Etiket: İHA’ya

  • Kızıltepe’deki terör saldırısında yaralananlar İHA’ya konuştu

    Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, terör örgütü PKK tarafından bomba yüklü araçla yapılan terör saldırısında yaralanan ve patlamaya tanıklık eden vatandaşlar dehşet anlarını anlattı.

    Kızıltepe İlçe Devlet Hastanesi önünde, dün PKK’lı teröristlerle bomba yüklü aracın patlatılması sonucu 1 polis şehit olmuş, 2 vatandaş hayatını kaybetmiş ve 21 kişi de yaralanmıştı. Saldırıda yaralanan ve patlama anına tanıklık eden vatandaşlar, dehşet anlarını İHA’ya anlattı. Halil Erdoğanoğlu, “Ailemle birlikte evde haberleri izliyorduk. Birben bire bir patlama oldu. Cam, duvar, pencereler hepsi üzerimize geldi. Başımdan sırtımdan yaralandım eşimde yaralandı. Cenabı Allah insanları birbirlerine zarar versinler mi diye yaratmış? Nedir bu insanlar birbirleriyle güzelce anlaşması gerekir kötülükten kime ne hayır gelmiş?” dedi.

    “Can havliyle torunumu alarak kendimi dışarı attım”

    Eşi Tulin Erdağonoğlu ise patlamanın ardından torununu alarak can hayliyle kendisini dışarıya attığını belirterek, “Evde kanepede uzanmıştım Birdenbire bir patlama oldu ateş topu gibi bir şey hissettim. Ensem, saçlarım yandı. Camlar, duvarlar üzerimize geldi. Her yer simsiyah oldu. Torunumu aldım ve yalın ayakla can havliyle camların arasından kendimi dışarı attım. Sonra polisler bizi hastaneye getirdiler” diye konuştu.

    “Durakta beklerken patlama oldu”

    Hastaneden kontrol dönüşü şehir içi durağında beklerken yaralandığını söyleyen Serhat Kalkan, “Hastaneye kontrole gelmiştim. İşim bitti ve eve gitmek için durakta şehir içini bekliyordum. O anda patlama oldu. Şarapnel parçasıyla yaralandım. Abim ve amcaoğlum beni hastaneye getirdiler” ifadelerinde bulundu.

    “Bu olayı lanetliyoruz”

    Yaralı yakını İsmail Kalkan ise, şunları kaydetti:

    “Dün saat 18.30 civarında bize telefon geldi. Hastaneye kontrole gelen amcaoğlunun yaralandığını söylediler. Bunun üzerine hemen hastaneye geldim. Tabi ortalık toz duman içindeydi. Ortalık yaralılarla doluydu. Bu olayı lanetliyoruz. İnşallah biran önce bu terör olayları biter. Başka söyleyecek söz bulamıyorum.”

  • Eski MİT’çi Eymür, İHA’ya konuştu: “MİT Müsteşarı Fidan’ın, darbe ihbarını öncelikle Genelkurmay’a haber vermesi bir hatadır”

    Eski MİT’çi Mehmet Eymür, darbelerin hükümetlere karşı yapıldığını belirterek, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, darbe ihbarını öncelikle Genelkurmay’a haber vermesinin bir hata olduğunu söyledi.

    MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Eymür, darbe teşebbüslerinin, Genelkurmay Başkanı’nın da dahil olduğu hiyerarşik düzen içinde olabileceğine de dikkat çekti.

