Erbaş, şöyle devam etti:

    “Zorluk ve kolaylığı, üzüntü ve sevinci, hastalık ve sağlığı bir bütün olarak ele alıp asla umutsuzluğa kapılmadan, ayakta durabilecek bir inanca ve dirence sahip olmaktır. Bu açıdan milletimize rehberliği bizler yapacağız. Biliyoruz ki hayatımız, Rabbimizin bu dünya için koyduğu ilahi kanunlar ki, sünnetullah diyoruz bu kanunlara, çerçevesinde akıp gitmektedir. Bu tabii yasalara aykırı hareket etmek, yüce Allah’ın yeryüzüne bahşettiği eşsiz ve mükemmel sisteme muhalefet etmek demektir ki, bu da küresel felaketlere kapı aralayan vahim bir hatadır. Bu bakımdan dünyaya emanet ve sorumluluk bilinciyle yaklaşarak gücümüzün yettiği hususlarda üzerimize düşeni harfiyen yapmak ve gerekli tedbirleri almak tartışılmaz bir zarurettir.”

    “İnsanoğlu sahip olduğu bütün imkân ve yeteneklere rağmen temelde aciz ve zayıf bir varlıktır”

    Erbaş, musibetler karşısında mümince tavrın bir ilkesinin de tevekkül ve ilahi iradeye teslimiyet olduğuna vurgu yaparak, “Bir yandan tedbir alırken, diğer yandan takdire rıza göstermektir. İsyan ve taşkınlık değil, iman ve sekinet ile olaya yaklaşmaktır. Bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır ki insanoğlu sahip olduğu bütün imkân ve yeteneklere rağmen temelde aciz ve zayıf bir varlıktır. Dolayısıyla en güvenli sığınak olan Cenab-ı Hakk’ın eşsiz kudretine, ilim ve hikmetine olan inancı bir an bile yitirmeden ona dayanıp güvenmek ve ondan yardım dilemek hayata dair büyük bir motivasyon sağlayacaktır ki bu konuda bütün insanlığa rehberlik yapacak olanlar da bizleriz” diye konuştu.

    Erbaş, etken ve sonuçlar ne olursa olsun yaşanılan hiçbir olayın insanın “yeryüzü imtihanı”ndan ayrı düşünülemeyeceğine dikkati çekerek, “İnsanın karşısına çıkan her türlü sıkıntı, zorluk, acı, yokluk, dert ve musibet bu imtihanın birer parçasıdır. Bütün tedbirlere rağmen insanoğlu musibete maruz kalabilir. Bu yüzden aslolan karşılaşılan olaylara soğukkanlı ve metanetli şekilde yaklaşmak ve zorlukların üstesinden nasıl gelinebileceğine odaklanmaktır” ifadelerini kullandı.

    “Küresel boyutta yaşadığımız sorunlarda insanoğlunun sorumluluk bilincini ihmal etmesinin önemli bir payı var”

    Yaşanan bela ve musibetlerde insanın yanlış davranış ve tutumlarının payı olup olmadığının muhasebesini yapmanın da ihmal edilemez bir sorumluluk olduğunun altını çizen Erbaş, şunları söyledi:

    “Musibetlerin meydana gelmesinde kimi zaman insanların da kusurlarının bulunduğunu Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizlere anlatıyor. ’Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. Allah yaptıklarınızın çoğunu affediyor’ ayetini daha fazla insana ulaştırmamız gerekiyor. Bu ellerimizle yaptığımız işlerin iyi işler olması gerekiyor. Nitekim bugün küresel boyutta yaşadığımız sorunlarda insanoğlunun zaaflarının, ihtiraslarının, sorumluluk bilincini ihmal etmesinin önemli bir payı vardır. Mesela küresel bir çevre sorunu olarak havanın, suyun, toprağın kirletilmesi, başta insan olmak üzere her bir canlısıyla tüm gezegenimizi etkileyecek büyüklükte bir meseledir. Sözü edilen bu olumsuz tablo, esasında insanoğlunun hatalarının bir sonucudur. Bu da insan-çevre ilişkisini başta sorumluluk bilinci olmak üzere emanet, güzel ahlak ve salih amel bağlamında yeniden gözden geçirmenin elzem olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Aksi takdirde yaşanacak çevresel krizlerin, küresel musibetlerin, yaşadığımız dünyayı topyekûn kaos ve kargaşaya sürüklemesi kaçınılmazdır. O halde insanın başına gelen her şeyde bir imtihan boyutunun varlığını göz ardı etmeden yaşanan hadiseleri özeleştiri ve nefis muhasebesi çerçevesinde değerlendirmek, daha güvenli ve güzel bir gelecek inşa edebilmemizin yolunu açacaktır.”

