Etiket: Hissi

  • Batman’da öğrencilere deprem hissi yaşatıldı

    Afet ve Acil Durum (AFAD) Batman İl Müdürlüğü tarafından getirilen Deprem Simülasyon Tırı’nda öğrencilere yapay deprem hissi yaşatılırken, deprem sırasında da neler yapmaları gerektiği öğretildi.

    Depremden önce ve sonrasında yapılması gerekenler vatandaşlara anlatmak ve afet konusunda bilinç uyandırmak üzere Türkiye’yi gezen AFAD Deprem Simülasyon Tırı, Batman Valiliği bahçesinde öğrenci ve vatandaşlara hem depremi yaşattı hem de onları bilgilendirdi. AFAD Eğitim Uzmanı Hüseyin Yıldırım, “Deprem simülasyon tırımızda öğrencilerimize Bingöl, Düzce, Kocaeli ve Van depreminin şiddetini birebir simülasyon tırında yaşatabiliyoruz. Burada öğrencilerimizin hareket tarzını önceden söylüyoruz. Öğrencilerimiz depreme yakalandıklarında sarsıntıyı hissettiklerindeki hareket tarzları nedir, bulundukları yerde sabitlenmiş dayanaklı tüketim malzemesinin yanında çök, kapan, tutun vaziyetini sürdürmelerini, ne zamana kadar, sarsıntı atlatılıncaya kadar. Dayanıklı tüketim malzemesi oturduğu sıra, masa veya sabitlenmiş bir çelik dolap, kullandığı ranza veya buzdolabı dahi olabiliyor. Önemli olan bu cismin devrilme riskini minimize etmek ve ortadan kaldırmaktır. Sabitlenmiş cisimlerin önünde bu süreyi geçiren öğrencilerimiz sarsıntıyı atlattıktan sonra binasını tahliye etmeden önce deprem çantasını yanına alır. Deprem çantasında 72 saat kendisine ve aile fertlerine yetebilecek oranda kuru ve sıvı gıda bulunuyor. Özellikle tahliyede dikkat etmemiz geren nokta şu; çok katlı binalarda tahliye en alt katlarda başlar. Çıkış kapısını en yakınındaki sıra ve sınıftan başlar. Güvenli alan yüksek katlı binalardan uzak, yıkılma ihtimali olan duvar diplerinden uzak, enerji nakil hatlarında uzak, açık park alanları, okul bahçeleridir. Faaliyetimiz iki gün devam edecek. Tırımızın bundan sonraki hareket noktası Erzurum olacaktır” dedi.

  • Sedef hastalarının yaşadığı kaşıntı hissi depresyon ve anksiyeteyi tetikliyor

    Dermatolojik hastalıkların çoğu, başkaları tarafından görülebilir olmaları nedeniyle hastanın yaşam kalitesini hem kişisel, hem de toplum nazarında kötü etkiliyor. Lezyonların genel karakteri, görüntüsü, kaşıntı hissi kişinin ev ve iş yaşamındaki sosyal işlevlerini bozuyor.

    Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Doğan, sedef hastalığının tutulum şiddetine göre fiziksel kısıtlılıklara yol açmasının yanı sıra, kişide damgalanma, reddedilme, cinsel çekiciliğin azalması korkusu, işe girişlerde, terfilerde sorun yaşama çekinceleri gibi birçok soruna da neden olduğuna dikkat çekti.

    İkizlerde ve ailelerde yapılan çalışmaların, sedefin genetik temelli ve çok faktörlü olduğuna işaret ettiğini söyleyen Prof. Dr. Bilal Doğan, eskiden sadece deri hastalığı olarak nitelendirilen Sedef’in, artık sistemik bir hastalık olarak kabul edildiğini ve tedavisinde de psikolojik desteğin büyük önem taşıdığını belirtti.

