Etiket: İhmale

  • Diz kireçlenmeleri ihmale gelmiyor

    Dizlerden ses gelmesi ve hareketle beraber gelen şiddetli ağrılar eklem kireçlenmelerini işaret ediyor. Uzmanlar diz kireçlenmesi sorunlarının ihmal edilmemesi gerektiğine vurgu yaparken, ilerleyen durumlarda diz protezlerinin kaçınılmaz olduğuna vurgu yapıyor.

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Sezai Yılmaz, ”Diz kireçlenmeleri hareketle artan diz ağrıları şeklinde kendini gösterir. Dinlendikten sonra bu ağrılar genelde hafifler ya da geçer. Hastalarda ayrıca sabah topallama şikayetleri meydana gelir, ev işi yaparken ya da merdiven çıkarken ve inerken, dizin üstüne oturulduğunda, namaz kılarken, yokuş yukarı çıkarken dizde ağrı hisseder hastalar ve kıtırtı sesi gelir o bölgeden. Bu ses kıkırdağın aşınma sesidir. Kıkırdak aşınıp kemik açığa çıktığı için hasta ağrı hisseder. Uzun süre yürüyemez bu hastalar, belli bir süre özellikle ilerleyen dönemlerde hastalık ilerlediğinde, bir süre sonra hasta durup dinlenme ihtiyacı hisseder. Bu rahatsızlığın nedeni tam olarak bilinmemekle beraber genetik faktörler etkili olmakla birlikte kadınlarda daha sık görülmektedir. Sebebi bilinenler ise daha önce geçirilen travmalar, kazalar, uzun süre yatalak kalma, enfeksiyonlar, dizin gördüğü darbeler, geçirilen ameliyatlara bağlı durumlar, fazla kilo faktörü, ağır işler gibi durumlarda söz konusu olabiliyor” dedi.

    Erken evrede tedavi çok önemli

    Erken evrede tedavilerin büyük önem taşıdığına değinen Yılmaz, ”Erken evrede eklem içine sıvı enjeksiyonu, PRP, Hyaloronik asit tedavileri, ağızdan kullanılan kıkırdak yapımını arttırıcı takviye ilaçlar, fizik tedavi, kaplıca gibi seçenekler kullanılabiliyor. Fakat bunların hiçbiri kalıcı tedaviler değildir, zaman kazandırıcı tedavilerdir. Bazı hastalarda çok erken evrede bu işlemler yapılırsa bu hastaların ileride protez ameliyatı yaptırmasına gerek kalmayabiliyor” ifadelerini kullandı.

    Ameliyatlarda yaş faktörü çok önemli bir etken

    Nadir de olsa erken yaşta da görülebileceğini ancak ameliyatlarda yaş faktörünün önemli bir ayrıntı olduğuna dikkat çeken Dr. Sezai Yılmaz, ”40’lı yaşlarda yapılan diz protezi ameliyatlarında nadir de olsa söz etmek mümkün. Ancak biz yaşın 60’ı geçmesini tercih ediyoruz. Çünkü diz protezlerinin de bir ömrü var. 15-20 sene gibi bir ömürden söz edebiliriz. Eğer protez ameliyatları erken yaşta yapılırsa ileride bu hastaların tekrar ameliyat olmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor. Bundan dolayı erken evrede ve erken yaşta protez ameliyatları çok tercih edilmemelidir. Diz protezi 60 yaşından sonra dizin ileri evre kireçlenme durumlarında artık yapacak hiçbir şey kalmadı ise yapılır. Dizdeki kıkırdaklar tamamen bitti ise daha önceki tedavi alternatifleri de tamamen bitti ve hasta bunlardan hiç fayda görmedi ise protez yapılması gerekir. Aksi taktirde hastalık daha da ilerliyor ve çözümsüz hale geliyor. Yaş çok ilerlediğinde mesela 80 yaşından sonra hastanın genel durumu da bozulmaya başlıyor. Yaşlılığın yanında başka hastalıklar da oluyor. Burada en büyük sıkıntı hastalarının ameliyatlardan korkmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, hasta belli bir yaşı aştıktan sonra ve durumu ameliyat pozisyonuna ulaştıktan sonra buna başvurmak gerekir aksi halde ileride hasta yürüyemez hale gelebiliyor. Dolayısı ile 60-70 yaşları arasında eğer diz kapağındaki kıkırdak iyice harap oldu ise değiştirilip yapay bir eklem takılması gerekiyor. Biz bu yapay ekleme protez diyoruz. Protez ameliyatı genel anestezi altında veya belden aşağısı uyuşturularak yapılan bir ameliyattır. Diz kapağı açılarak burada bulunan kemiklerin ucundaki kıkırdaklar tamamen alınıyor. Onun yerine de yapay eklem takılıyor” şeklinde konuştu.