    Erbaş, musibetleri göğüslerken her müminin asla unutmaması gereken önemli bir ilke ve imkanın da dua olduğunu ifade ederek, “Esasen tedbir ve tevekkül de fiili dua mesabesindedir. Sözlü dua ise müminin en güçlü dayanağı, en büyük korunağı, en etkili devasıdır. Âlemlerin rabbi olan Allah’a iltica etmek anlamına gelen dua, bizim için büyük bir imkân ve nimettir” dedi.

    “Musibetler karşısında ibret, tedbir, tevekkül ve dua ekseninde bir bilinç oluşturmaya gayret ettik”

    Bugün herkese düşen görevin insanlığın maruz kaldığı salgını birlik ve beraberlik ruhuyla bertaraf etmek için azim, sabır ve sebatla mücadele etmek olduğunu belirten Erbaş, “Yaşanan musibetten doğru dersler çıkarmaktır. Tevekkül ile takdire rıza gösterirken, alınan bütün kararlara ve tedbirlere hakkıyla riayet etmektir. Dua, tevbe, tesbihat ve tefekkürle maneviyatımızı güçlendirmektir. Birbirimize karşı duyarlı ve anlayışlı olmaktır” diye konuştu.

    Erbaş, bela ve musibetler karşısında ibret, tedbir, tevekkül ve dua ekseninde bir bilinç oluşturmaya gayret ettiklerini ifade ederek, “Bahsettiğim bu boyutu çok önemli bulduğumu ifade etmeliyim. Zira söz konusu hususları ihmal ettiğimizde özellikle genç nesillerin zihinlerinde bela ve musibetleri anlama ve anlamlandırma noktasında eksikliklerin olması gibi bir risk olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “Teşkilatımız milletimizin maddi-manevi her türlü ihtiyacını karşılamak için seferber oldu”

    Salgınla mücadele sürecinin başından bugüne kadar geçen süreçte illerde yürütülen hizmetleri değerlendiren Erbaş, “Bu süreçte gördük ki her zaman olduğu gibi teşkilatımız milletimizin en zor zamanlarında en yakınında oldu. Milletimizin maddi-manevi her türlü ihtiyacını karşılamak için seferber oldu. Bu toplum için Diyanet İşleri Başkanlığımızın, camilerimizin ve hocalarımızın ne kadar önemli bir kıymet olduğu açıkça bir kez daha görüldü. Hocalarımızın bir kısmı yorulmuş ve yıpranmış olabilir. Dolayısıyla personelimizin moral, motivasyon ve heyecanını canlı tutmamız gerekiyor. Bu noktada biraz özel gayret göstermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “İrşad hizmetleri dijital ortamlar üzerinden yürütülmeye çalışıldı”

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, salgın sürecinin özellikle irşad hizmetlerini çok etkilediğini belirterek şunları söyledi:

    “Mevcut şartlarda irşad hizmetleri dijital ortamlar üzerinden yürütülmeye çalışıldı. Bu noktada da şu hususu özellikle ifade etmek isterim; özellikle irşad hizmetleri için dijital platformları daha etkin, güçlü, planlı ve profesyonel kullanmamız gerekiyor. İlimiz bünyesinde yapılan bu tür çalışmaları takip etmemiz gerekiyor. Zira dijital ortamlar üzerinden söylediğimiz her söz kalıcı olmaktadır. Dolayısıyla bu alandaki irşat hizmetleri çok daha büyük bir hassasiyet gerektirmektedir. Bu bağlamda çok güzel çalışmalar olduğu gibi zaman zaman özensiz ve gelişigüzel uygulamalar da olabilmektedir. Bunun için sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yapılacak irşad hizmetleri ile ilgili müftülüklerimize gönderilen talimata riayet edilmesi gerekiyor. Sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yapılacak hizmetleri takip ve koordine etmek için bir komisyon da oluşturalım.”