    15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istihbarat zafiyetiyle ilgili açıklamalarını İhlas Haber Ajansı’na değerlendiren Eymür, “İstihbarat zafiyetinin uzun zamandan beri olduğu kanaatindeyim. MİT, doğrudan Başbakan’a bağlıdır. Bu bakımdan önemli haberler öncelikle Başbakan’a vermelidir. Ayrıca Cumhurbaşkanı’na da haber verilmesi usuldendir. Darbeler mevcut yönetime ve hükümetlere karşı yapılır. Bu bakımdan MİT Müsteşarı’nın darbe ihbarını öncelikle Genelkurmay’a haber vermesi bir hatadır. Darbe teşebbüsü Genelkurmay Başkanının da dahil olduğu hiyerarşik düzen içinde de olabilirdi. O gece çok kötü bir sınav verildi ve bir çok soru işareti var. Son günlerde MİT’le ilgili menfi birçok bilgi ortalarda dolaşmaktadır. Arkadaşlarımdan intikal eden bilgilere göre, Arapça telefon konuşmalarını dinleyen kişilerin, görüşmelerin neredeyse tamamını İstihbarat Değeri Yoktur (iDY) raporu verdiği, yönetimin de bu duruma göz yumduğu belirtilmiştir. IŞİD militanlarının ağırlıklı olarak Arapça konuştuğu ve IŞİD’in Türkiye’deki bombalı saldırılar yaptığı dikkate alındığında, haber doğru ise durum çok vahim ve önemlidir. Oysa ki MİT’in teknik açıdan mükemmel olmasa da iyi olduğu kanaatindeyim” dedi.

    MİT’in yapılanması

    Eymür, MİT’in yapılanmasıyla ilgili olarak da, “Milli İstihbarat Teşkilatımız (MİT), Müsteşar Hakan Fidan döneminde yeniden yapılanmıştır. Bu maalesef her müsteşar değişiminde alışkanlık haline gelmiş, bir öncekinin yaptığını, yerine gelen değiştirmiş veya kapatmıştır. Bu istikrarsızlık oluşturan yaz-bozlara artık son verilmeli, MİT Müsteşarlığı dünyadaki diğer istihbarat teşkilatları etüt edilerek, milli ihtiyaçlarımız, tehditlerimiz, hedeflerimiz dikkate alınarak, milli ana yapılanma bilimsel bir şekilde tesis edilmelidir. MİT’teki yapılanma altı ana birimden teşekkül etmektedir. Stratejik Analiz Başkanlığı, Türkiye’nin stratejik istihbarat ihtiyacını karşılamak için, kısa-orta-uzun vadeli stratejik analiz üretmekle görevlidir. Başkanlık, bu amaçla bölgesel ve küresel gelişmeleri yakinen izler, toplumsal dinamikleri tahlil eder, birbirinden bağımsız görünen olaylar arasındaki nedensellik bağını ortaya çıkararak öngörüde bulunur.

    İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığı, yabancı devlet, istihbarat servisi, kurum/kuruluş ve şahısların Türkiye’ye yönelik casusluk faaliyetlerinin tespiti ve engellenmesiyle görevlidir. Başkanlık, bu amaçla kontrespiyonaj çalışmaları yürüterek, espiyonaj faaliyetlerinin hedefi olan kamu ve özel sektör kurum,kuruluşları ile işbirliği ve koordinasyon faaliyetlerini sürdürür.

    Dış Operasyonlar Başkanlığı, Türkiye’nin stratejik çıkarlarının korunması ve geliştirilmesiyle görevlidir. Başkanlık, yurt içi ve yurt dışı birimlerle birlikte çalışmalar yapar. Türkiye’nin Milli Güvenlik Stratejisini destekleyen çizgide ve siyasi konjonktürle paralellik arz edecek şekilde çalışmalarını sürdürür.

    Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı, başta terör örgütleri ve terörist faaliyetler olmak üzere, Türkiye’nin milli gücüne yönelik tehditlere karşı güvenlik istihbaratı toplamakla görevlidir. Başkanlık tarafından yurt içinde ve yurt dışında toplanan istihbarat güvenlik tedbirlerininalınması ve tehdidin bertaraf edilmesi için kullanılır.

    Elektronik Teknik İstihbarat Başkanlığı, devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesi için telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi tespit etmek ve dinlemek, sinyal bilgilerini değerlendirerek kaydetmekle görevlidir. Başkanlık, ses ve görüntü analizi yapar, görüntü istihbaratı (IMINT) üretir, kriptolu verileri çözer ve siber tehdit unsurlarına karşı çalışma yürütür.

    Sinyal İstihbarat Başkanlığı, muhabere ve muhabere dışı sinyalleri kullanarak erken ihbar ve ikaz bilgileri de dahil olmak üzere sinyal istihbaratı üretmekle görevlidir. Başkanlık, bu amaçla haberleşme ve radar sinyallerini yakalayarak, bu sinyalleri analiz eder ve istihbarata dönüştürür” diye konuştu.

