Etiket: İdrar

  • Kadınlarda ’İdrar Kaçırma’ Problemi

    Üroloji Uzmanı Opr. Dr. M. Gürkan Özkan, günümüzde uygulanan yeni tekniklerle, zorlanma tipi idrar kaçırma hastalıklarının yüzde 90’ının başarıyla tedavi edildiğini, lokal anestezi ile yapılan askı operasyonu neticesinde hastaların 20 dakika gibi kısa bir sürede bu problemden kurtulabildiğini söyledi.

    Kadınların korkulu rüyası olan ’idrar kaçırma’ problemi, Samsun Büyük Anadolu Hastanesi’nde son buluyor. Samsun Büyük Anadolu Çiftlik Hastanesi’nde Üroloji Uzmanı Opr. Dr. M. Gürkan Özkan’ın uyguladığı tedaviyle ’idrar kaçırma’ problemi olan hastalar Gülten Ş. ,Nurdan G. ve Dilek Y. sağlına kavuştu.

    “RAHAT GEZEMİYORDUM”

    10 yıldır bu problemi yaşadığını ve giderek şikayetlerinin arttığını belirten Gülten Ş. “Ameliyattan önce çok zorluk yaşadım. Bu problem hayatımı kötü anlamda etkiledi. Çarşıda rahat gezemiyordum. Sık sık tuvalete gitmek zorunda kalıyordum. Günde 7-8 defa abdest almak zorunda kalıyordum. Rahatsızlığı olan bütün kadınlara utanmadan, korkmadan bu tedaviyi olmalarını tavsiye ediyorum. İlgi ve alakasından dolayı doktorum Gürkan Bey’e çok teşekkür ederim” dedi.

    “AMELİYAT” TAVSİYESİ

    İdrar kaçırma problemi olan ve 5 buçuk yıl önce ameliyat olduğunu belirten 54 yaşındaki Nurdan G. ise şunları söyledi: “Bu rahatsızlık hayatımı olumsuz etkiledi. Ağır kaldırdığımda, güldüğümde ve hapşırırken bile idrar kaçırıyordum. Günlük yaşantımda bu problem yüzünden çok sıkıntı yaşadım. Ameliyattan sonra bu sıkıntılarımın hepsi düzeldi. Ameliyat sırasında ve sonrasında hiç bir sıkıntı yaşamadım. Ameliyatımın üzerinden 5 buçuk yıl geçti ve ben bu sürede daha önce yaşadığım problemlerin hiç birini yaşamadım.’İdrar kaçırma’ problemi olan bütün kadınlara ameliyatı tavsiye ediyorum.”

    “YENİDEN DOĞMUŞ GİBİYİM”

    5 yıldan beri idrar kaçırma olan ve yaklaşık 6 ay önce ameliyatı gerçekleşen Dilek Y, “Hastalığım son 2 yılda daha da yoğunlaşmıştı ve beni çok zor durumda bırakıyordu. Öksürürken, hapşırırken hatta gülerken bile idrar kaçırıyordum. Bazen kaçırdığımı anlamıyordum bile, ıslaklığı görünce fark ediyordum idrar kaçırdığımı. Bu sıkıntılar yüzünden ameliyat olmaya karar verdim. Ameliyatımın üzerinden 6 ay geçti. Ameliyat sırasında ve sonraki 6 ayda hiç bir problem yaşamadım. Kendimi yeniden doğmuş gibi hissettim. Ameliyat kararını vermek için geç kaldığımı düşünüyorum. İdrar kaçırma problemi olan hastalara geç kalmadan ameliyat olmalarını öneririm” diye konuştu.

