Etiket: Hikayesi:

  • Film gibi organ nakil hikayesi

    Bursa’da karaciğerinde hepatit B’ye bağlı sirozun yanı sıra 5 santimetrelik tümör tespit edilen 36 yaşındaki Yücel Kanal, eşinin değerleri uymayan karaciğeri nakli için ameliyat masasına yattığı anda kadavradan karaciğer gelmesiyle hayata tutundu.

    Bursa’da karaciğerinde hepatit B’ye bağlı sirozun yanı sıra 5 santimetrelik kanser türü kitle tespit edilen 36 yaşındaki Yücel Kanal, kısa sürede karaciğer nakli için beklemeye başladı. Kanal’ın bu zor günlerinde akrabaları imdadına yetişti. Karaciğerinden bir parçayı vermeye gönüllü oldu. Nakil ameliyatı sonrası bu tip hastalarda nadiren görülen bir durum ortaya çıktı. Karaciğeri besleyen damar tıkanıklığı sebebiyle karaciğer fonksiyonunu yitirdi. Hayata tutunması için tek şansı olan yeni bir karaciğer nakli için beklenmeye başlandı.

    Yücel Kanal’ın bu zor günlerinde yanından ayrılmayan eşi Derya Kanal, kendi karaciğerini seve seve vermek istedi. Ama bu kez de karı kocanın nakil olduktan sonra küçük de olsa bir risk ortaya çıkaracak düşük oranları risk olarak gösterildi. Nakil olması gereken sürenin sonuna gelindiğinde eşi, karaciğerini vermek için ameliyat hazırlıklarına başladı. Eşi Derya Kanal ameliyat masasına yattığı sırada İstanbul’da kadavra karaciğer bağışı bulunduğu haberi geldi.

    Genel Cerrahi Uzmanları Dr. Hikmet Aktaş, Dr. İmam Bakır Batı ve ekibi tarafından gerçekleştirilen başarılı nakil işleminin ardından Yücel Kanal kısa süre içerisinde sağlığına kavuştu. Ameliyat sonrasında duygularını ifade eden Yücel Kanal, “Ameliyattan çıktığımda eşimin bana organ verdiğini sanıyordum. Ama onu karşımda görünce büyük bir şaşkınlıkla eşime baktım ve mutlu oldum. Gözlerime inanamadım. Organ bağışlayan aileye sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Hayatını kaybeden bir insanın karaciğeri ile yeniden doğacağımı söyleseler rüyamda inanmazdım” diye konuştu.

    Eşine son saatlerde uygun organ bulunmasını Allah’ın bir lütfu olduğunu ifade eden Derya Kanal, “İnsan kendi başına gelmeden organ bağışının önemini anlamıyor. Bu bağış olmasaydı eşim belki de hayatını kaybedecekti. Bağış sayesinde eşim ikinci baharını yaşıyor” dedi.

    Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Hikmet Aktaş ise, “Özellikle siroz hastalarında hepatosellüler kanser görülme riskinin çok yüksektir. Türkiye’de yeterince organ bağışı yok. Hayati riski olan hastamız, yaptığımız nakil sonrasında sağlığına kavuştu. Organ bağışı sayesinde bir hayat daha kurtuldu” şeklinde konuştu.

  • (Özel haber) 45 yıllık sigara bağımlısının ibretlik hikayesi

    Şırnaklı Ahmet Şan, 12 yaşında başlayıp, 45 yıl kullandığı sigara yüzünden 14 kez ameliyat olup, 2 bacağını kaybetti. Şan, sigara içenlerin kendisini ibret almasını istedi.

    Şırnak’ta 12 yaşında sigaraya başlayan ve 45 yıl boyunca kullanan 9 çocuk babası 76 yaşındaki Ahmet Şan’ın hikayesi, sigara kullananlar için ibretlik türden. 45 yıl boyunca günde yaklaşık 3 tabaka sigara içen ve bu yüzden 14 ameliyat geçiren Şan, 2 bacağını da kaybederek, koltuk değneğine mahkum oldu. Şan, hikayesinin sigara içenlere ibret olmasını istedi.

