Etiket: İhtimali

  • Av. Aydoğan: “Tahliye edilen Yusuf Aydemir’in Kanada’ya kaçma ihtimali çok yüksek”

    Av. Aydoğan: “Tahliye edilen Yusuf Aydemir’in Kanada’ya kaçma ihtimali çok yüksek”

    Ağrı’da 2018 yılında cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan amca Yusuf Aydemir tahliye kararıyla ilgili UCİM Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan, “Tahliye edilen Yusuf Aydemir’in Kanada’ya kaçma ihtimali çok yüksek. Tüm sanıkların Leyla’yı el birliğiyle katletmesine rağmen verilmiş olan bu tahliye kararını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz” dedi. Ayrıca UCİM üyeleri Leyla Aydemir davasının Ağrı’dan alınması için CİMER’e başvuruda bulundu.

    Ağrı’da 2018 yılında dedesinin köyüne geldikten sonra kaybolan ve 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan amca Yusuf Aydemir, istinaf mahkemesinin kararıyla tahliye edildi. Tahliye kararına bir tepki de UCİM’den geldi. Türkiye geneli başlattıkları kampanyayla UCİM üyeleri Leyla Aydemir davasının Ağrı ilinden alınarak daha sağlıklı bir yerde görülmesi için CİMER’e başvuruda bulundular.

    “Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi hepimizin vicdanını kanatan bir karara imza attı”

    İstinaf mahkemesinin vicdanları kanatan bir karar verdiğini belirten Saadet Öğretmen Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan, “Biz bugün çok üzgünüz. 2 sene önce Ağrı’da katledilen Leyla Aydemir davasında yerel mahkeme 6 sanığa beraat vermesine rağmen diğer sanık olan Yusuf Aydemir için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. Biz diğer sanıkların da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmaları için istinaf başvurusunda bulunmuştuk. Fakat dün istinaf mahkemesi olan Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi hepimizin vicdanını kanatan bir karara imza attı. Dün ağırlaştırılışmış müebbet hapis cezası beraata çevrilen Yusuf Aydemir’in tahliyesine karar verdi. Diğer 6 sanık için de beraat kararının bozulmasına hükmetti. Biz bunu hukuken hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Toplum vicdanını yaralayan bir karara imza atıldı dün itibariyle, biz gerekli itirazlarımızı yapacağız tahliye kararına ve bu davanın hiçbir şekilde peşini bırakmayacağız. Bizim adalete olan inancımız tam. Dosyada somut veriler olmasına rağmen, herkesin, tüm sanıkların el birliğiyle bu suçu işlemesine, Leyla’yı el birliğiyle katletmesine rağmen verilmiş olan bu kararı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Biz Adalet Bakanımıza, savcılarımıza ve hakimlerimize sesleniyoruz, onlara güvenimiz tam, adalete olan inancımız tam” dedi.

    “Davanın Ağrı ilinden alınması için kampanya başlattık”

    Tüm UCİM üyeleri, tüm UCİM avukatları olarak CİMER’e başvuruda bulunduklarını ifade eden Av. Aydoğan, “Adalet Bakanlığına hitaben bir dilekçe gönderdik. Bu dilekçe de ceza mahkemesi kanunu madde 19 gereğince Adalet Bakanlığımızın kararıyla dosyanın Ağrı ilinden alınarak başka bir yargı yerinde görülmesini talep ettik. Bunun gerekçesi olarak da Ağrı ilinin küçük bir il olması, sanıkların hepsinin birbirini tanıyor olması, hepsinin akraba, kardeş olması ve hem yargılama esnasında hem de yargılama dışında haricen sanıkların yapmış oldukları davranışlar kamu güvenliğini tehlikeye düşüreceği için sağlıklı bir yargılama yapılamayacağı kanaatindeyiz. Bu nedenle dosyanın Ağrı’dan bir an önce çektirilmesi gerekmekte, başka bir yargı yerinde daha sağlıklı bir şekilde yürütülmelidir. Leyla’nın katilleri şu anda dışarıda ellerini, kollarını sallayarak geziyorlar. Bu cinayet faili meçhul bir cinayet değil, bu cinayet örtbas edilecek bir cinayet değil. Biz UCİM olarak sonuna kadar bu davanın peşini bırakmayacağız. Leyla’nın katilleri bulunana kadar hiçbirimize uyku yok” diye konuştu.