    Prof. Dr. Bilal Doğan, Psoriasis yani Sedef Hastalığı ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Sedef hastalığı, cilt üzerinde pullu plaklarla seyreden, aynı zamanda birçok sistemik patolojilere neden olduğu son yıllarda gösterilmiş olan, tekrarlayan, alevlenme ve iyileşmelerle hayat boyu devam eden, uygun tedavilerle yaşama olan kötü etkileri oldukça azaltılabilen kronik bir hastalıktır.

    Eskiden sadece deri hastalığı olarak nitelendirilirken, artık sistemik bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

    Sedef hastalığı toplumun yaklaşık yüzde 1-2’sinde gözlenir. Bu oran ülkeden ülkeye değişiklik gösterebilmektedir. Örn: Kuzey Avrupa’da yüzde 3, Asya’da yüzde 0,1 olarak bildirilmektedir, Afrika’da ise çok daha nadirdir. Ailede sedef hastalığı varsa bu oran yükselmektedir.

    İkizlerde ve ailelerde yapılan çalışmalar, sedefin genetik temelli ve çok faktörlü olduğunu göstermektedir. Olguların yaklaşık yüzde 30’unda birinci derece akrabalarda da sedef hastalığı saptanmıştır. Çocukluk çağında ortaya çıkan olgularda bu oran yüzde 70’lere çıkmaktadır.

    Kadın ve erkeklerde eşit oranda gözlenir. Ortaya çıkışı sıklıkla 15-30 yaş aralığındadır.

    Sedef hastalığının şiddeti oldukça değişkendir. Tek bir plak ya da bütün vücudu kaplayan lezyonlar olabilir. Tedavi için en iyi seçenek bir dermatoloğa başvurmaktır.

    Sedef nedeniyle tedavi planlanan hastalara, hangi tedavi seviyesinde olursa olsun psikolojik destek verilmelidir. Bu destek, hastaların gereksinim duyduğu ilaç dozunun azalmasına ya da hastaların daha hızlı iyileşmesine önemli katkı sağlıyor. Depresyon ve anksiyete, sedef hastalarının çoğuna eşlik eden sorunlardır ve bunların en büyük nedenlerinden biri de kaşıntıdır. Bu tür psikolojik sorunların tedavisi aynı zamanda dermatolojik tedavi sonuçlarını da pozitif olarak etkiliyor. Hastaların psikolojik olarak da iyi durumda olmalarını sağlamak, sedef hastalığı tedavisinin olmazsa olmazlarından biridir. Sedef hastaları, genellikle, çeşitli nedenlerle bir psikiyatriste gitmek istemiyor. Bu durumda hastalara ilk desteği; gerek psikoterapik yaklaşım, gerekse ilaç tedavileri ile biz dermatologlar vermekteyiz. Hastalığın tedavisinin en iyi şekilde devam etmesi açısından, gerekli durumlarda bir psikiyatrist tarafından muayene ve tedavi olmaları konusunda hastayı ikna ederek yönlendirmek de çok önemlidir.

    Sedef hastalığı artık sadece bir deri hastalığı değil, sistemik bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Eskiden bir tek eklem tutulumu ve psikolojik etkileri net olarak bilindiğinden, sadece fizik tedavi ya da romatoloji ve psikiyatri branşları ile işbirliği içindeydik. Fakat artık kalp hastalıklarında, metabolik sendromda, bazı barsak hastalıklarında da ilişkisi gösterildiğinden kardiyoloji, endokrin hastalıkları, iç hastalıkları, gastroenteroloji gibi branşlar ile de yakın bir şekilde işbirliği içine girmeye başlamış bulunmaktayız.

    Birçok eğitim hastanesi ya da üniversite hastanesinde, sedef hastalığının tedavisi ve takibi ile özel olarak ilgilenen bölümler bulunuyor. Bu bölümlerde hastaların kayıtları düzenli olarak tutuluyor. Hastalar buralarda, mevcut olan en iyi tedaviyi en az risk ile alabilme olanağına sahipler.