    Anjiyo, göz ve kulak için 14 kez bıçak altına yattığını anlatan Şan, “12 yaşında başladım sigara kullanmaya. 45 yıla yakın sigara içtim. Bu süre içerisinde toplam 14 ameliyat geçirdim. Sigara nedeniyle bacaklarımın böyle olacağını bilmiyordum. Bir sıkıntı olmaz sanıyordum. Ancak doktor da benden sürekli bırakmamı istiyordu. Yavaş yavaş parmağımda yara çıktı. Doktora gittim. Dediler bu parmağı kesmemiz lazım. Ben de razı oldum ameliyat olmaya. Sonra karın bölgesinden her iki taraf kesilerek ameliyat edildim. Bir hafta hastanede kaldım ve parmağım da iyileşti. Doktorlar sigara içme demişlerdi. Sonra etkisi tam geçmemişti. Mecbur oldum, tekrar gittim hastaneye. Bu kez sağ ayağımı kestiler. Sağ ayağım iyileşti. Sigarayı bıraktım. Ancak sigara içilen yerlere gidiyordum. Kahvede, çalıştığım yerde sigara içiliyordu. Sonra sol ayağıma da vurdu. Doktora tekrar gittim. Artık sigara içmediğimi söyledim. Doktor da, ‘Sigara içilen ortamda bulunuyor musun?’ dedi. ‘Sigara içilen ortamda bulunduğun için böyle oldu’ dedi. Önce ayak parmaklarımı kesti. Ayak ağrılarım geçmeyince tekrar hastaneye gittim. Sonra da sol ayağımı kestiler. O gündür bu gündür böyle geçiniyorum” dedi.

    “Sigara kullananlar beni örnek alsın”

    19 yıldır sigara kullanmadığını anlatan Şan, “9 çocuğum var. 3 kız, 6 erkek. Bir kızla bir erkek içmiyor. Diğerleri içiyordu. Böyle olduktan sonra 2 oğlan ve eşim bıraktı. İşte örnek oldu onlara. Sigara içenlere sesleniyorum. Beni örnek alsınlar. Kendi çocuklarıma da söylüyorum ama kullanıyorlar. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bazılarının sigara ve çakmaklarını kırıyorum, atıyorum. Sürekli tembih ediyorum. Hiç kimse sigara içmesin” diye konuştu.

    Artık ne kahveye ne de çarşıya gidemediğini dile getiren Şan, sigorta sayesinde protez yaptırdığını, bir akülü arabaya ihtiyacının olduğunu vurguladı.

  • Kaldırımda uyuyan pembe montlu kızın yürek burkan hikayesi

    Fatih Balat’ta, kaldırımda uyurken fotoğrafı ile gündeme gelen pembe montlu Suriyeli çocuğu Suad, “Küçük kardeşim için bebek bezi ve süt istiyorum. Okuyup doktor olmak, hastaları iyileştirmek istiyorum” dedi.

    Fatih’in Balat semtinde, 2 gün önce sabaha karşı trafik lambalarının hemen yanındaki bir kaldırımda uyuyan Suriyeli küçük kız çocuğu Suad’ın 3 yıl önce Suriye’deki savaştan kaçıp annesi ve dedesiyle İstanbul’a geldiği öğrenildi. Fatih’te ailesiyle beraber yaşayan Suad’ın babasının ise Suriye’de 2 senedir esir olduğu ortaya çıktı.

    O fotoğrafın hikayesi

    5 yaşında olan ve Türkçeyi henüz tam olarak konuşamayan Suad, amcasının yardımıyla o fotoğrafın hikayesini anlattı. O fotoğraf çekildiğinde Suad’ın yanında olduklarını söyleyen 13 yaşındaki Muhammed, “Amcası oluyorum ben Suad’ın. O fotoğraf çekildiğinde biz yanındaydık. Uyuyordu orada, yorulmuştu. Sabah 7 ya da 7 buçuktu saat. Orada bütün gece durmuyoruz. Sabahları birkaç saat mendil satmaya gidiyoruz. Suad’ın babası Suriye’de esir. Suad, babasını 2 sene önce gördü son olarak, İstanbul’a geldiğinde babası orada kalmıştı” dedi.