    “Kanada’ya kaçma ihtimalleri çok yüksek”

    İstinaf kararında tutuklamanın bir tedbir olduğu, güvenlik gerekçesiyle sadece Yusuf Aydemir’in tutuklu olduğuna dair bir ibarenin geçtiğini kaydeden Av. Aydoğan, “Bu hiçbir şekilde kabul edilebilir değil, evet tutuklama bir tedbirdir. Fakat sanıkların kaçma şüphesi var ise ortada kuvvetli bir suç şüphesi var ise sanıklar salıverilemez. Ceza kanunumuz da bunun hükmü gayet açıktır. Buna rağmen insan kaçakçılığı yaptıklarını hem duruşma esnasında hem duruşma dışında rahatça söyleyen bir ailenin ferdi olan sanığın tahliye edilmesi kabul edilebilir değildir. Kanada’ya insan kaçakçılığı yapan bir aileden bahsediyoruz. Bunların kaçma imkanı çok yüksek ve resmen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi bunun önünü açtı gibi hissediyoruz. Kafamızda çok fazla soru işareti var ve biz bu soru işaretlerinin giderilmesi için, adalete olan inancımızı sağlam tutmak için Adalet Bakanımıza ve hakimlerimize güvenerek yol almaya devam edeceğiz” açıklamalarında bulundu.

    Ne olmuştu?

    Ağrı’da şehir merkezinde yaşayan Şükran ve Nihat Aydemir çiftinin 7 çocuğundan 6’ncısı olan Leyla Aydemir, 2018 yılında Ramazan Bayramı dolayısıyla geldikleri dedesinin yaşadığı Bezirhane köyünde, 15 Haziran günü kayboldu. Tüm Türkiye’nin bulunması için seferber olduğu Leyla’nın 18 gün sonra, köye 3 kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkiinde cansız bedeni bulundu. Su içinde bulunan küçük kızın babası Nihat Aydemir’in kuzeni Mehmet Ali Aydemir (33), 18 Temmuz günü ’kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.

    7 sanığa dava açılmıştı

    Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca Mehmet Ali Aydemir’in de aralarında olduğu 7 sanık hakkında çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet, iştirak halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da 14’er yıla kadar hapis cezası istemiyle 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı.

    Davanın 20 Eylül 2019 günü görülen ilk duruşmasında, baba Nihat Aydemir sanıklardan şikayetçi olmamış anne Şükran Aydemir ise şikayetçi olmuştu. Mahkeme heyeti, Leyla’nın amcası Yusuf Aydemir’i ’suçu işlediğine yönelik somut deliller bulunduğu ve dinlenilmeyen tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimali olduğu’ gerekçesiyle tutuklarken, 19 Aralık 2019 günü, dosya üzerinden yapılan tutukluluk değerlendirmesinde ise Mehmet Ali Aydemir, ’mevcut delil durumu ile tutuklulukta geçen süre ve dosyanın geldiği aşama’ dikkate alınarak, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    Korona virüs tedbirleri kapsamında 3 Temmuz 2020’ye ertelenen davada cumhuriyet savcısı, esas hakkında mütalaasını mahkemeye sundu. Baba Nihat Aydemir ile sanık Besim Dursun’un oğlunun Kanada’ya gönderilmesinden kaynaklı para meselesi olduğu anlatılan mütalaada, sanık Dursun’un olaydan birkaç yıl önce Aydemir’e, “Yemin olsun ben sana ciğer acısını yaşatacağım, ben seni ciğerinle terbiye edeceğim” diye sözler söylediği kaydedildi. ’Yiğit’ kod adlı gizli tanığın, taziye ziyareti sırasında Yusuf Aydemir ve Besim Dursun’un evden sık sık çıkıp, geri döndüklerini bildirdiği ifade edilen mütalaada, Leyla’nın sanık Dursun’un evinin önünden kaybolduğunun diğer tanıkların ifadeleriyle de sabit olduğu vurgulandı. Mütalaada, “Yapılan HTS incelemesinde, sanık Yusuf ve Besim’in maktul Leyla’ya ait cesedin bulunduğu sırada görüşme gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir” denildi.