    “20 DAKİKADA TEDAVİ”

    Tedavileri gerçekleştiren Samsun Büyük Anadolu Çiftlik Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. M. Gürkan Özkan, “İdrar kaçırma rahatsızlığı ilerlemiş olan ve fiziksel egzersizlerin, ilaç tedavilerinin yararlı olmadığı durumlarda operasyon gereklidir. Günümüzde uygulanan yeni tekniklerle, zorlanma tipi idrar kaçırma hastalıklarının yüzde 90’ı başarıyla tedavi edilmektedir. Hazneden lokal anestezi ile yapılan askı operasyonu neticesinde hastalar 20 dakika gibi kısa bir sürede bu problemden kurtulabiliyor. Estetik açıdan hiç bir yara izinin olmaması ve hastanede kalış süresinin 1 gün olması hastalar için büyük bir avantajdır. Ciddi bir sağlık problemi olan ’idrar kaçırma’ rahatsızlığı kadınlarımızın utangaçlığa yer vermeden tedavi olmaları gerekmektedir” diye konuştu.

  • Yılda Yüz Bin Kadın İdrar Kaçırma Yüzünden Doktora Başvuruyor

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özlem Özgür Gürsoy, kadınların yüzde 25’inin yaşamları sırasında idrar kaçırma sorununu yaşadığını ifade ederek, “Türkiye’de yılda yaklaşık 100 bin kadın doktora başvuruyor” dedi.

    İdrar kaçırma sorununun erkeklere oranla kadınlarda daha çok görüldüğünü belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özlem Özgür Gürsoy, idrar kaçırma sorununun kadınların sosyal durumlarıyla ilişkili olabileceğini söyledi.

    Yapılan araştırmalarda kadınların yüzde 70’inin doktora başka nedenlerle başvurduğunda yapılan muayene sonucunda idrar kaçırma sorununun tespit edildiğine dikkat çeken, “İdrar kaçırmanın değişik tipleri, nedenleri ve nedene göre değişik tedavileri vardır. Bazı idrar kaçırma sebepleri geçicidir yani sebepler ortadan kaldırıldığında idrar kaçırma geçer. Bunlara örnek idrar yolu enfeksiyonları, kabızlık, gebelik dönemi ve ilaçların yan etkileri olabilir. İdrar kaçırma başlıca 3 gruba ayrılır bunlar; stres (hareket ile ilişkili) inkontinans, urge (sıkışma veya acil idrar yapma hissi), inkontinans karışık tip” dedi.

    İdrar kaçırma sorununun önüne geçilmesi için ilk önce neden olan faktörlerin ortadan kaldırılmasının gerektiğine dikkat çeken Dr. Özlem Özgür Gürsoy, “Kabızlık, şişmanlık, sigara kullanımı, vajinal ve idrar yolu enfeksiyonları, idrar taşları ve tümörleri, kontrolsüz şeker hastalığı, adele gevşeten, tansiyon düşürücü, idrar söktürücü, sakinleştirici, depresyon ve alerji ilaçları da idrar kaçırmaya sebep olabilir. Kegel egzersizleri, pelvis kasların eğitimi idrar yaparken, bu bölge kaslarının sıkılması ile idrar akımının durdurulması ve 5 saniye tutulması, sonra tekrar gevşetilmesi ile olur. Bu işlemi yaparken hangi kasların kasılmasının bu etkiyi sağladığı anlaşılır. 1 hafta içinde öğrenildikten sonra, gün boyu 5 yavaş, 5 hızlı hareket günde en az 5 kere yapılmalıdır. Hamilelik süresince de en az 3 kez yapılmalıdır ve doğum sonrası da minimum 10 kez yapılmalıdır. İlaç tedavisi, hekim tarafından karar verilen ilaçların kullanımı uygun hastalarda fayda sağlamaktadır. Cerrahi tedavisi, stres inkontinansın tedavisi için çeşitli ameliyat tipleri mevcuttur. Seçilmiş vakalarda cerrahi tedavideki başarı oranları yüzde 60-90’lara ulaşmaktadır” diye konuştu.