    Darbe girişiminin arkasında güç

    Darbe girişiminin arkasındaki güç ve amacıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Eymür, “Maalesef darbe teşebbüsü dahil Türkiye’de olan birçok olayın arkasındaki güç, en yakın müttefikimiz, Kore’de silah arkadaşımız ABD’dir. ABD ’Büyük Ortadoğu’ gibi kanlı projeler üreterek Avrupa’daki dostlarıyla birlikte Türkiye’yi zayıflatmayı ve bölmeyi amaçlamaktadır. Büyük bir badire atlattık. Daha henüz bitmediğini düşünüyorum” dedi.

    Mehmet Eymür kimdir

    Mehmet Eymür, 1943 yılında İstanbul’da doğdu. 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünden sonra MİT’te Hiram Abas’la birlikte Ziverbey’de 1. Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün’ün emrinde çalıştı. 1975’te Ankara MİT Bölge Dairesi Başkanlığı Takip Şube Müdürlüğü de yapan Eymür, 1980’de Bulgaristan’a gittikten sonra 1982’de ASALA’ya karşı eylemlerde görevlendirildi.

    Türkiye’ye döndükten sonra Mardin MİT Bölge Müdürlüğü’ne getirildi. Daha sonra Ankara’da Kontrespiyonaj Dairesi içinde kurulan Kaçakçılık ve İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne tayin edildi. Daha sonra Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. 70’li yılların başında girdiği MİT’te Alaattin Çakıcı’nın yakalanmasının ardından Washington’dan merkeze çağrıldı. Emeklilik kararına direnince MİT Yasası’nın 19. maddesi işletilerek, Şeker Fabrikaları’na müşavir olarak atandı. Eymür, daha sonra emekliye ayrıldı.

  • FETÖ’nün Kara Harp Okulu’nun ’şok mangası’ bezdirme operasyonu mağdurları İHA’ya konuştu

    2009 yılında Kara Harp Okulu’nda eğitim gören iki Harbiyeli, FETÖ komutanlarının kendilerine cemaatten olmadıkları gerekçesiyle işkence ve baskı uyguladığını öne sürdü. Harbiyeli öğrencilerin şok mangası yöntemiyle bezdirilip okullardan ayrılmalarının sağlandığı ve yerlerine cemaate mensubu kişilerin alındığı Ankara Cmhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde de yer bulmuştu.

    İddianamede Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Paralel Devlet Yapılanmasının orduya ’Şok mangası’ yöntemiyle sızmaya çalıştığı tespit edilmişti. Buna göre örgüt ’Puan silme, düşük not verme, yemek vermeme, foseptikte yatıp kalkma, dikenler içinde yatıp süründürme, kirli su içirme’ gibi yöntemlerle askeri öğrencileri kaçırtarak yerine kendine yakın öğrencilerin alınmasını sağladığı bildirilmişti. Cumhuriyet tarihinde Harp okullarından en çok öğrencinin 2007-2013 arasında atıldığı kaydedilmişti.

    Çocukluk hayalleri ’Subay’ olabilmek amacıyla 14 yaşında girdikleri askeri liseden Kara Harp Okulu’na kadar gelen iki Harbiyeli ’Şok Mangası’ operasyonlarında yaşadıklarını anlattı. Hasan Dağ (26) ve Semih Battal (25) 2005 yılında girdiği askeri lisenin ardından 2009 yılında gittikleri Kara Harp Okulu’nda FETÖ üyesi komutanlardan mobbing ve işkence gördüklerini öne sürdü.

    İşkencelere 2 yıl dayanan ve okulu yarıda bırakmak zorunda kalan iki Harbiyeli’nin hayatı 129’ar bin TL’ik borçla karardı.

