Etiket: İddialarına

  • Suda alüminyum iddialarına BUSKİ’den cevap

    Bursa Büyükşehir Belediyesi BUSKİ Genel Müdürlüğü, suda alüminyum iddialarına cevap verdi.

    BUSKİ Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, sudaki alüminyum değerlerinin arttığına dair iddiaların gerçeği yansıtmadığına işaret edildi. Açıklamada, alüminyum değerinin yönetmelik limiti olan 200 mikrogram/litre değerinin çok altında olduğuna vurguda bulunuldu. Doburca İçme Suyu Arıtma Tesisleri’nde alüminyum değerinin hiçbir zaman yönetmelik limiti olan 200 mikrogram/litre değerini aşmadığı, sürekli olarak bu değerin altında kaldığı belirtilen açıklamada, “Yer altı sularında alüminyum parametresinin eser miktarda bulunabilir. Ancak hiçbir zaman mevzuat limitlerini aşması beklenemez. Bu nedenle yer altı sularından dolayı alüminyum değerlerinin artması iddiası doğru değildir. Bununla birlikte yer altı kuyuları, iddia edildiği gibi temmuz sonu değil, haziran ayının başından itibaren devreye alınmıştır. Ayrıca iddiada belirtildiği üzere bulanıklığın giderilmesi için sadece kış aylarında alüminyum sülfat kullanıldığı belirtilmiştir ki bu iddiada gerçeği yansıtmamaktadır. Sadece kış aylarında değil, yılın tamamında içme suyu arıtma işlemini gerçekleştirmek için polielektrolit, alüminyum sülfat, demir üç klorür, potasyum permanganat, aktif karbon gibi kimyasal malzemeler gerektiği gibi gerektiği miktarlarda kullanılmaktadır. Ancak bu kimyasalların kullanımı esnasında son derece dikkatli davranılarak arıtma işleminin tüm aşamaları kontrol edilmektedir” ifadelerine yer verildi.

    Doburca İçme Suyu Arıtma Tesisleri’nde alüminyum değerlerinin sürekli olarak gözlem altında bulundurulduğuna dikkat çekilen açıklamada, “İçme Suyu Denetim Birimi’mizce 01.01.2017 tarihinden 04.10.2017 tarihine kadar Bursa il genelinde Doburca ve söz konusu içme suyu kuyularından ve şebekeye içme suyu temin ettiğimiz su kaynaklarından su numuneleri alınarak, akredite laboratuarımızda yapılan alüminyum analizlerinin ortalama değeri 40.05 mikrogram/litre olduğu gözlenmiştir” denildi.

    İçme suyunun, barajlardan ve kuyulardan alınarak içme suyu şebekesine ulaştırılıncaya kadar her aşamasının titizlikle incelendiğine değinilen açıklamada, Bursa’nın çeşitli noktalarından günde ortalama 50 adet alınan numuneler ile içme suyu şebekesinin kontrol altında tutulduğuna işaret edildi.

  • Aşut’tan, ‘seçimi MTSO erteletti’ iddialarına sert yanıt

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Şerafettin Aşut, MTSO’nun TOBB ve Bakanlık nezdinde girişimlerde bulunarak seçimleri ertelettiği yönündeki iddialara sert tepki göstererek, bu iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu belirtti. Aşut, “MTSO’nun ne resmi ne şifahi seçim erteleme talebi veya girişimi kesinlikle olmamıştır” dedi.

    MTSO Başkanı Aşut, yazılı bir açıklama yaparak, MTSO’nun Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Bakanlık nezdinde girişimde bulunarak oda ve borsa seçimlerini ertelettiğine yönelik iddialara yanıt verdi. TOBB’a bağlı tüm odalarda ve borsalarda 2017 Ekim ve Kasım aylarında yapılması planlanan seçimlerin, Bakanlar Kurulu Kararı ile 2018 Nisan ayına ertelendiğini anımsatan Aşut, açıklamasında kararda yer alan ifadelere de yer verdi.