  • “Değişen İdrar Rengi Böbrek Kanseri Habercisi Olabilir”

    Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Sinan Ekici, idrar rengindeki değişikliğin böbrek kanseri habercisi olabileceğini vurguladı.

    Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Sinan Ekici, her yıl 10 bin kişiden birine böbrek kanseri tanısı konulduğunu söyleyerek 1-7 Nisan Kanser Haftası’nda bu hastalık ile ilgili bilgi verdi. Hastalığın belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Ekici, “Değişen idrar rengi böbrek kanseri habercisi olabilir” dedi.

    Ekici, erken evrede belirti vermeyen böbrek kanserinin fark edilmesi için düzenli kontrolün gerektiğini söyleyerek tedavisinin ise bireyselleştirilerek vakaya uygun yöntemlerle yapılabildiğini belirtti. Sigara kullanımı, obezite, hareketsiz yaşam, et ve süt ürünlerinin fazla tüketilmesi gibi faktörlerin böbrek kanseri riskini artırdığını belirten Ekici, “Her yıl 10 bin kişiden birine böbrek kanseri tanısı konulmakla birlikte böbrek kanseri sinsi bir seyir gösterdiğinden dolayı tanı konulduğunda, hastaların yüzde 25’inde hastalık ilerlemiş ve yayılmış olmaktadır. Böbrek kanserlerinin yüzde 90’ı “renal hücreli kanser” tipindedir. Erkeklerde 2-3 kat daha fazla görülebilen hastalık, idrar oluşumunu sağlayan böbrek dokusundan köken alır. Genetik geçişli hastalığı olanlarda daha erken yaşlarda görülmektedir. En sık 50-70 yaş aralığında görülen hastalıkta, 45 yaşından sonra düzenli kontrol yaptırmak hayati önem taşımaktadır” dedi.

    “HASTALIK BELİRTİ VERMEDEN SİNSİCE İLERLEYEBİLİYOR”

    Ultrasonografinin yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte, herhangi bir nedenle yapılan ultrasonografide rastlantısal olarak, hiç bir şikayet nedeni değilken, kolaylıkla bir böbrek kanserinden şüphe duyulabildiğini ve bu sayede hastalığın erken yakalanabilmekte olduğunu dile getiren Ekici, “Önemli olan, hastanın hiçbir şikayeti olmadan böbrek kanserinin erken yakalanabilir. Çünkü erken evrede yakalanırsa, kanserden tamamen kurtulma şansı çok yüksektir. Kanserin evresine bağlı olarak belirtiler ortaya çıkabilir. İdrarda çıplak gözle görülebilen ya da tetkiklerde ortaya çıkan kanama veya idrar renginde değişme, böbrek bölgesinde ele gelen kitle ve ağrı, genel halsizlik, yorgunluk hissi, iştahsızlık, kilo kaybı, tekrarlayan yüksek ateş, kansızlık (anemi), yüksek tansiyon, karaciğer fonksiyon bozukluğu, çarpıntı, bacaklarda şişlik ve kanserin yayılım yaptığı organa göre ağrı, öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam çıkarma, kemik ağrısı, baş ağrısı, şuur kaybı, felç gibi belirtiler görülebilir. Yılda bir böbrek ultrasonografisi ve tam idrar analizi yaptırmak, böbrek kanserinin erken tanısı için önerilecek en önemli yöntemdir. Özellikle, kanser gelişimi için risk faktörlerine sahip insanların mutlaka ürolojik onkolojide uzman bir üroloji doktoruna gitmeleri hayati önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.