    Kara Harp Okulu işkenceci komutanları darbe girişiminden tutuklandı

    Semih Battal, Kara Harp Okulu’na kayıt için gittiği günden itibaren eğitim adı altında çok ağır eğitime maruz kaldığını ve bunların bir yıldırma politikası olduğunu söyledi. Kendilerine ağır eğitimlerle işkence eden komutanların FETÖ darbe girişimi kapsamında gözaltına alındığını da belirten Battal, şöyle konuştu:

    “Kara Harp Okulu’nda eğitim adı altında birçok işkenceye maruz kaldım. 2 sene boyunca bunun bir eğitim olduğunu düşünerek dayanmaya çalıştım. Kara Harp Okulu kapısından girdiğimde henüz kayıt sırasındayken daha sivil kıyafetlerle sürünmeye başladık. ’Asker ocağı ana kucağına benzemez’ diyerek 45 gün boyunca benzer zorluklara dayandık, komutan emretmeden ekmek yemedik, su içmedik. 200 kişinin 3 dakikada düzenli ve sessiz olarak yemek yemesi emrediliyordu. İzmir’in 40 derece sıcağında kaldırımlarda süründürülüp eğitim yaptırıyorlardı. Bunlar eğitim mi değil mi diye şimdi düşündüğümde hepsinin bir bezdirme işi olduğunu gördüm. O dönemde okulda görev alan yönetim kadrosundaki tüm subaylar vatana ihanetten gözaltına alındı. O dönemki tabur komutanım Müslüm Kaya, bölük komutanım Mustafa Kubilay, takım komutanım Özkan Özgenç bu isimler darbe girişimi gerekçesiyle haberlerde yer aldı. Aldığım duyumlara göre tutuklanmışlar” dedi.

    Cemaate yakın öğrencilere ayrımcılık iddiası

    Sivil liselerden de Kara Harp Okulu’na öğrencilerin geldiğini ve komutanların bu öğrencilerden bazıları ile yakından ilgilendiğini ve kendileri ile aralarında bir ayrımcılık olduğunu ifade eden Battal, “Sivil liselerden kampa katılanlar gölgede otururken biz güneşin altında çıplak ayakla koşturuyorduk. Atatürkçü, milliyetçi ve çağdaş düşünceye sahip arkadaşlarım ve ben okurken bu yapıyı hissediyorduk ve hiçbir zaman saygı duymadık. Bazı öğrenciler sürekli bir şeylerden mahrum tutuluyordu. Bizler ise yemekten sonra eğitime tabi tutulup dinlendirilmiyorduk, fiziksel ve psikolojik baskı altındaydık” dedi.

    FETÖ komutanları yüzünden 129 bin TL borçlandı

    Semih Battal ve Hasan Dağ, okulu bıraktıkları için 129 bin TL’lik tazminata mahkum oldu. Kendileri gibi 3 bin kişinin de aynı kaderi paylaşarak borç batağına saplandığını belirten Battal, “Askeri liseye girerken 37 bin TL’lik bir tazminata imza attık, ayrılırsak bunu ödeyecektik. Harp okulunda da 92 bin TL’ye imza attık. Toplamda 129 bin TL’ye çocukluğumun hayali meslek olması nedeniyle bu paraya gözü kapalı imza attık. Hiç ayrılacağımı düşünmemiştim ve 2 yıl sonra ayrıldığımda bu miktar bana borç olarak kaldı. Ayrılan 3 bin kişi 30 ile 120 bin TL arasında bir borçlar karşı karşıya kaldı. Vatana ihanet edenler yüzünden bu borca mahkum olmak beni damdan düşer gibi bir duruma sürükledi. Ödediğim miktarların geri iadesini talep ediyorum” ifadelerini kaydetti.