    “Doktor olup hastaları iyileştirmek istiyorum”

    Konuşabildiği kadar Türkçesiyle hayallerini ve isteklerini anlatan Suad, “5 yaşındayım. 3 sene önce Türkiye’ye geldik” dedi. “İnternetteki fotoğrafını gördün mü?” sorusuna evet cevabını veren Suad, hayallerini ve isteklerini anlatarak, “Evimize kira istiyorum. Küçük kardeşim için bebek bezi ve süt istiyorum. Okula gitmek istiyorum. Okuyup doktor olmak, hastaları iyileştirmek istiyorum” diye konuştu.

    Harabe evde 3 aile yaşıyor

    Babasının Suriye’de esir olduğunu söyleyen Suad, annesi ve küçük kardeşi Muhammed ile dedesinin evinde, amcalarıyla beraber yaşıyor. Harabe halde olduğu görülen ev için 900 TL kira ödediklerini söylüyorlar ve yüksek kira ücretinden şikayet ediyorlar.

  • Fiji Adaları’ndan Türkiye’ye bir demokrasi hikayesi

    Fiji Adaları’ndan gelip Türkiye’ye yerleşen Genetik Mühendisi Abdul Kutub Rabbani, Zeytinburnu’nda vatandaşlarla birlikte demokrasi nöbeti tutuyor. 15 Temmuz gecesi tanklara karşı mücadele eden Rabbani, “Eskiden kendimi burada yabancı gibi görüyordum ama 15 Temmuz gecesinden sonra artık ben de Türk’üm” dedi.

    Dünyaya gözlerini Hristiyan olarak açan Yeni Zelandalı Abdul Kutub Rabbani, Fiji Adaları’ndan gelerek Türkiye’ye yerleşti. 9 dil bilen Genetik Mühendisi Rabbani Zeytinburnu’nda vatandaşlarla birlikte demokrasi için nöbet tutuyor. Darbe teşebbüsü gecesi vatandaşlarla birlikte tanklara karşı mücadele eden Rabbani, sonraki günlerde de demokrasi nöbetini devraldı.

    Zeytinburnuluları yalnız bırakmayıp meydanlara inen Rabbani, Allah beni o geceye şahit yazsın. 15 Temmuz gecesi evdeydim. Televizyondan Boğaziçi Köprüsü’nün askerler tarafından trafiğe kapatıldığını duydum. Tabi sebebini bilmiyorduk. Sonra askerlerin köprüyü trafiğe kapatma sebebi netleşti. Meğer bir gurup cuntacı, vatan haini darbe girişimine kalkışmış. O an ne yapacağımı bilemedim. Duyduklarıma inanamıyordum. Ardından televizyonda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı gördüm. Bu darbe girişiminin başarılı olacağına asla inanmıyorum. Tarih boyunca darbecilerin hiçbiri asla başarılı olamamıştır. Her partiden, her siyasi görüşten akın akın insanlar sokaklara dökülüyordu. Hemen üstümü giyindim ve herkes gibi ben de meydanlara indim sonrası malum. Türk vatandaşlarla birlikte tanklara karşı meydan okuyup, milli iradeye sahip çıktık. Gecenin sonunda kazan demokrasiydi ve artık ben de Türk’tüm.” dedi.

    “Okul yoktu, hocalar yoktu, minareler yoktu”

    İngiliz sömürgesi olan Fiji Adaları’nda dünyaya geldiğini söyleyen Rabbani, ülkesinde yaşadığı yıllarda okul, minare, Kur’an-ı Kerim gibi Müslümanlığa dair hiçbir emarenin yer almadığını söylüyor. Rabbani, “Türkiye’de 11 yıldır ikamet ediyorum. Öyle bir yerden Türkiye’ye gelerek Müslüman olmaktan gurur duyuyorum. Çanakkale Savaşları’nın ruhunu kalbimin derinliklerinde yaşıyorum. Çünkü Türkler kadar Çanakkale Savaşları’nın hikayesini iyi biliyorum. O destansı hikayelerin hepsini okudum, dinledim. Okudukça o günlere gider gibi oluyorum. Okudukça ’Aman Allah’ım ne büyük bir fedakarlık’ deyip bugünlerin kıymetini daha iyi anlıyorum. Türkler fedakar bir nesle sahip oldukları için çok şanslı. 15 Temmuz gecesi o ruhun dededen toruna geçen bir miras olduğunu da tüm dünyaya bir kez daha gösterdiler.” diye konuştu.