    “TEDAVİ YÖNTEMİ HASTANIN DURUMUNA GÖRE BELİRLENİYOR”

    Ekici, böbrek kanserlerinde en etkili tedavi yönteminin ameliyat olduğunu söyleyerek “Ameliyatın tipi hastanın tıbbi durumu, kanserin yerleşimi, evresi, büyüklüğü ve sayısına göre ya radikal ameliyat ile böbrek, böbrek üstü bezi ve etrafındaki kılıf ve yağ tabakaları ile birlikte tamamen çıkarılması ya da kısmi olarak sadece kanserli dokunun çıkarılarak böbreğin kalan kısmının korunması şeklinde yapılır. Amaç, sadece kanserli dokuyu çıkartırken normal böbrek dokusunu da koruyabilmek olmalıdır. Çünkü böbreğin tümü çıkarıldığında kalan diğer böbrek, vücudun yükünü tek başına taşımak zorunda kalacak ve zaman içinde kronik böbrek yetmezliği ve kalp-damar hastalıkları gelişme riski artacaktır. Özet olarak, yapılacak ameliyatın tipinin belirlenmesi, her hastaya özgü yapılacak detaylı değerlendirme sonucunda alınacak bir karardır” dedi.

    “TÜMÖRÜN YAYILIM DERECESİ VE EVRESİ İLE AMELİYAT YÖNTEMİ BELİRLENİYOR”

    “Ameliyat yöntemini belirlerken hastalığın evresi önemli bir kriterdir” ifadesini kullanan Ekici, “Günümüzde laparoskopik veya robot yardımlı yöntemlerin sıklıkla kullanılmasına rağmen, ilerlemiş evredeki hastalıkta halen açık cerrahi tercih edilmektedir. Bu yöntemlerin seçiminde, kansere ve hastaya ait faktörler rol oynar. Tanıyı kesinleştirmek için, çıkarılan örnekler patolojik yöntemlerle incelenir ve tümörün cinsi, karakteri ve yayılım derecesi belirlenir. Sonuca göre, bazı hastalarda cerrahi sonrası ek bir tedavi gerekebilmektedir. Nüks riskinin yüksek olması nedeniyle bu hastalar yakın takip edilmelidir. Böbrek kanserlerinin yüzde 80’i şeffaf hücreli kanser tipinde olup, kemoterapiye ve radyoterapiye dirençli olmakla birlikte cevap vermezler. Cerrahi sonrasında gerek görüldüğünde veya ilerlemiş hastalık durumunda cerrahiye ek olarak biyolojik tedaviler kullanılır. Böbrek kanserinde şu an için en etkili biyolojik tedavi “hedefe yönelik tedaviler”dir. Kanserli dokunun damarlanması ve çoğalmasında görev alan mikromoleküllerin oluşumunu veya etkilerinin ortaya çıkmasını engelleyen ilaçlar kullanılır. Hastaya ait faktörler ve kanserin patolojik tipi ilaç seçiminde önemlidir. Yan etkileri nedeniyle deneyimli merkezlerde uygulanması gereklidir” diye konuştu.

    Böbrek kanserli hastaların tedavi sonrası sık ve düzenli olarak kontrol altında olmalarının çok önemli vurgulayan Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Sinan Ekici, “Kontrol sıklığı ve içeriğinin her hastaya göre ayrı ayrı belirlenmesi daha akılcı bir yoldur. Cerrahi tedavi ile kanserli doku tamamıyla çıkartılmış olsa dahi yüzde 20-30 oranında kanserin nüksetme riski vardır. Bu ihtimali azaltacak bir önlem şu an için yoktur. Bu nedenle, hastalıkta bir nüks oluşursa bunun hemen fark edilmesi ve tedavi edilmesi için düzenli kontrollere devam etmek hayati öneme sahiptir. Her kanser hastalığında olduğu gibi böbrek kanserinde de beslenme şekli önem taşımaktadır. Kanserin başlıca sorumlularından biri sigara kullanımıdır. Sigara alışkanlığı, böbrek kanseri oluşumunda en önemli faktördür. İçinde birçok kimyasal ve kansere yol açabilecek maddeler bulunduran sigaradan uzak durmak ve kullanılıyorsa en yakın sürede bırakmak kansere karşı alınabilecek önlemler arasında en başta gelmelidir. Beslenme şeklinde uzun süreli yüksek kalorili yağlı beslenilmesi veya diyet yapılması, et ve süt ürünleri gibi yüksek protein içeren besinlerin fazlaca tüketilmesi kansere yol açabilmektedir. Ayrıca uzun süreli radyasyon, hemodiyaliz ve kimyasal maddelere maruz kalma durumu böbrek kanseri risk faktörünü artıran nedenlerdendir. Aile öyküsünde kanser hastalığına yakalanmış kişilerin kansere yakalanma riski 2 kat daha fazladır. Bu nedenle mutlaka düzenli olarak muayene olmaları gerekmektedir” şeklinde konuştu.