    “Diyanet TV ve radyolarımızın büyük bir imkân olduğunu daha yakından gördük”

    Salgın sürecinde Diyanet TV ve radyolarının öneminin bir kere daha fark edildiğini belirten Erbaş, “Diyanet televizyonumuzun ve radyolarımızın büyük bir imkân olduğunu daha yakından gördük. Pek çok hizmetimizi ve özellikle irşat faaliyetimizi medya araçlarımız üzerinden yaptık. Dolayısıyla başta Diyanet Televizyonumuz olmak üzere yayınlarımızın milletimize tanıtılması çok daha hayati ve önemli hale gelmiştir. Bu çalışmaları hızlandırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “Muhatap kitlemizi muhafaza etmek ve daha da artırmak zorundayız”

    Erbaş, salgınla mücadele sürecinde tedbirler kapsamında yürütülen hizmetlerle ilgili uyarılarda bulunarak şöyle konuştu:

    “Başta cami cemaatimiz olmak üzere, Kur’an kursları, aile, gençlik ve manevi rehberlik alanlarındaki muhatap kitlemizi muhafaza etmek ve hatta daha da artırmak için gayret göstermek zorundayız. Elbette salgın kurallarından taviz vermeden bu çalışmaları yapabilmenin yollarını bulmak zorundayız. Mesela sosyal medya üzerinden ve diğer tüm imkanlarımızla cuma namazının ve söz konusu hizmetlerimizin önemine dair çalışmalar yapmalıyız. Aynı şekilde cemaatimiz ve muhatap kitlemizle, hocalarımız telefon vb yollarla iletişimini devam ettirmesini önemsiyorum. Camilerde maske, seccade ve diğer kurallara uyma noktasında büyük oranda bir uyum ve düzen bulunmakla beraber zaman zaman hocalarımızı zora sokan sıkıntılı durumların olabildiği de bir gerçektir. Mülki idarelerle işbirliği içerisinde yaşanan ve yaşanması muhtemel sıkıntılara karşı hassasiyetimiz devam etmelidir. Cuma namazları ve diğer durumlarla muhtemel sorunları Valilerin de inisiyatifiyle yerinde ve zamanında çözmeye özen göstermeliyiz.”

    “Kur’an kurslarında gerekli tedbirler alınarak yüz yüze eğitime kısmi olarak geçildi”

    Erbaş, Başkanlık olarak eğitimlerin bir kısmını online olarak yaptıklarını anımsatarak, “15 Haziran tarihi itibarıyla hafızlık eğitiminin verildiği yatılı Kur’an kurslarında gerekli tedbirler alınarak yüz yüze eğitime kısmi olarak geçildi. Dolayısıyla tüm alanlarıyla yaygın din eğitimi faaliyetlerimiz büyük bir dikkat ve hassasiyet gerektirmektedir. Başta temizlik olmak üzere tüm tedbirlerin alınması, öğrenci ve velilerle iletişim ve diğer konular titizlikle takip edilmelidir” ifadelerini kullandı.

    Erbaş, bu sürecin uzaktan eğitim konusunda güçlü bir altyapının gerekliliğini ortaya koyduğunu da belirterek, ivedilikle bu alanı daha güçlü ve etkin hale getireceklerini söyledi. Türkiye Diyanet Vakfı olarak bu yıl Vekâlet Yoluyla Kurban Kesim Programı kapsamında 554 bin hisse kurban kestiklerini dile getiren Erbaş, “Bu sene salgın olmasına rağmen 75 ülkeye ulaştık elhamdülillah. Milletimizin sevgisini, muhabbetini götürdük. Sadece kurban eti dağıtmak değil bizim amacımız, milletimizin büyüklüğünü göstermektir. Veren el alan elden üstündür. Biz Allah indinde bu üstünlüğü elde etmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

    Erbaş, “Cami ve İlim” konusuyla Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nı, “Peygamberimiz ve Çocuk” konusuyla da Mevlid-i Nebi Haftası’nı icra edeceklerini belirtti. Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nda ayrıca “Ayasofya Cami-i Şerifi Sempozyumu” başlıklı ulusal düzeyde bir sempozyum düzenleyeceklerini de hatırlatan Erbaş, “Ayasofya’nın yeniden camii olarak açılması elhamdülillah 86 yıllık bir hasretinin tamamlanmasına vesile oldu. Güzel bir açılış gerçekleştirdik hamdolsun. Bu açılış dünyada büyük yankı uyandırdı. Ülkemizde mutluluk uyandırdı” şeklinde konuştu.

    “Kariye Camii ile ilgili toplantı yapacağız”

    Erbaş, ayrıca İstanbul Fatih’teki Kariye Camii’nin yeniden ibadete açılmasına ilişkin önümüzdeki Cuma günü İstanbul’da Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Valiliği ile bir toplantı yapacaklarını kaydetti.