    Baba ile amca arasında husumet

    Baba Nihat Aydemir ile Leyla’nın amcası Yusuf Aydemir arasında da miras ve alacak meselesi yüzünden husumet olduğu ifade edilen mütalaada, tutuklu amcanın teknik takibe takılan telefon kayıtlarına da yer verilirken şöyle denildi:

    “Sanık Yusuf Aydemir’in sanık Besim Dursun ile yakın arkadaşlığının olduğu, maktul Leyla’nın kaybolduğu gün taziye evinde sanık Yusuf ve Besim’in sürekli bir yerlere gidip tekrar döndüğü, maktul Leyla’yı, sanık Yusuf’un ortadan kaybolduğu yere doğru yönlendirdiği ve Leyla’nın kaybolmadan önce sanık Yusuf’un yanında olduğu tanık beyanlarından anlaşıldığı, Yusuf’un tape kayıtlarında, kolluk görevlilerine bir şey anlatmadığını, diğerlerinin de anlatmamaları ile kolluk ekiplerine dikkat etmeleri yönünde konuşmalar yaptığı saptandı.”

    “Sanığın maktulün bulunması için çalışan görevlileri yanılttığı ve yanlış yönlendirdiği de sabittir”

    Sanık Mehmet Ali Aydemir’in ise Leyla’yı ablası Ayşe Artam’ın evine bıraktığı kaydedilen mütalaanın devamında, “Maktulün cesedine ulaşıldığı sırada kolluk ekiplerince tutulan tutanağa göre, cesedi jandarma ekipleri dışında kimsenin görmemesine rağmen sanık Mehmet Ali, Leyla’nın kıyafetsiz olduğunu ve kıyafetlerini arayacağını ekiplere bildirdi. Sanık Mehmet Ali’nin maktulün kıyafetsiz bulunduğunu bilmesi, hayatın olağan akışına aykırıdır. Sanığın ayrıca maktulün bulunması için çalışan görevlileri yanılttığı ve yanlış yönlendirdiği de sabittir” denildi.

    Beraat edilmesi istendi

    Cumhuriyet savcısı amca Musa Aydemir ile ilgili olarak da mütalaada, “Her ne kadar sanık Musa’nın telefonunda, maktulün videosu olsa da sanığın müştekilerin evinde yaşamış olduğu, aralarında hiçbir husumet bulunmayışı, sanığın videoyu çekmekteki amacının sosyal medyada paylaşmak olduğu, bu hususun aleyhte delil olarak kullanılmasının olağan hayat akışına uygun olmadığı, sanık hakkında diğer sanıkların aksine ve olay tarihinde 3 yaşında olan ve yargılama aşamasındaki uzman raporuyla beyanına itibar edilemeyecek olan Üzeyir’in ifadeleri dışında aleyhine hiçbir tanık beyanının bulunmayışı dikkate alındığında sanık hakkında şüpheden sanık yararlanır ilkesi doğrultusunda, delil yetersizliğinden beraatına karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir” dedi.

    Tutuklanmaları istendi

    Yargılama aşamasında müştekilerin şikayetlerinden vazgeçtikleri ancak söz konusu suçun şikayete bağlı olmadığının hatırlatıldığı mütalaada, Yusuf Aydemir, Mehmet Ali Aydemir ve Besim Dursun’un fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, üzerlerine atılı ve eylemlerine uyan ’kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme’ suçlarını iştirak halinde işledikleri bildirildi. 3 sanığın ağırlaştırılmış müebbet ve 4 yıldan 14’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi.

    Ayşe Artam ve Yıldırım Artam’ın da ’cinayete ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna yardım’ suçlarından 29 yıl 4’er ay hapisle cezalandırılmalarını isteyen savcı, amca Musa Aydemir ve Hatun Dursun hakkında ise delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesini talep etti. Cumhuriyet savcısı, tutuksuz sanıklar Mehmet Ali Aydemir, Besim Dursun, Ayşe Artam ve Yıldırım Artam’ın, hükümle birlikte tutuklanmalarına karar verilmesini de talep etti.

    Amca Yusuf Aydemir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı

    Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2 Ekim 2020 günü görülen Leyla Aydemir öldürülmesi ile ilgili karar davasında tutuklu sanık amca Yusuf Aydemir hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, tutuksuz 6 sanık hakkında beraat kararı verildi.

    3 ay sonra amca Aydemir’e tahliye

    Minik Leyla’nın karar davasından 3 ay sonra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla tutuklanan amca Yusuf Aydemir tahliye edildi. Verilen karar dilekçesinde “Yusuf Aydemir’in tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin ileride telafisi güç mağduriyetine sebebiyet verebileceği, tutuklamanın bir ceza değil tedbir niteliğinde olduğu gözetilerek tahliyesine, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse derhal tahliyesinin sağlanması için Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı Esas Masasına müzekkere yazılmasına, karar kesinleştiğinde dosyanın mahkemesine gönderilmesine, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, (I) bendindeki red kararı ve tahliye kararı yönünden kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde Dairemize dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunulması, bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi veya İlk Derece Ceza Mahkemesi aracılığıyla dilekçe gönderilmesi suretiyle, nihai olarak Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere Dairemiz nezdinde itiraz yolu açık, bozma kararı yönünden ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1 maddesi gereğince kesin olmak üzere 21/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi” denildi.