    “MTSO’nun ne resmi ne şifahi seçim erteleme talebi veya girişimi kesinlikle olmamıştır”

    Hükümetin daha sağlıklı ve adil bir seçim sürecinin işletilmesi amacıyla alındığını belirttiği bu kararın bir ilk olmadığını, geçmişte de örneği bulunduğunu kaydeden Aşut, “MTSO’nun ne resmi ne şifahi seçim erteleme talebi veya girişimi kesinlikle olmamıştır. MTSO, seçim tarihi olarak 7 Ekim 2017 tarihini belirlemiş ve seçim sürecini başlatmıştır. Buna rağmen bazı asılsız dedikodularla ve mesnetsiz söylentilerle Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın TOBB ve Bakanlık nezdinde girişimde bulunarak oda ve borsa seçimlerini ertelettiğine yönelik iddialar tamamen gerçek dışıdır ve Mersin iş dünyasına yapılan bir haksızlıktır” ifadelerini kullandı.

    “Maksatlı girişimlere itibar edilmemeli”

    Seçimlerin ileri bir tarihe ertelenmesinin Mersin genelinde kimseye artı veya eksi bir etkisinin olmadığının da altını çizen Aşut, şunları kaydetti:

    “Dolayısıyla MTSO’nun böyle bir talep veya girişimde bulunma ihtiyacı hiç olmamıştır. Bu yönde ne TOBB ne de Bakanlık düzeyinde resmi veya şifahi hiçbir görüşme veya başvurumuzun olmadığı da bu kurumlardan kolaylıkla teyit edilebilir. Bizler demokrasiye ve milletin iradesine inanan kurumlar olarak, devletimizi ve milletimizi temsil eden hükümetimizin ekonomimizi korumayı amaçlayan her kararını saygıyla karşılar, destekler ve arkasında dururuz. Hükümetimizin ve Bakanımız Sayın Bülent Tüfenkci’nin seçimlerin ertelenmesiyle ilgili yaptığı açıklamalar son derece nettir. Mesele devletimizin birliği ve bütünlüğü, bağımsızlığımız, milli ekonomimizin korunması ise devletimizin aldığı bu kararı herkes saygıyla karşılamalıdır. Gerçek dışı iddialarla ülkemiz iş camiasını töhmet altında bırakarak itibarını zedeleyecek, hukuki ve vicdanı anlamda haksızlığa yol açacak maksatlı girişimlere karşı dikkatli olunması, bunlara itibar edilmemesi gerektiğini önemle vurgulamak istiyorum.”

  • Mahkemeden Hanefi Avcı iddialarına yanıt

    Zonguldak Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi, Hanefi Avcı’nın mahkemeye dilekçe göndererek FETÖ/PDY soruşturmasında tutuklu bulunan eski emniyet Müdürü Metin Seyfi Sazak’ın tahliyesini sağladığına yönelik iddiaları üzerine açıklama yaptı. Açıklamada, “Türk ceza yargılamasında hukuka uygun şekilde elde edilmiş maddi delillerle yargılama yapılması zorunlu olmakla, kararların oluşumuna sıfatları her ne olursa olsun verilen kişisel kefaletlerin hiçbir etkisi olmayıp; habere konu olan sanığın tahliye edilmesine, tamamen yargılama sırasında mevcut maddi delillerin değerlendirilmesi neticesinde karar verilmiştir” denildi.

    Hanefi Avcı’nın mahkemeye dilekçe göndererek FETÖ/PDY soruşturmasında tutuklu bulunan eski emniyet Müdürü Metin Seyfi Sazak’ın tahliyesini sağladığı yönünde basında yer alan haber üzerine Zonguldak Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi ve Adalet Komisyonu Başkanlığından yapılan açıklamada, şöyle denildi:

