Etiket: İddiası

  • Yasak Aşk Cinayeti İddiası

    İzmir’in Karşıyaka ilçesinde, iddiaya göre M.B., yasak aşk yaşadığı S.Ş.’nin kocası Ali Ş.’yi bıçakla öldürdü. Olay yerinden kaçan zanlıyı polis ekipleri yakaladı.

    Olay, bugün saat 16.30 sıralarında, Örnekköy Semti 7448/4 Sokak numara 36’daki Nilüfer Apartmanı’nda meydana geldi. İddiaya göre, evli ve bir çocuk annesi S.Ş. (31) ile yasak ilişki yaşayan M.B. (39), S.Ş.’nin kocası Ali Ş. evdeyken geldi. Ali Ş. ile M.B. arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi ile M.B., Ali Ş.’yi vücudunun çeşitli yerlerinden bıçakladı. Bıçaklı kavga sonrası M.B. olay yerinden kaçarken, S.Ş. kanlar içerisinde kalan eşi Ali Ş. için durumu sağlık ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine gelen sağlık ekipleri yaptıkları kontrolde Ali Ş.’nin hayatını kaybettiğini belirledi.

    POLİS, ZANLIYI KISA SÜREDE YAKALADI

    Cinayet sonrası harekete geçen Cinayet Büro Amirliği ekipleri, kaçan zanlı Mahsuni B.’yi kısa sürede yakaladı. Gözaltına alınan M.B. ve öldürülen Ali Ş.’nin eşi S.Ş. sorgulanmak üzere Cinayet Büro Amirliği’ne götürüldü. Polis ekiplerinin olay yerindeki incelemenin ardından Ali Ş.’nin cesedi otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Polis ekipleri olayla ilgili soruşturma başlattı.

  • Tokat’ta 240 Tüp İçindeki Sıvının Kobra Zehri Olduğu İddiası

    Tokat’ta bir otomobilde ele geçirilen 240 tüp içindeki sıvının kobra zehri olduğu ileri sürüldü.

    Edinilen bilgiye göre, Tokat’ın Niksar ilçesinde İl Jandarma Komutanlığı ekipleri şüphelendikleri bir otomobilde yaptıkları aramada beklemedikleri olayla karşılaştı. Yapılan aramada içi sıvı dolu 240 tüp ele geçiren ekipler yaptıkları ön araştırmada tüp içindeki sıvının kobra zehri olduğunu öğrendi. Tüpler içindeki sıvıların incelenmesi için el konularak laboratuvara gönderilirken, olayla ilgili olarak araçta bulunan 3 kişi gözaltına alındı.

    Öte yandan dünyanın en pahalı 10 sıvısı arasında yer alan kobra zehrinin bazı ağrıların tedavisinde kullanıldığı öğrenildi.

  • Teröristlerin İsimlerinin Değiştirilerek Tedavi Edildiği İddiası

    Kamu Hastaneleri Birliği Diyarbakır Genel Sekreteri Murat Kanğın, bazı basın yayın organlarında yer alan “Teröristlere devlet hastanesi kıyağı” haberinin asılsız olduğunu belirterek, “Daha önce de böyle bir haber yapılmıştı. Otomasyon sisteminde yapılan değişiklikler kayıt altına alınır. Haberi ihbar kabul ederek 2 yıl önce ben bizzat kendi hastanemden şikayetçi olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum” dedi.

    Kamu Hastaneleri Birliği Diyarbakır Genel Sekreteri Murat Kanğın, Gazi Yaşargil ve Selahaddin-i Eyyubi Devlet Hastanelerinde, terör örgütü üyelerinin isimlerinin değiştirilerek tedavi edildiği yönünde çıkan haberlere ilişkin İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. Daha önce de böyle bir haber çıktığını kaydeden Kanğın, bu haberi ihbar kabul ederek kendi hastaneleri ile ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. Yapılan değişikliğin hangi bilgisayardan olduysa bunun muhakkak kayıt altına alındığını aktaran Kanğın, “Yapılan haberin ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştuk. Suç duyurumuzun ardından Cumhuriyet Başsavcılığı Diyarbakır Valiliği’ne yazı yazarak iki hastane ile ilgili müfettiş tayin edilmesini ön incelemede bulunulmasını istiyor. Bunun üzerine İl Sağlık Müdürlüğü görevlendiriliyor. İhanetin belgesi olarak yazılan belge görevlendirilen yazıdır. Olayla ilgili inceleme devam ediyor, bunun içerisinde Genel Sekreterliği’miz yoktur. Ben, tutanakta müşteki olarak görülüyorum, kendi hastanelerim ile ilgili şikayette bulunuyorum kayıtların incelenmesi için” diye konuştu.