  • Bakan Pakdemirli: “Sabotaj ihtimali var ama herhangi bir bulguya rastlanmadı”

    Bakan Pakdemirli: “Sabotaj ihtimali var ama herhangi bir bulguya rastlanmadı”

    Hatay’daki orman yangınının takip ve koordinesi için Hatay’a gelen Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, söndürme çalışmalarını inceledi. Bakan Pakdemirli, sabotaj ihtimali üzerinde durulduğu ama henüz bir bulguya rastlanmadığını söyledi.

    Hatay’ın İskenderun ilçesinde çıkan orman yangınının takip ve koordinesi için Hatay’a gelen Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, helikopterle bölgede incelemede bulunduktan sonra karadan da incelemelerini sürdürdü. İncelemeler sırasında gazetecilere açıklama yapan Bakan Pakdemirli, Mersin’in Anamur ilçesinde, Adana’nın Kozan ilçesinde ve İskenderun’daki yangınların son durumu hakkında bilgiler verdi. Türkiye genelinde bugün 17 yangınla mücadele ettiklerini dile getiren Bakan Pakdemirli, Anamur ve İskenderun’daki yangınlar hariç hepsinin kontrol altına alındığını kaydetti.

    “En kısa zamanda kontrol altına almaya çalışacağız”

    Anamur’daki yangına 96 arazöz, 5 dozer ve 400 personelle müdahale ettiklerini aktaran Bakan Pakdemirli, önlem amaçlı Uçarı Mahallesi’nin boşaltıldığını ancak yangını kontrol altına alma çalışmalarının iyiye gittiğini vurguladı. Bakan Pakdemirli, İskenderun’da 14.25’te çıkan yangına 14.35’te ilk müdahalenin yapıldığını belirterek, “139 arazöz, 15 dozer ve 650 personel yangına müdahale ediyor. 30 derece sıcaklığın olduğu, nemin 30 civarında gittiği dik koşullar altında bugün maalesef yangın sarp koşullar altında ilerledi. Buradaki önceliğimiz yerleşim yerleri. Sarıseki Mahallesi’nde bazı tahliyeler yapılmıştı ancak vatandaşlar da bu evlerine geri döndü. Yangının çıkış sebebi olarak da otoban kenarından çıktığı varsayılıyor. Bununla ilgili valiliğimiz tarafından herhangi bağlantı bulunmadı. Taş ocağının karşı tarafındaki yangın şu an en büyük odak noktamız. Coğrafi şartların sarp olması ve bölgede yol açma faaliyetlerine devam etmesi biraz daha çalışma koşullarımızı daha zorluyor ancak en kısa zamanda kontrol altına alma noktasında arkadaşlarımız çalışmalarını yapıyorlar” diye konuştu.

    Yangında sabotaj ihtimali olup olmadığının sorulması üzerine konuşan Bakan Pakdemirli, “Terör ihtimali olabilir, bunu yok saymamak lazım ama herhangi bir bağlantı bulunmuş değil. Tüm odağımız yangının sönmesi. Kolluk kuvvetlerimiz, valiliğimiz soruşturmalarını yapıyor ama ne bir ipucu ne de bağlantı var. Yerleşim yerlerinde önemli zarar yok. Sadece bir evde ufak bir zarar olduğu söyleniyor” şeklinde konuştu.

    Bakan Pakdemirli, yangında şu ana kadar sadece bir yerleşim yerinin zarar gördüğünü de sözlerine ekledi.

  • Prof. Dr. Çavuşoğlu: “Korona virüsün bilimsel olarak biyolojik silah olma ihtimali çok düşük”

    Prof. Dr. Çavuşoğlu: “Korona virüsün bilimsel olarak biyolojik silah olma ihtimali çok düşük”

    Korona virüsün biyolojik silah olma ihtimalinin çok düşük olduğunu belirten Prof. Dr. Kültigin Çavuşoğlu, biyolojik silahların tedavileriyle birlikte üretildiğini ve kontrolden çıkmaları durumunda basit bir şekilde etkisiz hale getirildiklerini söyledi.