    Sedef hastalığı yönetiminde en önemli konu, hastanın güvenini kazanmaktır. Hasta doktoruna güvendiğinde, dermatoloğu tarafından planlanan tedavi ve takiplere gönüllü olarak sadık kalıyor. Bir tedavinin etkili olup olmadığı hakkında karar verebilmek için de ilacın belli bir süre kullanılması gerekmektedir. İlacın bu süreden önce bırakılmaması gerekliliği konusunda hastanın bilgilendirilmesi oldukça önemlidir”.

    Sedef hastaları yaz aylarında su tüketimini artırmalı

    Prof. Dr. Bilal Doğan, yaz aylarında Sedef Hastalarının yaşadığı psikolojik sıkıntıların daha da arttığını, özellikle bu dönemlerde hastalığın bulaşıcı olmadığını sık sık gündeme getirmek gerektiğini söyledi:

    “Öncelikle sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını hatırlatmak istiyorum. Fakat toplum bu hastalığa sanki bulaşıcıymış gibi yaklaşmaktadır. Bedenin kısmen açılmasını gerektiren, özellikle yüzme gibi sportif aktivitelerinde hastalar, çevrenin sadece bakış bile olsa tepkilerinden utanabiliyorlar, damgalanma, toplum dışına itilme korkusu yaşayabiliyorlar. Bu da beraberinde özgüven duygusunda belirgin zedelenmeye yol açıyor.”

    Yaz aylarında güneşin etkisi ile artabilecek kaşıntı hissinin azaltılması için kaybedilen suyun yerine konması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Doğan hastalar için önerilerde bulundu:

    ” Su tüketiminizi artırın

    Nemlendirici kullanın

    Deride kızarıklık oluşturmayacak şekilde, dermatoloğunuzun önerisi doğrultusunda, belirli sürelerle güneşlenin

    Tatilin gevşetici ve daha az stresli ortamının keyfini çıkarın”.

  • 5 dakika da olsa Formula1 pilotu hissi

    Otomotiv endüstrisi fuarı Automechanika İstanbul katılımcılara tamamen Türk üretimi olan son teknoloji Formula 1 simülatörünün yanı sıra 360 derece hareket eden uçak simülatörü ve Ralli simülatörü ile farklı deneyimler sunuyor.

    Türkiye’nin otomotiv endüstrisi fuarı Automechanika Istanbul, bu yıl 11’inci kez sektör temsilcilerini bir araya getirdi. Katılımcılar, fuar alanında bir dönemin efsane klasik yarış otomobillerini yakından inceleme fırsatı bulurken, tamamen Türk üretimi olan son teknoloji Formula 1 simülatörünün yanı sıra 360 derece hareket eden uçak simülatörü ve Ralli simülatörü ile unutulmaz deneyimler yaşıyor.

    5 dakika da olsa Formula1 pilotu hissi

    Fuara katılanların ilgisini en çok Konya’da tasarlanan ve yazılımı yüzde 100 Türk mühendisler tarafından gerçekleştirilen son teknoloji simülatörler çekiyor. Geniş bir alanda sergilenen F1 simülatörünün yanı sıra 360 derece hareket eden Uçuş ve RollerCoaster simülatörü ve ralli simülatörü katılımcıları 5 dakikalığına da olsa Formula 1 ve uçak pilotlarının yaşadığı hız tutkusunu test etme imkanı veriyor.

    Fuar süresince 14’üncü Salon’da ziyaretçilerini karşılayan klasik yarış otomobilleri sergisi ise otomobil tarihinde efsane olarak yerlerini alan birbirinden değerli 4 klasik yarış otomobili katılımcıların en çok zaman geçirdiği alanlardan biri. Sergide; 1961 model Silver Cloud Rolls Royce, 1972 model 350 SL Mercedes ve klasik Jaguar dört gün boyunca sergilenecek.