    “23 Eylül 2017 günü bazı medya kuruluşlarına ait internet sitelerinde eski emniyet müdürü olduğu belirtilen bir şahsın Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılaması devam eden üst düzey bir emniyet yetkilisine kefil olarak tahliyesini sağladığına yönelik haber yayınlanması üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılması gereği hasıl olmuştur. Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/231 Esas sayılı dosyasında Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçlarından yargılanan sanık, 26 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alınmış olup, 02/08/2016 tarihinde Zonguldak Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmış, 17 Mart 2017 tarihli iddianame ile kamu davası açılmış, Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yürütülen yargılamada 20 Eylül 2017 tarihinde yapılan 2. Oturumda sanığın tahliyesine karar verilmiş, bu karara karşı 21 Eylül 2017 tarihinde Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’nca itiraz yoluna gidilmiştir. Haberlerin içeriğinde yer alan 03 Şubat 2017 tarihli dilekçenin 07 Şubat 2017 tarihinde dosyaya gönderildiği görülmüştür. Türk ceza yargılamasında hukuka uygun şekilde elde edilmiş maddi delillerle yargılama yapılması zorunlu olmakla, kararların oluşumuna sıfatları her ne olursa olsun verilen kişisel kefaletlerin hiçbir etkisi olmayıp; habere konu olan sanığın tahliye edilmesine, tamamen yargılama sırasında mevcut maddi delillerin değerlendirilmesi neticesinde karar verilmiştir. Bununla birlikte 07 Şubat 2017 tarihide henüz kamu davası açılmadan dosyaya gönderilen dilekçenin aradan 7 ayı aşkın bir süre geçtikten sonra, 20 Eylül 2017 tarihinde sanığın tahliyesini sağladığı iddiası maddi gerçeklikle örtüşmemektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; bazı haber sitelerinde adı geçen eski emniyet müdürlerinden birinin sanık lehine dilekçe göndermek suretiyle tahliye edilmesini sağladığına ilişkin gerçeği yansıtmamaktadır.”

  • Kılıçdaroğlu’ndan Bahçeli’nin ’başkan yardımcısı olacağı’ iddialarına ilişkin açıklama

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başkan yardımcısı olacağı yönündeki iddialara ilişkin, “Anayasa değişikliğinde ’evet’ oyu kullanmadılar mı? ’Evet’ oyu kullandığına göre tek adam rejimini savunuyor. Tek adam rejiminden de tek adamın yardımcısı olabilir niye olmasın” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Yenimahalle Nazım Hükmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen kuruluş yıl dönümü resepsiyonu ve etkinlikleri öncesinde basın mensuplarının sorularını cevapladı. 2035 yılı hedefleri olduklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, “2035 merkez Türkiye projesinin uygulandığı yerde bölgede kişi başına gelir 25 bin dolar, diğer yerlerde 20 bin dolar olacak. Sosyal ekonomik gelişme açısından Türkiye dünyanın ilk 20 ülkesi arasında yer alacak. Hedefimiz o. 2035’ten önce gerçekleştirme şansı zor tabi gerçekçi olmak lazım” ifadelerini kullandı.

    “Siyasetin yarattığı karanlık atmosfer insanlara yarını görme ya da yarını sorgulama şansını kaybettiriyor” diyen Kılıçdaroğlu, “Gerginlik olmasa insanlar oturup konuşabilseler tartışabilseler geleceğe yönelik projelere bütün bunlar insanda umut yaratır. Kimse 1 saat sonra ne olacak onu bile bilmiyor. Sağırlar diyaloğunun bütün coğrafyaya yayıldığı bir ülke konumundayız. Bir grup medya olduğu gibi iktidarı seslendiriyor ve sadece onlara ait bilgileri veriyor. Diğer haberleri kimse bilmiyor” şeklinde konuştu.

    “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir bakanının Türkiye’de yargılanmak yerine başka bir ülkede yargılanması utanç verici”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan hakkında ABD’de açılan davaya ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, “Hedef alınırız veya alınmayız eğer biz Türkiye olarak izlediğimiz iyi bir politika olursa, o iyi politika ile yola çıkarsak, Türkiye’nin çıkarları ile muhatap olduğumuz ülkenin çıkarlarını dengeli bir politika ile örtüştürebilirsek önümüzde hiçbir engel kalmaz. Her ülke diğer ülkeden daha fazla gelişmek ister. Hayatın her alanında rekabet vardır. Başka ülkelerin bize yönelik politikalarını gerekçe göstererek, kendi yetersizliklerini toplumdan kimse gizlemesin, böyle bir şey olamaz” değerlendirmesinde bulundu.