  • Katarakt ihmale gelmiyor

    Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Gökhan Dinçer, önemli bir göz hastalığı olan kataraktın tedavi edilmediği takdirde gözde kalıcı hasarlar bırakabileceğini söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Gökhan Dinçer, önemli bir göz hastalığı olan katarakt hakkında bilgiler verdi. Opr. Dr. Gökhan Dinçer, kataraktın tek tedavi yönteminin ameliyat olduğunu ancak ne zaman ameliyat gereklidir sorusunun cevabını da yapılacak olan muayenenin ardından uzman bir doktor tarafından verilecek karara bağlı olduğunu belirtti.

    Hastalık hakkında bilgiler veren Dr. Gökhan Dinçer, “Katarakt, cam gibi saydam olan göz merceğinin (lens), şeffaflığını kaybederek (buzlu cam gibi) bulanık görmeye neden olmasıdır. Halk arasında göze perde inmesi olarak da bilinir. Hastalığa tanı gözün biomikroskopik muayenesi ile konur. Katarakt oluşmaya başladıktan sonra onu önleyecek yada ilerlemesini yavaşlatacak ilaç yada diyet yoktur. Burada tek tedavi ameliyattır. Bebeklerdeki katarakt ise göz bebeğinin ortasında beyazlık veya şaşılık ile kendini belli eder. Kataraktın en önemli nedenlerinden biri yaşlılıktır. Sıklıkla, 60 yaştan sonra görülse de yeni doğan bebeklerden orta yaşlı insanlara kadar her yaşta katarakta rastlanabilir. Bulanık görme, çift görme, bir perdenin arkasından bakar gibi görme kataraktın en sık belirtileridir. Geceleri zor görme, parlak ışıkların dağılması, araba kullanırken zorlanma, renkleri seçmekte zorlanma, sık değişen gözlük numaraları gibi yakınmalarda katarakt akla gelmelidir” dedi.

    Ameliyat yöntemleri hakkında da bilgiler veren Dinçer, “Ameliyatın ne zaman yapılacağı kararı, görme keskinliğinin seviyesinden çok, kataraktın hastanın hayatını etkileme düzeyine göre verilir. Ameliyatta saydamlığını kaybeden saydamlığını yitirmiş mercek alınarak hastanın tekrar iyi görmesi sağlanır. Katarakt ameliyatları hastanemizde dünyada geliştirilen son yöntem olan FAKO (Fakoemülsifikasyon) tekniği yapılmaktadır. FAKO tekniği ile ameliyat özel bir cihaz yardımı ile yapılmaktadır. Göze küçük bir tünel açılarak, işitme sınırının ötesinde ses dalgaları (ultrasonic) oluşturan cihazın ucu göz içine sokulur. Kataraktlı mercek yerinde, parçalanarak emilir. Çıkarılan merceğin yerine, görme fonksiyonunu yerine getirecek kalıcı suni bir mercek (göz içi lensi) yerleştirilir. Ameliyat yaklaşık 15-20 dakika sürer” diye konuştu.

  • Göz kuruluğu ihmale gelmez

    Göz Hastalığı ve Sağlığı Uzmanı Opr. Dr. Ceyhun Özkök, göz kuruluğunun ihmale gelmeyen bir sağlık sorunu olduğunu ve mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Göz Hastalığı ve Sağlığı Uzmanı Opr. Dr. Ceyhun Özkök, ciddi bir sağlık sorunu olan “göz kuruluğu” hakkında önemli bilgiler verdi. İnsanda gözyaşının, göz sağlığında çok önemli olduğunu belirten Opr. Dr. Ceyhun Özkök, “Gözlerde batma, yanma, kaşıntı ve yabancı bir madde bulunması hissi, rüzgar ve dumana karşı aşırı hassasiyet, okuma sonucu, göz yorgunluğu, kontakt lens kullanmada güçlük, göz içi ve çevresinde ‘sekresyon’ adı verilen ip benzeri oluşumlar ortaya çıkmaktadır. Kuru göz, gözyaşının yetersizliği durumudur. Kişide, gözün rahat etmesini sağlayacak ölçüde gözyaşı salgısı olmamaktadır veya gözyaşının yeterli salgısı olmasına rağmen gözyaşında kalite bozukluğu vardır. Gözyaşı tabakasında bulunan; mukus tabaka, ortada sulu (aköz) tabaka ve en dışta yağlı (lipid) tabakanın herhangi birinin eksikliği veya bozukluğu, kuru göz şikayetlerine neden olur. Şikayetler ortaya çıktığında mutlaka bir göz doktoruna başvurulması gereklidir. Gözyaşı salgısı, ilerleyen yaşla birlikte azalır. Göz kuruluğu hem erkekleri hem de kadınları her yaşta etkileyebilir. Menopoz sonrası kadınlarda, hormonal dengelerin bozulmasına bağlı olarak vücutta sıvı salgılayan bezlerin de azalması ile birlikte, kuru göz şikayetlerinde artış görülür” dedi.