    Mustafa Koç’un Sierra Cosworth’ü Retro Ralli sergisi kapsamında fuarda

    Türkiye’de ralli sporunun başladığı 70’li yıllardan günümüze kadar geçen süreçteki şampiyonlar ve araçlarının yeni nesile tanıtılması, o günlerin yeniden yaşanması hedefi ile oluşturulan, Türkiye’nin ralli tarihine ışık tutan Retro Ralli Sergisi, Automechanika Istanbul 2017’de sergileniyor. Sergide yer alan otomobiller arasında; Renç Koçibey’in Renault 21 yarış otomobili, Mustafa Koç’un Sierra Cosworth’ü, İskender Atakan’ın Lancia Delta Integrale’si, Hasan Kalaycı’nın Murat 131’i, Levent Pekün’ün 124’ü, Palio, Ford Escort MK 1 ve Ford Escort MK 2 yer alıyor.

    4 Günde 30 yaşında bir spor otomobil restore edilecek

    Türkiye’nin en önemli garajlarından ES Garaj tarafından, fuar boyunca bir E30 kasa BMW M3 otomobil toplanacak. Meraklı ziyaretçilerin ilgisini çekecek bu canlı performans, otomobil severler için keyifli bir gösteri olacak. Tüm sene hazırlanılan bu performans Erkan Öztürk ve ekibi tarafından gerçekleştirilecek.

    Volkicar Racing Simülatörü

    Automechanika Istanbul’da, Türk otomotiv ve yan sanayisinin gücünü dünyaya göstermek amacı ile Volkan Işık tarafından tasarlanan Türkiye’nin özgün yerli yarış otomobili Volkicar da yerini aldı. Volkicar simülatörü fuar ziyaretçilerine Volkicar’ı test etme imkanı sunuyor.

    E-mobility özel alanı bu yıl ilk kez Automechanika Istanbul’da

    Bu yıl ilk kez düzenlenen’E-mobility ve Geleceğin Teknolojileri’ sergi ve forum alanı , 7’inci salonda organize edilen bu alanda otomotiv ana sanayi sektöründe bulunan tedarikçiler ve yeni girişimciler ,alternatif sürüş sistemleri, otonom sürüşü, geleceğin filo yönetimi, akıllı şarj istasyonları, data yönetimi ve alternatif yakıt teknolojileri konusundaki çalışmalarını sergileyecek. Uzaktan bakım, telediagnostik, pil ve akü alanındaki heyecan verici teknolojik gelişmeler tartışılacak ve sunumlara yer verilecek.

    14’üncü salonda alan bakım onarım bölümünde servis ekipmanları, test cihazları, oto kimyasalları ve el aletleri konularında firmalar fuarda yerlerini aldı. TOBFED (Türk Otomotiv Bakım Dernekleri Federasyonu) tarafından araç yıkama eğitimi verilirken, atölye programı kapsamında boya koruma, detaylı temizlik, seramik kaplama, cam filmi, lastik tamiri, mini onarım, folyo kaplama ve çizik giderme gibi konular yer alıyor.

    Messe Frankfurt İstanbul ve Hannover Fairs Turkey işbirliğiyle gerçekleştirilen Automechanika Istanbul Fuarı Pazar günü Saat 18.00’a kadar ziyaret edilebilir.

  • Yalnız Kalma Hissi İntiharı Tetikliyor

    Türkiye Psikiyatri Derneği Örgütlenme Sekreteri Psikolog Şahut Duran, son günlerde artan intihar vakalarının çoğunun yalnız kalma hissi, işsizlik ve ekonomik sorunlardan kaynaklandığına dikkat çekti. Özellikle ergenlik döneminde artan intihar vakalarının ise ailelerin tutumuyla ilgili olduğunu ifade eden Duran, bu dönemde ailelerin çok serbestçi veya baskıcı bir tutum sergilemek yerine rol model olmalarının çocuğun gelişimi açısından önemli olduğunu söyledi.

    Manisa’da son günlerde artan intihar olaylarıyla ilgili Türkiye Psikiyatri Derneği Örgütlenme Sekreteri Psikolog Şahut Duran, önemli açıklamalarda bulundu. Duran, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl 800 bin kişinin intihar ettiğini söyledi. Duran, özellikle son 10 yılda intihar edenlerin sayısının arttığına dikkat çekerek, intihar hızının kadınlara göre erkeklerde daha fazla olduğunu belirtti. Duran, “İntihar hızı kadınlara göre erkeklerde daha fazla ama Doğu ve Güneydoğu’da kadınlar daha fazla intihar ediyor. Erkeklerde 35 yaşından sonra kadınlarda ise 15-29 yaş aralığında daha fazla oluyor. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda ergenlerde bir artışın olduğu gözleniyor” dedi.