    Biyolojik silahlar, genetik mühendisliğiyle insan dışındaki canlılarda hastalık yaptığı ya da ölüme neden olduğu bilinen virüs veya bakterilerin genetik yapısı ile oynanarak insan hücrelerine tutunmasının sağlanmasıyla üretiliyor. Covid-19 ile ilgili ortaya atılan biyolojik silah söylemlerine açıklık getiren Giresun Üniversitesi Genetik ve Moleküler Biyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kültigin Çavuşoğlu, bu ihtimalin çok düşük olduğunu belirtti. Çavuşoğlu, “Covid-19’un genetik yapısına baktığımızda yüzde 70 oranında yarasalardaki korona virüsle benzerlik gösterdiği bildirilmektedir. Geriye kalan yüzde 30’luk fark bile biyolojik silah için oldukça yeterli bir orandır. Ancak bu farklılık Covid-19’un biyolojik silah olduğu anlamına gelmemektedir. Bu farklılık Covid-19’un zaman içerisinde doğada kendiliğinden meydana gelen mutasyonlardan kaynaklanmış olabilir. Virüslere mutlaka insan eli ile bir müdahale yapılıp yapılmadığına ancak laboratuvar ortamında ayrıntılı olarak yapılacak analizler sonrasında karar verilebilir” dedi.

    Biyolojik silah üretiminde mikroorganizmaların genetik yapısında az miktarda değişiklik yapılmasının yeterli olabileceğini belirten Çavuşoğlu, “Biyolojik silahlar genetik mühendisliğiyle üretilmektedir. İnsan dışındaki canlılarda hastalık yaptığı ya da ölüme neden olduğu bilinen bir bakteri veya virüsün genetik yapısı ile oynanarak insan hücrelerine tutunmasını sağlayarak biyolojik silah haline dönüştürülebilir. Fakat biyolojik silahlar, kullanımında beklenmedik bir durum oluşması halinde basit bir şekilde etkisiz hale getirilebilen organizmalardır. Şimdi diyelim ki Covid-19 biyolojik silah olarak üretilmişti fakat beklenmedik bir durum oluştu, peki bu virüsü basitçe etkisiz hale getirebilecek bir tedavi halihazırda mevcut mu? Hayır. O zaman bu durum tanımdaki bilimsel kriterlere uymuyor. Çünkü biyolojik bir silah mutlaka tedavisi ile birlikte eş zamanlı geliştirilir” diye konuştu.

    Covid-19’un en çok etkilediği ülkelerin gelişmiş ülkeler olduğunu belirten Çavuşoğlu, “Bugün vatandaşımıza ‘Covid-19’u kim üretmiştir?’ şeklinde bir soru yöneltmiş olsak, büyük ihtimalle ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve Çin cevabını almamız muhtemeldir. Fakat bu ülkelere baktığımızda günlük vaka ve ölüm sayılarında ABD’nin 1, Fransa’nın 4, Almanya’nın 5, İngiltere’nin 6 ve Çin’in 7. sırada yer aldıklarını görmekteyiz. Kaldı ki bu ülkelerden ABD Başkanı Donald Trump ile İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un da bu hastalığa yakalandığını ve özellikle Johnson’un günlerce yoğun bakımda kaldığını da unutmamak gerekir. Covid-19 biyolojik silahsa, bunu üreten ülkeler bu silahı kendi halklarına ve hatta devlet başkanlarına yöneltebilirler mi? Bu durumda biyolojik silahın bilimsel tanımı ile tezat teşkil etmektedir” dedi.

    Prof. Dr. Kültigin Çavuşoğlu, Covid-19’un insanoğlunun doğayı tahrip etmesi sonucunda yarasalarda bulunan korona virüslerin doğal yolla mutasyona uğraması ile insanlarda bulaşıcılığı ve hastalık yapma özelliği daha da artan yeni bir virüs olduğunu belirtti.

  • Başkan Gürün: “Milas ve Mumcular’daki yangınlarda sabotaj ihtimali araştırılmalı”

    Başkan Gürün: “Milas ve Mumcular’daki yangınlarda sabotaj ihtimali araştırılmalı”

    Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, aynı günde Milas ve Mumcular’da çıkan yangınlarla ilgili sabotaj ihtimalinin araştırılmasını istedi.