    Belirtileri ve tedavisi

    Dr. Ceyhun Özkök şu bilgileri verdi: “Göz kırpma refleksinde bozulma, duman, güneş, rüzgar, nem düşüklüğü, kapalı mekanlarda ısıtma yöntemleri gibi çevresel faktörler, göz damlalarına ve merhemlerine karşı alerji, bilgisayar kullanırken, okurken ya da dikkatli bir şekilde bir yere bakarken, iki göz kırpma arasında geçen sürenin az olması, blefarit ( göz kapağında görülen iltihabi bir hastalık) entropion (göz kapağının içe döndüğü bir rahatsızlık) ektropion (göz kapağının göz yuvarlağından sarktığı bir rahatsızlık) olarak sıralanabilir. Gözü nemli tutabilmek için, suni gözyaşı damlası ve jeli kullanılır. Günde 4-5 kereden daha sık kullanımlık ya da tek kullanıma uygun preparatlar da önerilir. Fakat bu önlemler, ileri derecedeki kuruluklarda yeterli olmayabilir. Gözyaşı kaybını azaltmak için; gözyaşı boşalma kanallarına geçici tıkaç uygulaması ya da aynı bölgenin kalıcı olarak lazer ile kapatılması uygun olabilir. Belirli aralıklarla bilinçli olarak göz kırpın. Gözyaşlarının havaya maruz kalarak buharlaşmasını yavaşlatmak için klima, pervane ve saç kurutma makinesi gibi aletlerden gözlerinize direkt hava üflemesinden kaçının. Rüzgarlı havalarda dışarı çıkacaksanız, gözlerin etrafını saran gözlükler takın. Gözlerinizi ovuşturmayın.”

  • Ani Göğüs Ve Sırt Ağrısı İhmale Gelmez

    Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Süleyman Binici, her göğüs ağrısının kalple alakalı olmayabileceğini ancak buna doktorun karar verebileceğini belirterek, “Göğsümüzün içinde bir saatli bomba taşıdığımız unutulmamalı. Her göğüs ağrısı mutlaka ciddiye alınarak, hiç vakit geçirmeden doktora gidilmeli” dedi.

    Göğüs bölgesinde olan her ağrının kalple alakalı olmadığını belirten Dr. Binici, göğüs kafesi içinde, kalp dışındaki organlardan veya komşu bölgelerden kaynaklanan ağrıların da kalpten kaynaklananlara benzer ağrılar yapabileceğini kaydetti. Dr. Süleyman Binici, “Doğru teşhise ait en güvenilir ipuçları hastanın şikayetlerinin hikayesinde saklıdır. Hasta, ‘Hızlı merdiven çıkarken veya ağır bir şey taşırken göğsüme bir sıkıntı geliyor, durunca geçiyor’ diyorsa, bu durumda tersi kanıtlanana kadar kalbi besleyen damarlarda darlık olduğu düşünülür. Göğüs ağrısı olan kişilerde, sıkıntıların ne zaman başladığı, ne kadar şiddetli olduğu, ilerleyip ilerlemediği, tetiği çeken etkenlerin neler olduğu çok önemlidir. Göğüste baskı, ağırlık, sıkışma hissi, sıkıntının boyna, çeneye, kollara veya sırta yayılması, kalp damarlarının daraldığı ya da tıkandığı durumlarda görülür” dedi.

    KRİZ BELİRTİ VERMEDEN DE GELEBİLİR

    Damarların daralmasına bağlı olan ağrıların 2-3 dakika süreceğine işaret eden Dr. Süleyman Binici, “Ağrı ve sıkıntıyla beraber nefes darlığı, mide bulantısı, terleme varsa şikayetlerin kalbe bağlı olma ihtimali yüksektir. Ancak, kalp krizi geçiren herkeste tipik bir ağrı şikayeti olması beklenmemelidir. Özellikle kadınlarda, yaşlılarda ve şeker hastalarında hastalık kendini sadece karın ağrısı veya nefes darlığı hatta yalnız bulantı veya halsizlikle de gösterebilir” diye konuştu.