    Askeri liselerde ’Gülen cemaati’ dersi

    Hasan Dağ ise askeri lisede Fethullah Gülen cemaatinin derslerde ’zararlı cemiyet’ olarak okutulduğunu söyledi. Silahlı kuvvetlere sızmaya çalıştıklarını da bildiklerini belirten Dağ, “Bunların silahlı kuvvetler içine sızmaya çalıştığı yönünde ön bilgimiz vardı. Bu duruma gelineceğini düşünmemiştik. Harp okuluna geçtiğimizde çok başka bir yapıyla karşılaştık. Kendimizi sorgulamaya başladık acaba biz silahlı kuvvetleri yanlış mı tanıdık diye. Üzerimizde baskı vardı ve ayrımcılığa maruz kaldık. Disiplinsiz olduğumuz söyleniyordu ve kendimizi sorguluyorduk. 2 yıl dayandım ve bunun bir eğitim olduğunu düşünüyordum. Devre arkadaşlarımın yüzde 90’ının kalmadığını gördüm. Çocukluktan tanıdığım sağlam karakterli arkadaşlarım kalmayınca durumu anladım. Aynı durum Hava Harp Okulu’nda da geçerliydi. Bu tutuklananlardan bizim komutanlarımız olanlar vardı. Bunları görünce bizde sorun yokmuş bunlar hainmiş. Bu süreç sonunda tazminat borcu altında kaldık. Yeni bir hayat ve buna alışma süreci zorladı. Şu anda borcumu ödeyemiyorum. İcra durumlarım oldu. Benimle birlikte 3 bin arkadaşım mağdur. Bırakmasaydım 30 Ağustos’ta üsteğmen olarak görev yapacaktım” diye konuştu.

  • (Özel Haber) Hakeme Saldıran Oğuzhan Mutlu İHA’ya Konuştu

    Trabzonspor-Fenerbahçe maçının çizgi hakemi Volkan Bayarslan’a saldıran Oğuzhan Mutlu, 17 yaşında bir cahillik yaptığı için vatan haini ilan edildiğini söyleyerek, “Ben niye utanacağım, bana terörist diyenler utansın. Yanlış bir şey yapmadım. Emeğimizi çalanların peşine koştum” dedi.

    Spor Toto Süper Lig’in 30. haftasında Hüseyin Avni Aker Stadyumu’nda oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe müsabakasının 89. dakikasında sahaya atlayarak hakem Volkan Bayarslan’a saldıran ve karşılaşmanın tatil edilmesine yol açan Oğuzhan Mutlu, İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. Trabzonspor ile ilgili çocukluk hayalleri çalındığı için sahaya atladığını belirten Oğuzhan Mutlu, “2010-2011’de benim sevincim çalındı. Umutlarım alındı. Kimse bir şey yapmadı. Trabzon’da yaşayan gençlerin hepsi kafaya koymuştu şampiyon olduk diye ama Fener şampiyondu. Bunu bir açıklasınlar, bu nasıl oluyor” diye konuştu.

    “GALATASARAY MAÇINDAN SONRA KAFAYA KOYMUŞTUM”

    Olayın provokasyon olduğu yönündeki iddialara ise Oğuzhan Mutlu, “Hata olur da hep bir takıma karşı mı olur. Niye hep bu hatalar Trabzonspor’a karşı yapılıyor? Bir kere de Fenerbahçe’ye olsun. Aziz Yıldırım biraz çıldırsın, olur mu çünkü arkalarında Aziz Yıldırım var. Buradaki Galatasaray maçında da aynıları oldu. O maçtan sonra kafaya koydum. Atlayacağım dedim ve atladım. Maçtan önce tel örgüler yıkılırsa kesin atlarım dedim. Kimse bilmiyordu atlayacağımı. Birileri bana emir verse emin olun ki ben atlamazdım. Ben Trabzonluyum. Hiç kimsenin emrinin altında değilim. Bir gruba da üye değilim. Tribünde bağırırım, ederim o kadar” ifadelerini kullandı.

    “TRABZON VE TRABZONSPOR CAMİASINDAN ÖZÜR DİLİYORUM”

    Trabzonspor’un ceza alacağını veya Trabzonspor taraftarlarının suçlanacağını o an düşünemediğini belirten Oğuzhan Mutlu, “O öfkeyle bunlara düşünemedim. Sonradan aklıma geldi. Trabzon ve Trabzonspor camiasından çok büyük özür diliyorum ama bence olması gereken buydu, birileri bir şey yapacaktı. Yoksa herkes üstümüze doğru gelecekti” şeklinde konuştu.