    “O GECE EŞİM VE 3 ÇOCUĞUMLA HASTANEYE SIĞINMAK ZORUNDA KALDIM”

    Diyarbakır’da 6-7 ekim 2014’te olayların başladığı gün 3 çocuğu ve eşi ile birlikte Diyarbakır’a giriş yaptığını aktaran Kanğın, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ben o gece, Kurban Bayramı’ydı, eşim ve 3 çocuğum ile birlikte akşam 18.00 kente giriş yaptım. Olayların başladığı gündü, benim önümü kestiler, çocuklar ağlayınca yolu kesenlerle tartıştım. Bir şekilde yolu açtılar ve Eğitim Araştırma Hastanesi’ne geçtim. Sağlık Müdürü, vali beyin beni kriz merkezine çağırdığını söyledi. Ben de bu koşullarda gelemeyeceğimi, güvenlikli araç gelirse gelebileceğimi söyledim. Bunun ardından vali bey beni aradı ve durum ile ilgili bilgi verdim. Ben kriz merkezinin bir ayağı olarak hastanede bulundum. Gece saat 02.00’da güvenlik minibüsü geldi. Dikkatli gidilirse çıkılabilir denildi. Bunun ardından eşim ve çocuklarımla eve gittim.”

    “HEKİMLİK MESLEĞİME İHTİYAÇ DUYULSAYDI KİM GELMİŞ OLURSA OLSUN BEN BAKMIŞ OLACAKTIM”

    Hastanede bulunduğu süre içinde hiçbir hastaya bakmadığını, otomasyon görevlisi ile konuşmadığını ve herhangi bir bilgisayarın başına geçmediğini dile getiren Kanğın, şu ifadeleri kullandı:

    “Ellerinde oldukları iddia ettikleri kayıtlarda tespit edilebilir. Ben büyük olaylarda yoğunluk hangi hastanedeyse hep gittim. O gün hastanede tesadüfen bulunuyordum, fakat evimde olsaydım ve güvenlik ortamı oluşsaydı yine de hastaneye giderdim. O gün benim hekimliğime ihtiyaç duyulmadı. Hekimlik mesleğime ihtiyaç duyulsaydı kim gelmiş olursa olsun ben bakmış olacaktım.”

    “BAKANLIKTAN GÖREVLENDİRİLEN BİR MÜFETTİŞ YOK”

    Bu konu ile ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan görevlendirilen herhangi bir müfettişin bulunmadığını vurgulayan Kanğın, “Bakanlıktan görevlendirilen müfettiş yok fakat ben bugün müfettiş talep edeceğim. Bugün halihazırda devam eden tek soruşturma benim şikayetçi olduğum başvurudur, başka da bir soruşturma yoktur” şeklinde konuştu.

  • Aslı Baş Cinayetinde ‘Paralel Yapı’ İddiası

    Bodrum Yalıkavak’ta 21 Temmuz 2010 tarihinde işadamı Ahmet Bayer’in villasında ölü bulunan mankenler kraliçesi Aslı Baş’ın Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki 26. Duruşması yapıldı. Duruşma’ya tutuksuz yargılanan işadamı Ahmet Bayer, oğulları ve Volkan ve Hakan Bayer, Aslı Baş’ın babası Mehmet Yavuz katıldı.

    Duruşma öncesi açıklama yapan Manken Aslı Baş’ın Babası Mehmet Yavuz Baş, dava sürecinde işin içine paralel yapının müdahil olduğunu ve delilleri karattıklarını ileri sürdü. Baba Baş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektubunda, “21 Temmuz 2010 tarihinde Bodrum Yalıkavak’ta kızım Aslı Baş öldürüldü. Öldürenler ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanmak üzere Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesi savcılığının açtığı davada bizler sadece hukuk mücadelesi değil, paralel yapı ve İhsan Kalkavan davamızı 17 ay savsaklatan ve delillerin karartılmasını sağlayan savcı Ramazan Oruç davamıza delil olabilecek ses tapelerini 4,5 yıl saklayan Bodrum Jandarma Komutanı, mevcut delilleri değerlendiren savcıya namussuz diyen TBMM Başkanlık Müşaviri Rüçhan Akıncıoğlu gibi paralel yapı mensupları hakim ve savcıya rüşvet ve imtiyaz sağlayan yargıyı etkilemeye çalışanlarla mücadele ediyoruz. Mağduriyetimi takdirlerinize arz eder, sizden başka sığınacağımız kimsemiz yok. Allah başımızdan eksik etmesin” dedi.