  • Dr. Mehmet Yavuz’dan, ’Yol Hipnozu’ ile ilgili önemli yazı

    Dr. Mehmet Yavuz’dan, ’Yol Hipnozu’ ile ilgili önemli yazı

    Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, beynin gözler açıkken girdiği trans hali olan ’Yol hipnozu’ ile ilgili önemli bir yazı kaleme aldı. Yavuz, bu durumda sürücülerin farkında olmadan aracı kullanmaya devam ettiklerini ancak zihnin başka bir yerde olduğunu dile getirdi.

    Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, araç kullanırken kazalara sebebiyet veren en önemli noktalardan ’yol hipnozu’ ile ilgili önemli bir yazı kaleme aldı. Dr. Yavuz’un hayati konulara vurgu yaptığı yazısı şöyle:

    “Trafik kazalarından sonra yapılan araştırmalarda, sürücülerin söylemlerinin de çok benzer olduğu görülüyor; ’Nasıl olduğunu anlayamadım. Her şey çok ani gelişti. Sadece çarptığımı hatırlıyorum.’ Bu türden kazaların sebepleri yorgunluk, dalgınlık, uyuyakalma ya da dikkat eksikliği gibi durumlara dayandırılarak açıklansa da aslında durum biraz farklı.

    İlk defa 1921 yılında kaleme alınan bir makalede geçen yol hipnozu kavramı, aracı süren kişinin bir noktaya kilitlenmesi, transa girmesi anlamına geliyor. 1929 yılında yapılan bir çalışmada ise ’gözler açık şekilde uyumak’ olarak özetleniyor. Yol hipnozu, bilincin ve bilinçaltının farklı şeylere konsantre olmasıyla, beynin hiçbir şeyden etkilenmeyen, kendi kendine çalışan özelliğinin ortaya çıkmasıdır. Yol hipnozunu, ’otoyol hipnozu’ veya ’beyaz çizgi ateşi’ şeklinde tanımlayanlar da vardır.

    Değişik bir farkındalık hali olarak açıklanabilecek bu kavram, bilincin yaşadığı bir ayrışma durumu olarak da ifade edilebilir. Yol hipnozu sırasında bilincin bir tarafı hipnoz etkisindeyken diğer tarafı da otomatik şekilde eylemi sürdürmeye devam ediyor. Yani zihnimiz otomatik pilot etkisinde, düşünmeden sürüşü gerçekleştiriyor. Bilincin bir kısmı hipnoz altına girerken, diğer kısmı otomatik bir şekilde yaptığı işi gerçekleştirmeye devam edebilir. Kişi bu süreçte kısmi ya da tam bir idrak yitimi yaşayabilir.

    Yıllarca aynı yolu kullanan sürücülerde bu türden bir otomatik pilot etkisi görülmesi oldukça muhtemeldir.

    Yol hipnozu bir trans halidir

    Yol hipnozuna; yolun tekdüzeliği nedeniyle beynimizin gözlerimiz açıkken girdiği trans hali de diyebiliriz. Bu trans durumu, aynı ritimde ve aynı frekansta uzun süreli müzik dinlenildiğinde yaşanabilen özel hipnoz durumuna benzetilebilir. Bu sebeple de sürücü farkında olmadan aracı kullanmaya devam ediyor, ama zihni başka bir yerde oluyor. Özellikle uzun süren yolculuklar yaptığınızda ve aralıksız şekilde araç kullandığınızda yol hipnozuna girebilirsiniz. Yol çizgileri, sileceklerinizin uzun süreli çalışması, yol kenarlarında ki parıltılı ışıklar, karşıdan gelen araçların far ışıkları, sürekli aynı mesafelerle geçilen direkler ve müziğin sakin ritmi, beyninizin çalışma biçimini ve sürecini farklılaştırabilir. Eğer gözleriniz bir noktaya takılıyor, kafanız ya da göz kapaklarınız ağırlaşıyorsa dikkatli olmalısınız.