    “VOLKAN BAYARSLAN’I HİÇ TANIMAM”

    Volkan Bayaslan’ı hiç tanımadığını ifade eden Mutlu, “Beni alan polis abilerimiz, hakemin Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde okuduğunu söyledi. Bunun üzerine daha iyi yaptım dedim. Bizim aleyhimize niye karar veriyor. Trabzon’un ekmeğini yemiş bir insanın bizim aleyhimize olmasını istemem. Yaşananlardan sonra görüntüleri izledim. Trabzonlu’yu kızdırırlarsa olacağı buydu diye aklımdan geçti. Bu ben miyim diye de kendi kendime sordum. Benim hakem Volkan Bayarslan’a bir kastım yoktu. Üstündeki formaya kastım vardı. Kim olsaydı aynı şeyler olacaktı. Fenerbahçeli futbolculara karşı herhangi bir eylemim olmayacaktı. Onlarla bir işim yok. Ekmeklerinin peşlerinden koşuyorlar. Fenerbahçeli oyuncular şike yapmıyor. Onlarla bir derdimiz yok. Şikeyi yapanlar belli. Yukarıdaki insanlar” açıklamasını yaptı.

    “BANA TERÖRİST DİYENLER UTANSIN; BEN NİYE UTANACAĞIM”

    Kendisine yapılan terörist yakıştırmasıyla ilgili olarak ise Oğuzhan Mutlu, “2009-2010 sezonunda Fenerbahçe forması giyen insanlar polis arabalarını yaktı. Stadyumlarını yaktılar ve yıktılar. Doğu’da şehit ağabeylerimiz var. Onları vuran teröristler benden daha iyi yerdeler. 17 yaşında bir cahillik yaptım diye vatan haini ilan edildim. Bana terörist diyen utansın; ben niye utanacağım. Ben yanlış bir şey yapmadım. Emeğimi çalanların peşine koştum. Öfke patlaması yaşadım. Bana terörist diyenlerin yarısından çoğu Fenerbahçeli, Trabzon’da hiç polis arabası yakıldığını, güvenlik görevlilerinin dövüldüğünü duydunuz mu” dedi.

    Oğuzhan Mutlu, uyuşturucu madde kullanmadığını da kaydederek, “Bana o kadar test yaptılar. İnanmayan emniyete gider sorar. Uyuşturucu veya alkol kullanmıyorum” açıklamasında bulundu.

  • Özgecan Aslan’ın Amcası İHA’ya Konuştu

    Özgecan Aslan’ın katillerinin cezaevinde öldürülmesi olayını İHA’ya özel değerlendiren Özgecan Aslan’ın amcası Yaşasın Aslan, “Bu caniler çok büyük vebal ile gittiler. Şu an acı çekiyor olmalarını ve bunun bedelini ödüyor olmalarını anlamlı buluyorum” dedi.

    Yeğeni Özgecan’ı öldüren katillerin cezaevinde öldürülmesi olayı karşısında şaşkın olduğunu anlatan amca Yaşasın Aslan, “Olayı duyar duymaz yıkılıp kaldım. Fakat daha sonra, hep ailemizin, ağabeyimin, annesinin bir duruşu vardı. Bunları gözden geçirdim, kendi duygularımı gözden geçirdim. Nasıl olmalıyım? Bu olayın neresindeyim diye düşündüm. Üzüldüm. Üzüntüm, ölümün gerçekten bu kadar ucuz olmaması ile ilgili. Üzüntüm; ağabeyimin, annesinin, kardeşlerinin yaşadıklarını bilmeden ölmüş olmaları. Onu anlamış olmalarını isterdim. Üzüntüm, dünyada bu tip bir vahşete sahip olabilecek bu canilerin, onların yaşamlarını örnek alacak bir acı yaşamalarını isterdim. Bu kader mi? Biz nasıl kaderimizi yaşadıysak bu da bir kader. Sanırım onlar da kaderini yaşıyor. Kul hakkı ile ölünmemesi ile ilgili ayetlerimiz var. Bu caniler çok büyük vebal ile gittiler. Şu an acı çekiyor olmalarını, bunun bedelini ödüyor olmalarını anlamlı buluyorum” dedi.

    Cezaevindeki olayın nasıl olduğunu bilmediğini söyleyen amca Aslan, “Bir bilgim yok ben de olanları basından takip ettim. Bizim yaşadığımız olaysa nasıl kader ise ne kadar engellenirse engellensin ilahi kaderin önüne geçemiyorsun. Yorum da yapmak istemiyorum” diye konuştu.

    Amca Yaşasın Aslan, en kısa sürede Özgecan’ın mezarını ziyaret edeceğini söyledi.