    Aslı Baş’ın ailesinin Avukat İbrahim Ataş, Bodrum 4. Ve 6. Asliye Ceza Mahkemesine delilerini karartılması ve yalan beyanda bulunmaktan suç duyurusunda bulunduklarını söylerken, Bodrum ve Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyaların birleştirilmesi taleplerinin mahkemece kabul edilmediğini söyledi. Avukat Ataş, “Bu celsede Bodrum’da 6. ve 4. Asliye Ceza Mahkemesine iki dava açmıştık. Davanın içeriğinde sanık taraflarının tanıklarının yalan beyanda bulunmaktan dolayı yaptıkları eylem ile ilgili suç duyurusunda bulunduk. Bodrum’da 4. Asliye Ceza’da Cumhuriyet Savcısı yeterli şüphenin oluşması nedeniyle kamu davası açılmasına karar verdi. 6. Asliye Ceza Mahkemesine yaptığımız suç duyurusu da suç delillerinin karartılmasına yönelikti. Bundan da Savcılık yeterli delilin olması nedeniyle kamu davası açılmasına karar verdi. Bodrum’daki iki dosyanın Muğla’daki Ağır Ceza dosyaları ile birleştirilmesini talep ettik. Mahkeme bunu kabul etmedi. Ama Bodrum’daki mahkeme dosyaların birleştirilmesi noktasında Yargıtay’a gönderdi dosyayı” dedi.

    Mahkeme çıkışında gazetecilere açıklama yapan Aslı Baş ailesinin avukatı Fahri Safa Küpçü, Polisten 155’e yapılan arama kaydını istediklerini, fakat kaydın olmadığı söylendiğini belirterek, “Polis 155 bizde kaydı yok diyor. Problem şu. Sabit olan bir şey var o da NTS (Numara Taşınabilirliği Bilgi Sistemi) kaydı var. NTS kaydında bu numara 155’i aramış. O arayan kişi de tanık olarak dinlendi ve ‘Evet ben 155’i aradım’ dedi. Aradan 5 yıllık bir süreç geçti ve net olarak ne söylediğini hatırlayamıyor. Biz ses kayıtlarının içeriğinin getirilmesini istiyoruz. Hayati önem taşıyabilir. Çünkü 112 kaydı da çok önemsiz gibiydi. Çünkü Aslı Baş için atladı dedikleri, merdivenden düştü diye ifade kullandılar. Yani yargılamanın sürecini ciddi şekilde değiştirdi” dedi.

    Duruşması öncesinde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Muğla Adliyesi önünde kadın cinayetlerini protesto etti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına açıklama yapan Dilara Karakoç, Aslı Baş için adalet sağlanana dek davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

    Duruşma ileri bir tarihe erteledi.

  • Kız Öğrencilere Sözlü Taciz İddiası

    Adıyaman’da üniversite öğrencisi 3 genç kız, kaldıkları yurdun yakınlarında kimliği belirsiz bir grup erkeğin sözlü tacizine uğradıklarını ileri sürdü.

    İddiaya göre, Altınşehir Mahallesi’nde üniversite öğrencisi 3 genç kız, yanlarına otomobille yanaşan bir grup kimliği belirsiz erkeğin sözlü tacizine uğradı. Sözle ve el kol hareketleri ile genç kızları taciz eden kimliği belirsiz şahıslar genç kızların yardım çığlıkları atması üzerine olay yerinden otomobille hızla kaçtı. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, yaşadıkları olaydan korkarak panikleyen öğrencileri sakinleştirerek polis merkezine götürdü. Kimliği belirsiz şahıslardan şikayetçi olan genç kızlar alınan ifadelerinin ardından tekrar yurtlarına getirilirken, polis ekipleri üniversite öğrencilerini taciz eden şahısların yakalanması için çalışma başlattı.

    Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.