    İnsan zihni sürekli maruz kaldığı uyarıcıları bir süre sonra dikkate almaz

    İnsan zihni süreklilik arz eden bir uyarıcıya maruz kalırsa, bir süre sonra o uyarıcıyı dikkat alanının dışında bırakır. İnsan zihni maruz kaldığı herhangi bir dış unsur için ilk etapta keskin bir dikkat geliştirir ve durumu inceler, fakat aynı uyarıcı düzenli bir biçimde, sürekli tekrar eden bir akışa sahipse bilinç buna artık dikkat etme ihtiyacı hissetmez. O nesneye karşı duyarsızlaşır. Sürekli aynı ritimde müzik dinleyen birisi bir süre sonra başka unsurlara odaklanıp, müziği neredeyse duymayabilir. Tıpkı havaalanına yakın yerleşim birimlerinde ikamet eden insanların, bir süre sonra inip, kalkan uçak seslerine dikkat etme ihtiyacı duymamaları ve uçak sesine duyarsızlık geliştirmeleri gibi.

    Yol hipnozu, otomatik vitesli araçlarda daha çok görülmektedir. Özellikle gece yolculuğunda sakin sakin ilerlerken daha fazla görülür. Uykusuz ve yorgun olmak, yolun monotonluğu, seyir esnasında zihinsel olarak başka sorunlara odaklanmak tetikleyici unsurlardır. Yol hipnozu için sanılanın aksine, araçla bir süre geçirmek gerekmese de mola verilmeyen yolculuklarda daha sık görülmesi muhtemeldir. Kişi yorgun ve uykusuz ise, ağır bir yemekten sonra aracına bindiyse ya da zihnini meşgul eden önemli bir mesele varsa, aracına biner binmez bile yol hipnozuna girebilir. Aslına bakılırsa zihin yoğun şekilde bir mevzuya odaklandığında ya da sürüş esnasında önemli bir telefon görüşmesi yapılırken, beyin tüm enerjisini bu alana kaydırarak sürüşü, farklı bir bilinçlilik durumuyla yol hipnozuna çevirebilir.

    Yol hipnozu direksiyon başında uyumaktan farklıdır

    Yol hipnozunu direksiyon başında uyumakla da karıştırmamak lazım, yol hipnozunda gözler açıktır ve bilinçli farkındalık olmadan aracını kullanmaktadır. Hatta kişi de, sürüş esnasında bir başkası ile konuşurken bile anlık yol hipnozları gelişebilir. Her zaman gördüğü tabelayı görmeyebilir, dönmesi gereken sapağı kaçırabilir.

    Yol hipnozu sırasında, araç kullanma ile ilgili işlemler çoğunlukla doğru bir şekilde yerine getiriliyor olsa da, ufacık bir hatanın ölümcül sonuçları olabileceğinden, bu bilinç durumuna girme konusunda dikkatli olmalıyız. Dümdüz yolda öndeki araca çarpma, tırın altına girme, duran bir nesneye çarpma gibi kazaların büyük bir çoğunluğu yol hipnozu nedeniyle olmaktadır.

    Yol hipnozundan korunmak için şunlar yapılabilir;

    1- Uzun mesafe yolculuklarında mutlaka şöförün yanında uyumayan biri, yardımcı pilot vasfıyla bulunmalıdır.

    2- Önemli bir problem yaşadıysanız, zihninizi sakinleştirmeden direksiyona geçmeyiniz.

    3- Sürüş esnasında mümkünse müzik dinlemeyiniz, eğer dinleyecek olursanız sürekli temposu ve ritmi değişen melodileri tercih ediniz.

    4- Yola çıkmadan önce ağır yemek yemeyiniz, az da olsa asla alkol almayınız.

    5- Asla uykulu araç kullanmayınız. Eğer gece de yol gitmeniz gerekiyorsa bir dinlenme tesisinde uykunuzu alıp sonra yola devam ediniz

    6- En az iki saatte bir çay-kahve ve ihtiyaç molası veriniz.

    7- Arada bir camı indirerek içeriye temiz hava girmesini sağlayınız.

    8- Aynalardan sürekli etrafınızı kontrol etme alışkanlığı edininiz.

    9- Sürüş esnasında bol bol su içiniz ya da sakız çiğneyiniz.

    10- Seyir esnasında bedeninizin ağırlaştığını, hareketlerinizin yavaşladığını, göz kapaklarınıza bir ağırlık bindiğini hissederseniz yol hipnozuna veya uykuya dalmak üzeriyseniz demektir ki; ikisi de kaza ve hayati tehlike demektir. Acele ile bir yere gitmeniz gerekse bile aracınızı uygun bir yere çekip uyuyunuz.

    11- Bakışınızı aynı noktaya sabitlemeyin, yol çevresindeki unsurları gözlemleyin.

    12- Günlük hayatta uyuduğunuz saatlerde uzun sürüşlerden kaçının, biyolojik saatiniz size rehavete sokup yol hipnozunu tetikleyebilir.