    İNTİHARA SÜRÜKLÜYOR

    İntihara sürükleyen risk faktörlerinden bahseden Duran, “İşsizlik, ekonomik sorun, yalnız kalma intiharı tetikliyor. Sosyal konumda ortaya çıkan ani değişiklikler, düşük sosyal sınıftan olma, eğitimin sınıfının düşük olması, ailede intihar öyküsünün olması, aile içi şiddet önemli etkenlerden biridir. Ruhsal anlamda baktığımızda depresyon en önemli intihar nedenidir. İntihar edenlerin yüzde 75-80’inin intihar etmeden önce depresyonda olduğu düşünülüyor. Depresyon tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna göre aslında intiharı önleme konusunda depresyonu tedavi etmenin çok büyük bir öneme sahip olduğunu görüyoruz. Alkol ve madde bağımlılığı, şizofren de intiharı tetikliyor. Sevilen biri tarafından terk edilme, çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan travmalar etkiliyor. Ateşli silahlara ulaşımın kolay olması, birden fazla olayla aynı dönemde karşılaşma intihara neden oluyor” diye konuştu. İntiharı önlemeyle ilgili bilgiler veren Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yaşam amacı ve gelecek planının olması, iletişim becerilerinin iyi olması, kişinin kendini ifade araçlarını kullanması, yardım alma ve tedavi olma konusunda istekli olması önemlidir. Sosyal desteğin olması, yakın arkadaş ilişkilerine sahip olma, dini inanç, kadınlar için küçük çocuğun olması gibi etkenler koruyucu etkenlerdir.”

    NE FAZLA SERBESTLİK NE DE BASKI

    Ne fazla serbestliği, ne de baskıyı doğru bulmadıklarını ifade eden Duran, “Çok serbest bırakmak da iyi değildir tabii ki. Bebeklikten itibaren belirli sınırlar koyarsınız. Mesela on yaşındaki bir çocuğu emzirmeye kalkışmazsınız. Çünkü belirli bir ihtiyaca göre sınırlar koyarsınız. Yani sınır belirli ihtiyaca göre çocukluktan itibaren konması gereken bir durumdur. Aile eğitimi ve okul eğitimi için de geçerli bir durum olmakla beraber çok fazla serbestlik de çok fazla baskı da aynı yere çıkıyor. Kontrollü ve ergenin sorunlarını anlayabilmektir önemli olan nasihat vermek değil istenen. Çünkü çocuklar bu yaşlarda artık bir birey olduğunu göstermeye çalışıyor. Hayata, aileye ve kişilere karşı farklı isyanları olabiliyor. Ailesi ile çok iyi anlaşır ama bunu hayata yansıtır. Bu durum o yaşın bir özelliğidir. Kendini kanıtlama, gösterme çabası içerisindedir. O zaman çok serbest bırakırsanız sınırını bilmez en ufak bir ket vurma da çok farklı tepkiler verebilir. Ama bunu zaman içerisinde yavaş yavaş serbest bıraktığınız zaman onu daha rahat aşabilir. Mesela 15-16 yaşına gelmiş bir çocuğun önüne aniden bir engel koyuyorsunuz onu aşması çok zor olur. Ama zamanla küçük engellerle karşılaşırsa onları aşarak hem öz güveni gelişir hem de problemleri çözebilmeyi öğrenir. Çok fazla katı, çok fazla bastırılmış bir ergen için de depresyon oraya çıkabilir. Burada yaşam umudu, yaşam amacı kalmayınca intihar girişimleri artıyor” dedi.