    “Şehit olmak için hazırım”

    15 Temmuz gecesi şehit olmadığı için utandığını söyleyen Rabbani, özgürlük için, hürriyet için, istiklal için o gece şehit düşenleri çok kıskandığını söyledi. Rabbani, “Türk milletini darbe gecesi gösterdiği duruşundan dolayı tebrik ediyorum. Türkiye’nin ekmeğini yiyen, suyunu içen, üniformasını giyen vatan hainlerinin yaptığının dünyada emsali yok. Halen bu durumu kabullenemiyorum.” dedi.

    Yaşananları halen kendi içinde sorguladığını ifade eden Rabbani, “Dinimizi yozlaştırmaya çalışan dış güçler var. Bu hainler de onların maşalığını yapıyor. Ama canımı, malımı bu topraklar için feda etmeye hazırım. Bu vatan, şanlı Türk atalarından bize emanet ve onu korumak için her şeyi yapmaya hazırım.” şeklinde konuştu.

    “Hiçbir ağaç sahipsiz olmasın”

    15 Temmuz gecesi sabaha kadar dua ettiğini hemen oradan da camiye geçerek Kur’an-ı Kerim okuduğunu anlatan Rabbani, “Hiçbir taş sahipsiz olmasın, hiçbir ağaç sahipsiz olmasın, hiçbir bağ, hiçbir bahçe sahipsiz olmasın çünkü düşman sahipsiz bulunca sahip olmak istiyor. Bu ezan için binlerce insan can verdi. Tarih kitaplarında bunların sayısız örnekleri var. Bu toprakların kıymetini, bilmemiz lazım. Tüm Müslüman alemi bir araya gelerek silkelenip kendine gelmelidir. İşte o zaman düşmanlar bize karşı koymayacaktır.” dedi.

    Rabbani, trafikteki kavgalardan, ekmek tüketimine, topraklara attılan bombalardan, bilinçsizce avlanan balıklara kadar insanın kendine çeki düzen vermesi gerektiğini söyledi. “Bu yaşadığımız olay bizi ders oldu” diyen Rabbani, “Kendimize gelelim. İslam alemi olarak silkelenelim, sırf ‘neden bana yan baktın?’ olaylarından bile insanlar birbirini öldürür oldu. Tüm bunlara bir son vermek adına toplum olarak bilinçlenelim.” ifadelerini kullandı.

    “Artık ben de Türk’üm”

    “Türkiye toplum olarak diğer İslam ülkelerine örnek olmalı çünkü aslında tek bir savaş var, hak ve batıl savaşı” ifadelerini kullanan Rabbani, “Bizler Hak tarafındayız ve bu savaş sadece topla tüfekle kazanılmaz. Baştan aşağı her alanı kaplayan bir savaştır. Kalbimiz nur ile dolmalı, birbirimize şefkat ve merhametle yaklaşmalıyız. Eskiden kendimi burada yabancı gibi görüyordum ama 15 Temmuz gecesinden sonra artık ben de Türk’üm” diye konuştu.

  • İzmir’den Kanada’ya uzanan başarı hikayesi

    Yaşar Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde okurken tanışıp mezun olduktan sonra evlenen Yasemin ve Can Bozdağan çifti, dünyanın dev bilgisayar şirketlerinin gözdesi oldu. Evliliklerindeki mutluluklarını iş hayatlarındaki başarılarıyla taçlandıran genç çift, IBM ve Megamation Systems’da çalışırken Google ve Amazon’dan da iş teklifleri almaya başladı.