    Dünyanın rekabet üzerine kurulu olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, eğitimin, üniversitelerin, bağımsız ve demokratik anlayışının geliştirilmesiyle, özgür düşüncenin geliştirilmesiyle, bilimin önünün açılmasıyla diğer ülkelerle rekabet edilebileceğini anlattı. Kılıçdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir bakanının Türkiye’de yargılanmak yerine başka bir ülkede yargılanması utanç verici. Bunu söyledim. Doğru mu? Doğru. Bunlarla ilgili yolsuzluk iddiaları var mı? Var. Deliller var mı? Var. Niçin yargılanmadılar? Yargılanabilirlerdi? Yargılanırlardı, belki beraat ederlerdi, ellerinde deliller olurdu. O zaman derlerdi ki Amerika’ya, ’Kardeşim bir dakika. Ben bütün bu delillerden yargılandım ve beraat ettim. Siz beni nasıl yargılarsınız’ diyecekti, diyebilecekti. Dosyalar kapatıldı. Niçin? Öyle bir tablo ile karşı karşıyayız ki. Bunlar yurt dışına da çıkamayacaklar. Yarın diyelim mahkum oldular, Interpol ’Yakalayın’ dediği zaman ne olacak? Bence daha olayın arkasında nelerin olduğunu bilmiyoruz. Şimdiden, ’Mahkum oldular’, ’Beraat ettiler’ gibi bir düşünceyi açıklamak doğru değil. Ortaya deliller konur, yargılamalar yapılır, tanıklar vardır, deliller vardır.Hepsine bakılır, ona göre karar verilir” açıklamasında bulundu.

    “Pis kokuların olduğu doğru”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pis kokuların geldiği yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    “Pis kokuların olduğu doğru. Bir bankanın genel müdürü evinde ayakkabı kutusunun içinde 2.5 milyon dolar saklar mı? Bu pis koku değil midir? Rezalettir bu. Siz bunu yargılayacağınız yere aldınız ne yaptınız Ziraat Bankası Yönetim Kurulu üyesi yaptınız. İnsaf denen bir şey var. Milletin aklıyla alay etmek demektir bu. Hem diyorsunuz kul hakkı yemeyeceğiz diyorsunuz hem kul hakkı yiyenleri devletin önemli yerlerine taşıyorsunuz. Kendi bakanı söyledi. ‘Ne yaptıysak Erdoğan’ın Başbakanın talimatıyla yaptık’ dedi. Ben söylemedim bunu kendi bakanı söyledi. Ben söylesem ana muhalefet partisinin lideri kızdığı için bunu söyledi diyecekler. Senin bakanın Erdoğan Bayraktar gayet açık net üstelik bir televizyonda bunları söyledi. Şimdi biz suçlanıyoruz. Emin olun bunların yatacak yeri yok. Rahmetli babam derdi ki, ‘Oğlum sen doğru der eğri belasını bulur’ diye. Gerçekten güzel bir söz. Biz doğru duruyoruz eğri de belasını buluyor gayet açık.”

    2019 yılı seçimleri hatırlatılarak, başkan yardımcılığı için MHP Lideri Bahçeli’nin adının geçtiği yönündeki iddialar ve Bahçeli başkan yardımcısı olursa şaşırıp şaşırmayacağının sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, “Daha çok erken. Şaşırmam efendim niye şaşırayım. Anayasa değişikliğinde ’evet’ oyu kullanmadılar mı? ’Evet’ oyu kullandığına göre tek adam rejimini savunuyor. Tek adam rejiminden de tek adamın yardımcısı olabilir niye olmasın” yanıtını verdi.