    AİLE ROL MODEL OLMALI

    “Aile ve yaşadığımız sistem önemlidir” diyen Duran, şunları söyledi:

    “Ailelerin tutumu önemlidir ama o çocukların dışarıda kontrolü de önemlidir. Ailelerin birinci görevi çocuğu anlayabilmektir ve rol model olabilmektir. Nasihat etmek demiyorum rol model olma yani benim gibi yap değil de nasıl davranılması gerektiğini uygulayarak göstermek. Çünkü çocuklar sorunlarla baş etme yöntemlerini aile ile öğrenir. Mesela ailelerde bir çocuk da intihar girişimi yaşandıysa diğer çocuklarda görülme olasılığı daha fazla oluyor.

    Bu konuyla ilgili olarak Aile ve Sosyal Politikalar bünyesinde seminerlerin aktif olarak yürütülmesi ve eğitimlerin olması gerekir. Ailelerin ve çocukların bizzat bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi gerekir. Fakat bizler sonuç odaklı bakıyoruz. Yani sorunun sebebine değil de o an olan olayla ilgileniyoruz. Mesela ülkemizde bu konuyla ilgili olarak yeterli sayıda psikolog, sosyal psikolog yok, psikiyatri yok. Ama biz dernek olarak intiharı önlemeye yönelik olarak sağlık bakanlığıyla da ortak çalıştaylarımızı yapıyoruz. Tedavi yöntemleri üzerinde duruyoruz. Bu son zamanlarda her dört kişiden birinin depresyon yaşadığını varsayarsak üçte ikisi intiharı düşünürken, yüzde 15’i intihar girişiminde bulunuyor.”

  • Saydam: “İnsanlarda Hastalarının Dirilecek Hissi Var. O Yüzden Organ Bağışına Yanaşmıyorlar”

    Hatay’ın İskenderun İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Saydam, “İnsanlarda hastalarının dirilecek hissi var. O yüzden organ bağışına yanaşmıyorlar” dedi.

    3-9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ Bağışı Haftası nedeniyle Dumlupınar Mahallesi’nde 4 aydır böbrek nakli bekleyen 2 çocuk annesi Hamide Kekeç’e (43) ziyarette bulunan İskenderun İlçe Sağlık Müdürü Dr. Saydam, Türkiye’de beyin ölümü gerçekleşen her üç hastadan sadece birinin organ bağışında bulunduğuna dikkat çekti. Türkiye’de 22 bin hastanın böbrek nakli, 2 bin 250 hastanın karaciğer nakli beklediğini, toplamda ise diyalize giren 60 bin hasta olduğunu söyleyen Saydam, Türkiye’de 151 bin civarında hastanın organ bağışında bulunduğunu, bunların 700’ünün Hatay’da gerçekleştiğini söyledi.

    Vatandaşların organ naklinin nasıl gerçekleştiği konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığına vurgu yapan Saydam, “İnsanlarda hastalarının dirilecek hissi var. O yüzden organ bağışına yanaşmıyorlar. Belki buna biraz açıklık getirmek lazım. Organ bağışı bir kişinin organlarını diğer hastaya nakil etmek için birinci şartımız hastane ve yoğun bakım ortamında bir ferdin beyin ölümünün gerçekleşmesi gerekmektedir. Yani herhangi bir ölünün organları alınmıyor. Ya da dışarıda herhangi bir hastalık nedeniyle vefat etmiş hastanın organları alınmıyor. Şartımız yoğun bakım şartlarında beyin ölümü gerçekleşmiş sağlıklı bireylerin organları alınıyor. Tabi burada kişinin kendi organını bağışlaması da yeterli değil. Böyle bir olumsuz bir durumda yoğun bakımda olan bağışını yapmış olsa da birey mutlaka yakınlarının onayına da sunuluyor. Onlar eğer onayını verirse ondan sonra o kişinin organları alınıyor” dedi.

    Öz dayısının böbrek nakli beklerken vefat ettiğini ve zaman geçtikçe korktuğunu anlatan Hamide Kekeç ise, duyarlı insanların organ bağışında bulunmasını istedi.