    Milas’ta devam eden orman yangınına gece 21 arazöz, 10 su tankeri, 2 dozer ve 150 personel ile müdahale edilirken, Bodrum Mumcular yangınına 40 arazöz, 10 su tankeri, 8 dozer ve 200 personel müdahale ediyor. Söndürme çalışmalarına Muğla Büyükşehir Belediyesi itfaiye araçlarının yanı sıra iş makineleri ve su tankerleri de orman ekipleri de destek veriyor. Milas ve Mumcular orman yangınına Muğla dışından Türkiye’nin birçok ilinden takviye ekipler gelirken, diğer illerden gelen ekipler Muğla Orman Bölge Müdürlüğü tarafından Mumcular ve Milas yangınlarına yönlendiriliyor.

    Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün ve Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Mumcular bölgesine gelerek söndürme çalışmalarını takip etti. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Gürün, yangınların çıkışları ile ilgili Orman Bakanlığı ile ortak bir önleyici tedbir nasıl alınır konusunda önümüzdeki yıl için toplantı yapılması gerektiğini ifade etti. Başkan Gürün, “Yangınların çıkış alanının farklı olması insanın aklına her türlü spekülatif düşünceyi getiriyor. Bu konuda uzman değiliz ama sabotai ihtimali araştırılmalı. Yangınların yüzde 80’ininden fazlası insan kusurundan çıkıyor. Bununla ilgili geniş çalışmalar yapılması gerekiyor. Yangınların neden çıktığını ve nasıl önlenebileceğini konusunda bilimsel toplantılar yapılması gerekiyor. Tamamen olmasa da, büyük ölçüde önleyici tedbirler almamız gerekiyor. Birilerini suçlamakla bu varlıklarımızın geri gelmiyor” dedi.

    Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras ise, “Bodrum bölgesinde en fazla orman varlığına sahip alan Mumcular’da bulunuyor. Korunmaya en muhtaç bir bölge. Yaz başından beri bu ikinci yangın. Ege Bölgesi’nin diğer illerinden de takviye ekipler bölgemize konvoylar halinde giriş yaptı. Mazı Mahallesi sınırlarına yangının sıçramaması için dua ediyoruz” diye konuştu.

  • Ergün Penbe: “Galatasaray’ın gruptan çıkma ihtimali var”

    Çanakkale’de 2018 Troya Yılı etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen ‘2018 Troya Yılı Yıldız Futbolcular-Boğazgücü Masterlar Dostluk’ maçına katılan uzun yıllar Galatasaray’da futbol oynayan eski milli futbolcu Ergün Penbe, Galatasaray’ın grubunu değerlendirerek, “Gruplara baktığımızda 8 gruptan en iyisine düştüğümüzü diyebilirim. Ben grubu D veya E diye tahmin ediyordum. D oldu. Onun için Galatasaray’ın bu gruptan çıkma ihtimali var. Avrupa kupalarında farklı oynayan bir Galatasaray takımı var” dedi.

    Çanakkale’de 2018 Troya Yılı etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen ‘2018 Troya Yılı Yıldız Futbolcular-Boğazgücü Masterlar Dostluk’ maçına katılan, uzun yıllar Galatasaray’da futbol oynayan eski milli futbolcu Ergün Penbe, Şampiyonlar Ligi’nde D Grubuna düşen Galatasaray’ın, Porto, Schalke 04 ve Lokomotiv Moskova takımlarına karşı durumunu değerlendirdi.

    Galatasaray’ın Şampiyonlar Lig’inde güzel bir kura çektiğini ifade eden Ergün Penbe, “Şampiyonlar Ligi’nde çok daha zorlu gruplar vardı. Gerçi Şampiyonlar Ligi’ne kalmış takımların hepsi birbirinden iyi ve kaliteli takımlar. Ama gruplara baktığımızda 8 gruptan en iyisine düştüğümüzü diyebilirim. Ben grubu D veya E diye tahmin ediyordum. D oldu. Onun için Galatasaray’ın bu gruptan çıkma ihtimali var. Avrupa kupalarında farklı oynayan bir Galatasaray takımı var. Tabii son anda transfer yapılmaması da üzücü. Sabaha kadar uyumayan Galatasaray taraftarları biliyorum. Dediğim gibi kolay bir grup. İyi bir santraforla Galatasaray o gruptan ikinci çıkabileceğini çok rahat söyleyebilirdik. Şimdi ortada diye düşünüyorum. Galatasaray’ın başında bu kupalarda çok deneyimli bir teknik direktörü var. Farklı bir atmosferde oynayacakları için her an her şey olabileceğini düşünüyorum. Lig’de tabii ki son ana kadar Galatasaray şampiyonluğu kovalayacaktır. Fatih Terim’le beraber, Galatasaray o ipi göğüslemek için elinden gelenin en iyisini yapacaktır” şeklinde konuştu.