    13- Bedeninizde bir ağırlaşma hissettiğinizde, klimayı açarak araç içi ısıyı düşürünüz, soğuk hava sizi geçici de olsa daha dinç ve dinamik kılacaktır.”

  • Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan’dan “Mahalle Denetim Ekipleri” ile ilgili açıklama

    Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan’dan “Mahalle Denetim Ekipleri” ile ilgili açıklama

    Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelge çerçevesinde ‘Mahalle Denetim Ekipleri’nin oluşturulmasında bazı hususlara dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi.

    Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, İçişleri Bakanlığı tarafından 14 Ağustos tarihinde yayımlanan genelge doğrultusunda kaymakamlıklar koordinasyonuyla “Mahalle Denetim Ekipleri” kurulmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Mahalle Denetim Ekiplerinde kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ve kolluk birimleri personelinin yanı sıra okul müdürleri ve öğretmenlerin, din görevlilerinin, muhtarlar ve azalarının, apartman ve site yöneticileri ile temsilcilerinin görevlendirilebileceğini bildiren Geylan, Mahalle Denetim Ekibinin oluşturulmasında bazı hususlara dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, “Daha önceleri defalarca şahit olduğumuz şekilde kimi mülki amirlerin ’kolaycılığa’ meylederek ve öğretmenleri ‘hazır kıta’ gören arazlı bir anlayışla değil, hizmetin gereği doğrultusunda ve adaletle koordinasyon görevlerini ifa etmeleri sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Korona virüs salgınına karşı devletin tüm kurumlarıyla teyakkuz halinde faaliyetlerini yürüttüğünü, başta sağlık çalışanları olmak üzere kamu görevlilerinin üstün fedakarlıkla hizmet ettiğini vurgulayan Geylan, “Şu gerçektir ki; salgınla mücadele, tam bir seferberlik anlayışıyla yürütülürse başarılı olunacaktır. 83 milyon vatandaşımızın her biri bu süreçte yüksek bir ciddiyetle sorumluluk almalıdır. Bu kapsamda salgınla mücadelenin takibi ve denetimi amacıyla İçişleri Bakanlığının 14 Ağustos 2020 tarihli ve 13180 sayılı genelgesi doğrultusunda kaymakamlıklar koordinasyonuyla ‘Mahalle Denetim Ekipleri’ kurulması kararlaştırılmıştır. Kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ve kolluk birimlerimizin personelinin yanı sıra okul müdürleri ve öğretmenlerin, din görevlilerinin, muhtarlar ve azalarının, apartman ve site yöneticilerinden temsilcilerin bu denetim ekiplerinde görevlendirilebileceği ifade edilmiştir. İnşallah milletçe bu musibetin de üstesinden geleceğiz. Ancak Mahalle Denetim Ekiplerinin oluşturulmasında bazı hususlara dikkat edilmesi elzemdir” dedi.

    Mahalle Denetim Ekiplerinin oluşturulmasında dikkat edilmesi gereken hususlara dikkat çeken Geylan, şunları kaydetti:

    “Cumhurbaşkanlığı kararı doğrultusunda kronik rahatsızlığı bulunanlar, hamileler, yeni doğum yapmış anneler ve 60 yaş üzeri olanlar görevlendirilmemelidir. Görevlilerin kişisel koruyucu tedbirleri en üst düzeyde alınmalıdır. Görevlerinin gereği olarak denetim yetkisi bulunan belediye personeli ve mahalle bekçileri öncelikli olarak ‘Mahalle Denetim Ekiplerinde’ görevlendirilmeli ve sayıları artırılmalıdır. Daha önceleri defalarca şahit olduğumuz şekilde kimi mülki amirlerin ‘kolaycılığa’ meylederek ve öğretmenleri ‘hazır kıta’ gören arazlı bir anlayışla değil, hizmetin gereği doğrultusunda ve adaletle koordinasyon görevlerini ifa etmeleri sağlanmalıdır. Geride bıraktığımız 6 aylık salgın sürecinde gördük ki başta Vefa Destek Grupları olmak üzer, kamu çalışanları salgınla mücadelede üzerlerine düşeni istek ve fedakarlıkla yerine getirmişlerdir. Dolayısıyla memurlarımız bundan sonraki süreçte de ‘gönüllük’ esasına dayalı olarak milletimizin hizmetinde olacaktır. Bu itibarla kamu yöneticileri, çalışanların motivasyonunu bozacak tutum ve söylemlerden uzak durmalıdırlar.”