  • AK Parti’li Dağ’dan cezaevinde FETÖ’cülere işkence iddialarına ilişkin açıklama

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Hamza Dağ, Aliağa Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü’nde FETÖ’den tutuklu mahkumlara işkence iddialarına ilişkin, “AK Parti iktidarları döneminde işkence pozisyonunda hiç kimse bir işkence olduğunu, sistematik bir takım şeyler olduğunu söyleyemez. Böyle bir iddia çok gülünç bir iddia olur” dedi.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Hamza Dağ, AK Parti İzmir İl Başkanı Bülent Delican, AK Parti Aliağa İlçe Başkanı Yaşar Akbulut ve bazı partililer, Aliağa Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü’nde görülen FETÖ’nün darbe girişimine ilişkin davanın duruşmasına katıldı. 144’ü tutuklu 271 sanığın yargılandığı davada, Ege Ordusu Komutanlığı Adli Müşaviri Hakim Albay tanık sıfatıyla ifade verdi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ’ın davaya müdahil olmak üzere mahkeme heyetine yaptığı başvuru kabul edildi.

    Cezaevi çıkışında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Hamza Dağ, müdahillik taleplerinin kabul edildiğini ifade ederek, “Bu davaları zaten avukatlarımız vasıtasıyla takip ediyoruz. Bugün de bizzat duruşmayı takip etmek istedik. Her ne kadar uzun zamandır sanıkların duruşmalarda tiyatro oynar noktada hareket ettikleri gözlemlenmiş olsa da açıkçası bu tiyatroların sonucu onlar için iyi bir şekilde bitmeyecek. O gece bu ülkeye, milli iradeye karşı darbe girişiminde olanlar, 250 insanımızı şehit edenler, 2 bin 193 insanımızı yaralayıp gazi olması noktasında uğraş verenler eninde sonunda hak ettikleri cezayı alacaklardır. Bugüne kadar ülkemiz ne yazık ki birçok darbeler yaşadı ve darbe yapılması neticesinde darbe yapılanlar yargılandı. Bugün ise darbeye teşebbüs edenler, darbeye istekli olanlar yargılanmaktadır. Davaların bir kısmı neticelenmeye başladı. Bu davalar neticelendikçe, darbe düşünmeye çalışanlar burada neticelenen kararlardan dolayı bundan sonra bir daha böyle bir şeyi akıllarına bile getiremeyecekler” diye konuştu.

    FETÖ’cülere işkence iddialarına değindi

    Hamza Dağ, Aliağa Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü’nde FETÖ’cülere işkence iddialarına da değindi. Dağ, “İşkence ile ilgili müdahil tarafta ve müşteki tarafta çok davalara girdik. Türkiye’de AK Parti iktidarları döneminde işkence pozisyonunda hiç kimse bir işkence olduğunu, sistematik bir takım şeyler olduğunu söyleyemez. Böyle bir iddia çok gülünç bir iddia olur. Şu davanın görülmesinde yaşanılanlar dahi böyle bir şeyin gerçekten çok mantıksız olduğunu gösteriyor; çünkü bir tanık ifadesiyle dünyanın hiçbir yerinde yarım günlük bir duruşma geçirilmez. Bugünkü tanık ifadesinde tanık bir saat konuşurken, sanıklar neredeyse iki saat konuştular. Aslında başlangıçtaki ifadelerinin aynısını söylediler. Tanığın konuşmasından sonra sanıklar savunmasında söylemiş oldukları şeyleri tekrar etmesine rağmen mahkeme heyeti sabırla kendilerini dinliyor. Daha önceki savunmasının sonuna kadar aynısını söyleyerek ilk duruşmanın aynısı gibi savunmasını yapıyor. Onun için bu işkence iddialarının hiçbirinin bir geçerliliği yok. Bu sadece şudur; ilk anki psikolojide 15 Temmuz’da mağlup olmanın, başaramamış olmanın vermiş olduğu psikolojiyle birçok sanık doğruyu söyledi. O gece yaşadıklarını söyledi. O gece yaşadıklarını onların söylemesi, diğerlerinin inkar etmesiyle ortada sanıklar açısından çelişen ifadeler doğdu. Şimdi onu toparlamaya çalışıyorlar. Doğruyu söyleyen o sanıklar sözüm ona işkence şartlarında bu ifadeleri verdiklerini iddia edip, o ifadelerinden sarfınazar etmeye çalışıyorlar. Türk hukuku bunu yemeyecektir. Çünkü ortada çok bariz yaşanmış hadiseler var. İnşallah en iyi incelemelerle bunlar neticelenecektir” diye konuştu.