    Kalbi besleyen damarların, anjiyo denilen koroner anjiyografi yöntemiyle görüntülenmesinin ana amacının stent veya baypas ameliyatına hazırlık olduğunu belirten Dr. Binici, “Bu girişimlere gerek olup olmadığının kararı koroner kalp hastalığının niteliğine bağlıdır. Başka bir deyişle anjiyografi ancak bu yönde kuvvetli bir şüphe varsa yapılmalıdır. Anjiyo yapıp damarda darlık nerede, başka darlıklar da var mı diye bakıldıktan sonra ne yapılacağına karar verilir. Bazen ilaçla tedavi yeterli olsa da çoğu zaman darlıkların yerine yaygınlık durumuna göre stent takmak ya da baypas ameliyatı yapmak gerekir” şeklinde konuştu.

    HER DAKİKA HAYATİ ÖNEM TAŞIR

    Basit gibi görünen göğüs ağrılarının ölümcül bir hastalığın belirtisi olabileceğinin akıldan çıkartılmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Süleyman Binici, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bu durumdaki hastalar acil servise ne kadar çabuk ulaşırsa, hayatta kalma şansı o kadar yüksektir. Her dakikanın hayati önemi vardır. Bununla birlikte göğüs ağrısının ciddi bir nedene bağlı olmadığı zamanlar çoktur. Hasta buna kendi kendine karar vermemelidir. Göğüsün içinde bir saatli bomba olabileceği hatırlanmalı ve mutlaka bir kalp doktoruna gidilmelidir.”

  • Dr. Yararcan: “Çocuklarda Göz Tembelliği İhmale Gelmez”

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Operatör Dr. Mucize Yararcan, çocuklarda fark edilmesi zor olan göz tembelliğinin 3 yaşına kadar tedavi edilmesi gerektiğini söyledi. Hayat boyu sürebilecek görme kayıplarının erken tanı ile ortadan kaldırılabildiğini dile getiren Op.Dr. Yararcan, “Bu nedenle 3 yaş öncesinde tüm çocuklar, şikayet olsun veya olmasın mutlaka göz doktoru tarafından muayene edilmelidir” dedi.

    Göz kayması ve iki gözün kırma derecelerinin farklı olmasının göz tembelliğine neden olduğunu anlatan Op. Dr. Mucize Yararcan, şöyle konuştu: “Sadece net görüntü beyin tarafından kabul edilir. Gözlerden biri net görüntüyü beyne yollamıyor ise bu gözden gelen görüntü algılama dışı kalır. Bu da görme sisteminde tembelliğe neden olur. Düzeltilmemiş kırma kusurları veya tek veya iki gözde düzeltilmemiş olan yüksek astigmatizm varsa göz tembelliği gelişebilir. Göz kapağı düşüklüğü gibi bir veya iki gözün kapalı kalarak görme yapamadığı durumlarda göz tembelleşir. Göz tembelliği kalıtsal olabilir. Ailesinde göz tembelliği olan çocuklar mutlaka muayene edilmelidir.”

    “ÇOCUKLAR ANLAYAMAZ”

    Op.Dr. Mucize Yararcan, çocukluk çağında düzeltilmemiş kırma kusurlarının göz tembelliği ile sonuçlandığını belirterek “Görme bozukluklarının erken tespiti ancak erken muayene ile mümkündür. Çocuklar az gördüklerinin farkında olmaz. Ailelerin dikkati de yalnız başına yeterli olmaz. Bu nedenle bebek doğduktan sonra ilk ay göz muayenesine götürülmelidir” dedi.

    HER YAŞTA MUAYENE

    Op. Dr. Yararcan, douştan göz rahatsızlığı olabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Çocuğun gözünde kayma varsa, eline aldığı cisimlere yakından bakıyorsa, göz-baş ağrısı problemi veya göz ovuşturması varsa, bir nesneye bakarken başını eğiyorsa ve ailenizde göz tembelliği olan biri varsa bir hekime danışın. Çocukta doğuştan gelen bir göz tansiyonu veya katarakt olabilir. Göz tansiyonu erken tedavi edilmezse, zaman içerisinde göz içerisinde hasara ve büyümeye yol açacaktır. Erken tanı koyabilmek için 0-3 yaş aralığı önemli. Problem ne kadar erken çözülürse tedavi o ölçüde başarılı olur. Erken tanı ile ömür boyu sürebilecek bozuklukların önüne geçebiliriz.”