  • (Özel Haber) Köpeğin İdrar Kesesinden Taş Çıktı

    Zonguldak’ta 3 yaşındaki Terrier cinsi köpeğin idrar kesesinde 4 santimetre çapında taş tespit edildi. Köpek, başarılı operasyonun ardından sağlığına kavuştu.

    Zonguldak’ın Devrek ilçesinde ikamet eden Fatma Çakar, yaklaşık 2 ay önce Terrier cinsi köpeğinin idrarından kan geldiği şüphesiyle Zonguldak Veteriner Tıp Merkezine müracaat etti. Fatma Çakar, yapılan testler sonucu köpeğinin idrar kesesinde 4 santimetre çapında taş olduğunu öğrendi.

    Yaşadıkları süreci anlatan Terrier cinsi köpeğin sahibi Fatma Çakar, “2 ay önce kanlı idrar problemimiz vardı. Mama aldığım firmayla görüştüm. Kullandığımız mamadan kaynaklanabilir mi diye. Firma yetkilileri bana taş olabileceğini söyledi. Veteriner hekim Önder beyle iletişime geçtik. Ultrason ve röntgen çektik ve taş olduğu ortaya çıktı. Şuanda ameliyat oldu çok şükür iyi” şeklinde konuştu.

    İdrar yolunda kan görülmesi şüphesiyle müracaat edildiğini söyleyen Zonguldak Veteriner Tıp Merkezi Veteriner Hekimi Önder Alkan, “Yaklaşık 4 santimetre çapında yuvarlak biçimde idrar kesesinin içine yerleşmiş bir taş ameliyatı yaptık. Devrek’ten gelen bir müşterimiz bize idrarında kan gördüğünü söyledi. Yaptığımız tetkiklerde taş olduğunu tespit ettik ve bugün ameliyata aldık. İdrar kesesinde bulunan 4 santimetre çapındaki taşı aldık. Şuan sağlığı yerinde” diye konuştu.

    Köpeğin idrar yolundaki taş başarılı bir operasyonla çıkarıldı. Fatma Çakar ise eski sağlığına kavuşan köpeğini alarak evine götürdü.

  • Tekrarlayan İdrar Yolu Enfeksiyonlarına Dikkat

    Böbrek hastalıklarına davetiye çıkaran idrar yolu enfeksiyonlarının önemsenmesi gerektiği belirtildi.

    Ege Üniversitesi Organ Nakli Merkezi doktorlarından Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cüneyt Hoşcoşkun, şiddetli ve uzun süren, iyi tedavi edilmeyen ya da tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının böbrek yetmezliğine neden olabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Hoşcoşkun, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının böbrek yetmezliği sonucunu doğurduğunu belirterek “Çocuklarda doğumsal bozukluk, idrar yollarındaki yapısal bozukluk, idrar yollarında darlık, mesaneden geriye kaçış, kalıtsal böbrek hastalıkları ve nefrit ilerleyen zamanlarda kronik böbrek yetmezliğine neden olabilir. Çocuklardaki böbrek hastalıkları yeterince tedavi edilemezse böbrek yetmezliğine kadar ilerler, diyaliz ve böbrek nakli yapılması gerekebilir” diye konuştu.