    Yaşar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden 2010 yılında birincilikle mezun olan Can Bozdağan, yurt dışında eğitim hayallerine gerçekleştirmek için Kanada’da bulunan Dalhousie Üniversitesi’ni tercih etti. Tam burslu olarak kabul edildiği yüksek lisans programını başarıyla sürdüren Can Bozdoğan, aşık olduğu ve şu an eşi olan Yasemin Bozdoğan’ı, Dalhousie Üniversitesi’nde yüksek lisans programına katılması için teşvik etti. Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden 2011 yılında üçüncülük ile mezun olan Yasemin Bozdoğan da, Dalhousie Üniversitesi’ne tam burslu olarak kabul edildi. Yüksek lisans programlarından başarıyla mezun olan ikili, daha sonra sektörlerinde dünya devi olan IBM ve Megamation Systems’da çalışmayı tercih etti.

    Google ve Amazon’dan teklif alıyor

    Yaşar Üniversitesi’nde öğrenciyken yurt dışında eğitim almak adına gereken donanım için çaba sarf ettiğini anlatan Can Bozdoğan, “Yurt dışında eğitim almak en başından beri hayalimdi. Bu yüzden yabancı dil eğitimime çok önem veriyordum. Okulumdaki eğitimin yüzde 100 İngilizce olması da işimi çok kolaylaştırdı. Daha sonra okuldan birincilikle mezun olup yazılım alanında merkez olan Kanada’ya gitmeye karar verdim. Dalhousie Üniversitesi yüksek lisans programına tam burslu olarak kabul edildim. Tabii okulda tanıştığım, şimdi eşim olan Yasemin ise bu sırada eğitimine devam ediyordu. 2011 yılında Yasemin de mezun olduktan sonra onu da Kanada’da yüksek lisans başvurusu için teşvik ettim. Başarılı bir öğrenci olduğu için o da kabul edildi. İkimiz de başarıyla mezun olduk ve alanında dünya devi olmuş şirketlerde çalışıyoruz. Her yıl Google ve Amazon’dan iş teklifleri geliyor. Ancak bu şirketlerin merkezlerinin Amerika’da bulunması nedeniyle tekliflerini daha sonra değerlendirmeyi düşünüyorum” dedi.

    “Hem hayatımın aşkını hem de işini buldum”

    Yaşar Üniversitesi’nde aldıkları eğitim sonrası yurt dışı eğitim hayallerini gerçekleştirme imkanı bulduklarını anlatan Yasemin Bozdoğan da, “Yaşar Üniversitesi, hem hayatımın aşkını bulmamı hem de kariyerimi isteklerim doğrultusunda gerçekleştirmemi sağladı. Can ile üniversitede tanıştık. Sonra Can yüksek lisans için Kanada’ya gitti. Ben de ondan bir yıl sonra Kanada’da buldum kendimi. Başarılı bir şekilde yüksek lisans eğitiminden mezun olduktan sonra şu an IBM’deyim. Dalhousie Üniversitesi’nde öğrenciyken IBM çalışanları okula gelmişlerdi. O zaman CV’mi vermiştim. Sonra beni aradılar ve iki yıldır çalışıyorum” diye konuştu.

    “Hayal edin, imkansız yok”

    Öğrencilere kariyerleri noktasında tavsiyelerde bulunan Bozdoğan çifti, şöyle devam etti:

    “Öğrenci oldukları dönemde geleceklerini planlamaya başlayıp ve buna göre yollarını belirlesinler. Okudukları bölümün hangi dalında çalışmak istediklerine mezun olmadan karar verip derslerini ona göre seçip hayatlarını ona göre yönlendirsinler. Yurt dışı planı olan arkadaşlarımız ise İngilizce bilmenin çok ciddi bir öneme sahip olduğunu unutmasınlar. Okuldaki hocalarımız yönlendirme konusunda zaten çok yardımcı oluyorlardı. Bu yüzden okulun her imkanını sonuna kadar kullanmalarını tavsiye ediyorum. Hayal etsinler, imkansız diye hiçbir şey yok. Ne istediklerini bilmek ve fırsat geldiğinde hazır olmak çok önemli.”