    “ÇOCUKLARDA DA HAYATI TEHDİT EDEBİLİR”

    Böbrek hastalıklarının her yaştan insanı etkilediğini anlatan Prof. Dr. Cüneyt Hoşcoşkun, bir çok çocuğun da yaşamın erken yaşlarından itibaren böbrek hastalığı riski altında olduğunu dile getirdi.

    Yeni doğan döneminden itibaren böbrek hastalıklarına yönelik eğitim, erken tanı ve sağlıklı bir yaşam tarzı önerdiklerini belirten Hoşcoşkun, “Erişkin yaşta saptanan bazı böbrek hastalıkları ilk olarak çocuk yaşlarda başlamış olabilir. Böbrek hastalıkları çocukları değişik şekillerde etkiler. Bazı hastalıklar herhangi bir sekel (araz) bırakmadan iyileşir. Ama bazen hayatı tehdit edecek boyutta hastalık gelişebilir” dedi.

    Çocuklardaki böbrek ve idrar yolu hastalıklarının bir kısmının doğuştan olabileceğini ifade eden Hoşcoşkun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunlar, bebek daha anne karnında iken ve hiçbir belirti vermeden önce, ultrasonografi ile tarama incelemesi yapıldığında görülebilir. Anne karnında en sık olarak teşhis edilen bozukluk, idrar yollarındaki genişlemedir. Bunlar, idrar yollarındaki darlık nedeniyle, darlık öncesinde idrarın birikmesi neticesinde ortaya çıkar. Böbrek havuzunun hemen sonrasındaki darlık böbrek havuzunda, idrar kesesinin çıkımındaki darlıklara bağlı olarak da idrar kesesi ve tüm idrar yolları genişler. Ayrıca çocuklarda idrar kesesi enfeksiyonları ve idrar kesesinin dolmasını ve boşalmasını bozan hastalık görülebilir. Şiddetli ve uzun süren, iyi tedavi edilmeyen ya da tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları (mikrop hastalıkları) böbrek yetersizliğine neden olabilir. Çocuklarda doğumsal bozukluk, idrar yollarındaki yapısal bozukluk, idrar yollarında darlık, mesaneden geriye kaçış, kalıtsal böbrek hastalıkları ve nefritler ilerleyen zamanlarda kronik böbrek yetmezliğine neden olabilir.”

    BÖBREKLERİ KORUMA TEDBİRLERİ

    Böbreklerin korunması için sekiz kuralın olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hoşcoşkun, “Düzenli egzersiz yapın, şeker hastalığınızı ve tansiyon yüksekliğinizi kontrol altında tutun, tuzdan uzak durun, sağlıklı beslenin, fazla kilonuz olmasın, yeterli su için, sigara içmeyin, böbreklere zarar verebilecek ilaçları kullanmayın” dedi.

    ÇOCUKLARDA BELİRTİLER

    Çocuklarda böbrek hastalığının belirtilerinden bahseden Prof. Dr. Hoşcoşkun, sözlerine şöyle devam etti:

    “İdrar renginde değişiklik, çay rengi idrar yapma, göz kapaklarında, yüzde ve bacaklarda şişlik karın ağrısı, böğür ağrısı, idrar yaparken yanma, sızlama, sık sık idrara çıkma, geceleri yatağa idrar kaçırma, idrarı fışkırtamama ve damla damla idrar yapma, ateş yüksekliği, idrar miktarının aniden azalması, kilo alımının ve büyümenin duraklaması, kansızlıktır. Böbrek ve idrar yolu hastalıklarında, bu belirtilerden biri veya birkaçı ortaya çıkabilir. Bazen belirtiler çok hafif olabilir ve çocuğu fazla rahatsız etmez. Çocuklardaki böbrek hastalıkları yeterince tedavi edilemezse böbrek yetmezliğine kadar ilerler, diyaliz ve böbrek nakli yapılması gerekebilir.”